Ana Sayfa 882 bin Türkiye Fotoğrafı
Ressamlarımız [SANAT]

Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
bülent dizdar

5 yıl önce - Prş 28 Ağu 2008, 19:27
Ressamlarımız [SANAT]




Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey, eğitimli bir ailenin çocuğu olarak 1842 yılında İstanbul'da doğdu. İlkokul eğitimini Beşiktaş'da bir okulda alan Osman Hamdi, 1856'da Mekteb-i Maarif-i Adliye'ye devam etti. 1857 yılında 15 yaşında iken hukuk eğitimi alması için babası tarafından Paris'e gönderildi ve burada 12 yıl kaldı. Paris'de iken aralarında ünlü ressam Jean-Leon Gerome'un da bulunduğu atölyelerde çalışma fırsatı buldu. 22 yaşındayken Paris'te tanıştığı Marie adlı bir kızla evlendi ve 10 sene evli kaldılar. Bu evlilikten iki tane kızları olmuştu.

1869 yılında İstanbul'a döndüğünde Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü'ne getirildi. Ardından 1871'de Saray Protokol Müdür Yardımcılığı'na atandı. 1873'de Viyana'da Uluslararası Sergi Komiserliği görevi sırasında ikinci eşi ile evliliğini yaptı.

11 Eylül1881 tarihinde Müze-i Humayun'da müdürlük görevine atandı. Burada birçok reformlar yaparak batılı anlamda müzeciliği Osmanlıya getirdi.1883 yılında kuruculuğunu üstlendiği Sanayi-i Nefise Mekteb-i Aliye'nin müdürlüğünü yaptı. Yaptığı arkeolojik kazılar ve ülkenin topraklarına ait kültürel değerleri sahiplenme bilinciyle çıkarttığı Asar-ı Atîka Nizamnamesi ile Türk Tarih ve Arkeoloji'sine büyük katkılarda bulundu. yaptığı kazılar arasında Lagita Tapınağı ve İskender Lahiti de bulunmaktadır. Bu büyük eserlerin sergilenmesi için 1891 yılında "ilk türk müze binası" olan İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni açtı. Babasının Dahiliye Nazırı olmasından faydalanarak vilayetlere gönderilen genelgeler ile, Anadolu'nun her yerinden eserler istanbul'daki müzeye gönderildi.

Müzeciliğinin yanında ressam olarak da önemli eserler verdi. Resimlerinde Paris'de bulunduğu dönem eğitim aldığı Gerome ve Boulanger'in etkileri görülmektedir. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressamdı. Eserlerinde ayrıca oryantalizm etkileri de görülmetedir. Kadın temasını sıklıkla tekrar etmiştir. En ünlü yapıtları ise Kaplumbağa Terbiyecisi(1906) ve Silah Taciri (1908)'dir. "Kaplumbağa Terbiyecisi" adlı resminde Lale Devri'ne ve Sadabat Eğlencelerine dair ipuçları bulunmaktadır. Resimde ayrıca tek ışık kaynağından gelen ışığın ana öğeler üzerinde yoğunlaşması sonucu gereksiz detaylardan arındırıldığı anlaşılmaktadır. Bir diğer önemli resmin olan "Silah Taciri"nde ise kendisini ve oğlunu resmettiği düşünülmektedir. Resimdeki diğer ana öğeler ise tüfekler, kılıçlar ve başlıklardır.

Osman Hamdi Bey'in resimleri bir anlamda batının oryantalizmine bir bakış açısıdır. Batılı uslubu kullanırken, konu olarak kendi kültürünü seçmiştir.

1884 yılında Gebze, Eskihisar Köyü'ndeki köşke karısı Naibe Hanım, oğlu ve kızını da alarak yerleşti. Aile yakınları başta olmak üzere birçok insanın da portre çalışmalarını bu dönemde yaptı. Bugün bu köşk "Osman Hamdi Bey Müzesi" olarak hizmet vermektedir.

24 Şubat1910‘da İstanbul, Kuruçeşme'de vefat eden Osman Hamdi Bey'in mezarı Çinili Köşk’de bulunmaktadır.

Önemli Eserleri:

Kahve Ocağı (1879)
Haremden (1880)
İki Müzisyen Kız (1880)
Kuran okuyan Kız (1880)
Çarşaflanan Kadınlar (1880)
Vazo Yerleştiren Kız (1881)
Gebze’den Manzara (1881)
Çekik Gözlü Kız-Tevfika (1882)
Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız I
Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız II (1890)
Feraceli Kadınlar (1904)
Pembe Başlıklı Kız (1904)
Kaplumbağa Terbiyecisi (1906)
Mimozalı Kadın (1906)
Şehzade Türbesinde Derviş (1908)
Silah Taciri (1908)
Beyaz Entarili Kız (1908)
Sarı Kurdeleli Kız (1909)



1906 yılında yaptığı en önemli eseri Kaplumbağa Terbiyecisi


alperdundar

5 yıl önce - Prş 28 Ağu 2008, 20:47




Alıntı:
Embiya Çavuş (d. 1926, Mahmuzlu, Şumnu), Bulgaristan Türkü ressam ve porselen sanatçısıdır.

1933 yılında ilköğrenimine başlayan Çavuş, 1937’de Kemallar şehrinde bir yıl olmak üzere rüştiye (ortaokul), 1938–1941 yılları arası Şumnu ilinde medrese eğitimini tamamladı. Okul hayatı devam ederken resme merak sarmıştı ve amatör çalışmalarda bulunmuştu. 1944 yılında Ermeni asıllı okul müdürünün hışmına uğrayarak ilelebet Bulgaristan eğitim sisteminden mahrum bırakılmıştı.

1945 yılında Komünist rejimin başa gelmesiyle eğitim sistemine geri alındı. 1945 yılında nüvvab (lise) okuluna başladığında, Türk okulları kapatılmıştı. Bunun üzerine beş arkadaşıyla birlikte sonradan Türkiye tarafından tescil edilecek olan “Bulgaristan Türklerinin Varlığını Benliğini Koruma Teşkilatı’nı” kurdu.

1946 yılında 45 günlüğüne çalışma kampına gönderildi. 1947 yılında Gümülcine dönüşünde askeri istihbarat alanında (RO) yaralanmış olarak bulunup Varna’ya gönderildi. Varna’da işkencelerle geçen bir yılın ardından, 1948 yılında teşkilat kurmaktan, casusluktan ve Tito ile Georgi Dimitrov’a suikast girişiminde bulunmaktan ölüm cezasına çarptırıldı. 1949–1956 yılları arasında “ağarlaştırılmış müebbet hapis cezası” ile Belene’de kaldı.

Batı dünyasının baskıları sonucu Komünizmin birçok ağır hapishanesi kapatılırken, kendisini önce Plevne’ye sonra Sofya’ya naklettiler. 1963 yılında şartlı salıvermeden yararlanarak serbest kaldı.

1965 yılında Yenipazar’daki porselen fabrikasına porselen uzmanı olarak işe başladı. Porselenden tablolar, vazolar yapmaya başlamıştı. Çalışmalarını büyük bir titizlikle yapıyor ve sanatında doruğa tırmanıyordu. Eserleri Almanya, İngiltere, Finlandiya ve SSCB’de sergilendi. 1974 yılında Polonya’ya, 1976 ve 1977 yıllarında SSCB’ye davet edilerek porselen konusunda istişarelerde bulundu.

1979 yılında arzu ettiği anavatanı Türkiye’ye yarı mübadale sonucu geldi. Dışişleri Bakanlığı’ndaki kısa bir çalışma evresinden sonra İzmir’e yerleşti.

1985 yılında İzmir Balkan Göçmenleri Kültür Dayanışma Derneği’nin (BAL – GÖÇ) kurucu üyesi olarak dernek faaliyetlerine resmettiği eserleri ile başladı. 1999 yılına dek BAL – GÖÇ’te başkan yardımcılığı görevinde bulundu. 1999 yılında Celal Öcal ile birlikte Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği’ni kurdu. Halen fahri başkan sıfatındadır.

