1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 4  |
 |
Süha
14 yıl önce - Pzr 14 Hzr 2009, 15:49
Biraz ileriyi düşünmek lazım yani belki gün gelir bu yüzden hastane gemilerin 1 tanesi yetmez 5 veya daha fazlasına ihtiyaç duyulur. O yüzden bu gemi projesinde büyük ve kapsamlı düşünmeli sahil şeridimizdeki bütün illerin toplam insan sayısına orantılı gemiler alıp tatbikatlar yapmalıyız. İş işten geçmeden canlar yanmadan daha duyarlı olunup bu konuda somutlar atılmasını istiyorum.
|
 |
turgutakbaş
14 yıl önce - Pzr 14 Hzr 2009, 20:20
| Alıntı: |
1750'lerden sonraki 250 senelik dönem sonunda 1999 depremi oldu zaten... Büyük addedilen deprem, 1999'daki bu sarsıcı şiddettir işte... Kentte yüzlerce binanın yıkılmasına ve 1000 civarı insanın ölümüne yol açmıştır. Yoksa İstanbul tandanslı bir deprem olamaz, çünkü İstanbul'un içinde fay yok. Bu şiddette bir sarsıntı bekleyerek hergün sıkıntıya girmenize gerek yok...
250 sene periyodu inşallah 1999'da tamamlandı. Bu şiddetteki bir zelzele 2250 civarlarında olacak... Ancak her 33 senede bir orta ölçekli (1967 Adapazarı depremi örneği) ve her 100 senede bir de orta-yüksek şiddette depremler (1894 Çınarcık çukurluğu depremi) vukubulmaktadır. Bunların kavuşumu 1999'da tamamlandı. İlk riskli orta şiddetli zelzele 2025 civarında, ilk orta-yüksek şiddetli olanı da 2100 civarında olmalı bu şaşmaz hesaba göre...
Akın KURTOĞLU |
akın üstadım malesef yanlışın var 1999 daki istanbul depremi değildir ... beklenen istanbul depremi prens adalarına çok yakın bir yerde marmara denizinin içinde olacak ... 1999 depreminde fay adapazarı kesiminden kırıldı ... ve şuan istanbul kısmına geldi ...
aman dikkat bu çok önemli bir mevzu marmara denizinin dibindeki fay daha kırılmadı ... dediğin gibi istanbul içerisinde fay yok ... zaten bu 250 yıllık depremlerin hiçbirisi direk istanbulun içinde olmadı hepsi marmara denizinde oldu ... hatta bizans dönemi fosillerinden 5 metrelik tsunamilerin bile olduğunu biliyoruz ...
daha detay vermem gerekirse kuzey anadolu fay hattı doğudan batıya doğru ilerliyor ... her 250 yılda bir yeniden en doğumuzdan başlıyor ve batıya doğru ilerliyor ... bu kayma esnasında ise seninde dediğin gibi akın üstadım 33 ila 50 yıllık periyodlarda ufak 100 yıllık periyodlarda orta ve her 250 yılda bir küçük kıyamet yaşanıyor ... deminde dediğim gibi kırılan fay adı üzerinde adapazarında idi ... istanbul depremi ise malesef çok yakın benden söylemesi ...
|
 |
Akın Kurtoğlu
14 yıl önce - Pzr 14 Hzr 2009, 20:55
Turgut'çuğum, İstanbul depremi diye birşey yoktur. Kentin çevresinde olan depremlerin verdiği zararın ölçüsüne göre İstanbul da bundan az ya da çok nasibini alır. Prens Adaları'nın altından geçen faylar kısa, yanal atımlı ve tali faylardır. Bunlar 4.5 şiddetinin üzerinde sarsıntı üretemezler. Lokal faylardırlar. Fakat yüzeye yakındırlar. Benzer şekilde kuzey-güney doğrultulu Boğaziçi ve hatta Kâğıthane fayları dahi mevcuttur. Ama bunlar ana kırıkla irtibatlanmadıkları için küçük sarsıntılar yaşarlar. Asıl Marmara bölgesini sarsan fay ise denizin ortasından ve altından geçer ki, bu da Yalova'nın biraz doğusunda ikiye ayrılarak çatallaşır. Üst dal Marmara'yı ortadan katederken (Çınarcık çukuru denilen bölgeden de geçerek), alt dal güney Marmara sahillerine paralel ilerler.
