Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
Akın Kurtoğlu

9 yıl önce - Prş 13 Mar 2008, 04:28
İstanbul: 1930'lar, 1940'lar, 1950'ler...


Bu ortofoto görüntüsü aslında 1982'den değil, çok daha eskilerden... Tâ 1946'dan... Mekân Yenibahçe... Yanından Vatan Caddesi'nin geçtiği ve günümüzde Emniyet binasının olduğu semt... Sol taraflarda Eski Gureba hastanesinin bahçesi...

(+)

Resimde, Vatan Caddesi henüz açılmamış (İnşasına daha 12 sene var). Ortasından ip gibi akan dere "Yenibahçe / Lykos / Bayrampaşa" deresi... Bizans dönemindeki ismi Lykos, Osmanlılar döneminde de Bayrampaşa deresi... Halk arasında bilinen ismi ise Yenibahçe deresi... Her iki yanında da bostanlar var. Validem ve teyzeme dün, o günlerdeki bu bostanları ve etrafını sordum. Meğerse şu anda yerinde Vatan Caddesi olan bu bostan arazileri, üç bahçıvana ait imiş: Tanaş, Andriko ve Panayot... Tanaş Ermeni asıllı, diğer ikisi ise Rum kökenli imiş. Tanaş, daha çok sebze yetiştirirmiş. Andriko ve Panayot ise meyve ağırlıklı satış yaparmış ve fevkalâde ucuzmuş sattıkları ürünler de...

Bostanların tam ortasından akan cılız Bayrampaşa deresinin üzerinde ise birkaç noktada derme-çatma tahtalardan inşa olunan köprücükler mevcutmuş. Rahmetli dedem, bilhassa yoğun kar yağışının bel hizasını aştığı günlerde her ikisinin de ellerinden tutarak dereyi atlatır, Selçuk Kız Enstitüsü'nün kapısına kadar çıkartır, oradan da [32] numaralı bir Bahçekapı-Topkapı tramvayına atlayarak, Sultanahmed'deki Devlet Basımevi Matbaası'na yollanırmış. Kar yağdığı günlerde sabah namazından sonra yatmayan rahmetli, bizimkilerin uyanma saatine kadar elinde kürekle, yürünecek kadar bir yol açarmış bostanlara doğru... Kızlarımı ileriye ne kadar rahat götürsem kârdır diyerek (Mekânı cennet olsun)...

Tramvay caddesinin Çukurbostan tarafları...

Karagümrük ve Malta'dan iki adet cılız dere de, dikeylemesine Hırka-i Şerif yamaçlarından aşağıya doğru akarak Bayrampaşa deresine katılırmış. İlkinin adı Karagümrük Deresi olup, şimdiki Kaymakamlık binasının oralarda, ikincisi de Malta Deresi olup, şimdiki Maliye Binalarının olduğu noktada dereye katılırmış. Sözünü ettiğim bu ikinci akarsu, Yenibahçe deresine yaklaşınca, kot farkı birdenbire burada 3 metreden fazla bir atlama yapar ve küçük, doğal bir şelâle oluştururmuş. İri kayaların arasından süzülerek aşağıya dökülen bu şelâlenin etrafı ve asıl dere ile buluştuğu nokta; dut, erik ve incir ağaçlarıyla çevriliymiş. Yaz günleri güneş bu ağaçların üzerine vurduğu vakitlerde, ağaçların aralarından akmaya çabalayan derenin basamak yaptığı noktadaki gözkamaştıran pırıltısını, evlerinin arka penceresinden görmek kabilmiş. Şimdilerde inanması ne kadar güç. Heryer apartmanlarla çevrili, yeşil alan ise, maalesef yok denecek kadar az...

Fevzipaşa tramvay caddesinin Atikali-Hırka-i Şerif civarları - 1930 senesi...

En yakın tramvay yolları; ya Yavuzselim'den geçen [37] numaralı Edirnekapı-Bahçekapı veya çizgili [37] Atikali-Bahçekapı ya da öte tarafta ve dimdik Ördekkasap bayırını tırmanarak çıkılan Kalekapı tramvayları... Onun haricinde, Taşlıtarla'ya kadar giden (validemin İstanbul'da ilk defa öğretmenlik yaptığı okulun bulunduğu semt) Eminönü-Taşlıtarla (Önceleri 13, sonradan 37 numaralı) otobüs hattı... Buraya burunlu otobüsler işlediğini anlatıyor bizimkiler (Muhtemelen; şasi üzerine montaj Scania-Vabisleri kastediyorlar).

Aynı zamanda, evin ön pencerelerinden bakılınca, Fevzipaşa Caddesi de birçok noktada görünürmüş. Buradan da gelip-geçen Edirnekapı tramvaylarını seyrederlermiş. Bazen de sağa, yukarıya doğru, Nişanca-Çarşamba’ya kıvrılan belediyenin altın sarısı renge boyalı belediye otobüslerini (Çarşamba-Bahçekapı)... Burunlu otobüslerin renklerini bizimkiler bütünüyle sarı renkte, sadece bel hizasından itibaren, ince bir kırmızı kuşakla çevrili olarak hatırlıyorlar...

(+)
1934 İstanbul Şehir haritasında Yenibahçe mıntıkası...

Aşağıya inmek icabettiğinde (bizimkiler ve semtin eskileri Sirkeci-Eminönü-Sultanhamam-Mısırçarşısı taraflarına "aşağı" derler halen), Hırka-i Şerif tramvay durağına çıkarlarmış (Şimdiki Yavuzselim durağı). Evin ön penceresinden Fatih Camii bütün haşmetiyle ayan-beyan görünürmüş, Ramazanlarda dedem iftar topunu duymakla yetinmez, muhakkak bizimkilerden birisinin camdan dışarıya bakmasını istermiş. Fatih Camii’nin mahyaları da yandı mı? diye...

Akşam kalabalığına kaldıkları zamanlarda, Bahçekapı’daki Nimet Abla gişesinin karşı sokağından kalkan faytonlara binerlermiş. 4-5 kişi aynı istikamette gidecekleri vakit, ortak fayton tutulurmuş. Bu faytonlar da kimi zaman Küçükpazar’ın içinden geçerek, Zeyrek yoluyla Saraçhanebaşı'na çıkar, oradan da sağa dönerek Fevzipaşa Caddesi’nden Atikali-Edirnekapı istikametine doğru yol alırlarmış.
Tramvayın rahatının faytonlarda pek olmadığını, çünkü yolboyunca katana eskisi atların gübre kokusunu çekmek zorunda kaldıklarını, şayet bir misafirliğe gidilecekse elbiselerinin üzerine koku sinmesin diye kesinlikle faytona binmediklerini, ancak dönerken tuttuklarını söylüyor bizimkiler... Faytonlar yavaş yavaş ilerleseler de, tramvay gibi dur-kalk yapmadıkları için yine de onlarla aynı vakitlerde ulaşırlarmış Hırka-i Şerif’e...

Adıgeçen meşhur faytonlar ve Fevzipaşa'nın o yoğun (!) araç trafiği...

Havaların güzel olduğu ve tek başlarına okula gittikleri zamanlarda da Tanaş veya Panayot şayet o sırada bostanda çalışıyor iseler, bulundukları yerden biraz daha uzaklaşırlar ve sırtlarını dönerek işlerine devam ederlermiş, ki genç kızlar rahatça bostandan geçip okullarına gitsinler diye (O senelerin insanlarındaki inceliğe, zarâfete bakar mısınız? Bahçıvanı dahi böyle bir terbiyede. Dini, milleti, ırkı ne olursa olsun, işte o bilinen İstanbul beyefendiliği rütbesinin kırklı-ellili senelerdeki yansımaları)...

Artık günümüzde, bostanların hiçbiri yok. Bayrampaşa deresinin üzerinden 88 metre enli Vatan Caddesi geçiyor ve "İstanbul Beyefendileri"nin adedi de parmakla sayılacak kadar azaldı Yenibahçe mıntıkasında. Zaten semtin ismi de artık Yenibahçe değil; Emniyet...

Akın KURTOĞLU


Akın Kurtoğlu

9 yıl önce - Cum 14 Mar 2008, 09:22

(+)
Yol, Fatih postahanesi ile Millet Kütüphanesi arasında bir darboğaz yapıp daraldıktan sonra yeniden genişliyor. Tramvay yollarının ortasında kalan bant, ağaçlıklı refüjdür.

(+)
Fevzipaşa Caddesi'nin istimlâkten evvelki görünümü... 1946...

Fevzipaşa Caddesi, o yıllarda “Tramvay Caddesi” olarak anılıyor ama, aslında Fatih’in en önemli caddesi (hatta Suriçi’nin en önemli yolu... Bizans döneminden kalma bir aks ve çok eski dönemlerdeki adı “Mese” caddesi). Güney cephesi sıra sıra dükkânlarla bezeli. Fatih’in çarşısı aslında...

Tramvay caddesinden bir görünüm...

Cadde oldukça dar, ama bu darlık biraz da ortasındaki geniş refüjden kaynaklanmakta... Tramvaylar yolun gidiş-geliş istikametinde seyretmekte ve yolun ortasında uzayıp giden yaya yolu, asırlık çınar ağaçların gövdelerinin yükseldiği bir peysaja zemin görevi görmekte... Ağaçlar öylesine geniş gövdeli ve endamlı ki, yazın bu ağaçların dalları caddenin üzerini girift bir halde doğal bir şemsiye şeklinde örtüyor ve güneşin o yakıcı ışınlarını kesiyor. Neredeyse herbir dalında da bir kuş yuvası. Burası, güvercinlerin, kumruların, serçelerin mekânı... Yine bizimkilerin bana aktardığına göre, bu ağaçlıklı yolun altında yürümek bayağı bir hüner gerektirmekte. Çünkü her an yukarılardan biryerlerden şakacı bir kuşun sürprizi, elbiselerinizi rahatlıkla berbat etmeye yeter...

(+)
Gerilerde görülen kesim, Fatih'in ağaçlıklı yolunun başladığı nokta...

Fatih'in 1946 ortofoto görünümü ve o meşhur ağaçlıklı yol...

Ağaçların dalları şemsiye misali birbirlerinin içine geçerek gökyüzünü öyle bir örtüyor ki, yazın en bunaltıcı günlerinde dahi altında kalan yolda ciddi bir cereyanın varlığı hissediliyor. Yavuzselim-Saraçhanebaşı istikametinde boyluboyunca esen, iç ferahlatan, nefes aldıran bir yel... Bunalan, kendini Fevzipaşa’ya atıyor, boydan boya piyasa yapıyor.

Acıçeşme ve Mihrimah Sultan Camii...

Beşiktaş veya Taksim’e gidilmek istendiğinde Hırka-i Şerif durağına çıkmak yeterli olmuyor. Ya buradan bir [37]’ye atlayarak (şayet genç iseniz, biletçiye farkettirmeden arkasına takılarak), ya da yaya olarak on dakikalık bir yürüyüşle mecburen Fatih merkeze, Millet Kütüphanesi’nin önüne gitmeniz gerekli. Postanenin önünde genişleyen yolda, tramvayların bir kısmı geniş bir yay çizerek makas yaparak geri dönüyorlar ve buradan Kabataş-Beşiktaş veya Taksim-Harbiye yolcularını alarak yeni bir sefere başlıyorlar. Meşhur [34] numaralı römorklu tramvay Beşiktaş’a kadar giderken, [12] numaralı ve sadece motristen müteşekkil olanları, Bankalar Caddesi yoluyla Karaköy’den Taksim’e çıkıyorlar ve oradan da devamla Harbiye yol ayrımına kadar gidiyorlar.

Bizimkiler küçük bir çocukken, bir tatil günü ailecek tam Karaköy’den tramvayla geçtikleri vakit, aniden sivil savunma sirenleri çalmaya başlıyor ve yoldaki bütün tramvayların yolcuları kolluk kuvvetleri tarafından alelacele indiriliyorlar. Dedem ve anneannem de tedirgin bir şekilde validem ve teyzemi kucaklayarak en yakındaki bir hana sığınıyorlar. Bu han, meşhur “Ömer Abed Han”... Tramvayların boşaltılma sebebi ise olası bir hava harekâtı. Çünkü içinde bulundukları dönem, ikinci Cihan Harbi’nin sonlarına yaklaşıldığı seneler. Alman hava akınlarından korkuluyor.

Onlar gibi aynı hana doluşan diğer İstanbullular endişe ve korku içinde bir çeyrek kadar bekledikten sonra sirenler susuyor ve yeniden dışarıya çıkıyorlar ama, maalesef indikleri tramvayın yerinde yeller esiyor. Bütün vatmanlar aldıkları emir gereği, araçlarını olabilen en güvenli ve kamufle olabilecekleri noktalara çekmek için çoktan Kemeraltı’nın ilerisine, Tophane’ye doğru sürüp uzaklaşmışlar bile... Çaresiz, Galata Köprüsü’nü yürüyerek Yenicami tarafına geçiyorlar.

O senelerde İstanbul’un birçok semtinde olduğu gibi Fatih’te de özel araç sayısı yok denecek kadar az. Parmakla gösterilebilecek birkaç kişinin otomobili var, o kadar. Geriye kalan birkaç araç da taksi olarak kullanılıyor ve çalışmadıkları zaman, Fatih meydanında müşteri bekliyorlar. Ancak, fiyatları oldukça pahalı olduğu için haliyle çok sık müşteri bulamıyorlar. Çareyi, Zeyrek-Unkapanı-Şişhane-Cadde-i Kebir yoluyla kestirmeden Taksim’e dolmuş yapmakta buluyorlar.

Tramvayların Taksim’e Bahçekapı-Karaköy üstünden dolaşarak gitmeleri Fatihlilere oldukça bir zaman kaybettirdiği için, hali-vakti yerinde olanlar bu yeni taşıma sistemini benimsiyorlar. Önceleri Fatih’ten ilk kalkışları yapılırken, ilerleyen zaman içinde hatlar peyderpey uzamaya meylediyor ve Atikali-Taksim, Edirnekapı-Taksim dolmuş hatları da cadde üzerinde çalışmaya başlıyor.

Fatih tramvay başdurakları... Geride sağda Millet Kütüphanesi... Tramvayların bir kısmı az ileriden U dönüşü yaparak, postanenin önünden yeniden kalkış yapacaklarken, bir kısmı da devam ederek Yavuzselim-Atikali-Karagümrük-Edirnekapı istikametine devam edecekler... Yolun ilerisinde, yoğun ağaçlıklı kısım görülmekte...

Ramazan aylarının vazgeçilmez mekânı olan “Direklerarası” ise, bizimkilerin zamanında çoktan tarih sayfalarına gömülmüş durumda. 22 Şubat 1914’de Bayazıd-Fatih tramvay hattının elektrifikasyonunun yapılabilmesi için, Direklerarası'nın o meşhur revakları ve direkleri yıktırılarak, elektrik direkleri ve taşıyıcı telleri geriliyor. Zaten, artık o eski günlerinin şaşaasını çoktan kaybeden ve kabadayılara, serseri tipli insanlara evsahipliği yapan Direklerarası da yokolup gidiyor. Geride birkaç tiyatro salonu kalıyor, o kadar...

Caddedeki tramvay şebekesinin Fatih'ten Edirnekapı'ya uzatılması için ise 1926'da yeni bir sözleşme imzalanıyor ve kısa sürede hat; Karagümrük-Edirnekapı'ya kadar uzatılıyor.

Kısmî istimlâkler başlamış, yolun sol cephesindeki binalar yıkılmakta... O senelerin hâkim bina yüksekliği: 2 kat...

Fatih’e ilk belediye otobüsü 27 Kasım 1947 Perşembe günü çalışmaya başlıyor: “Edirnekapı-Sirkeci”... Hat, Edirnekapı, Fatih Bayazıd ve Sirkeci sınırlar olmak üzre 3 ayrı yerde kıta ayrımı yapıyor. Ancak araç yetersizliğinden ötürü seferler sadece sabahları 7:30 ile 9:00 arasında, yalnızca birbuçuk saat boyunca yapılabiliyor. Bu hatta verilen otobüsler ise, Kocamustafapaşa-Sirkeci hattının araçları. Sabahları Fatih civarına otobüs işletilebilmesi için, Kocamustafapaşa’nın hattı sabahları saat dokuza kadar mecburen tatil ediliyor. Bu saatten sonra otobüsler, Fatih yerine Cerrahpaşa-Kocamustafapaşa’ya çalışmaya başlıyorlar.

Günümüzde Vefa Stadı'nın olduğu Aetius Sarnıcı (1930)...

İşletmenin yeni satın aldığı otobüslerin gelmesiyle birlikte, 18 Aralık 1947 tarihinden itibaren hat, sabah yedi ilâ akşam sekiz saatleri arasında, kesintisiz tam gün çalışmaya başlıyor. Nişantaşı hattından alınan yerli karoserli ve burunlu 3 otobüs bu hatta verilerek, böylece son derece lüzumlu bir servisin devamlı faaliyeti temin edilmeye başlanıyor.

Akın KURTOĞLU


Akın Kurtoğlu

8 yıl önce - Cmt 15 Ksm 2008, 05:14

Derken 1950'lerin ikinci yarısına geliniyor. Başbakan rahmetli Adnan Menderes, aynı zamanda İstanbul'un fahri Belediye Başkanı unvanını da alıyor ve 27 Mayıs 1960 darbesine kadar 5 sene sürecek olan imar faaliyetleri başlatılıyor. O senelerde İstanbul, şimdikine nazaran çok küçük bir alana yayılı... 1955'de nüfusu ilk defa 1 milyon sınırını aşıyor, lâkin mevcut alanı doğuda Bostancı, kuzeyde Çamlıca, Çengelköy, Mirgün (şimdiki Emirgân) ve Yıldız, kuzeybatıda Şişli, batıda Eyüb, Edirnekapı, Ulubatlı (Sulukule), Topkapı ve Yedikule ile sınırlı... Bu alanın dışında kalan Kartal, Pendik, Beykoz, Sarıyer, Taşlıtarla, Maltepe, Yeşilköy, Bakırköy ve Zeytinburnu gibi küçük yerleşmeler ise birer banliyö addediliyorlar...

Şehrin Suriçi olarak bilinen çekirdeğinde öyle bir imar rüzgârı esmeye başlıyor ki, artık tutabilene aşkolsun. Bölgeyi kabaca doğu-batı ekseninde bölen devâsâ boyutlu Vatan Caddesi ile buna kuzeyinden paralel ilerleyen Fevzipaşa ve de güneyinden devam eden Millet Caddeleri açılıyor veya bir misline yakın genişletiliyor.



Bu imar faaliyetleri sırasında artık son demlerini yaşayan Bayrampaşa Deresi'nin cılız suyu da, buldozer kepçelerinin yatağını harmanlaması neticesinde tamamen ortadan kalkıyor ve dere yatağını aşağı-yukarı birebir takibeden meşhur Vatan Caddesi inşaatına başlanıyor.



İnşaat çalışmaları iki yıla yakın sürüyor. Bu esnada güzergâh üzerindeki birçok tarihi eser yokolmaktan kurtulamıyor, birkaç mahalle tamamen, birkaçı ise kısmen ortadan kalkıyor. Bizimkilerin evlerinin bulunduğu Yenibahçe semti ise bu fırtınanın hışmından etkilenmekten birkaç metreyle kurtuluyorlar neyse ki...

(+)
Vatan Caddesi'nin tam orta noktası olan Lunapark Kavşağı açılırken, fotoğrafın altında görülen mahallenin son evlerinin yıkımına bir süre sonra başlanıyor ve talihsiz küçük evler, bundan böyle tarihin tozlu sayfalarında yerini alıyorlar...

Mahalle ortadan kaldırılmış, cadde göz alabildiğince Ulubatlı'ya kadar açılmış durumda...

Vatan Caddesi şekillenip seyr-ü sefere (trafiğe) açılacak hale geldiğinde, artık ne Tanaş'ın ne Andriko'un ne de Panayot'un bostanlarından eser kalmıyor. Sadece caddenin kuzey cephesinde, ince ve uzun bir şerit halinde bir miktar bostan bırakılıyor. Bu bostanların sınırlarındaki boş alanlar bizim çocukluğumuzun uçurtma uçurulan ya da top oynanan açık arazileri şeklinde 70'lerin sonlarına kadar bu hususiyetlerini devam ettiriyorlar. Top oynamak istediğimiz vakit "Biz Bostan'a gidiyoruz..." dediğimizde, Vatan Caddesi'nin kenarındaki bostanların başladığı sınırın civarlarına ineceğimiz anlaşılırdı.

Bostanların başladıkları kesim aslında kayalıktı. Yüzyıllar boyunca, iki yanındaki toprağı suyla buluşturarak verimli hale getiren Bayrampaşa Deresi'nin her iki tarafındaki yüzer metrelik genişlikten sonra birden rakım yükselmeye başlar ve bu bayırlar kallavi kayalarla, asırlık ağaçlarla desteklenirdi.

Bu kayalıklara oturarak bilhassa poyrazın yoğun olduğu günlerde Vatan Caddesi'ne doğru uçurtma uçuran, ya da verimsiz olduğu görülerek birşey ekilmediği için yüzeyi çakıllarla ve küçük ama sivri taşlarla kaplı daracık enli tozlu alanlarda, uzun yaz öğleden sonralarında saatlerce çift kale top oynamanın keyfini süren son nesil herhalde bizlerdik. Çünkü 80'lerde Vatan Caddesi'nin bu cephesine inşa edilmeye başlanan binalar, son kalan bostanları da birer-ikişer yuttu ve en sonunda da üzerlerinden anacaddeye muvâzî karşılıklı birer servis yolu geçirildi. Tanaş'ın son "Bostan"ları da böylece hatıralarda kaldı, verimli topraklarını altışar katlı apartmanlara ikram ederek...

İbrahim Akın KURTOĞLU



adilarslanoglu

8 yıl önce - Pzr 16 Ksm 2008, 02:03
Vatan caddesi


Vatan caddesini hayatımda ilk 1977 yılında gördüm.Tarif edilemez duygular içindeyim.Bu uygulama yapılması gerekli tamam, yıkılanlarla anılar ve paylaşılanlarında ortadan kalkması çok hüzünlü...

Eline saglık üstad.......


Rifat Behar
7 yıl önce - Cum 03 Nis 2009, 13:44

Hepsi 1945'ler...

Moda



Burası Tarlabaşı mı?



Taksim



Kapalıçarşı civarı



Karaköy



Akın Kurtoğlu

7 yıl önce - Prş 09 Nis 2009, 15:50

"EDİRNEKAPI" SUR ÇIKIŞI

Fevzipaşa-Fatih caddesinin şu anda Edirnekapı surlarından çıktığı yer aslında 1960'ların sonunda açılıyor. Daha önceleri ise günümüzde de mevcut olan dar ve tek arabanın geçebileceği Taçkapı'dan giriş-çıkış sağlanıyor. Kent büyümeye başlayınca iki burç arası surlar yıktırılarak buradan yol geçiriliyor.


(+) 19. yüzyılın sonlarında Edirnekapı'dan dışarıya, Eyüb'e gidenlerin kullandığı dar Taçkapı...


Alıntı:
(Basından) 9 Şubat 1949: Edirnekapı surlarının mevcut kapısı araçların giriş çıkışına müsait olmadığı için bu kapının biraz daha ilerisinde ikinci bir kapının daha açılacağı bildirildi.

Bu düşünce kâğıt üzerinde kalıyor ve uzun süre partiğe aktarılamıyor. Menderes istimlâkleri sırasında Topkapı'daki geçiş kapısı açılıyor. Ama Edirnekapı yine eski çıkışı kullanıyor. Öyle ki, Surdışı'na çıkacak olan 37, 38 ve 39 numaralı Taşlıtarla/Küçükköy/Eyüb hatları buradan değil, Vatan'dan, Ulubatlı'yı dolaşarak surları aşıp çıkmak durumunda kalıyorlar. Edirnekapı meydanı ise troleybüs şebekesi çekildiğinde İETT'nin bu doğrultudaki en uç noktası oluyor ve sadece 86 ile 34'ün başduraklarını barındırıyor (87 numaralı Taksim troleybüs hattı ise çok sonradan, 1969'da hizmete giriyor).


(+) 1958-59 istimlâkleri sonrasında genişletilen Edirnekapı meydanı ve eski kapıya giden dar yol...



(+) Meydanın daha geniş açıdan görünümü...


1966 ortofoto haritalarında dahi halen eski çıkış kullanılırken, akabinde surlar yıkılarak yol geçiriliyor, bulvarın batı ucu genişletilerek yeni yol iki burcun arasından akacak şekilde kullanılmaya başlanıyor. Eski çıkış kapısı da bundan sonra işlevini yitiriyor.


(+) 1946'da Edirnekapı'da surlardan çıkış doğrultusu...



(+) 1966'daki çıkış (1946'nın aynı yolu)...



(+) 1982'de yeni yol görülmekte...


Akın KURTOĞLU



Rifat Behar
7 yıl önce - Pts 04 Oca 2010, 14:56

1957-1958












Rifat Behar
7 yıl önce - Sal 05 Oca 2010, 00:17

Yukarıdaki Taksim fotoğrafında bir gariplik var. Yolun hem solu hem sağı aynı yönde Taksim'e doğru akıyor. Otobüsün yönüne bakınız. Sol tarafın ters yönde olması gerekmez mi?

ali_bozoglu

7 yıl önce - Sal 05 Oca 2010, 00:49

Eğer resme dikkatli bakarsan sevgili Rıfat araba yan yoldan Taksim Meydanına çıkıyor senin hatırlıyacağını tahmin ediyorum burası eğer yanılmıyorsam 1980 yıllarda meşhur olan kıristal hamburgercisinin önü hafızanı bir yokla buralandan Kadıköy'e dolmuşlar kalkardı ama o zaman yan yol varmışdı bak bunu hatırlamıyorum

Akın Kurtoğlu

7 yıl önce - Sal 05 Oca 2010, 21:04



Sağ cephesi kadraja girmiş olan 1956 model Skoda RO-706 (1957 model değil ); Elmadağ istikametinden gelip Taksim'e çıkan tramvay raylarının üzerinde. Bilindiği gibi o dönemde tramvay hattı, Cumhuriyet Caddesi'nin tam ortasında olup, duraklarını da otobüslerle birlikte ortak olarak kullanıyorlar. Başka özel araçlar bu yola pek girmiyor ve her iki yandaki ayrık gidiş-geliş bantlarını kullanıyorlar. Buradaki görüntü de o andan bir enstantane...

Akın KURTOĞLU



sayfa 1
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> İSTANBUL - Haberler ve Sohbet