Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Türban Konusunda Anayasa Değişikliği Tamamlandı
« önceki   123 ... 969798 ... 129130131   sonraki »

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
sayfa 97

Başörtüsü üniversitede serbest olmalı mı?
Evet 54.5%  54.5%  [350]
Hayır 45.5%  45.5%  [292]
Toplam Oy : 642

Atilla DÜNDAR
15 yıl önce - Sal 26 Şub 2008, 14:55



Canas
15 yıl önce - Sal 26 Şub 2008, 14:56

Alıntı:
Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir.
Bu anlamda yapılan her düzenlemede hukuken eksiksiz, açık olmalı.
Hele türban gibi ülkeyi geren bir konuda, atılan adımlar çok dikkatli olmalı. Bu denilenler zaten türban olayının başında dendi. Tüm uyarılar yapıldı. Şimdi anlaşıldı ki ek- 17 düzenlenmeden hukuken türban serbestliği geçersiz. O yüzden şimdi dayatma var.
Bu olayların tek iyi noktası oldu. Sayelerinde az hukuk sistemi öğrendik.


Madem Hukuki acidan yasagi surduruyorlar ki ilk basta bile bu yasak hukuki degildir (1991’de alinana bir kararin gerekcesi 1997’de 28 Subat surecinde birden uygulanmaya baslanmistir) o zaman sozu ben diger hukukculara birakiyorum…

Alıntı:
HUKUKÇULAR, Anayasa değişikliğinin Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra başörtülü öğrencilerin kampuslere alınması gerektiğini söyledi. Buna uymayan rektörlerin ise Anayasayı ihlal suçundan ağırlaştırılmış müebbetle yargılanabilecekleri hatırlatıldı.

AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ: Rektörlerin Anayasa değişikliğini ‘uygulamam’ deme hakkı yok. Uygulamayan rektörler için Anayasayı ihlal suçunu düzenleyen ve ağırlaştırılmış müebbet gerektiren TCK 309 ‘Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçunu düzenleyen ağırlaştırılmış müebbet hükmeden TCK 311 ve Eğitim ve Öğretim Hakkının Engellenmesi suçunu düzenleyen ve 3 yıla kadar hapis öngören TCK 112’ye göre işlem yapılabilir.

Prof. Sami Selçuk: YÖK Yasası’nda değişikliğe gerek yok. Çünkü yetkilerini kullanıp türbanlı öğrencileri okula alabilirler. Devrim kanunlarında kadının kılığıyla ilgili düzenleme yok. Yüzü görünen, kimliği belli olanlar elbette üniversiteden içeri girebilirler.

Prof. Mustafa Tiftik: Bazı rektörler Erdoğan Teziç’in talimatıyla yeni kanun çıkmadıkça başörtüsü yasağını uygulayacaklarını söylüyor. Bu tamamen hukuk dışıdır.

Prof. Fahrettin Korkmaz: Uygulama için Köşk’ün onaylaması yeterli.

Prof. Hüseyin Hatemi: Gerginliği arttırmaya gerek yok. Bu, gericilik simgesidir. 17. madde değişikliği yersiz.

Kaynak


En son Canas tarafından Sal 26 Şub 2008, 15:06 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


M.O.Dikmen
15 yıl önce - Sal 26 Şub 2008, 14:58

Alıntı:
Prof. Sami Selçuk: YÖK Yasası’nda değişikliğe gerek yok. Çünkü yetkilerini kullanıp türbanlı öğrencileri okula alabilirler. Devrim kanunlarında kadının kılığıyla ilgili düzenleme yok. Yüzü görünen, kimliği belli olanlar elbette üniversiteden içeri girebilirler.

Prof. Mustafa Tiftik: Bazı rektörler Erdoğan Teziç’in talimatıyla yeni kanun çıkmadıkça başörtüsü yasağını uygulayacaklarını söylüyor. Bu tamamen hukuk dışıdır.

Prof. Fahrettin Korkmaz: Uygulama için Köşk’ün onaylaması yeterli.

Prof. Hüseyin Hatemi: Gerginliği arttırmaya gerek yok. Bu, gericilik simgesidir. 17. madde değişikliği yersiz.


Anlayana sivrisinek saz.