1894'deki zelzele İstanbul'da olmadı ki. Marmara'nın ortasında oldu. Yani Çınarcık çukuruna dek ulaşan bir çizgi üzerinde... Bu sarsıntı kentteki çürük ve eğreti taş binaların yıkılmasına yol açtı. 1999 depreminin daha düşük bir benzeridir. Bakın size sağlam bir örnek vereyim: Sultanahmed Atmeydanı'ndaki dikilitaşlar, zemine tam olarak oturmamış binlerce yıllık mazisi olan taşlardır. İstanbul binlerce yıldır bu kadar sarsıntı atlattı. Ancak bunların devrildiğini hiç işitmedim. Kezâ Çemberlitaş'ın da. Ya da Bozdoğan Kemerleri veya Selâtin camilerin minarelerinin... 7-8 şiddetinde etki hissettiren bir depremde bunların ayakta kalabilmeleri imkânsızdır. Mutlaka devrilirler. Bugüne kadar bu narin yapıları savurup atabilecek bir zelzele olmadı, inşallah bundan sonra da olmayacaktır. Siz bakmayın basının bir kesiminin sallamalarına... Haber olsun da torba dolsun mantığı. Bliimsel araştırmalardan uzak, günü kurtarmaya dayalı geyiklerle bezeli haberler işte...
Oysa ki "Le Suroit" (Le Suar) gemisinin, Marmara denizi altındaki kesin kırılmayla ilgili en son raporları basında küçük köşelerde yer buldu. Nedense halkı ferahlatacak haberler ısrarla gözden uzak yerlere iliştirildi.
| Alıntı: |
Bunun üzerine Fransız, İtalyan, Japon ve Amerikan bilim adamlarıyla birlikte hazırlanan uluslararası projeler kapsamında Marmara Denizi'ne Le Suroit (Eylül 2000), Odin Finder (Ekim-Kasım 2000) Urania (Mayıs-Haziran 2001), Nadir (Ağustos-Eylül 2001) ve L'Atalante (2002) gemileri getirildi. Avrupa Birliği fonları ve TÜBİTAK'ın mali desteğiyle yapılan araştırmalarda ortaya çıkan veriler, 8'lik deprem senaryosunu doğrulamadı. Marmara'da inceleme yapan Fransız Le Suroit gemisi, 'Fay tek parça kırılır' ve 'Fay çok parça kırılır' tezlerini araştırdı. Projede yer alan bilim adamlarından Celal Şengör, fayın tek parça olduğunu iddia etti. Rolando Arminjo ve Bertrand Meyer ise buna şerh koydu. Raporda, "Marmara'yı boydan boya kat eden yanal atımlı fay sistemi modeli Marmara gerçeğiyle uyuşmuyor." ifadeleri yer aldı. Ancak kamuoyunda sadece Şengör'ün görüşleri yer aldı.
Yine 2000 yılında İtalya Bilim Araştırma Kurumu'na ait Odin Finder gemisinin 8 gün süren çalışmasında, "Marmara Denizi'nin kuzey kıyılarında 100 metre su derinliğinden daha sığ kıta sahanlıklarında aktif olabilecek önemli bir faya rastlanmamıştır." sonucu çıktı. Odin Finder'den sonra getirilen Urania gemisi ile yapılan araştırmalarda ise, "Marmara'nın dibinde derinde vadiler tespit edildi. Bu 'kanyonlar' aktif deprem üretmeye hazır." bilgisine ulaşıldı.
2001'de Marmara'da araştırma yapan Nadir gemisinin sonuçları, 'Earth and Planetary Science Letters' dergisinde yayımlandı. Raporda fayın çok parçalı olduğuna, kırılmanın da parçalı olacağına vurgu yapıldı.