Ayrıca, ABD Balkan Ülkeleri İnsan Hakları Konseyi üyeliği, Amerikan İnsan Hakları Derneği üyesi, New York Bulgaristan Türkleri Derneği üyeliği, Amerikan-Türk İslam Kültür Derneği üyeliği görevlerinde bulunmaktadır.

Yirmi bir yıl içinde aralarında ABD (New York, Washington Elçilikleri ve BM Teşkilatı) ve Kanada’da (elçilik) olan, yüz altı resim sergisi açılışında bulunmuştur. Tunaser Yayınları tarafından Türkçe ve İngilizce olarak piyasaya sürülen Yaşadıklarımız Bir Daha Yaşanmasın (Let What We Live Not To Be Repeated) kitabının yazarı ve resmedenidir. Evli ve bir kız çocuk babasıdır.

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Embiya_%C3%87avu%C5%9F"'dan alındı


-Nesrin-

5 yıl önce - Prş 04 Eyl 2008, 12:50

Bedri Rahmi Eyüboğlu (1913 - 1975)



Dünyaca ünlü Türk ressam ve şairdir.

1927’de Trabzon Lisesinde ünlü ressam Zeki Kocamemi’nin öğrencisi oldu. Onun yönlendirmesi ile 1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Lisesi’ne girdi. İlk şiirlerini de lise yıllarında iken yazdı. 1933’ten sonra edebiyat dergilerinde şiirler yayınladı, 1941’den sonra şiir kitapları yazdı.




Resimlerinde geleneksel halk sanatlarından seçtiği motifleri başarılı bir biçimde kullandığı gibi şiirlerinde de halk edebiyatının masal, deyiş gibi türlerine karşı duyduğu hayranlığı yansıttı.
1940’lardan sonra duvar resimlerine yönelen Bedri Rahmi, Paris’te İnsan Müzesi’nde ilkel kavimlerin sanatını inceledikten sonra güzelin yararlı, yararlının güzel olabileceği fikrini benimsedi ve eserlerinde bu görüşü yansıttı.





1950’de mozaik çalışmalarına başladı ve bu alanda uluslararası başarılar elde etti. 1958'de Uluslararası Brüksel Sergisi için 272 m²'lik bir mozaik pano gerçekleştirdi ve bu eseriyle serginin büyük ödülü olan altın madalyayı kazandı. Bundan bir yıl sonra Paris'teki NATO yapısı için, şimdi Brüksel'de bulunan, 50 m²'lik bir mozaik pano hazırladı. 1960 ve 1961'de iki kez ABD'ye gitti. Orada birçok geziye katıldı, konferanslar verdi ve resim çalışmaları yaptı. 1969'da Sao Paulo Bienali'nde onur madalyası kazandı.

1927’de başladığı resim öğretmenliğini ise ölümüne kadar sürdürmüş ve çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir.



*Bedri Rahmi Resim Sergisi

*Bedri Rahmi Mimari İşler Sergisi


Necdet Cevahir
5 yıl önce - Prş 04 Eyl 2008, 15:21

ŞEKER AHMET PAŞA (1841 - 1907)



Gerçek adı Ahmet Ali olan Şeker Ahmet Paşa, 1841 yılında İstanbul’un Üsküdar semtinde dünyaya geldi. Küçük bir çocukken eniştesi Yahya Paşa tarafından himaye edilen Ahmet Paşa, 1855 yılında Tıbbiye Mektebine girdi ancak doktorluğun hassas yapısına uymadığına karar verdiği için Harbiye Mektebine geçti. Burada resme karşı olan ilgisi onun Harbiye Mektebi’nin resim öğretmenliği bölümüne atanmasını sağladı. Resme ilgisiyle tanınan Abdülaziz Han tarafından, başarılarından dolayı Paris’e gönderilen Şeker Ahmet Paşa, 1855 yılında Paris’te açılan Mekteb–i Osmanî’de resim sanatı üzerine öğrenim gördü ve yedi yıl süreyle Boulanger ve Gerome’un atölyelerinde çalıştı. 1869 yılında Paris resim salonlarında bazı yağlıboya çalışmalarını ve Abdülaziz’in karakalem bir portresini sergileyerek mezun oldu, 1871 yılında Paris’teki diğer Türk sanatçılarla birlikte İstanbul’a döndü.

Çoban Koyun ve Doğa


İstanbul’a dönünce yüzbaşı rütbesiyle Tıbbiye Mektebine atanan Ahmet Paşa, aynı zamanda saraya yaver oldu. Bu görevleri dışındaki zamanlarında da resim ile ilgili çalışmalar yaptı. Bu yıllarda Bayazıt Zeyrek Kaptan-ı İbrahim Paşa Mektebine resim öğretmeni olarak atandı ve 27 Nisan 1873’te dönemin ressamları ve öğrencileri ile Türkiye’nin ilk resim sergisini açtı. Sanayii Nefise Mektebinin açılmasında etkili olan Ahmet Paşa, gösterdiği başarılar sonucunda!1876 yılında binbaşı, 1877 yılında yarbay, 1880 yılında albay, 1885 yılında tuğgeneral, 1890 yılında da korgeneral oldu ve kendisine mabeyn ressamı ünvanı verildi.

1896’da yabancı misafirleri ağırlama işleriyle ilgilenen Yabancı Konuklar Teşrifatçısı (Protokol Sorumlusu) oldu. İlk saray ressamlarından biri olan Şeker Ahmet Paşa, yaver olduğu ve Şehzade Yusuf İzzettin’in huzurda bulunduğu bir sırada II. Abdülaziz “Yaver Ahmet Efendi’yi çağırınız” diye emretmiş, mabeynci hangi Ahmet olduğunu anlamamış, Şehzade Yusuf İzzettin “canım bizim Şeker Ahmet” demiştir. Bundan hoşlanan Abdülaziz kahkahalarla gülmüştür. O zamandan sonra Ahmet Ali, iyi kalpliliğinin ve uysallığının karşılığı olarak bu lâkapla anılmıştı.

Oduncu


Asker ressamlar geleneğinin en önemli temsilcilerinden olan Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerinde insanlara ve olaylara odaklı bir yaklaşım yerine; ormanlar, meyveler, çiçekler, karacalar, geyikler, koyun sürüleri ve çoban köpekleri sevgi ile işlenmiş motiflerdir. Sanatçının iddialı, zengin, büyük boyutlu natürmortları ise, sürüş ve renk olarak tercihlerini ve becerilerini en başarılı biçimde yansıttığı işler olarak diğerlerinden ayrılırlar. Batı tarzında resim yapan ilk ressamımız olmasına karşın kendisinin bugün de yadsınamayacak özgünlükte başarılı yapıtlar gerçekleştirmesi, Osmanlı görsel sanatlar geleneğinin alt yapısının “batı tarzı resim sanatı” için de bir temel görgü kaynağı ve temel oluşturabilmesine bağlanabilir.

Güller


Batı etkilerini, kendi sanatına özgün bir biçimde yansıtan asker ressamlar kuşağının önde gelen isimleri arasında özel bir yere sahip olan Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerinin önemli bir bölümü, İstanbul, Ankara Resim–Heykel müzelerinde ve bazı banka koleksiyonlarında ve Sakıp Sabancı Müzesi’nde sergilenmektedir. Süleyman Seyyid ve Hüseyin Zekai Paşa ile birlikte 19. yüzyılın natürmort resimler yapan en önemli ve ilk ustalarından olan Şeker Ahmet Paşa, 1907 yılında 5 Mayıs Cumartesi günü kalp krizinden öldü ve Eyüp Sultan’daki Sokullu Mehmet Paşa Türbesi civarına gömüldü.

Ormanda Geyik


Oguzhan34
5 yıl önce - Prş 04 Eyl 2008, 16:57

İlk Türk Ressamı Ferik İbrahim Paşa (1815 - 1891)

Sanat tarihimizde ilk Türk ressamı olarak şerefli bir yer alan Ferik (Korgeneral) İbrahim Paşa 1815 doğumludur ve Konyalıdır.

Nizamı Cedid Yüzbaşılarından Konyalı Kulaksız Mustafa Paşa'nın oğludur.

1835 yılında Mühendishanei Berrii Hümayun'u bitirerek Avrupa'ya giden 10 öğrenciden 2’si resim öğrenimine gönderilmiştir. Bunlardan birisi de Mü­lazım Sani İbrahim Efendiydi.

İbrahim Efendi öğrenim için bir deyişe göre Viyana'ya, diğer bir deyişe göre de Londra'ya gönderilmiştir. Diğer arkadaşlarının Londra 'ya gittikleri gözönünde tutulursa, onun da burada öğrenim yapmış olması gerekir. Belki bir ara Viyana'ya da uğramış ve yurda buradan dönmüştür.


İbrahim Efendinin öğrenimden hangi yıl döndüğü bugün için bilinememektedir. Ancak, Sultan Abdülmecid zamanında yurda döndüğü, Padişaha resim der­si verdiği ve bir portresini yaptığı bilinmektedir. Sonradan ferik (Korgeneral) rütbesine kadar yükselen İbrahim Paşa, Askeri Şura üyeliğinde de bulunmuş ve yaşadığı sürece pek çok eser vermiştir. Halil Bey, Elvahı Nak­şiye adlı eserinde; meydana getirdiği tablolar ının Şeker Ahmet Paşa tarafın­dan satın alındığını yazmakta ise de, bu nokta bugün için henüz aydınlanama­mıştır. Bu zengin kolleksiyonun Şeker Ahmet Paşa tarafından sarava verilmiş olduğu düşünülebilir. Eğer kıymet bilmeyenler tarafından yok edilmedi ise, cid­di araştırmalar sonunda, bir gün bunlar meydana çıkacaktır.

İbrahim Paşa yetiştiği devre göre klasik ekole aittir. Ancak gerçek anlamda realizme inandığını kabul ettirecek çalışmaları da vardır. Bunlardan en önemlisi, Abdülmecid 'in portresidir. Sanatçının bu portreyi, Padişahın çeh­resindeki çiçek hastalığı bozukluklarını ihmal etmeden meydana getirmiş olması yüzünden Bursa 'ya sürülmüş olması, bize bu konuda bir fikir vermektedir.

İbrahim Paşa 'nın çoğu peysaj ve natürmort olan eserleri arasında II. Ad­dülaziz 'in bir portresinin de bulunduğu söylenmektedir. Ressamlarımızın piri sayılması gereken bu sanatçımızın sanat değeri ancak eserleri bulunduğu za­man daha çok aydınlanmış olacaktır. II. Abdülaziz devrinde de itibar görmüş olan İbrahim Paşa 1891 yılında 76 yaşında vefat etmiştir. Kendisi Usküdar'da Ozbekler Dergahında yatmakta­dır.

Mırati Mühendishane ve Elvahı Nakşiye kolleksiyonları, İbrahim Paşa 'yı ilk Türk Ressamı olarak tescil etmektedir.


-Nesrin-

5 yıl önce - Pzr 14 Eyl 2008, 15:47

Eren Eyüboğlu (1907 –1988)




İlk resim çalışmalarına ortaöğrenim yıllarında özel resim dersleri alalarak başladı. Romanya Yaş Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim öğrenimi gördü. 1929 yılında okulu bitirdikten sonra Paris’e gitti. Dört yıl boyunca Julian Akademisi’inde André Lhote’un öğrencisi oldu. Bu sürede Monet ve Cezzane’nın eserlerini inceledi. Onlardan röprodüksiyon çalıştı. 1930 yılında Paris’te tanıştığı kendisi gibi resim sanatçısı olan Bedri Rahmi Eyüboğlu ile 1936 yılında evlenerek İstanbul’a döndü.



İki resim sanatçısı eş olarak yaşamlarını sürdürmeye başladıkları Türkiye’nin dört bir yanını dolaşarak Anadolu insanının yaşam biçimini tuvallerine folklorik özellikleri plastik öğelerle birleştirerek yansıttı. Bedri Rahmi Eyüboğlu ile birlikte D Grubu’na katıldı. Topluluğun etkinliklerinde önemli rol üstlenen sanatçı resimlerinde soyutlamacı ve Ekspresyonist görüşü ile Anadolu insanına ve doğal yaşama yönelik konular işledi.



1950’li yıllarda Picasso ve Braque gibi usta ressamlardan çalıştığı kopyalar sayesinde yapıtlarında ayrıntıdan uzaklaşarak; sadeliğe, ritmik çizgi ve heyecan verici , coşkulu renk uyumuna yöneldi. Eşi Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun nakışçı stiline karşın, yöresel anlatımlara ulaşmada plastik öğelere eğilimi ağır bastı. Temalarına Çağdaş bir yorum kazandıran Eyüboğlu, Üç Güzeller, Dört Güzeller gibi mitolojik konulu resimler de yaptı.



Resmin yanında Mozaik da çalıştığı 1956’da Ankara Etibank, 1957’de 4. Levent Konut Duvarları, 1978de Ankara Çocuk Hastanesi , Cerrahpaşa Hastanesi ile 1979 yılında Haydarpaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi için gerçekleştirdiği mozaik panolardan anlaşılmaktadır.

Geride çok sayıda sanat eseri bırakan Eren Eyüboğlu, 1988 yılında İstanbul'da öldü.



*Eren Eyüboğlu Resim Sergisi


bülent dizdar

5 yıl önce - Çrş 17 Hzr 2009, 23:27



Nuri İyem

Toplumsal - Gerçekçi sanat akımının önde gelen ressamlarından olan Nuri İyem 1915 yılında İstanbul'da doğmuş, 18 Haziran 2005 yılında yine İstanbul'da vefat etmiştir.

Anadolu'lu kadın portreleriyle tanınmıştır. 3500 civarında resmi vardır. 1941 yılında Avni Arbaş, Agop Arad, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Kemal Sönmezler, Selim Turan, Fethi Karakaş, Ferruh Başağa, Mümtaz Yener ile beraber "Yeniler" grubunu oluşturmuş ve "Liman" adlı bir sergi ile Toplumsal - Gerçekçi sanat görüşünü ortaya koymuştur.

Nuri İyem'e ait 2 resim.






ahsen2
1 yıl önce - Prş 23 May 2013, 22:21
Mustafa Ayaz


Mustafa Ayaz'ın bir kaç resmini koydum.Fotoğraflar google dan alınmıştır..Umadım beğenirsiniz.1938 Trabzon doğumlu olan ressamın kazandığı ödüllerden bazıları


1972 34. Devlet Resim ve Heykel Sergisi Başarı Ödülü
1973 Cumhuriyetin 50. Yılı Resim Yarışması Başarı Ödülü
1975 DYO Resim Yarışması Başarı Ödülü
1977 DYO Resim Yarışması Başarı Ödülü
1980 41. Devlet Resim ve Heykel Sergisi Başarı Ödülü
1983 44. Devlet Resim ve Heykel Sergisi Başarı Ödülü
1986 Türkiye Petrolleri A.Ş. Resim Yarışması Başarı Ödülü
2005 EgeArt Sanat Fuarı Ödülü
2007 ÇAĞSAV Onur Ödülü
2007 ArtForm Ankara 3. Plastik Sanatlar Fuarı Mustafa Ayaz Müzesi Kurum Onur Ödülü
2008 Plastik Sanatlar Kurumu Resim Dalında Yılın Sanatçıları Ödülü



(+)





(+)





(+)





(+)





(+)



(+)





(+)





(+)





(+)





(+)


Abdulkadir ACAR

1 yıl önce - Prş 23 May 2013, 22:42
İstanbul


Bu resmi kimin çizdiğini bilmiyorum ama gerçekten çok hoşuma gidiyor .

Bu resmin orjinali ,





Bu da yağlı boya ile çizilmiş hali .



(+)



Saygılarımla


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET