Hürriyet, Milliyet gibi gazeteler, sorumluluklarından uzak gazetecilik yapmaktalar ve maalesef yakın zamana kadar sahte manşetlerle gündemi onlar belirledi.
O zihniyeti özetleyen güzel bir yazı.
Mini etekle namaz, başörtüsüyle içki
Balçiçek İlter yazdı...
29 Mayıs 2011 Pazar,
Alıntı:
Doymuyorlar... Poz vermekten... Kendilerinden bahsetmekten... Bıkmıyorlar, bıktırdılar ama yılmıyorlar...
“Ne kılığında çıkacaklar acaba?” mavraları dönüyor arkalarından, tınmıyorlar...
Niye tınsınlar ki... Yıllarca bu ülkeyi böyle uyuşturdular, sahte gündemlerle, sahte başrol oyuncuları yarattılar... Çarşaf çarşaf poz verdirdiler, poz verdiler...
Kendi küçük dünyalarının etrafında bütün memleketi şekillendirdiler... Gücü, parayı, mevkiyi, bir numara olmanın ağır zalimliğini kullandılar... Edepsizce, terbiyesizce, hayâsızca yaptılar... Kural mural tanımadılar...
Bütün medyayı organize etmeye kalktılar. Zaman zaman tuttu oyun... Ama sonunda patladı. Öylesine patladı ki çaresizce eski kuralları geçerli kılmaya çalışıyorlar.
Müthiş bir çırpınma... Ama öylesine bir örgüt ki, öylesine bir çete ki, öylesine bir megalomani ki, hâlâ borularını öttürüyorlar...
Ne yapsalar olay olmalı, ne deseler gündem değişmeli... Onlar konuşulmalı, onlar tartışılmalı... Birilerine ayıp edilmiş, birileriyle dalga geçilmiş... Hayatlar karartılmış? Kime ne?
“Şov devam etmeli”
*
Dün Hürriyet’in ekini açtığımda bütün kapağı kaplayan Ertuğrul Özkök fotoğrafını gördüğümde önce iyi niyetle “pes!” dedim.
Yine niye söyleşi yapmış ki Ayşe Arman, Özkök ile? Yine neyi söylemesi lazım acaba? Yine niye gündeme gelmesi gerek?
Yarı melek yarı şeytan göndermesi falan, yine uğraşılmış prodüksiyon... Röportajı okuyunca utandım... Utandım, çünkü bu zihniyet bir dönemi, bu medyayı şekillendirdi...
Minik Özkökçükler türedi medyada.
Aslından değil çakmasından korkun misali, örgüt halini aldılar zamanla... Bu zihniyetti Hrant Dink’i ölüme götüren... Yine aynı bakış açısıydı Ahmet Kaya’yı linç eden...
Çünkü özgür fikir demek, saçmalamayı da beraberinde getirebilirdi... Haklar kişiye göre değişir, orasından burasından çekiştirilebilirdi...
Ertuğrul Özkök’ün kendini anlattığı bölümlere takılmadım. Ne istiyorsa o olsun, hatta lütfen bir gazete verin kendisine kıyıda köşede, bir televizyon programı falan... İçindeki enerjiyi atıversin, o bitmek tükenmek bilmeyen gündemde kalma arzusunu tatmin etsin, hırslarını bastırsın da biz de bir nefes alalım artık...
Gelelim beni öfkelendiren ve belki de bu yazı için ilham olan şu özlü sözlere... Pardon “hayaller” demeliydim aslında... Sonu yok ki, hayal işte!
Diyor ki Özkök: “Mini etekle beş vakit namaz kılınacağını, başörtüsüyle içki içilebileceğini düşünen ve buna cüret edebilen kadınların ülkesini düşlüyorum!”
Nedir bu? Zekâmızla dalga geçmek mi, gündeme gelmek ki, yoksa Özkök sarhoş muydu? Ayşe’yle çektirdiği pozda elinde dolu bir şarap kadehi var, ona istinaden soruyorum. Hani röportaj öncesi kafayı mı çektiler?
Özkök umutla mini eteklilerin namaz kılmasını, başörtülülerin içki içmesini bekleyedursun, zekâsından kesinlikle şüphe etmediğim bu adam, birilerine fena halde saygısızlık yaptığının farkında mı acaba? Bir mini etekli namaz kılabilir elbette ama o eteğiyle mi? Ya da başörtüsü takmış biri niye içsin ki arkadaş?
İşin mantığına, doğalığına hatta oluş biçimine aykırı olmanın daha uç derecesi var mıdır?
Özkök bu şahane hayalini açıkladıktan sonra soruyor: “Söyle var mı bunda adaba aykırı, inanca ters düşen bir şey?”
Ayşe Arman da susuyor. Oysa var tabii. Buyursun gelsin canlı yayında tartışalım bu muhteşem hayallerini... Ben anlatayım ona inancı, saygıyı, adabı, insanların hayatlarına karşı duruşu...
Neler diyorum ki ben, kime ne anlatıyorum... Bakın yine gündem yarattılar... Bu köşeye bile malzeme oldular. Tek bir tesellim vardır, o da Özkök’ün artık genel yayın müdürlüğü koltuğunda oturmaması...
Neme lazım, Türkiye’yi anlamaya yönelik yeni bir yazı dizisinde Ayşe’yi mini etekle namaz kılarken görebilirdik.
sözcü ve cumhuriyet gazeteleri harici diğer gazetelerin hepsi olayları çarpıtarak okuyucuya sunuyor.
bu iki gazete yalın ve net şekilde şöyle oldu , böyle oldu, onu dedi, bunu dedi, lafı eveleyip gevelemeden tak diye yazıyorlar...
gazetelerin yüzde doksan dokuzu şu anki hükümeti kızdırmamak için taraflı yayın yapıyorlar,
sayfayı okuyunca yüzde seksene yakın arkadaşımız sırayla Zaman, Sabah,Star,Türkiye,Milli gazete
Vakit vs. gazeteleri yazmışlar.
bu gazetelerin satışlarının toplamı bir Hürriyet etmiyor...
zaman gazetesini ayırıyorum anladığım kadar bu gazetenin yüzde sekseni bedava dağıtılıyor.
işyerinin olduğu binaya eskiden iki adet Zaman bırakılıyordu şimdi beş adet....alan okuyan yok.akşam çıkarken kapıcı asıldığı yerden toplayıp çöpe atıyor.
benimde en nefret ettiğim gazete Hürriyet ama hergün alıyorum.
sırf Ahmet Hakan,, Yılmaz Özdil ve Özdemir İnceyi okumak için....
sözcü ve cumhuriyet gazeteleri harici diğer gazetelerin hepsi olayları çarpıtarak okuyucuya sunuyor.
bu iki gazete yalın ve net şekilde şöyle oldu , böyle oldu, onu dedi, bunu dedi, lafı eveleyip gevelemeden tak diye yazıyorlar...
gazetelerin yüzde doksan dokuzu şu anki hükümeti kızdırmamak için taraflı yayın yapıyorlar,
sayfayı okuyunca yüzde seksene yakın arkadaşımız sırayla Zaman, Sabah,Star,Türkiye,Milli gazete
Vakit vs. gazeteleri yazmışlar.
bu gazetelerin satışlarının toplamı bir Hürriyet etmiyor...
zaman gazetesini ayırıyorum anladığım kadar bu gazetenin yüzde sekseni bedava dağıtılıyor.
işyerinin olduğu binaya eskiden iki adet Zaman bırakılıyordu şimdi beş adet....alan okuyan yok.akşam çıkarken kapıcı asıldığı yerden toplayıp çöpe atıyor.
benimde en nefret ettiğim gazete Hürriyet ama hergün alıyorum.
sırf Ahmet Hakan,, Yılmaz Özdil ve Özdemir İnceyi okumak için....
Sitede 2009'dan beri var olan ve 3000'den fazla mesajı olan birinin yukardaki satırlarını okuyor olmak ne kadar korkunç bir durum.
Zaman gazetesi'nin nasıl olup da bedava dağıtılmadığı, dağıtılsa buna dağlar dayanmayacağı ve benzer konulardaki görüşler buradaki başlıkta defalarca yazılmasına rağmen "hayır, hayır, bana anlatmayın, ben onları okumuyorum, benim bildiğim bana yeter, siz ilave bir şey söylemeyin" demesi ne kadar vahim bir durum.
Yani insan bir konuda bir bilgiye sahipse, siz onu nasıl ispatlarsanız ispatlayın, hangi belgeyle çürütürseniz çürütün, insanın o bilgisi yanlış bile olsa değişmiyor. Tıpkı Sözcü Gazetesi ve Cumhuriyet Gazetesi başlıklarını okumadığı gibi.
"Görmedim, duymadım, bilmiyorum. " Hı hı Sefer bey, hepsi yanlı, hepsi yandaş, hepsi akılsız, hepsi bedava. Kendi dünyanızda yaşamaya ve kulaklarınızla, gözlerinizi kapatmaya devam edin siz. Bakalım nereye kadar gidecekse. Sinekler cama yapıştıklarında cam ile camın öteki tarafındaki hayatı birbiriyle ayırt edemediklerinden sürekli cama çarpar dururlar.
Habertürk ve Cumhuriyet Gazetelerini günlük olarak takip etmekteyim...
Takip ettiğim diğer gazeteler arasında Sabah, Hürriyet, Milliyet gazeteleri yer almaktadır.
Habertürk'ü tercih ediş sebebim;
Aradığım birden çok haberi bu gazetede bulabiliyorum. Üstüne İstanbul ekide, ilave durumda bilgi açısındanda önemli bir gazete...
Meral Okay'ın ölüm haberini ''O Kadın öldü. Cami'ye mi gidecek fırına mı? '' diye veren, bu sebepten dolayı haberi eleştiren Sırrı Süreyya Önder'e aklınca küçümseyici ifade ile '' Bdp'li Sırrı '' diye hitap eden Akit gazetesine ve bu haberleri hazırlayanlara insanların inançlarına ve düşüncelerine saygısızlık yaptıkları için ben saygılarımı iletiyorum ve günün gazetesi ilan ediyorum !
bu cumhuriyet gazetesinin okuyanı şuana kadar görmedim ama oylamada 2. sırada oy atanlar sırf ideolojik sebeblerle attığı ne kadar belli. gerçekçi olursak oylamada kapışacak 2 gazete var; zaman ve hürriyet.