2002 yılında dünyaca ünlü yer bilimci Rolando Arminjo başkanlığında Fransız L'Atalante gemisi ile yapılan araştırmada da farklı sonuç çıkmadı. L'Atalante gemisine bağlı Victory denizaltısı yardımıyla Marmara'nın son yüzyılda oluşmuş depremlerin fay yarık ve yırtıkları haritalandı. 13 kurumdan 23 bilim adamının imzasını taşıyan rapor, Türkçeye çevrilmediği gibi Türkiye'de de yayımlanmadı. Rapor, 2005 yılında Amerikan Jeofizik Birliği resmi internet sitesi G3'te yer aldı. Raporun devamı ise 2007 yılında Nicolas Pondard başkanlığında Jeophysic International dergisinde yer aldı. Bu raporda da, Le Pichon ve Celal Şengör tarafından 1999 depreminden beri ısrarla vurgulanan ve Marmara Denizi'ni boydan boya kat ederek kırıldığı zaman 8 büyüklüğünde deprem oluşturacağı iddia edilen 180 km'lik fay hipotezini destekleyen hiçbir veriye rastlanmadığına vurgu yapıldı.
Sonuçları kasten sakladılar
"Raporlar, büyük deprem senaryosu yalan çıktığı için kamuoyundan gizlendi ve Türkçeye çevrilmedi." diyen İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, deprem sonrası yapılan açıklamaların kamuoyunu yanıltmaya yönelik olduğunu savunuyor. Üşümezsoy şunları söylüyor: "Bir taraftan 8 büyüklüğünde deprem olacak diye beyanatlar verilirken, bu iddiayı yalanlayan bilimsel verileri yalnızca bilim ortamına sunmak, toplumdan bu sonuçları saklamak anlamına gelir." |
http://www.yediiklim.net/news_detail.php?id=529
NOT: Fay 1999'da Çınarcık çukurluğunu da atlayacak ölçüde kırıldı. Kuzey, güney ve kuzeybatısına verdiği zarar zaten bunun en büyük şahididir. Adapazarı'ndan sonra Gölcük-Yalova-Çınarcık çizgisi tamamıyla kırılarak, denize saplanmış ve orada da kırılma batı, kuzeybatı yönünde devam etmiştir. Turgut, maalesef kimileri 1999'da İstanbul'daki insan zayiatından tatmin olmadılar ki, ille de milyonların ölmesini istedikleri bir yenisini bekliyorlar 10 senedir... Allah'tan "faylar" bu dolduruşlara gelmiyorlar... Şimdi siz asıl 17 Ağustos 2009 geceyarısında büyük deprem bekleyenleri seyredin yaz boyunca...
Akın KURTOĞLU
|
 |
turgutakbaş
14 yıl önce - Pts 15 Hzr 2009, 00:08
akın hocam dediklerin bir yere kadar doğru ... ama fatih caminin neredeyse tamamen çökmesi ve bir çok caminin kubbelerinin yıkılması minarelerinin devrilmesi gibi hadiseler yaşandı istanbulda ... ayrıca istanbul günümüze kadar taş bina neredeyse hiç inşa etmedi ... devamlı surette 2-3 katlı ahşap binalar kullanıldı ki bu binalar depremde esneyerek hiç hasar görmediler ve yıkılmadılar istanbulun ama bu yüzden ana sorunu yangınlar olmuştur osmanlı çok uğraşmıştır yangınlarla ...
günümüzdeki betonarme yapılar ne ahşap binalar kadar esnek nede selatin camiler kadar dayanıklıdır ... isterse 500 yıllık olsun kullanılan malzeme işçilik ve mimari teknik camilerde muhteşemdir ... betonarme yapıların bir çoğu kaçak, betonu depreme dayanıklı kabul edilen C-30 seviyesinin altındadır ...
bu tip bir konuda bende deprem olsunda yıkılsınlar demiyorum ama oldukça karamsarım ... ha üstadım sakına korkmayınız ben televizyon bile izlemeyen bir insanım ... sermayenin batı hegemonyasının korku toplumu terör toplumu yaratmak adına yaptıklarını biliyorum ... fakat celal şengörün diğer konuşmalarına bakarsak sakıncalı noktaları görebiliriz ...
