afedersinizde halkın giremediği dediğiniz Eymir Gölü ve ODTÜ kampüsünde içki yüzünden olayların çıktığını nasıl biliyorsun merak ediyorum. basında bu konuda bi haber falan çıktıda biz mi görmedik.
Bahar Şenlikleri döneminde münferit olaylar yaşanmaktadır. Bu ODTÜ'ye de özgü bir durum değil, her üniversitede olur. Anlatmak istediğim şey gayet açık. Orada şu anda kişi sayısı az ve eğitim seviyesi yüksek olduğu için ciddi boyutta rahatsızlık yaratacak herhangi bir olay çıkmıyor. Ama halka açık olsa çıkması ihtimali artar.
Alıntı:
Eğmir'e vatandaş olarak girişte bir problemle karşılaşmadım. Sadece otopark parası aldılar ki ha belediye almış ha odtü almış bence fark yok.
Eymir'e girişlerde Eymir Kartı'nız varsa araçla girebilirsiniz. Bu ODTÜ'nün talimatıdır, uydurmuyoruz bunu. Yaya girişleri de ücretsiz olarak açık ama resmi olarak açık değil.
Alıntı:
Üniversitemiz Eymir Gölü çevresine akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimiz haricinde girmek isteyenler için ücret karşılığı senelik kart uygulaması yapılmaktadır. Yeni yıl için giriş kart ücretleri düzenlenmiştir. 2010 yılı için geçerli ücretler ve başvuru formu için tıklayınız.
İçki konusuna gelelim. Şu anda Eymir halka açık olmadığı için içeri girip çıkabilen sayısı makul seviyede. Bu nedenle içkiden ötürü sorun çıkması ihtimali, ODTÜ kampüsü içinde 100km/s ile kaza yapma ihtimali kadardır. İhtimal düşük de olsa şu anda olay çıkıyordur, onu da söyleyeyim. Çünkü kampüste şenlikler zamanında olaylar çıkmaktadır, Eymir'de de çıkıyordur ama kişi sayısı az olduğu için olay sayısı da azdır. Şimdi halka açılınca giren çıkan sayısı artacak, bununla paralel olarak olay sayısı da artacaktır. Bunu engellemek için de güvenlik personeli ve gerekiyorsa içki yasağı konulabilir. Belediyenin çözümü genelde bunlar oluyor.
altyapı hazırlıkları başlamış bakıyorum da...
ben bugüne kadar içkinin değiştirdiği bir insan görmedim, bir vatandaşın içinde hınç, sinir vs. varsa, o duyguları kafesinden çıkarır. ama aklı başında insanı 180 derece döndürmez içki. TBMM'de de münferit olaylar çıkıyor, içkili mi diyecez şimdi vekillerimize, ya da bülent arınç sinirlenip güldal mumcu'nun odasına girdiğinde içkiden yapmıştır mı diyecez. hayır tabi ki de değil. insan haliyle olur, ama içkiyle şiddetlenir. şu an için odtü'de o bölgeyi sıklıkla kullanan vatandaşlarımız yüksek eğitim düzeyinde olduğu için çok nadir oluyordur, ama bir dolmuşta, metro durağında da benzer sıklıkta olaylar çıkıyordur. bu kadar basit.
hakkı erdoğan arkadaşımız sözde halkçı olarak, halkın içeriye girip serserilik yapma tehlikesini görmüş, önlem olarak içki yasağını önermiş. teşekkür ediyoruz. ama memleketimizde içki yasak değildir, halkın kıyıları özgürce kullanımını savunan adam gitti, başkası geldi nasıl olduysa. asayiş açısından olay çıkarsa bu ülkenin polisi var, jandarması var ayrıca. siz halka açık olan heryerde içki yasağını mı öneriyorsunuz? bu mu sizin demokratlığınız? sizin mantıkla tunalı'da bahçeli'de de yasak getirelim olay kökünden çözülsün.
Haaa işte bu zihniyete hiçbir zaman açılmayacak eymir, ne güzel kendi ağzınızla anlatıyorsunuz içinizdekileri. eğer odtü'lü paşa çocuklarının kalesiyse orası, sizin de amacınız badem bıyıklı kalesi kurmak. al birini vur ötekine. ne zaman beraber yaşama kültürünü hazmetmiş, tüm haklara sonuna kadar saygılı bir başkan gelir (tabi bir de doğaya ve sit alanlarına saygısı olan) o zaman bütün ankaralılar özgürce kullanır orayı. ben sizin varlığınızdan rahatsız olmuyorum, benim dünyamda siz de varsınız, ama sizin dünyanızda bazıları yok, anlıyor musunuz sorunu?
Boşu boşuna çırpınmayın siz isteseniz de istemeseniz de açılacak. Siz kimsiniz de belediye başkanı şöyle olursa açılır, öyle olursa açılmaz diyebiliyorsunuz. Kimsiniz de halkın seçtiği belediye başkanına yetki veriyorsunuz yada vermiyorsunuz. Halk yetkiyi vermiş, İmar Kanunu vermiş, Kıyı Kanunu vermiş, siz kimsiniz ayıptır sorması...
Yıllarca AOÇ'yi talan ettiniz, ODTÜ'yü talan ettiniz. Şimdi buraları bu halkın seçtiği başkandan güya koruyorsunuz, bırakın bu ayakları. AOÇ nasıl alındı, senelerdir uğraşıldı ama sonunda alındı. ODTÜ'de de aynısı olacak. Hep beraber izleyin ve görün.
Bu arada sözlerimi çarpıtmayın. İçki durumu sorun yaratırsa gerekirse yasaklama yada güvenlik önlemleri uygulanabilir dedim. Gerekiyorsa bunun yapılmasından doğal bir hadise olamaz. Ben Eymir halka açılsın diyorum. Bu tip insanlar eğer sorun çıkarırlarsa, halkın rahatça kullanımı için gerekirse içkinin yasaklanması da düşünülebilir. Alıntıladığın kısımda da görüldüğü gibi illa yapılsın, Eymir alınsın ve hemen içki yasaklansın falan demiyorum.
Okuduğunu anlamak ya, çok temel bir mesele. Yazık cidden.
Son olarak sen ne demiştin ilk başta:
Alıntı:
talimatlara göre araba giremez, yaya olarak girebilirsiniz.
hakkı bey, halkımız da bilsin diye soruyorum, merak ettim de..
aoç arazisinin satış yoluyla devrine izin veren kanun hangi iktidar döneminde çıkmıştır acaba?
halkımızı aydınlatır mısınız?
En çok kayıp ne zaman gerçekleşmiş gör. Ben bunu 2 sayfa önce yazdım ama sen anlamıyorsun, anlaman da mümkün değil çünkü bunun için bazı asgari yeterliliklerin olması lazım. Ne yazık ki yok sende.
1954'teki kanunla:
a) Etimesğut bölgesinde İkinci Zırhlı Tugay tarafından halen işgal edilmiş bulunan 5450 dekar arazi ile askeri hava meydanı ittihaz edilen 650 dekar ve Çorakpınar mevkiinde Muhabere Alayı ve Hava Kontrol Grupu tarafından işgal olunan 455 dekar ve yine Çoraktepe mevkiinde Dördüncü Uçaksavar Bataryasının yerleştirilmiş bulunduğu 50 dekar olmak üzere ceman 6.605 dekar arazinin Milli Savunma Vekaletine,
b) Güvercin İstasyonu civarında Ankara çimento Fabrikası ile tesis ve lojmanların inşa edilmiş olduğu 750 dekar sahanın Ankara Belediyesine,
c) Devlet Demiryolları Hastanesinden Orman Çiftliği İstasyonuna imtidat eden demiryoliyle asfalt yol arasında ve bir kısmı da bu asfalt yolun güneyinde olmak üzere ziraate elverişli bulunmıyan 350 dekar çorak arazi ile Bahçelievler bölgesinde Fen Fakültesine mücavir 130 dekar ve İstanbul yoliyle Yenimahalle yollarının birleşme noktasında iki parçada 80 dekar olmak üzere ceman 560 dekar arazinin muhtelif yapı kooperatiflerine,
d) Fişek Fabrikası kuzeyinde, bu fabrika ile yeni İstanbul yolu arasında olup Kömür Satış ve Tevzi Müessesesi depo ve tesislerinin kurulu bulunduğu 135 dekar arazi ile Akköprü bölgesinde İstanbul yolunun dördüncü kilometresi civarında 20 dekar olmak üzere ceman 155 dekar arazinin Etibank ile Kömür Satış ve Tevzi Müessesesine
----
Gördüğün gibi zaten çoğu işgal altında olan bölgeler satılmış. Yani aslında satılmamış da terk edilmiş. Sadece yapı kooperatiflerine 560 dekar satılmış. Diğer 7510 dekar ise Celal Bayar'dan önce çeşitli kurumlarca işgal edilmiş zaten. Kanundaki koyu yerlere dikkat edin lütfen.
----
1957'deki kanuna bakalım.
a) Ankara-Konya-Eskişehir ve Adana Devlet yolu için lüzumlu 240 dekar kadar arazinin Karayolları Umum Müdürlüğüne;
b) Bira Fabrikası batısında 175,1 dekar arazinin, inşa edilmekte olan yeni Fişek Fabrikası ihtiyacı için ilaveten Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Umum Müdürlüğüne;
c) Kadastronun 2108 ve 2113 adalarında kain 125 dekar arazinin hububat silosu inşaat, tesisat ve müştemilatı için Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Müdürlüğüne;
d) Kadastronun 2107 adasında ve ayrıca Etimesğut Çakırlar bölgesinde ceman 2,8 dekar arazinin Sarıyar elektrik tesisleri enerji nakil hattı pilonları için Etibank Umum Müdürlüğüne ve bu bölgede münferit durumda kalmış bulunan 5 dekar arazinin de Sarıyar tesisleri vazifelilerinin mesken ihtiyacına;
e) Kadastronun 2107 adasında 14 dekar arazinin kuşaklama kanalı tesisi için ve Çubuk çayı üzerinde en çok 8 dekar arazinin de üç regülatör muhafaza, bakım ve emniyet sahası olarak Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğüne;
f) Gazi İstasyonu bölgesinde PTT binasının işgal etmekte olduğu 0,876 dekar arazinin PTT Umum Müdürlüğüne ve yine bu civarda mevcut jandarma ve polis karakol binaları için de beherine 0,4 dekarı tecavüz etmemek üzere 0,8 dekar arsanın Hazineye;
g) Çimento Fabrikası bölgesinde demiryoliyle Çubuk Çayı arasında kalan sahadan 110 dekarının, şehir havagazı ve elektrik tesisleriyle fabrika ve imalathaneler inşası için belediyeye veya Devlet müesseseleri, İktisadi Devlet Teşekkülleri yahut hususi sınai teşebbüs sahiplerine;
h) Macun Köyü mıntakasında çiftlik ağılı ve civarı ile Balıklı mevkiinde iki parçada 90 ve Balgat Köyü mıntakasında münferit durumda 20 parçada 327 dekar araziden 30 dekarının lise binası ve müştemilatının inşası için Hazineye ve mütebaki kısmının ise mıntaka çiftçilerine veya diğer isteklilere;
800 dekar ise 1957'de kaybedilmiş. Bunun da 240'ı yol, 120'si lise binası, 22'si çay için kanal ve regulatöre gitmiş yani halka yapılan yatırımlara gitmiş. Yaklaşık 420 dekar ise kurumlara verilmiş.
1959'da çıkan kanuna bakalım en son.
a) Sincanköy - Gazi istasyonları arasında inşa edilecek ikinci demiryolu güzergahı için gerekli 150 dekar arazinin Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletme Umum Müdürlüğüne,
b) Çimento Fabrikası civarında Ankara - İstanbul Demiryolunun güneyindeki araziden 25 dekarının Çöp Kıymetlendirme Fabrikası inşası için Ankara Belediyesine,
c) Marmara Köşkü ile Sivrihisar yolu arasında mevcut araziden 50 dekarının Şap Araştırma ve Mücadele Enstitüsü inşası için Hazineye,
d) Yeni İstanbul yolunun kuzeyinde Tavukçuluk Enstitüsü hududundan itibaren batıya doğru imtidat eden araziden, zirai maksatlarla istimali mümkün olmıyan 300 dekarının işçi meskenleri inşası için İşçi Sigortaları Umum Müdürlüğüne,
e) Aynı araziden 150 dekarının Makina ve Kimya Ensdüstrisi Kurumu işçileri için mesken inşası maksadiyle Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumuna,
f) Yine bu araziden 50 dekarının Atatürk Orman Çiftliği işçi ve müstahdemlerine mesken inşa edilmek üzere Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğüne,
Dönemin son kanununda da 150 dekar tren hattı, 25 dekar çöplük için yani toplamda 175 dekarı kamu yatırımları için harcanmış. 550 dekar ise kurumlara verilmiş.
Celal Bayar dönemindeki toplam kayıp, 9595 dekar. Ancak bunun 7510 dekarı aslında zaten Celal Bayar döneminden önce yani Atatürk ve İnönü döneminde dağıtılan araziler. Kalan 2085 dekarın ise 557 dekarı yine kamu yatırımlarına harcanmış. 1528 dekar ise kurumlara satılmış.
Atatürk AOÇ'yi ilk kurduğunda büyüklüğü 52 bin dekardı, 1954'deki kanuna göre arazinin 7.5 bin dekarı işgal edilmiş yani 44.5 bin dekarı kalmıştır, 1959'daki kanuna göre 42.5 bin dekar kalmıştır, 1983'te bu rakam 33 bine inmiş, 2006 yılında ise 30 bine inmiş.
Şimdi herkes bu verileri incelesin.
Kuruluş - 52 bin
1954 - 44.5 bin
1959 - 42.5 bin
1983 - 33 bin
2006 - 30 bin
Kuruluştan Celal Bayar'a kadar olan 25 yıllık dönemin kaybı 7.5 bin dekar(senede 300). Celal Bayar dönemindeki kayıp 10 yılda 2 bin dekar(senede 200). Celal Bayar sonrasından Kenan Evren'in 3. yılına kadar olan 23 yıllık kayıp 9.5 bin dekar(senede 410). Kenan Evren'in 3. yılından Abdullah Gül'e kadar olan 23 yıllık kayıp 3 bin dekar(senede 130).
En hızlı kaybın 60 cuntacıları döneminde, en yavaş kaybın ise Özal, Demirel, Sezer döneminde yaşandığı ortada. Yani 80 sonrasında gelen hükümetlerin arazileri savunduğu bal gibi ortada.
Yani kimlerin AOÇ'yi talan ettiği açıkça belli. Hadi bakalım yap yorumunu.
Ben AOÇ ve ODTÜ'nün geleceğinden şüpheliyim. Hele ki ODTÜ öyle bir yerde ki gittikçe yoğunlaşan bir bölgede. Zamanla ODTÜ'nün dört bir yanından otoban projeleri ortaya çıkacak işte o projeler gerçekleştiğinde çok ah çekeceğiz. Ha şimdi öncekiler çok talan etti falan deniyor. Doğrudur, etmişlerdir. Ama bu durum şimdiki yönetimin öncekiler talan etti bizde edebiliriz demesini haklılaştırmaz. Umarım bir 15 - 20 sene sonra AOÇ ve ODTÜ'nün varlığından emin olabiliriz.
Ben AOÇ ve ODTÜ'nün geleceğinden şüpheliyim. Hele ki ODTÜ öyle bir yerde ki gittikçe yoğunlaşan bir bölgede. Zamanla ODTÜ'nün dört bir yanından otoban projeleri ortaya çıkacak işte o projeler gerçekleştiğinde çok ah çekeceğiz. Ha şimdi öncekiler çok talan etti falan deniyor. Doğrudur, etmişlerdir. Ama bu durum şimdiki yönetimin öncekiler talan etti bizde edebiliriz demesini haklılaştırmaz. Umarım bir 15 - 20 sene sonra AOÇ ve ODTÜ'nün varlığından emin olabiliriz.
ODTÜ'den bu planlar geçtiği zaman kimse ODTÜ'ye dokunamayacak. Şu anda ODTÜ plansız olduğu için git istediğin yere istediğin yapıyı kondur. Bugüne kadar böyle olmuş hep. ODTÜ'nün içindeki pek çok yapı bu şekilde yapılmış, bunlar sadece eğitim öğretim binaları değil kolej gibi, teknokent gibi, çarşı gibi rant projeleri de bu şekilde yapılmış. Ama şimdi ODTÜ bir plana kavuşacak, planın adı da "koruma amaçlı" olacak. Yani ODTÜ arazileri yasal güvencesine kavuşacak.
Aynı şey AOÇ için de geçerliydi. AOÇ'nin de bir planı yoktu. Herkes kafasına göre arazileri parsellemiş, ona buna peşkeş çekmişti. Şimdi AOÇ'nin de bir "koruma amaçlı" planı oluyor. AOÇ de bundan sonra yasal güvenceyle korunacak.
Bundan evvel statükocu çevreler ODTÜ'yü, AOÇ'yi biz koruyoruz kılıfı altında talan etmişler. Plan yok, proje yok. Kafana göre dağıt arazileri. Kimse sormaz, niye yaptın, kime yaptın diye. Öncesi de bilinmiyor ki zaten. Ama şimdi planlar geliyor. Her şey plana projeye uygun olmak mecburiyetinde. Bu planlar geçtikten sonra ODTÜ'nün içinde bir tek ağaç rant için kesilirse muhatabın belli, "Ey Melih Gökçek, plan bu ama icraatın bu" deyip dikil karşısına. Durmazsa git savcılığa, belediye başkanının dokunulmazlığı yok, yargılansın. Ama şu an öyle değil. Ne olduğu belli değil, herkes alacağını almış, muhatap yok. ODTÜ'den koparılan Bilkent'in hesabını kime soracağız? AOÇ'den koparılan çimento fabrikası arazisini kime soracağız? Kimseye soramayacağız. Bundan sonra da bu tarz olayların yaşanmaması için bu planların yapılması gerekiyor.
Odtünün ne özelliği varda halkın olan bir göle girişleri sadece kendi mensuplarına açabiliyor?zamanında okulun siyasi görüşleriyle paralel olan siyasi iktidar sesini çıkarmadı tabi,bu yüzden yıllardır sömürdüler gölü.ama artık hiçbirşey eskisi gibi değil,artık bu ülkede hak var hukuk var,o göl halkın olcak okulun içinden de yol geçecek.batı ankarada oturan 1.5 milyon vatandaşımız her gün saatlerini odtünün hırsı yüzünden kaybetmek zorunda mı?biraz objektif düşünün,odtüye giren en fazla 5 yıl sonra gidiyor ama halk ömrünün sonuna kadar bu işkenceyi çekiyor.istesenizde istemesenizde bu yol orda geçecek,göl de halka açılacak