1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 4  |
 |
Emre Yaşar
14 yıl önce - Prş 18 Eyl 2008, 00:24
Bugün üzerine bastığımız çimenler otlar vs. yarın mezarımızın üzerinde bitecek! Bir yerde duymuştum (hatırlamıyorum yeri ve mekanı) bu sözü, çok etkileyici. Mezar ile ilgili sayfayı görünce paylaşmak istedim, konuyla ne kadar alakası var bilemiyorum.
|
 |
duran özgül
14 yıl önce - Prş 18 Eyl 2008, 00:35
Son Durak ...
Hiç biLinmedik bir dünyada buLursun kendini
seni umutLa bekLeyenLerin kucagında
ßeLki topLuma çok şey kazandıran bir hoca ve biLgi adına bir anne bana
bazan saygın bir iş adamı parmakLa gösteriLen manevi degerLer yaşanıLası hayatında
ßeLkide şan şöhret para nam adına ne varsa
yada uzun bir ömür vefaakr eşinLe mutLu yada hüsranLa geçirdin yanyana
Herne oLursa oLsun dünyada tattıgın veya miras bıraktıgın ve sende nihayetinde sende tek başına bu kaLabaLıktasın....
hayat kısa..çok kısa, tadını çıkarın insanca....
|
 |
Necmettin K.
14 yıl önce - Prş 02 Ekm 2008, 23:50
Ülkemizde son yılların en büyük yatırımlarından ve hizmete açılan eserlerin başında, Ayaş Tünelini sayabiliriz.
İnsan tünele belki ürkerek giriyor ama tünelden çıkınca çok da ferahlamaktadır.
Yıllarca görev yaptığım ile, trenle gittim. Tren tünele girince sanki çıkılmaz bir mezarmış gibi gelirdi, oysa birkaç dakika içinde çıkardık.
Mezar; insanoğlu için bir tüneldir! Girince hiç çıkılmayacağı sanılır. Ama velakin tünelin ucu görülür ve oradan çıkılır.
Dünya hevesi ve Ahiret korkusu olmayan gönül dostları, ölümü bir vuslat, bir buluşma, sevgiliye kavuşma olarak anlatmışlardır.
Düşünürmüsünüz ki, Kainatı yaratan yüce Rabbim, Resuline: Seni yaratmasaydım, kainatı yaratmazdım! Demiyor mu? Kendisine; habibim, sevgilim demiyor mu? Hiç aklımıza gelmiyor mu ki, Allah,(C.C.) en sevdiği habibini bile ölüme göndermiştir, öyleyse onun yarattığı tüm mahlukat ölümü tadacaktır.
İki sevgilinin birbirine kavuşması olan ölüm, bir hayatın bitimi ve bir hayatın başlamasıdır. Deniz ile balığın buluşmasıdır. Ölümden kurtuluş olmayacağına göre, ondan korku da olmamalıdır. Korkanlar ise ölümden değil, sevmediği sevgiliye varmak olmalıdır.
Sevdiği kızı isteyip te alan mutlu delikanlı, aşığına kavuşan maşuk nasıl mutlu ve sevinçli olursa, ölüme giden de o kadar mutlu ve coşkulu olmalıdır. Tarih boyu, savaşa giden Türklerin , düğüne gider gibi gitmelerinin sebebi işte budur.
Ama bir de, sırf babasının isteği üzerine, beşikkertmesi ile evlenenler ve evlilik çağı geldiğinde ise, beşikkertmesinin kendi düşündüğü gibi biri çıkmaması sonucu, evlilikten müteessir olanlar vardır, işte onlar ölümden korkanlar gibidir. Onlar sağlıklı yaşadıkları dönemde, kendilerini yaratan hakkında hiçte aşığı olduğu bir yaratıcı gibi düşünmemiş ve sevmemiştir.
Allaha ve ahirete inanmayanlar, inandığı halde imanı zayıf olanlar, ölümden korkanlardır.
Şimdi bu ifadelerimden benim ölümden korkmadığımı, sanki ahireti garanti ettirmiş, eline bir çek almışta, yolculuğa çıkacakmış gibi sanmasınlar. Ölümden en fazla korkanlardanım.
Hayat mücadelesi, aman bir ev alalım, oğlanı okutalım, okumazsa bir iş bulalım, kzı evlendirelim, onlara mal bırakalım, çok olmazsa da az olsun ama birşeyler olsunla ömrümüz tükenmekte ve biz sevgilimize zaman ayıramamaktayız. Ya onun yüzüne nasıl bakacağız.
Mezarınızın maliyeti ne kadar büyük olursa olsun, mezardakinin cazibesi artmaz. Mezardaki kemiğin fiyatı zamlanmaz ve eflasyondan etkilenmez. Kemik, kemiktir neticede.
Balıkların da bir ömürleri vardır. Balıkçının oltasına veya ağına takılmayanların bir kısmı, büyük balıklara yem olurlar, bir kısmı da kendi hallerinde ölümleri sonucu başka canlılara yem olurlar. Bilirmisiniz; deryada hiçbir artık suyu kirletmez, mutlaka hepsini bir temizleyen vardır.
Yine de balıkların içinde bence en onurlu ölenler somon balıklarıdırlar. Onlara ayı balıkları da denmektedir. Bir belgeselde izlemiştim, ayı balıkları havyar, yani balık yumurtası bırakacakları sulara gelip te yumurtalarını bıraktıklarında, hayatlarının sonlarına da ulaşmış oluyorlardı. Ama ne kadar mükemmel bir ölüm değil mi?
Daha çok balık yaşatmak için ölmek ne kadar şerefli olmalıdır, değil mi? Bizlerde hiç olmazsa muhakkak öleceğimize göre, zengin gerdanlı para babalarının içki mezesi olmaktansa, yumurta bırakmak için binlerce Km lerden gelen ayı balıkları olamayız mı?
|
 |
abdullah1
14 yıl önce - Cum 10 Ekm 2008, 13:34
Allah sonumuzu hayreylesin! Sonumuzun hayırlı olması bu dünyada hayırlı yaşamamıza bağlı.
|
 |
Necmettin K.
14 yıl önce - Cum 07 Ksm 2008, 10:42
Bir yazar diyor ki: "Diğer hikayelere benzemez insanın hikayesi; çünkü önce oynanır, sonra yazılır. Öte taraftan, silip de yeniden yazmak yoktur bu hikayede, başkasını oynamak da..."
Halbuki insanımız, insan hayatının önce yazılıp, sonra oynandığını iddia ederler. Oysaki durum öyle değildir.
Yine yazar diyor ki: Ben..
Duyan , gören, bilen "ben" im.
Aklım, iradem, duygularım, eylemlerim var.
Bir birey olarak, bana ait benliğimle tek ve yalnızım.
Bilmeden, istemeden, evrendeki bu döngünün içinde buldum kendimi!
İnsan , dünyaya niçin gelmiştir?
Kendisinden bir fayda uman mı vardır?
Madem ki ölüm var, ölümü "ben" e kim kabul ettirdi?
Muhakkak ki, insanı bir yaratan ve ona ne yapacağını bir öğreten vardır.
Kainatta bazı canlılar, kendini dünyaya getiren annelerini, bazı canlılar da, kendilerini yumurtlayan annesinin tüm neslini görmeden doğarlar. Kelebekler, kurtcuklar ve bazı balıklar bu sıfattandır.
Madem dünyada gelişmeyi, yaşamayı ve yapacaklarını öğreten bir ebevyn gurubu yoktur, öyleyse onları programlayan bir kaynak mevcuttur.
Ancak insanoğlu programlanmamıştır. İnsanoğluna bir ömür sunulmuş ve, "işte şartlar, gir içeri ve gereğini yap." emri verilmiştir.
İnsanın hayatı, bir demiryoluna bağlanmış lokomotif gibidir. Hep o raylar üzerinde gitmeye mecburdur. Ama bu lokomotifin, kalkışı, durduğu yer ve sondurak tercihi kendisine aittir.
Rayları gereksiz veya hatalı değiştirirse kazaya neden olur. Durulması yasak yerde durursa da yine tehlikeye sebep verir.
İşte insanın hayat çizgisi bu demir rayın arasında ve mesafesi ise belli deği,ldir. Bazılarının yolculuğu kısa sürereken, bazıları, lokomotifi iyice yürüyemez hale gelinceye kadar raylar üzerinde bir gelir, bir gider.
Sondurak hep olacaktır. Son durak mutlaktır. Ancak ara istasyonları bulmak, seçmek, durmak ve duraklamak ise bizim elimizdedir.
İstasyon seçimlerinin de ana hareket noktasından seçildiği fikri yanlıştır.
İnsan hayatı elektronik metro işletmeciliğinden ziyade, buharlı kara trenlerein çalışmasına benzer. Kömür veya başka yakıt kullanıyorsa, yakıtı ve suyu oldukça yolculuk devam edecektir, her ne kadar ara sıra arıza yapsa da tamiri kolaydır.
|
 |
Turgay34
14 yıl önce - Cum 07 Ksm 2008, 12:12
Hepimiz sonu belli olan filmde oynuyoruz, ama farklı farklı rollerde. Kimimiz figüran, kimimiz daha iyi rollerde.. Ama filmin sonunda herkes ama herkes aynı yere gidiyor. Yani iki metreli çukura. Ve biz bunu bildiğimiz halde incir çekirdeğini doldurmayacak meselelerle birbirimizi kırıyoruz, üzüyoruz halâ. Aslında hepimizin bildiği ama nedense hatırlamak istemediği tek gerçek var; ölüm. Acaba filmin sonuna ne kadar hazırız?
|
 |
Necmettin K.
14 yıl önce - Cmt 08 Ksm 2008, 02:50
Hayat...
Çeşit, çeşit.
Doğum ve ölüm dahil, her şeyin farklılaştığı bir zemin.
Parmak izi misali, biri diğerini tutmuyor.
Bir renk cümbüşü halinde benzersiz tonlarla karşımıza çıkıyor.
Kimimiz , aykırı tonlarda buluyor güzelliği.
Buna inandığı gibi yaşamak deniyor.
Kimimiz de renklere mahkum oluyor.
Buna da yaşadığı gibi inanmak deniyor.
Renklerle olan hasbihalimiz , hazana denk sürüyor.
Bir baharda tattığımız o heyacan, yapraklar sarıya çaldığında bitiyor.
İşte ne oluyorsa, bahardan hazana dek oluyor.
Yazar, hayatı böyle tanımlıyor.
Hiç kimsenin hayatı bir başkasının hayatına benzemiyor. Herkes kendi kaderini yaşar. Yanlış inanıldığı gibi insanlar kendisine yazılan kaderi yaşamaz. Eğer öyle olsaydı, yani insanların yazılmış, çizilmiş bir kaderi olsaydı, o zaman akıl ve irade olmazdı ve insanlar hayatlarından sorumlu tutulamazlardı.
Bu şu demek: Sizin yaptığınız bir makina, doğru çalışıyorsa, bu sizin başarınızdır. Eğer makina yanlış çalışıyorsa, bu makinanın başarısızlığı değildir. Onu planlayan ve çalışmasını sağlayan sizsiniz.
Yazılı olduğuna inanılan kader ise farklıdır.
Biz Müslümanlar, Yaratan Rabbimizin, kudret ve kuvvet sahibi olduğuna inanıyoruz. Rabbimiz, bizi ve kainatı yaratmadan neler olacağını bilen bir ileri görüş ve iradeye sahiptir. Öyleyse, yaratacağı insanların neler yaşayabileceğini de önceden bilmiş ve görmüştür.
Bir kimyasal deneyde reaksiyon sonunun nasıl olacağı önceden bellidir. Kaldı ki, yüce yaratıcı basit bir kimyasal deneyi değil, kainatı yaratınca neler olacağını ve kainatın sonuna kadar neler yaşanacağını da bilendir.
Bir kimya öğretmeninin, deneyin sonucunu bilmesi gibi, yüce Allah da yaratılanların neler yapacaklarını bilmektedir. İnsanlar kendilerine ait olan, "İrade-i Cüzziye", yani cüzi iradeye, az olan iradeye sahiptirler. Halbuki yüce Allah( C.C.) Külli iradenin , yani tüm iradenin sahibidir.
Yaratılmışlar kendi irade dairelerinin içindeki olaylara etki edebilir, lakin, Allah (C.C.) iradesindeki olaylara asla müdahale edemezler.
İnsanlar, depreme dayanıklı ya da dayanıksız ev yapmaya irade ve imkana sahiptir, ancak depremin olmasına engel olacak iradeye sahip değillerdir.
Yine insanoğlu eşini ve işini seçecek iradeye sahiptir, ancak işten çıkarılmaya karşı ve eşinden boşanma, ya da eşinin ölmesine karşı bir iradeye sahip değildir.
Buna göre o zaman, Yüce Allah (C.C.) ın herkese eş nasip etmesi ve Allah(C.C.) ın iradesiyle nikahlanma olayı doğru değildir.
Bu iddia, Allah (C.C.) nikahın iradesine karışamaz anlamında değildir. Nikahta yalnız eşi Allah nasip eder anlayışı ve nikahı Allah emreder inancı eksiktir.
Eğer öyle olmuş olsaydı, yanlış nikahlanmaları ve suç oluşturan evlilikleri, haşa yaratıcıya yüklemiş olacaktık. Demirperde ülkelerinden gelen bir takım sporcu ve başka maksatlı insanların nikahları ve yanlış evliliklerin nikahının sorumluluğunu da yaratıcıya yüklemek, sorumluluğu ve iradeyi cüziyeyi inkar anlamına gelmektedir.
Hayat ve ölüm de sadece bize aittir. Yaptığımız iyi işler gibi, kötü işler de bize aittir ve sorumluluğundan kurtulamayız.
Başkaları yanlış yapıyor diye bizim de yanlış yapmamız bizi sorumluluktan kurtaramaz. Toplumda yanlış algılamalardan faiz olayı gibi; "ne yapalım, devlet faiz de alıyor, faiz de veriyor. Bizim ne suçumuz var? " demek bizi sorumluluktan kurtaramaz.
Son günlerin moda deyimi ile herkesin hayatı, BBG evi gibi izlenmekte ve CD ye kaydedilmektedir. Mizanda herkesin kaydedilen CD eline verilecek ve orada şahite gerek kalmayacaktır. Herkes yaptıkları ile başbaşa kalacaktır.
Hesap mutlaka görülecektir. Orada hesapta kurtuluş için, yevmiyeli, yani ücretli muhasebeci bulunmayacak ve asla torpil işlemeyecektir.
Öyleyse, son durağa kadar varmadan yolculuğumuzu bir gözden geçirelim.
|
 |
yavuzcanpolat
14 yıl önce - Cmt 08 Ksm 2008, 14:06
Necmettin bey bu mükemmel yazınızı tekrar tekrar okudum,evet çoğumuz günlük hayatın içinde ölümü unutuyoruz,sanki hiç kapımızı çalmayacakmış gibi geliyor belki de ölümü hatırlamamak işimize geliyor,ama birgün bizim de kapımızı çalacaktır ve bunu hatırından çıkarmayan bir insan bu fani dünyaya kendini fazla kaptırmamalı diye düşünüyorum,hani bir menkıbe vardır çoğunuz bilirsiniz belki,Hz.Ömer hergün kendisine tek cümle söylemesi için bir görevli belirlemiş,bu görevli hergün HZ.Ömer'in kapısını çalacak ve ölüm var ya Ömer dedikten sonra gidecektir...
|
 |
kürşat dede
14 yıl önce - Cmt 08 Ksm 2008, 15:58
Daha önce başka bir siteye koyduğum bu resmi sizlerle paylaşmak istedim.
(+) [/url]
|
 |
BurakAysu
|
 |
sayfa 4  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|