1999 depreminde avcılarda bile betonarme binaların yıkıldığınada dikkatinizi çekmek isterim ...
bir diğer küçük kıyamet 1509 depremiyle ilgili bilgileride buraya yazıyorum :
| Alıntı: |
1509 Büyük Istanbul Depremi: Küçük Kıyamet
Merkez üssü Adalar yakınında olan depremde, 160 bin kadar nüfuslu kentte 5-6 bin kişi ölmüş, Fatih Camii, Galata Kulesi önemli hasarlar görmüş, dalgalar kent içlerine kadar yürümüştü !
10 Eylül 1509 depremi hemen Adalar önünde oluşmuş ve İstanbul'da büyük hasarlar yapmıştır. Bu deprem halk arasında Küçük Kıyamet olarak adlandırılmıştır. Makrosismik gözlemlerin ışığında bu depremin büyüklüğü Ms > 7.4'tür. Ambraseys ve Finkel (1990; 1995) bu depreme ait tarihsel verileri büyük bir titizlik içerisinde inceleyerek şu bilgileri sunmuşlardır:
* Depremden 30 yıl önceki bilgilere göre, İstanbul ve Galata'nın nüfusu 160,000 civarındaydı ve 35,000 yerleşim birimi mevcuttu. Depremde nüfus oranı daha fazlaydı..
* 10 Eylül 1509 depremi sonucunda, 1000 ev yıkıldı ve 4000-5000 kişi hayatını yitirdi. Ölenler arasında Osmanlı Hanedanından 3-kişi vardı. Vezir Mustafa Paşa ve emrindeki 360 atlı süvari öldü. Bu tarihsel belgelerde, İstanbul ve Pera'da hasara uğramayan hiç bir evin kalmadığı rapor edilmiştir.
* Bu deprem sırasında, şehir surları da oldukça büyük hasara uğramış, Eğrikapı'dan Yedikule'ye kadar yıkım gözlenmiştir. Ayrıca, Edirne kapısı, Silivri kapısı ve Yedikule gibi ana giriş kapıları ağır hasara uğramıştır. Ishak Paşa kapısı, Topkapı sarayı duvarlarının, Hastalar Kapısı ve Kayıklar kapısı arasında yıkıldığı gözlenmiştir. Söz konusu duvarlara yakın birçok evin denize battığı görülmüştür. Galata duvarları ve Galata kulesinde hasarlar gözlendi. Fatih Camisi'nde çok ağır hasar gözlendi. Minareleri, kubbesi, duvarları yıkıldı, demir parmaklıkları kıvrıldı. Sultan Beyazıt (İmaret) camisi, medreseler, Karaman pazarındaki birçok iş yeri, Davud Paşa mescidi, St. John Theologos kilisesi, Dikilitaş, Beşiktaş gibi birçok bölgede hasar gözlendi. Bazı belgelere göre, birçok kervansaray, hamam, mescid yıkıldı.
* İstanbul ve Pera'nın bazı bölgelerinde, yerde yarılmalar, su ve kum fışkırmaları gözlendi. Deprem sonrasında oluşan dalgalar surları, Galata ve İstanbul'daki birçok duvarı aşmış ve hasar oluşturmuştur.
* Depremden sonra yapılan tamirlerden anlaşıldığına göre, Anadolu Hisarı, Yoros Kalesi, Boğaziçi, Rumeli Hisarı, Kızkulesi, Haliç ağır hasar görmüş.
* Heybeliada ve Burgaz adasında bir çok cami ve kilise ağır hasar görmüş. Çekmece'de bazı köprüler, duvarlar ve
Silivri kalesi hasara uğramış.
* Gelibolu'dan Edirne'ye kadar birçok yerleşim birimindeki yapılar ağır hasar görmüş ve özellikle Çorlu halkı depremden sonraki korkudan dolayı iki ay kadar yeni yapılan evlere girmemiş. Bursa şehrinde kısmen hasar gözlenmiş ve İznik'teki bazı yapılar depremden sonra tamir edilmiş. Bolu şehrine ait surlar ve kuleler yıkılmış, fakat ölüm gözlenmemiş.
* Bu depremin oldukça geniş bir bölgede, Yunanistan'dan Mısır-Nil Delta'sına ve hatta Avusturya'da hissedildiği rapor edilmektedir. Artçı depremler aylarca sürmüş ve büyük depremler Edirne'den Athos'a kadar hissedilmiş (En önemlileri: 23 Ekim 1509; 16 Kasım 1509; 10 Temmuz 1510 ve 26 Mayıs 1511). 10 Eylül 1509 depreminden sonra, Osmanlı Sultanı İmparatorluğun her bölgesinden toplattığı 66,000 işçi, 3000 ustabaşı ve 11,000 asistanı görevlendirerek imar işlerini başlatmış. Ayrıca, halktan deprem için özel bir vergi toplatmış, ve Mart-Haziran 1510 tarihleri arasında hasarlar tamir edilmiş. |
keza 1766 depremiyle ilgili bilgilerde burda : http://www.reklam_link/de2/zelzele/istanbul3.html
internet sitesi koftidir ama nereden alıntı yaptıysa dip notları sağlam
|
 |
Süha
14 yıl önce - Pts 15 Hzr 2009, 00:20
Sonuç olarak afetin ne zaman olacağı belli olmadığından bu gemiler için elimizi çabuk tutmalıyız. 
|
 |
Akın Kurtoğlu
14 yıl önce - Pts 15 Hzr 2009, 00:25
Turgut, yazdıklarının çoğuna katılıyorum. Lâkin "Kıyamet-i Sugra" adı verilen zelzele konusunda farklı notlar gelmiştir günümüze kadar. Bir kısmı Marmara'daki sur duvarlarını yaladığından bahsederken, bazıları surları aşarak kentin iç kısımlarını sular altında bıraktığını yazmaktadır (Evliya Çelebi'nin torunları olsa gerek).
Marmara; boyut itibarıyla 20-25 metre yüksekliğinde dalga üretecek bir deniz değildir. Tsunami'nin oluşabilmesi için birtakım geometrik kriterler gereklidir. Sathın en ve boy olarak genişliği, derinlik gibi donelerin bileşimi netiecesinde yüksek ölçekli tsunamiler oluşur. Burada 20-25 metrelik dalgaların oluşması abartılıdır. Makul olarak not düşülen maksimum 5-6 metre yükseklik ise, zaten İstanbul'da lodoslu havalarda sık sık yaşanan bir durumdur. Sahilyolu 3-4 metrelik dalgalarla saatler boyunca dövülür. Orkozda ise Boğaziçi'nde deniz yüksekliği 70 ilâ 100 santim arasında yükselip alçalır.
Fatih Camii, evet gerçekten de hasar görmüştür. Ama maalesef caminin bulunduğu tepelik, İstanbul'da zemini pek de sağlam kabul edilmeyen bir noktadır. Altı dehlizlerle çeşitli ebattaki sarnıçlarla ve hatta yeraltı sularının geçtiği doğal kanallarla örülü bir mevkidedir. Bundan dolayı cami sık sık hasar görmüştür tarih boyunca. Zaten 1999'da da benzer şekilde çatlaklar ve hasardan dolayı kapsamlı bir tamir geçirmiştir. Yani her orta-büyük ölçekli depremde yaşananlar yine 1999'da da yaşanmıştır. Hırka-i Şerif, Balipaşa, Mihrimah Sultan, Valide Sultan, Lâleli camii anakütle ve minareleri zaman içinde çok ciddi anlamda tamirden geçirilmişlerdir. Yani, 1999 depremi hasar vermedi değil. Tam tersine oldukça sarsıcı etkilerde bulundu. Allah korudu ki, Selâtin camiler ve diğer tarihi eserler ayakta kaldı.
1999'da Adapazarı, İzmit, Yalova, Bursa ve İstanbul'da çok fazla ölümler ve yıkımlar yaşanmıştır. Neden bu depremi "büyük deprem" kategorisinde kabul etmiyorlar, anlaşılacak gibi değil... Nedir kriterleri, arzu ettikleri?
1509'da şiddetin yönü suriçini hedef aldığı (merkez üssü daha farklı olduğu) için Suriçi etkilenmiştir. 1999'da ise doğrultu Avcılar üzerine dönerek en yıkıcı etkiyi (zeminin zayıflığıyla da birleşerek) yapmıştır. Yanal atılımlı hareketin doğudan batıya doğru olduğundan hareketle, uç yıkım sürekli olarak batıya doğru ilerlemektedir. Allah herkesi, her haneyi zelzele felâketinden korusun.
Akın KURTOĞLU
|
 |
Süha
13 yıl önce - Pts 28 Arl 2009, 02:42
Sizleri 21 Ağustos 1999,Cumartesi günkü bir Hürriyet gazetesi haberine götürmek istiyorum.
Haber aynen şöyle;
| Alıntı: |
AFET BÖLGESİNE YÜZER OTELLER
TÜRKİYE Odalar ve Borsalar Birliği, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası ve İstanbul Ticaret Borsası, aldıkları ortaklaşa kararla, Türkiye Denizcilik İşletmeleri'nin 4 feribotunu kiralayarak, afet bölgesine ‘yüzer-otel’ olarak gönderdiler. Alınan karara göre, 2 bin 970 kişiye otel hizmeti verecek 4 feribotun yetersiz kalması halinde, depremzedelere hizmet vermek üzere Rusya'dan da feribot kiralanacak. Bölgede ‘yüzer-otel’ olarak kullanılacak feribotlardan 1500 yatak kapasiteli ''Mavi Marmara'' dün saat 17.00'de, 180 kamarası bulunan ''Karadeniz'' gemisi de 19.30'da İzmit limanına yanaştılar. 950 yatak kapasiteli ''Tekirdağ'' feribotu 19.00'da Yalova'ya, 340 yataklı ''Bozcaada'' gemisi de saat 22.00'de Çınarcık'a yanaştı. |
Kaynak: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-97342
Not: Ansızın gelen deprem sonrası malum evlere çıkamıyoruz. Deprem sonrasında İstanbul’dan Yalova’ya insanların kalması için ve sağlık hizmetlerinden yararlanması için gemi göndermişlerdi.
Akın abi yukarıda anlatıyor zaten. Bu gemilerden Truva aklımda kalmıştı fakat değilmiş Yalova gelen deprem zamanı Karadeniz gemisiymiş. Bozcaada gemisi de Çınarcığa gitmiş ama galiba o zaman o gemi Yalova’ya da bağladı çünkü aklımda 2 tane gemi yan yanaydı net aklımda çünkü iskeleye bu gemiler geldiği zaman uzaktan uzun uzun bakmıştım.
Neyse asıl konumuzda şu yukarıda saydığımız gemilerden hangileri kaldı. Karadeniz satıldı ve Türk bayrağını indirip Malta bayrağı çekti ve İstanbul’a veda etti, Tekirdağ feribotu İBB tarafından hizmet dışına çıkarıldı ve satıldı..Söküm için de Aliağa'ya götürüldü, Bozcada 1 feribotumuz Kıbrıs’a satılmış ve " KIBRIS TÜRK DENİZCİLİK LTD.ŞTİ. " adı altında olan işletmeci tarafından işletiliyor, Mavi Marmara gemisi zarar ediyor nedeni ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından satışa çıkartıldı.
Aradan yaklaşık 10 yıl geçti ve yukarıda saydığım gemilerden elimizde son kalan Mavi Marmara’nın 6 Ocak 2010 tarihli ihalesinde satışı ile yukarıdaki gemilerden hiç biri elimizde kalmayacak. 17 Eylül 2008 tarihinde Kızılay '"Yüzer Hastane' Satın Alıyor" konusu gündeme geldi ve konuyu açtım. Sağlık konusu olunca bende akan sular durur ve hele ki depremi hepimiz yaşadığımız o zamanın psikolojini atamadık ya da kendi adıma atamadım. Kızılay gemi alma gündeme gelince uzun uzun haberler çıktı fakat bir sonu alınamadı. Bu zamana kadar bu konuda hiç haberde çıkmadı.
