Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılması ile ilgili tartışmaların 'sanal ve gereksiz' olduğunu söyledi.
Haberin tamamı
Bunu herkes kabullendi ama bir kesim hala kendi yazıp kendi oynuyor
TÜRBAN artık resmen Serbest . Nasılmı tabiki resmi gazetede YAYINLANARAK YÜRÜRLÜĞE GİRDİ İnşallah hayırlı işler her zaman hayırlı olur ..
DEMOKRASİ Dediğin budur işte isteyen istediği gibi özgürce yaşasın artık ..
Alıntı:
Ve başörtüsü resmen serbest...
Üniversitelerde türban serbestliği getiren Anayasa değişikliğine ilişkin karar, Cumhurbaşkanı Gül'ün onayından sonra, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Üniversitelerde türban serbestliği sağlayan Anayasa değişikliği Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, Anayasanın 10. maddesi, "Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır" şeklinde değişti. Anayasanın “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesine ise "Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir" fıkrası eklendi.
Eğitimin cehaleti aldığını ama bazı şeylerin baki kaldığını ispat eden tipler edepsizliğe devam ediyor.. Kaz çobanlığı yapamayacak adamı rektör yaparsan böyle olur işte. Ondan sonrada "bu memleket neden bu halde" diye konuşup dururuz...
Alıntı:
Cumhurbaşkanı'nın onayı yetersiz..
ODTÜ Rektörü Ural Akbulut, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün türbanla ilgili Anayasa değişikliği teklifini onaylamasının, üniversitelere türbanlı öğrenci girmesi konusunda önemli bir değişime neden olmayacağını belirtti.
Akbulut, “Değişiklikler resmi gazete yayımlansa bile, 17. madde değişikliği yapılmadan hiç kimse bizi üniversitelere türbanlı öğrencilerin alınmasına mecbur edemez” dedi.
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Akbulut, NTV'ye yaptığı açıklamada, anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasının kendileri açısından büyük bir değişiklik yaratmasını beklemediğini söyledi. En büyük sorunun bazı siyasilerin “Haydi çocuklar türbanla okula” diye teşvik etmesi olacağını belirten Akbulut, değişikliğin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmadan önce bu tür durumlarla karşılaşıldığını hatırlattı.
Akbulut, “Değişiklikler resmi gazete yayımlansa bile, 17. madde değişikliği yapılmadan hiç kimse bizi üniversitelere türbanlı öğrencilerin alınmasına mecbur edemez. Çünkü ortada Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın geçmiş kararları var” dedi. Türbanın bağlanış şeklini de önemli bir unsur olarak görmediğini kaydeden Akbulut, türbanın kendisinin bir dinsel simge olduğunu ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre bunun yasak olduğunu ifade etti. ENSONHABER
mhp ve akparti ve bu konu tüm emeği gecenlere cok teşekür ediyorum gercekten bir eşitsizliğin önüne geçildi.umarım prokasyonlar yapılmaz zaten bir savaş ortasındayız ülkeyi germenin hiç anlamaı yok bence ve zamanlama olarakta çok güzel Askerden beklenen bir tepki vardı ama korkulan olmadı asker devlet elele daha güçlü Türkiye için bu çok sevindirici bir durum sanırım bu olaydan sonra askere darbe diyen kişiler ve kurumlar sanırım çok iyi bir cevap aldılar
bu güzel ülkemde kendini çok bir şey zanneden insanlar var Cumhurbaşkanından ve anayasadan üstün gören ODTÜ Rektörü Ural Akbulut çok büyük zanediyor kendini sn ural bey siz sadece rektörsünüz hatırlatırım .
En son muratçimen tarafından Cmt 23 Şub 2008, 13:10 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Vatana millete hayırlı olsun. Sonunda sorun çözüldü. Umalım ve bekleyelim de toplumumuz aşağıdaki sorunları da sorun olarak görsün ve çözmek için iktidara baskı yapsın. Küçük yaşta çocuk çalıştırmak meşrudur.
Şöyle ki Çocuk hakları sözleşmesi uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre erken yaşta reşit olmak durumu hariç, ons ekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır “ biçiminde ifadelendirerek 0-18 yaş arasını çocuk olarak kabul etmiştir. Bu sözleşmeyi imzalamış olan Türkiye de yaşa bağlı olan çocuk tanımını yasal olarak onaylamıştır. Ancak
“Türkiye’de İş Yasasının 67.maddesinde de çalışma yaşının 15 olarak saptandığı görülmektedir. 15 yaşından küçük çocukların çalıştırılmaları yasaktır. Ancak, yine aynı yasada “ çocukların sağlık ve gelişmelerine okul veya mesleki eğitim ve mesleğe yönelten programlarına devamlarına, yahut öğrenimden yararlanma kabiliyetlerine zarar vermeyecek nitelikteki hafif işlerde 13 yaşını doldurmuş çocukların çalıştırılmaları mümkündür” denmektedir. Bu son ibareyle yasa koyucu her ne kadar çocuğu korumaya dönük bir takım ilkeler benimsemişse de çalışma yaşını 13’e kadar düşürerek; çocukların yeterli eğitimi almaksızın işgücü olarak kullanımını meşrulaştırmıştır. Böylece çocuğun gelişim ve eğitimindeki aile ve devletin yükümlülüğünü azaltıp henüz gelişmekte olan çocuğun kendisine ağır bir sorumluluk yüklenmiştir. Ayrıca, iş yasasına tabi olmayan işlerde Umumi Hıfzısıhha Yasası çalışma yaşını 12 olarak belirlemiştir. Bu durumda ülkemizde çocukların çalışma yaşı 12’ye kadar düşürülmüştür.” Prof Dr Nuray SENEMOĞLU
Yani 12 yaşında körpecik çocuklarımızı okullarda eğiteceğimiz yerde Çalıştırıp sırtlarından para kazanıyoruz.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı da, Türkiye İstatistik Kurumu'nun son verilerine dayanarak yaptığı açıklamada, Türkiye'de 6-17 yaş grubundaki çocukların, kurumsal olmayan sivil nüfusun yüzde 22.3'ünü oluşturduğu, bu grupta çalışan çocuk sayısının 958 bin olduğunu bildirdi. Bu iki veri birlikte değerlendirildiğinde, 6-17 yaş grubundaki 16 milyon 264 bin çocuğun yüzde 5.9'unun ekonomik bir işte çalıştığı sonucuna ulaşıldığı anlatılan açıklamada, 1999 yılında 1 milyon 630 bin olan çalışan çocuk sayısının, sürdürülen etkin mücadeleyle azalmaya başladığı savunuldu.
İstihdam edilen çocukların yüzde 66'sını erkek, yüzde 34'ünü kız çocukların oluşturduğuna işaret edilen açıklamada, çalışan çocukların yalnızca yüzde 31.5'inin okula devam ettiği kaydedildi. Çocukların yüzde 40.9'unun tarım, yüzde 59.1'inin tarım dışı sektörde faaliyet gösterdiği bildirilen açıklamada, yüzde 53'ünün ücretli veya yevmiyeli, yüzde 2.7'sinin kendi hesabına veya işveren olduğu, yüzde 43.8'inin ücretsiz aile işçisi olarak çalıştığına işaret edildi.”
Bir başka konuda yine eğitim özgürlüğü ile ilgili;
Bağımsız Eğitimciler Sendikası (BES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, Türkiye'de 2008 yılı içinde yalnızca temel eğitimdeki eğitimci talebini karşılayabilmek için 75 bin öğretmene ihtiyaç olacağının tespit edildiğini belirterek, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesi başta olmak üzere metropol illerde ve şehirlerin varoş semtlerinde önemli oranda öğretmen eksiği bulunduğunu ifade etti.
Son olarak 10 bin öğretmenin atamasının yapıldığını anımsatan Avcı, şunları kaydetti:
""Halen 10 binin üzerinde okulda ikili ve yine 10 binin üzerinde okulda ise birleşmiş sınıflarda eğitim verilmektedir. Yani yaklaşık 7.5 milyon öğrenci bu okullarda olumsuz koşullarda eğitimini sürdürüyor.
Bununla beraber ülkemizde eğitim çağında olup ta okula gidemeyen bir milyon çocuk var.Onlarında en temel insan haklarından olan eğitim alma özgürlüklerini kullanabilmeleri için kolları sıvamalı ve iktidara baskı yapmalıyız.
OzanŞ06 'nin mesajının altına imzamı atıyorum.Atatürk ilkelerinden sapmanın sonucu kötü olacaktır.Başörtüsüyle,türban arasındaki farkı çözümleyemeyenler ilerde ne yapacak çok merak ediyorum.Özgürlüklere karşı değilim fakat türban sorunun gereksiz olduğunu ve asıl problemlerin(üniversitelerde) yeni başlıyacağını düşünüyorum...
En son Tolga Gezginiş tarafından Cmt 23 Şub 2008, 14:13 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi