1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2  |
 |
Ramazan ARICI
14 yıl önce - Cmt 06 Eyl 2008, 18:43
Yahya Kemal Beyatlı da olaya edebi olarak şu şekilde yaklaşmıştır Sessiz Gemi şiirinde :
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,
Günlerce siyâh ufka bakar gözleri nemli.
Bîçâre gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!
Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
|
 |
mustafaözkan
14 yıl önce - Pzr 07 Eyl 2008, 00:08
Gideriz Nur yolu bizde gideriz
Taş bağırda sular dizde gideriz
Birgün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda Şarkımız bizim
Necip Fazıl KISAKÜREK.
Evet bir akşam veya bir sabah. İlâhi nizam hangi vakitte tecelli ederse bizde o zaman gideriz .
ve dudaklarda şarkımız kalmasada adımız kalır belkide.Bir Mustafa vardı, Bir Ahmet vardı,Bir Mehmet vardı derler
Cenabı Allah ölümünde hayırlısını versin
|
 |
Necmettin K.
14 yıl önce - Pzr 07 Eyl 2008, 01:00
YUHUDA
(uykuda)
Men gördüm ölümü bu gece yarı,
Gördüm buz elini
Kalbime atır.
Soğuğ kılıncının parıltıları
Yene de gözümün karşısındadır
Uçdu kar layları
Kazbek dağından
Sandım el-ayağım olup tamam buz.
ölümü o kadar gördüm yahından,
Sıfatı yadımda!
Dedim: Bak, dağların esir küleyi,
Güneş hayat verir
Şafaklarıyle.
Birce hahişim var; ölüm ölmeyi
Güneşli günlerde
Gadağan eyle.
Gürleyen çayların umman çağında,
Oyanır dağları oyadan insan.
İnsaf mı baharın oğlan çağında
Göz yumup,
Köç etsin dünyadan insan?
Birden
Üreyimden
Getti keder, gam
Yuhuda bildim ki, men hele sağam.
Yuhuda bildim ki,
Yuhu görürem.
Yuhuda sevindim; yaşayacağım!
Oyandım... ayrıldık; ölüm de men de
Düşündüm...
Beynimde fikir bir alem.
Kaş bir gün doğrudan ölüm gelende
Men ele bileydim yuhu görürem.
Nabi Hazri üstad, ölümü bize kısaca anlatmış ve dünya sanki bir rüyaymış gibi gelip geçeceğini, bir gün yaşananaların rüya gibi geldiğini sanacağız, ama herşey yalan ölüm gerçektir.
Sonunda ölüm bizi mutlak bulacak, ama biz bu sefer hala rüya gördüğümüzü sanacağız.
Ölüm bir gerçektir. Ölüm: ne bir yokoluş, ne kaçış kurtuluş, ne de bir kayboluştur.
İpek böceği dünyaya bir kurt olarak gelir, kozasını örer, oradan çıkar, tekrar yavru için bir yaprağa yapışır. O ölür, ardında yeni ölecek evletlar bırakır. Evlatlarda ölür ama arkalarında saf ipek bırakırlar.
İnsanlar dünyaya gelirler, yaşarlar ve ömürleri tükenip gün gelir dünyalarını değiştirirler. Ama arkalarında saf ipek bırakırlar mı, bırakmazlar mı, işte onu bilmemiz mümkün değildir.
İpek böceği, didinir uğraşır ve kozayı örer, ama o saf ipeği ördüğünden haberi yoktur. İpek ancak onlar yok olduktan sonra ortaya çıkar.
Eğer arkamızda, arı gibi bal, ipek Böceği gibi bir saf ipeği, arkamızda bırakamıyorsak, hatta bırakmayı bile düşünemiyorsak, o zaman ne hayatın ne anlamı kalır?
Böcek ölür ama ipek geride kalır. Burada sorulacak sorulardan biri de: Böcek mi, yoksa İpek mi, daha kıymetlidir?
Ya insanoğlu için: Hayat mı, arkada bıraktıklarımız mı daha önemlidir diye sorsak! Cevabınız ne olurdu?
İpek böceği için bakınız:
|
 |
OSMAN TUNCA
14 yıl önce - Pzr 07 Eyl 2008, 01:08
Dün Televizyonda dinlediğim bir söz:
Ana Rahminden Çıktım pazara
İki metre Kefen aldım döndüm MEZARA ...
|
 |
Husnu Kursun
14 yıl önce - Pts 08 Eyl 2008, 17:11
" Burad ayatanlar ağalar idi, beyler idi
Kapılarıda uşaklar koyar idi"
Yunus Emre.
|
 |
ali-yavuz
14 yıl önce - Pts 08 Eyl 2008, 17:20
Osmanlı zamanında mezarlıklar hayatla iç içeydi.
Mahalle aralarında mezarlar yer alıyordu.
Mezarlıklar şimdiki gibi etrafı duvarlarla çevrili ve şehir merkezinden uzak yerlere yapılmış değildi.
Eninde sonunda herkes ölüyor, ölümden kaçış yok.
Mezarlık kısacık sonlu dünya hayatının son durağı.
Orada kabir hayatı başlıyor, sonrası yeniden dirilme, hesapların görülmesi, sırat, cennet veya cehennem...
Ölümü hatırlayıp sonsuz ahiret hayatına göre hazırlık yapmak, hepimizi için en faydalı olan şeydir.
En son ali-yavuz tarafından Pts 08 Eyl 2008, 17:26 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
|
 |
MeteHan!
14 yıl önce - Pts 08 Eyl 2008, 17:23
Hoca Ahmet Yesevi, 63 yaşına gelince kendisine yer altında bir hücre kazdırmış ve kalan ömrünü burada tamamlamıştır.
Ahmed Yesevi, Peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in altmışüç yaşında vefat ederek yer altına girişini ve bu yüzden kendisinin de yer üstünde Hz. Muhammed'den daha fazla gezmekten haya etmesini göstermektedir.
Ahmet Yesevi, Yunus Emre'den önce yetişmiş ilk büyük Türk mutasavvıflarındandır.
Kim umar senden vefâyı,
Yalan dünyâ değil misin?
Muhammed-ül-Mustafâyı,
Alan dünyâ değil misin?
|
 |
Torpido
14 yıl önce - Pts 08 Eyl 2008, 23:45
| Alıntı: |
| Dünya da hangi yolculuğun sonu mezarlıkta neticelenmemiştir ki? |
Titanik...
|
 |
emre_77
14 yıl önce - Sal 09 Eyl 2008, 00:06
Buyrun bu da benden..
|
 |
Burak Canpolat
14 yıl önce - Sal 09 Eyl 2008, 00:18
Zor,üzücü,acı ve bir o kadar da gerçek bir durum ölüm.Çoğumuzu ürküten mezarlıklar birgün gelecek hepimizin son evi olacak.İnşallah hayırlı amellerimizle o evimizi aydınlık yapmayı başarabiliriz.
|
 |
sayfa 2  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|