Eğer Kızılay gemi almak istiyorsa İBB'nin satışa çıkardığı Mavi Marmara gemisini alsın içini ve dışını bir güzel restorasyon etsin. Hastane gemisi olarak elimizde bekletilsin. Deprem zamanı yukarıda çıkan haberde;
| Alıntı: |
| 2 bin 970 kişiye otel hizmeti verecek 4 feribotun yetersiz kalması halinde, depremzedelere hizmet vermek üzere Rusya'dan da feribot kiralanacak. |
diyorken;
ki o zaman deprem çadır 3. ve 4.gün elimize ulaşmıştı Yalova’ya. Kızılay’dan yetkililer kendileri gelip kurmuştu Allah Razı olsun hepsinden. O zaman 4 feribotun yetmeyeceğinden bahsediliyor. Eğer yine öyle büyük bir deprem olsa insanları yatıracak ihtiyaçlarını giderecek gemi kalmadı. İşte bu yüzden Kızılay’ın Mavi Marmara gemsini alması taraftarıyım bir yerden başlamak gerekiyor. Motoruz bir gemi almak ve bir yerden bir yere götürmek zahmetli bir iş. En azından dar zamanlarda bu gemiler çok iş gördüler ve birçok ihtiyaca cevap verdiler. Bazen düşünüyorum aynı şey başımıza gelse galiba İDO Yalova’ya Hızlı feribotlar gönderecek yüzer hastane yapmak için diye geçiyor içimden.
Kızılay bu ihaleyi kaçırmasın Mavi Marmara’yı alsın. Geminin sökülmektense ve yabancı bayrak altında hizmet vermektense hastane gemisi olarak kullanılmasını tercih ederim.
|
 |
Süha
13 yıl önce - Pts 11 Oca 2010, 23:05
ANILARIN GEMİSİ, YÜZER DEPREM HASTANESİ OLSUN
| Alıntı: |
55 yaşındaki Akdeniz gemisi, 1997’de hurdaya çıkarıldı; İTÜ’ye bağışlandı. Emeklilik günlerini eğitime adayan ve kaptan adayı öğrencilere laboratuvar ve yurt olarak hizmet veren Akdeniz’in umudu, İstanbul’un yüzer deprem hastanesi olabilmek...
Şener Şen’in ‘Namuslu’ adlı filminin çarpıcı final sahnesinde, ‘Gırgıriye’de Şenlik Var’ın birçok bölümünde, hatta günümüz dizilerinde hep o var. 1955’te inşa edilen ve 1997’ye kadar Türkiye’nin en prestijli kruvaziyerlerinden (büyük gezinti gemisi) biri olarak İspanya, İtalya, İskandinav limanlarına demir atan Akdeniz gemisi, şimdi parlak günlerinden uzak. Akdeniz, Tuzla’daki Denizcilik Fakültesi’nin limanında 14 yıldır demirli; kaptan adayı öğrencilere laboratuvar olarak hizmet veriyor.
Dönemin başbakanları Süleyman Demirel ve Turgut Özal’ın konakladığı oda ve salonlarda şimdi öğrenciler kalıyor, ders yapıyor. 3-4 milyon doları bulan yenileme çalışmaları nedeniyle hareket edemeyen geminin umudu, İstanbul’un yüzer deprem hastanesi olabilmek.
1997’de demir attı
Yıllarca turist taşıyan 55 yaşındaki Akdeniz, emeklilik dönemini, eğitime adamış durumda... 1997’de hurdaya çıkarılarak İTÜ’ye (İstanbul Teknik Üniversitesi) bağışlanan gemi o günden bu yana hareket etmiyor. Üniversitenin sınırlı sayıdaki personeli ve öğrencileri, motoru hâlâ çalışan ama eksiklikleri nedeniyle seyahat edemeyen gemiyi yok olmadan muhafaza etmek için büyük çaba sarf ediyor. Geminin kaptanı ve fakültenin öğretim görevlilerinden Mustafa Can, Akdeniz’in yeniden sefere çıkabilmesi için 3-4 milyon dolara ihtiyacı bulunduğunu belirterek, üniversitenin gücünü aşan bu maliyet için şu öneriyi dile getiriyor:
“200 kamarası olan Akdeniz’i İstanbul’un deprem gemisi yapabiliriz. Büyükşehir Belediyesi veya Valilik tarafından gerçekleştirilebilecek bir proje. Gerekli plan hazırlandıktan sonra doktorlar Sahil Güvenlik botlarıyla kısa sürede yüzer hastanede toplanır ve Marmara’daki en uzak noktaya 8 saat içinde ulaşabiliriz. Bu bölge için çok iyi bir süre. Bunun için 3-4 milyon dolarlık bir bütçe lazım. Geminin havuzlanması, bakımları ve hastane haline getirilmesi şart. Yeni bir gemi almaya kalkışsanız maliyeti 150 milyon dolar. Hem gemi yeniden hareket eder hem İstanbul için önemli bir imkân yaratılır.”
Müze gibi okul
Türkiye’nin en iyi denizcilik eğitimi verilen üniversitelerinden biri olan İTÜ Denizcilik Fakültesi için Akdeniz müze niteliğinde bir laboratuvar... Geleceğin kaptanı ve mühendisleri olan yaklaşık 1200 öğrenci, hâlâ görkemini koruyan bir kruvaziyerde eğitim almanın keyfini yaşıyor. Üstelik gemi okul olmakla kalmayıp 150 öğrenciye yurt vazifesi de görüyor. Bazı öğrenciler geminin kamaralarında kalıyor. 1970’lerde dönemin Başbakanı Süleyman Demirel gibi isimlerin ağırlandığı lüks odalar ise gemide ders veren öğretim görevlilerini ağırlıyor. Uzun gezilerde eğlencelerin düzenlendiği salonlar ise dershaneye dönüşmüş durumda.
Bremen’de inşa edildi
Akdeniz gemisi Türkiye Denizcilik İşletmeleri tarafından, Bremen’de inşa ettirildi ve 1955’te servise kondu. Çift uskurla, 144 metre boyundaki gemi, her biri 3 bin 620 buhar beygir gücünde iki dizel makineye sahip. |
Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/Yasam/HaberDetay.aspx? ...13&PAG
|
 |
Süha
13 yıl önce - Sal 26 Oca 2010, 20:44
Arkadaşlar alınacak geminin ismini buldum. " Cerrahpaşa " olsun. Nedeni malum ismi ile müstesna bir yer.
|
 |
eraserhakan
13 yıl önce - Sal 26 Oca 2010, 21:03
| Alıntı: |
| Unutmayın ki bu bir Kızılay gemisi olacak ve sadece bizim ihtiyaçlarımıza değil, yeri geldiğinde tüm dünyanın ihtiyaçlarına cevap verecek. |
Kimse kusura bakmasin ama bu konuda tam tersini dusunuyorum, yani dunyanin ihtiyaclarindan bize ne, zaten su iyilik yapma duygumuzun en ust duzeyde olmasinin neticesinde hem komsularimizla hem de diger devletlerle bir sekilde hep aramiz bozuk oluyor. Bence takinacagimiz tavir, "Bana dokunmayan yilan bin yil yasasin" olmali. Bu ulkede bir suru aclik sinirinin altinda yasayan vatandasimiz varken, issiz bir suru genc varken, copluklerden yemek-yiyecek toplayan coluk-cocuk, genc-yasli vatandasimiz varken zirt-pirt dunyanin oteki ucuna yok deprem yardimi, yok baris gucu askeri, yok sel yardimi gibi tonlarca gida, yiyecek gonderilmesi yanlis.
Gelelim konuya, kendimiz icin cok faydali (en azindan tedbiri elden birakmamis olacagiz) bir girisim, hatta Turk muhendisler, Turk iscileri bu gemiyi insa ederse daha da guzel olur.
|
 |
sayfa 4  |
ANA SAYFA -> ULAŞIM
|