1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
hasanpozan
15 yıl önce - Çrş 18 Hzr 2008, 14:07
MERSİN-Tarsus saint paul yılı 2008
Mersin-Tarsus 2008 Saint Paul Yılı
Tarsus Mersin ilinin ve Türkiye`nin en büyük ilçelerinden birisidir.Nüfusu Tarsus merkez ilçenin 229.921 bağlı köylerin nüfusu 88.632 ve toplamda nüfusu 318.553 ,dür.
Çok zengin bir tarihi olup, ilahi dinler açısından önemli bir kenttir. Kuran-ı Kerim'in Kehf Suresinde geçen Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar)ın kaldığı mağara Tarsus'ta olduğu söylenmektedir.Müslümanlar bu önemli merkezi ziyaret etmektedirler.
İsa'nın 12 Havarisinden biri olan Saint Paulus Tarsus'ta doğmuş yaşamış, yahudi bir ailenin çocuğu iken yaptığı geziler sırasında hristiyanlıkla tanışmış hristiyanlığı yaymak için misyonerlik faaliyetlerini sürdürürken M.S. 64-67 yılında Roma İmparatoru Neron tarafından öldürtülmüştür.Saint Paul kilisesi ve Saint Paul kuyusu Tarsus da bulunmaktadır. Bu merkezler Hristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilmektedir.Saint Paul Kilisesi Kudüsteki Kıyamet kilisesinden sonraki en kutsal kilisedir . Bunların yanısıra dünyanın ilk kanalizasyonlu Tarihi Roma Yolu, Kleopatra Kapısı, Donuktaş Tapınağı, Hz. Danyal(Danial) Peygamberin kabride Tarsustadır. 2008 yılı Papa 16.Benedikt tarafından St.Paul yılı ilan edilmiştir.St. Paul’un doğum yeri olarak bilinen Tarsus St. Paul Kilisesi ve kuyusu ruhani bir merkez olarak mevcut geleneksel kent dokusu ile bütünleşmiş biçimiyle, Dünya Mirası endikatif listesindedir
ayrıntılı bilgiler ve kaynak :
http://www.saintpaultarsus.com/
önemli video tanıtımı
http://www.vtunnel.com/index.php/1010110A/91d293a ...83fb516014
En son hasanpozan tarafından Çrş 18 Hzr 2008, 15:48 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
|
 |
hasanpozan
15 yıl önce - Çrş 18 Hzr 2008, 14:12
mersin tarsus'dan aşlayan yolculugu
Tarsus'lu Saint Paul'un yolculugu
Kendisi de bir Anadolulu olan bu inatçı ve dirençli insanı kısaca tanıyalım ilk önce.
Pavlus Tarsus'ta doğmuştu. Doğum tarihinin İ.S. 3-7 .yıllarında olduğu sanılıyor. Yahudilikte kullandığı asıl adı Saul idi. Zaten "elçilerin işleri" kitabının ilk bölümlerinde adı Saul olarak geçmektedir. Yöredeki pek çok Yahudi gibi oda Roma yurttaşlığını kazanmış bulunan bir aileden geldiği için Romalı adı "pavlus" u da kullanmaktaydı. Öteki Yahudi çocukları gibi o da bir sanat öğrendi ve çadır ustası oldu. Kudüs'te dini bir eğitim gördü.
Başlangıçta koyu bir Ferisi olarak bu yeni akıma ve yandaşlarına karşı cephe aldı ve etkin bir biçimde izledi onları. Dahası ilk Hıristiyan şehidi İstefan'ın taşlanarak öldürülmesinde de katkısı oldu. İstefan'ın gömülmesinden sonra Kilisenin altını üstüne getiriyor, evlere girerek içeridekileri kadın, erkek demeden dışarı sürüklüyor ve zindana atıyordu onları.
İncil'in elçilerin İşleri bölümünün bizlere anlattığına göre Yahudi yetkililerden almış olduğu bi mektupla Şam'a giderken, gökte bir ışık parlar. Saul yere düşerken kendisine bir sesin "Saul, saul neden bana zulmediyorsun" diye seslendiğini duyar ve "sen kimsin ey efendim?" diye sorar. Ses de "ben senin zulmettiğin İsa'yım!" diye yanıtlar.(Elçilerin İşleri 9:5)
İşte bu karşılaşma Saul'un yaşamında bir dönüm noktası olur. Daha önce amansız bir biçimde karşı çıktığı bu yeni inncın en ateşli savunucusu olur ve onu yaymak için yolculuklar yapar, topluluklara mektuplar yazar.bilinmelidir ki Mesih inancının ilk yayıldığı sıralarda Pavlus zamanının çoğunu yine Anadoluda geçirmiştir. Anadolunun Pavlus'un hayatında önemli bir yeri bulunmaktadır ve bunu mektuplarında bunu sık sık yinelemektedir.
Yolculuklarının başlangıç noktası Antakyadır.
http://www.saintpaultarsus.com/html/saint_paulun_ ...itasy.html
En son hasanpozan tarafından Çrş 18 Hzr 2008, 14:14 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
hasanpozan
15 yıl önce - Çrş 18 Hzr 2008, 14:14
Pavlus'un ilk yolculuğu Konya ve çevresi :
Pavlus, ilk yolculuğuna başlamak üzere Barnabas ve bir kaç kişi ile Antakyadan yola çıkar. Liman kenti Seleukeia Pieria'dan (Samandağ) gemiy binerek kıbrıs'a yelken açarlar. Salamis'ten Pafos'a kadar adayı dolaşarak vaazlar verirler. Pafos'tan Pamfilya pergesine, oradan da Pisidya Antakyasına (Yalvaç) gelirler. Orada da halkı bu yeni inanca çağıran konuşmalar yaparlar. Ne var ki Yahudiler, Pavlus ve Barnabas'ın sözlerinden hoşnut kalmadıkları için halkı onlara karşı kışkırtırlar ve oradan kovdururlar iki arkadaşı. Onlar da Konya'ya gelirler.
Ama aynı kargaşa Konya'da da meydana gelir. Yahudiler orada da kışkırtıcılık yaparlar. Halk ikiye ayrılır. Pavlus ve Barnabas saldırıya uğrayacaklarını ve taşlanacaklarını anlayarak yakındaki Lykaonya bölgesi şehirlerinden Lystra ve Derbeye kaçarlar. İncil'i yani müjdeli haberi yaymayı orada da sürdürürler.
O yörede fena karşılanmazlar başlangıçta. Pavlus lystra'da bir mucize göstererek doğuştan kötürüm bir adamı ayakları üzerinde doğrultup yürütür. Bu gördüklerinden şaşkına dönen Lystralılar bu iki Tanrı adamını gökten inmiş iki Tanrı sanarak Barnabas'a Zeus, Pavlus'a da Hermes derler. Bununla da yetinmezler, onlar için boğalar kurban etmeye kalkışırlarsa da bu iki tanrı adamı güç bela engellerler onları.
Ne var ki Konya'dan ve Antakya'dan kimi Yahudiler gelerek halkı kışkırtırlar yine. Bunun sonucu olarak Pavlus taşlanır. Öldü sanılırken o yine Barnabas ile Derbe'ye çıkar ve bir çok kişiyi yeni dine kazandırır. Daha sonra da geri dönüp Lystra, İconium(Konya) ve Yalvaç'a gelirler, oradaki halka vaazlar verirler. Sonra Perge üzerinden Antalya'ya varırlar. Oradan da Antakya'ya geri dönerler. Ve ertesi yıla dek bu bölgelere ikinci bir misyon düzenlenmedi.
http://www.saintpaultarsus.com/html/saint_paulun_ ...itasy.html
|
 |
hasanpozan
15 yıl önce - Çrş 18 Hzr 2008, 14:16
Pavlus'un ikinci yolculuğu Galatya ve çevresi :
Bu kez Barnabas Pavlus ile birlikte gitmek için Markos'un da gruba katılmasını koşul olarak ileri sürdü. Pavlus buna razı olmayınca, iki habercinin yolları ayrıldı. Barnabas, Markos'la Kıbrıs'a gitti, Pavlus ise, Yahudi olmayan inanlıların başlarının dertte olduğu Galatya'ya döndü.
Burada Galatya ile ilgili kısa bir açıklama yapmak doğru olur kanımızca Galatya bugün anadolunun ortalarında yer alan bir bölgedir bu bölge Ankara'da dahil olmak üzere çevre illeri de kapsamaktaydı. Galatya isminin ise o tarihten önce bölgeye göç eden kelt kökenli kavimler tarafından verildiği bilinmektedir.
Neyse burada konumuza tekrar dönelim ve o zamanın nadolusunda yaşanan olayları daha yakından inceleyelim.
Eskiye bağlı Yahudiler baştan beri bunlara itibar etmiyorlardı. Yahudi olmayanlara karşı çıkarılan toplumsal olaylarda kimi Yahudi babaları Pavlus'un öğretisini alttan alta yıkmaya kalkışmış, giderek havarilik yetkisini sorgulamışlardı. Onun belki iki yolculuğu arasında Galatyalılara yazdığı Mektup'ta, bu durum ve yaratmış olduğu üzüntü fark ediliyor. Çoğu kez olduğu gibi, bu kez de sorumlulukları sabrını taşıracak kadar onu sıkmaya başladığında, öfke ve şefkat gözyaşlarının kapıya dayandığı görülüyor. Sonunda, yeniden doğru dürüst bir uyum havası sağlamak için, kendisinin orada bulunup büyük bir baskı kurması gerekiyor, uyum sağlayıncaya dek misyon gezilerini sürdüremiyordu.
Lystra'ya iade-i ziyaret için gittiğinde Timoteyus adında yarı Yahudi bir gencin yardımını gördü. Sonra bu genç uzun yıllar onun yanından ayrılmadı. Yine büyük bir olasılıkla ikinci gezisinde Elçilerin İşlerini yazmayı üstlenmiş olan "sevgili doktor" luka'da ona katıldı. Çünkü bu noktadan başlayarak anlatıda zaman zaman ünlü "biz parçaları" geçer: bu parçalarda yazar, kendisinin tanık olduğu olayı, birinci çoğul kişi ile anlatmaktan kendini lamaz. İşte böyle, sonunda belki üçü birlikte, İ.S.50 yılının sonbaharında Galatya'dan ayrılıp tekrar yollara düştüler. Pavlus başta batıya yönelip Asya eyaletine ya da kuzeye vurup bithinya'ya (Marmara bölgesi) gitmek düşüncesindeydi. Ancak üstün bir sezgi gücüyle her iki tasarınında o an için uygun olmadığı kanısına vardı. Sonra çankkkale boğazının girişinde Aleksandreia Troas'ta görüyoruz onları. Pavlus'un düşünde, avrupaya geçmesini bildiren çağrıyı aldığı yer burasıdır. Luka'nın sözleriyle "hemen makedonya'ya gitmenin bir yolunu aradık Tanrı'nın sevinç getirici Haber'i onlara müjdelemek için bizleri çağırdığı sonucuna vardık." Filipi'de Selanik'te, Bercia'da Atina'da vaazlar verdiler; daha sonra Pavlus iki yıl Korinthos'ta arkadaşı Akvila ile Priskila'nın evinde kaldı.
Pavlus'un ilk asya ziyaretini erteleme kararı üzerine bir çok tahmin ileri ürülmüştür. Bazı yorumculara göre, yuhanna o sıralar Efes'te ikamet ediyordu, İon şehirlerindeki Hıristiyan topluluklarıda özellkile onun faaliyet alanına giriyordu. Gene çoğu kimse Yuhanna'nın Yeruşalim'den çıkıp Efes'e artık orada yaşamak üzere giderken, özel olarak onun nezaretine verilmiş olan Meryem'i de götürdüğüne inanmaktadır. Meryem'in Efes'te ikamet etmiş olma olasılığı bu noktada konudan epeyce sapmamızı haklı kılacak ölçüde ilgi toplamıştır.
http://www.saintpaultarsus.com/html/saint_paulun_ ...itasy.html
|
 |
hasanpozan
15 yıl önce - Çrş 18 Hzr 2008, 14:18
SAİNT PAUL (AZİZ PAVLUS) UN EFES YOLCULUĞU
Pavlus sonunda üçüncü misyon gezisinde Efes'e geldi. On sekiz ay kaldığı uzun korint durağından sonra, ilkin Suriye Antiokheiasına gitmesi gerekiyordu. Ancak gemisi Efes'e uğrayacağı için, yanına akvila ve Priskila'yı alıp dönüşüne değin onları orada bıraktı. Daha sonra, Antiokheia'daki işini bitirip Yeruşalim'e geçtikten sonra, gene küçük Asya üzerinden yola koyuldu; sevgili Galatyalı cemaatlere uğrayıp olağan teftişinide aradan çıkarmak istiyordu. Sonunda Efes'teki arkadaşlarıyla buluştu ve üç yılın büyük bir bölümünü orada geçirdi.
Bu süre onun görevinin en mutlu bölümü değildi. Günlük gereksinimlerini karşılayamayacak kadar para sıkıntısı çekmesi de dahil, akla gelebilecek her türlü maddi güçlükle yüzyüze gelmekle kalmadı, özellikle Korint'ten aldığı haberlerle ilgili olarak, manevi olarak da sürekli kaygı içerisindeydi. Burada da daha önce Galatya'da olduğu gibi, yetkisi söz konusuydu ve Kilise görevlileriyle olan ilişkisi bozulmuştu. Korintlilere yazdığı birinci mektupta da, "hüzün" denen mektupta da bu durum açıkça görülmektedir. Bunların ikiside o sıralar yazılmıştı. Sonuçta efeslilere verdiği vaazlar etkisini göstermeye başlıyor, onu izleyenlerin sayısı artıyordu ki, gümüşçülerle put tacirleri, onun etkinliklerine karşı eyleme giriştiler ve halkı ona karşı ayaklandırıp sonunda kentten ayrılmasını sağladılar. Halkı ayaklandırmakta etkin olan bu gümüşçüler bizlerin hiçte yabancısı olmadığı ve bu ülkede doğan hemen hemen herkesin bildiği Artemis'in heykelini yaparak para kazanmktaydılar bugün Efes'e gidenlerimizin bildiği bu pagan merkezini İsterseniz burada durup biraz daha açalım ve neden Pavlus'a karşı olduklarını biraz daha kavrayalım.
http://www.saintpaultarsus.com/html/saint_paulun_ ...itasy.html
|
 |
hasanpozan
15 yıl önce - Çrş 18 Hzr 2008, 14:19
Pavlus Ephesoslu Artemis'e karşı :
Üçüncü yolculuğuna Pavlus'un Efes'te üç yıl kaldığını söyleyerek başlamıştık. Elçilerin İşleri kitabında belirtildiği gibi "Tanrı Pavlus'un eliyle olağanüstü mucizeler yaratıyordu. Şöyle ki Pavlus'un bedenine değen Peşkir ve peştemaller hasta olanlara götürüldüğünde hastalıkları yok oluyor kötü ruhlar içlerinden çıkıyordu." (Elçilerin İşleri 19:12)
Pavlus Efesteki sinagog'ta vaazlar veriyor, Tiranus'un okulunda da derslere gidiyordu. Anlaşıldığı kadarıyla bu vaazları ve dersleri sırasında durmadan verip veriştirmişti Efes'in ve Efeslilerin en değer verdikleri tanrıçaları Artemis'e. Onunla birlikte, tanrıça'nın gümüşten heykelciklerini yapan zanaatkarlar da paylarını alıyorlardı bu kötülemelerden.
Bu durumdan şikayetçi olan pek çok insan vardı kuşkusuz. En başta da bu işten geçimlerini sağlayanlar. Günün birinde Demetrios adında bir kuyumcunun canına tak etmiş olmalı ki, toplar bu işle uğraşanları ve şöyle konuşur:
"efendiler bilirsiniz ki zenginliğimiz bu iştendir ve yine görüp işitiyorsunuz ki, bu Pavlus, yalnız Efes'te değil ama neredeyse bütün Asya'da, ellerimizden çıkan tanrıların tanrı olmadıklarını söyleyerek pek çok kişiyi inandırıyor ve onları kışkırtıyor. Bu işte kötülenen yalnızca mesleğimiz değildir. Ama ulu tanrıça Artemis'in tapınağı'da hiçe sayılmakta. Bütün dünyanın ve Asya'nın taptığı tanrıça'da yakında görkeminden çok şey yitirecek böylece."
Bu sözleri dinleyen halk büyük bir öfkeyle galeyana gelir ve "Efeslilerin Artemis'i uludur!" diye bağrışırlar. Şehir karışır. Halk iki saat boyunca bir ağızdan Artemis'in ululuğunu bağrışır. Sonunda Belediye Yazmanı gelip bir konuşmayla halkı yatıştırır. Bu konuşmasında yine Artemis'in yüceliğini över ve Efes'in bu yüce tanrıçanın ve onun gökten düşen yontusunun kutsal şehri olduğunu yineler. Demetrios ve yandaşları bu konuyu mahkemelerde çözümleyebileceklerdir isterlerse. Ama halkın, bu karışıklığın suçlusu sayılmaması için dağılması gerekecektir.
Belediye yazmanının bu konuşmasından sonra kalabalık dağılır.
Bu olayların geçtiğin yerin Efes'in o görkemli tiyatrosunun olduğunu da belirtelim.
Pavlus'un; Efes'te tanrıça Artemis'i hedef alan konuşmaları emekleme aşamasındaki yeni inancı nasıl etkiledi ve nasıl bir sonuç yarattı dersiniz?
Konuşmaların yarattığı olaylar Pavlus'un Efes'ten ayrılmasıyla sonuçlandı. Pavlus bir daha ayak basamadı Efes'e. Çıktığı Makedonya yolculuğunda dönüşte Efes önünde durmadan geçerek Miletos'a gitti ve Efesos Kilisesi ileri gelenlerini oraya çağırdı.
Etkiye gelince...
Bu etki asıl Artemis yönünden gerçekleşmişe benziyor. Dahası Hıristiyanlığın artık iyice yerleşip çoktan resmi bir inanca dönüşmüş olduğu beşinci yüzyılda bile. Unutmayalım ki, vaaz verdiği yerlerde Pavlus'a karşı çıkanlar puta taparlar değil Yahudilerdi. Oysa Efes'te bu kez Artemis inananlarının, bir başka deyişle puta taparlar'ın coşkulu direncini görüyoruz. Bu olayda bize, aslında geleneksel anatanrıçanın bir uzantısı olan Efesli Artemis'in orada ne denli yüceltildiğini ve saygı gördüğünü kanıtlıyor.
Buradan tekrar konumuza dönecek olursak Pavlus'un Anadoluda çekmiş olduğu sıkıntılar onun için çok fazla bir şey ifade etmiyor ve o hala yoluna devam edecek gücü vermesi için Tanrıya yakarıyordu.
Makedonya ve Yunanistan'da son bir yolculuktan sonra, Pavlus Küçük Asya'da son kez görüldü. Egeyi bir kayıkla geçip Troas'a geldi. Kendisini kıyıdan götürecek bir gemiyi beklemek için bir kaç gün orada kaldı (bu arada bir evin üst katında vaaz verirken Eutykhos adında genç bir adam pencereden sarkmış durumda onu dinlerken oracıkta uyuya kalıp aşağıya düştü). Sonunda Assos'tan bindiği gemi Miletos'ta onu karaya çıkarmadan önce Mytilene(Midilli), Khios(Sakız), ve Samos adalarına (Sisam) uğradı Mitetos'a Efes'ten Kilise ihtiyarlarını çağırdı, çünkü görevinin sonuna yaklaştığının artık bilincindeydi. Kentin dışında kıyıda bir veda konuşması yaptı. "Ve işte bütün Ruh'umla Yeruşalim'e gidiyorum", diyordu son olarak. Bindiği gemi onu Kos, Rhodos ve Patara üzerinden Lykia'ya götürdü, orada Tyros ve Suriye kıyılarına giden başka bir gemiye bindi. Bu olay İ.S.56'da olmuştu, ama yıl bitmeden kendini Yeruşalim'de hapiste buldu. Kaisar'a (İmparator) davasının üst mehkemede görüşülmesi isteğiyle başvurması üzerine, duruşma için Roma'ya gönderilmesine karar verildi.
Pavlus gitmişti ama Anadoluda kurmuş olduğu Kiliseler büyüyüp gelişti, sayıca çoğaldı. Pavlus'un bizzat öğrettikleri, sürekli mektupları ve bildirgeleriyle verdiği öğütler sayesinde kazanılan dayanma gücü, onları inançları yüzünden uğradıkları baskıları tevekkülle karşılamaya yöneltti. Romalıların gözünde şimdi onlar, şüpheli ve belki de istenmeyen bir mezhepti. İ.S 64'te, Pavlus'un yola çıkmasından az sonra, Neron tarafından kundakçılık bahanesiyle cezalandırılmaları daha sonra gelecek aralıksız zulmün ilk halkasıydı. Pilinius, Hıristiyanlığın Bithyna'da(Marmara bölgesi) kaygı verici hızla yayıldığını Traianus'a rapor verdikten sonra, yeni inanışa ibadet edenlerden ahali önünde tövbe etmeyenleri idam ettirmeye başladı. İmparator'da bu eylemi onayladı; ancak muhbirlik yapanların tanıklığının dikkate alınmaması gibi küçük bir çekince koydu. Ona göre, "bu kimseler çağın ruhuna yabancı"idiler. Gene de, Hıristiyan inancına bağlanmanın canlarına mal olabileceğini bilmelerine karşın, yeni katılanlar onu benimsemenin verdiği huzura kavuşmaya koşuştular. Şimdilik ülke çapında örgütlü bir baskı yoktu, ama her an, eyaletin birinde hasatın kötü olması gibi bir kamusal işin kötü gittiği bir olayda, Hıristiyan topluluğu günah keçisi olabilir, halkın sevmediği Romalı vali'de ilgiyi başka yöne çekmek için buna destek vermeden edemezdi. Aynı şey bütün Roma dünyasında olup duruyordu. Suçlanan kişiye, İsa'yı inkar ettirmekten çok, cinsiyeti ve toplum içindeki yeri ne olursa olsun işkence ediliyor ve cezası çoğu kez anfi tiyatroda, halkın gözleri önünde infaz ediliyordu. "Şehit" sözcüğünün anlamı "Şahittir" ve bu şehitler inançlarının şahidiydiler. Polikarp şöyle haykırıyordu: "86 yıl efendime hizmet ettim, bana hiç kötülüğü dokunmadı. Şimdi, beni kurtarmış olan Kralıma nasıl lanet ederim?" verilen yargıyı "Tanrıya şükürler olsun!" sözleriyle karşılayan Afrikadaki Scili halkının galeyanıda o ölçüde dokunaklıdır.
Zamanla, yavaş yavaş putperestler arasında, giderek bizzat infazı gerçeklştirenler arasında, bu dikkate değer dayanma gücüne karşı, istemeyerek de olsa, gözle görülür bir hayranlık, bu gücü doğuran inanca gittikçe artan bir ilgi oldu. Hıristiyanlığın ilkelerine karşı, bu arada, akılla çürütücü girişimlerde bulunuldu ve İ.S.170 yıllarında Celsus "gerçek ilke" sini yayımladı. Buna karşı Tertulyanus, Clemens ve Origenes gibi Hıristiyan düşünüşünün önderlerinden yanıtlar geldi. Bu eğitimli zihinler yeni öğretinin getirdiği basit gerçeği değilse bile, ussallığını gösterebiliyorlardı. Üçüncü yüzyılda Hıristiyanlığın tüm konuları, yasaklanmış bir tapınmanın gizlendiği karanlıktan çıkıp sağlıklı bir toplumsal tartışma ortamına girdi.
İ.S.324'te büyük Konstantin İmparator oldu. Bu çok yetenekli devlet adamı İmparatorluğun yaşamaında devrim yapan, imparatorluğun önüne yeni yollar açan iki büyük siyasal etkinliğinden ötürü ileride anılacaktır. Bunlardan biri İstanbul'un kurulması,diğeride Hıristiyanlığın devlet dini olarak da kabul edilmesidir. Gerçekte bu devrimin tam olarak duyumsanması üç yüz yıl sürdü; çünkü Konstantin'in yaptığı iş en azından yeni bir doğu Roma ya da Bizans devleti yaratmaya eşitti.
http://www.saintpaultarsus.com/html/saint_paulun_ ...itasy.html
|
 |
Hüseyin C
15 yıl önce - Çrş 18 Hzr 2008, 14:45
Günümüz İncili yani tahrif edilmiş İncil, Pavlusun öğrencilerine yazdığı mektupların derlemesi ve o derlemelerin tarih içerisinde çeşitli konsillerde zamanın papazları/papaları tarafından ekleme ve çıkarmalar yapılarak değiştirilmiş halidir. Pavlus, Hristiyanlık dinini tahrif eden, içerisine teslis inancını sokan Tarsuslu bir yahudidir. "Saint Paul" yılı bizim için ne ifade etmektedir? Müslüman Türk milleti için hiç bir şey ifade etmez. Bu başlık hristiyanlık propagandasından başka ne işe yarar? Ha ama doğru misyonerlik ülkemizde serbestti ben unutmuşum bir an.
|
 |
Samuel Cayak
15 yıl önce - Çrş 18 Hzr 2008, 15:15
| Alıntı: |
| Günümüz İncili yani tahrif edilmiş İncil, Pavlusun öğrencilerine yazdığı mektupların derlemesi ve o derlemelerin tarih içerisinde çeşitli konsillerde zamanın papazları/papaları tarafından ekleme ve çıkarmalar yapılarak değiştirilmiş halidir. Pavlus, Hristiyanlık dinini tahrif eden, içerisine teslis inancını sokan Tarsuslu bir yahudidir. "Saint Paul" yılı bizim için ne ifade etmektedir? Müslüman Türk milleti için hiç bir şey ifade etmez. Bu başlık hristiyanlık propagandasından başka ne işe yarar? Ha ama doğru misyonerlik ülkemizde serbestti ben unutmuşum bir an. |
O zaman Avrupa'da ki Osmanli eserlerinin tahribatina da ses cikarmayalim ....
Sacma .
Bunlar sahip ciktigimiz yada cikmamiz gereken Anadolu degerleridir . Bu degerlere sahip cikmak vede yasatmak bizim hosgorumuz vede yüceligimizdir . Bu neyin tepkisi yada milliyetciligi ?
Tuhaf .
|
 |
Handan Ayan
15 yıl önce - Çrş 18 Hzr 2008, 15:35
Cihat D. Sizin kutsal dediğiniz değerleriniz de başkaları için hiçbir şey ifade etmeyebilir. Ama her halükarda kendi kutsallarınıza saygı gösterilmesini istiyorsanız işe başkalarının inançlarına ve kutsal değerlerine saygı duyarak başlamalısınız. Hoş yorumunuzdan sizin bu noktadan fersah fersah uzak olduğunuz anlaşılıyor. üzücü.
|
 |
Can S.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|