Yeter ki anlamaya niyetleri olsun..


hüseyin42
15 yıl önce - Sal 26 Şub 2008, 14:59
Ek 17. Madde




Canas
15 yıl önce - Sal 26 Şub 2008, 15:04
Yasagin tarihcesi


Alıntı:
Başörtüsüne dair hafızasız tartışmalar


Başörtüsüyle ilgili tartışmalar Türkiye'de toplumsal hafızanın ne kadar zayıf olduğunu bir daha ortaya koymuştur. Tartışmaya dahil olan herkes, sanki, bir haftalık hafıza kapasitesiyle konuşuyor.



Meselenin hukuki yönü ayrı bir tartışma konusudur; ancak yaklaşık on yıllık bir dönemi doğru ve tartışma ahlakına uygun bir şekilde hatırlamakta fayda vardır. Başörtüsü ile ilgili olarak, yasaklamanın dayanağı olduğu ileri sürülen Anayasa Mahkemesi kararı 1991 tarihlidir. Peki, başörtüsünü yasakladığı iddia edilen bu karardan sonra üniversitelerde yasak uygulaması olmuş mudur? Hayır, olmamıştır. Yasak uygulaması ne zaman başlamıştır? 1998 yılında... Yani Anayasa Mahkemesi'nin kararını vermesinden tam yedi yıl sonra... 1998 yılını hatırlamakta da fayda var. 28 Şubat 1997 tarihli MGK'dan sonra, Türkiye'de, mevcut hukuk kuralları, hukuk ve mantık dışı yorumlara tabi tutularak, sanal bir hukuk düzeni oluşturulmuş, belli bir merkezden çıkan yorumlar, yargı organları dahil, bütün kamu kurumlarında tartışmasız "uygulatılmış"tır. Tekrar ve açıkça ifade edelim, bugün başörtüsü yasağının dayanağı olduğu söylenen Anayasa Mahkemesi kararını 28 Şubat darbesine kadar, yani yedi sene kimse uygulamamıştır. 28 Şubat darbesinden sonra, birden, yedi sene önceki Anayasa Mahkemesi kararı hatırlanmış ve yasak uygulatılmıştır. Meselenin ayrıntılarına da bakalım.

Önce, 28 Şubat 1997 tarihli meşhur MGK kararlarının 13. maddesine, "kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan ve Türkiye'yi çağdışı bir görünüme yöneltecek uygulamalara mani olunmalı, bu konudaki kanun ve Anayasa Mahkemesi kararları taviz vermeden öncelikle ve özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında titizlikle uygulanmalı" şeklinde bir ifade konulmuştur. Hemen belirtelim ki, "kıyafetle ilgili kanun" diye bir kanun yoktur. Bugün de tartışmaya katılan pek çok kimse, tamamen gerçek dışı ve uydurma olan bu ifadeyi kullanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti mevzuatı içinde, İnkılap Kanunları da dahil olmak üzere, "kılık ve kıyafet kanunu" diye bir kanun yoktur. İnkılap Kanunları arasında, sadece erkeklerin kıyafetiyle ilgili iki kanun vardır. Bunlardan birincisi, 671 sayılı Şapka İktisaı Hakkında Kanun'dur. Bu kanun sadece erkeklerle ilgilidir, kadın kıyafetine dair hiçbir hüküm içermez. İkinci kanun ise, 2596 sayılı, "Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun"dur. Altı maddesi bulunan bu kanun, çok açık ve şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde, birinci maddesinde ruhanilerin kıyafetlerini, ikinci maddesinde izcilik ve sporculukla iştigal eden toplulukların kullanacakları kıyafetleri, üç, dört ve beşinci maddelerinde ise yabancı memleketlerin siyaset, askerlik ve milis teşekküllerine mensup kişilerin kıyafetlerini düzenlemektedir. Bu kanunun uygulanmasını gösterir Nizamname'de de (Resmî Gazete, 18.02.1935 ve 2933) ruhani kıyafetinden kastedilenin "din adamlarına mahsus kıyafetler" olduğu açıklanmaktadır. İnkılap Kanunları arasında kadınların kıyafetine dair bir kanun olduğunu söyleyen, yalan söylemektedir.

MGK bildirisinden bir süre sonra, henüz üniversitelerde başörtüsü tamamen serbest iken, MGK'da başmüşavir olan bir emekli kurmay albay, önce rektörlere, daha sonra da yargıçlara, başörtüsünün nasıl yasaklanacağına dair bir brifing vermiştir.

Bu brifingden sonra, ileride Türk siyasetinin vazgeçilmez aktörlerinden biri haline gelecek olan Rektörler Komitesi "Yükseköğretim Kurumlarında Kılık Kıyafet İle İlgili Mevzuat ve Hukuki Değerlendirmeler" başlıklı değerlendirmeyi içeren bir bildiri yayımlamıştır. Bu bildiri, çok büyük ihtimalle, brifingde hazırlanan açıklamaları içermektedir. Özet olarak, Türkiye'de, yedi senedir uygulanan hukuk kurallarının artık başka türlü uygulanacağını anlatmaktadır.

Rektörler Komitesi bildirisinden sonra, brifing almış rektörler, bir gün içinde "hidayet"e ermiş ve başörtüsünün üniversitelerde yasak olduğunu anlamışlar ve bu yönde uygulama başlatmışlardır.

Başörtüsü yasağı ile ilgili üniversitelerdeki uygulamaların herhangi bir hukuki dayanağı olmadığı için, idare mahkemelerine yapılan başvurular kabul edilmiş ve yasak uygulamaları hukuka aykırı bulunmuştur.

O günleri hatırlamak istemeyenlerin gerçekleri örtmesine fırsat vermeyelim ve hatırlatalım. Başörtüsü yasağını hukuka aykırı bulan yargıçlar hakkında disiplin soruşturmaları açılmış, bu davalar, karar veren yargıçların elinden alınmış, yine yasağı hukuka aykırı bulan yargıçlar cezalandırılmış, sürgün edilmiştir. Edirne'den Van'a kadar, pek çok yargıç, sadece başörtüsü yasağını hukuka aykırı buldu diye cezalandırılmıştır. Bu sürecin sonunda, yargıçlar da gerçeği (!) görmüşler ve başörtüsü yasağının doğru olduğuna ikna olmuşlardır.

Yaklaşık üç yıllık süreç içinde, zorla ve baskılarla başörtüsü yasağı bir de facto durum olarak üniversitelerde yerleştirilmiştir. Bu gerçeğin üstünü örterek, "yasağın hukuka uygun olduğuna dair yargı kararları vardır" demek en azından kamuoyunu yanıltmak, zayıf hafızaya bel bağlamak demektir. Başörtüsü yasağı hiçbir hukuki temele dayanmamaktadır. Anayasa'da, kanunlarda, hatta İnkılap/Devrim kanunlarında başörtüsü ile ilgili hiçbir hüküm yoktur. Konuyla ilgili Anayasa Mahkemesi kararı başörtüsünü yasaklamış değildir. Nitekim, Türkiye'de hiç kimse, bugün başörtüsü yasağına dayanak olarak gösterilen Anayasa Mahkemesi kararını yasaklama olarak anlamamış ve uygulamamıştır. Tam yedi sene sonra, 28 Şubat darbesi ile, birden yasak uygulaması başlatılmış, zorla uygulatılmıştır. Eğer Anayasa Mahkemesi kararı başörtüsünü yasaklıyor idiyse, yedi sene uygulamacıların aklı neredeydi? Bu önemli, "devleti kurtaracak" uygulamayı neden yedi yıl savsakladılar da "darbe" ile uyandılar?

Başörtüsü yasağının hukuki temelinin bulunmadığını ayrıntılı olarak açıklamak mümkündür; bu ayrı bir yazının konusu olsun. Burada sadece şunu ifade etmek istiyoruz: Türkiye'de dokuz yıl önce zaten yasak yoktu. Bugün tehlike ve tehdit olarak gösterilen şeylerin hiçbiri yaşanmadı. Türkiye'yi aldatmaya çalışanlara izin verilmemelidir.

DOÇ. DR. MUSTAFA ŞENTOP - MARMARA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
18 Ocak 2008, Cuma

Kaynak



En son Canas tarafından Sal 26 Şub 2008, 17:31 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Mehmet Kasım
15 yıl önce - Sal 26 Şub 2008, 15:05



Mehmet Kasım
15 yıl önce - Sal 26 Şub 2008, 15:06



Atila@Kara
15 yıl önce - Sal 26 Şub 2008, 15:07
Başörtüsü konusu




osman hızarcıoğlu
15 yıl önce - Sal 26 Şub 2008, 15:19
Anayasa değişikliği




emrah_arslan

15 yıl önce - Sal 26 Şub 2008, 15:20



sayfa 97
« önceki   123 ... 969798 ... 129130131   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET