Gerçekten çok komik bir cümle olmuş. Ne diyelim siz türbanın meraktan takılıyor olduğunu düşünmeye devam edin. Belki bir gün ne için takıldığını anlarsınız. Ama onu meraktan takmayanlarıda engellemeyin, engelleyenleride desteklemeyin.
Bu konu ile ilgili pazar bir program izledim.
Van 100. Yıl Üniversitesi'nin eski rektörü konuşmacılar arasındaydı. Adını hatırlamıyorum şu an. Kendi deneyimlerini bu konuda paylaştı. Verdiği bilgiler türbanı üniversitelerde görmek istemeyenleri haklı çıkaracak konumdaydı.
1990'lı senelerinde üniversitede türbana izin verilmiş. 6 aylık süre zarfında üniversiteye türbanlı kızlarımız bayağı istekte bulunmuşlar.
Önce kara çarşaf ve peçe ile gelmeye başlamışlar.
Sonra daha fazla mescid istemişler.
Sonra derste erkek hocaların sorusuna cevap vermek istememişler.
Sonra kızlar ve erkeklerin üniversitede ayrı ders alabileceği sınıflar olsun istemişler.
En son bu derslere mümkünse, sadece bayan hocaların girmesini istemişler.
Bahsi geçen üniversitenin öğrencisiyim. Yukardaki cümleleri tek tek ele alalım (ki kamoyu bilgisiz kalıp inanmasın)
1) "Sonra daha fazla mescid istemişler": Kampüsün içerisinde, uzun yıllardır gayet büyük, merkezi ve yeterli imkanlara sahip bir cami bulunmakta. Yapım tarihi kampüsten bile eskidir. Bu yüzden kampüsteki hiçbir fakültede bugüne kadar mescit yapılmamıştır; bu konuda herhangi bir girişim olmamıştır. Bu iddia yalandan ibarettir.
2) "Önce kara çarşaf ve peçe ile gelmeye başlamışlar": Değil kampüste, Van'ın sokaklarında bile kara çarşaflı yahut peçeli hanımefendi görmek mümkün değilken nasıl oluyorda kampüste heryerde görebiliyor sayın eski "ermeni asıllı vatansever" rektörümüz anlamak zor tabi
3) "Sonra kızlar ve erkeklerin üniversitede ayrı ders alabileceği sınıflar olsun istemişler, En son bu derslere mümkünse, sadece bayan hocaların girmesini istemişler": Bu iddiaya ait bir dilekçe, öneri yazısı ya da resmi kayıt var mı? Yok. Tamamen sayın eski "ermeni asıllı vatansever" rektörümüzün iddiası. Ortada bir iddia varsa ispat da olmak zorundadır. Yoksa...
4) Bir de o programa neden sayın eski "ermeni asıllı vatansever" rektörümüz ve uşakları katılmış da, üniversitemiz adına karşı görüşten bir başka öüretim üye çağırılmamış? İlk kurulduğunda bölgenin en iyi tıp merkezi olan YYU Tıp fakültesinde bugün neden öğretim üyesi sıkıntısı çekiliyor? Neden hayati derecede önemli olan cihazlar sadece "kağıt üzerinde" alınmış olarak gözüküyor?? Tıp fakültemizde neredeyse eğitim durdu bu dinazor zihniyet yüzünden...
Üniversitede daha çok olay dönüyor ama öğrencisi olduğum için bunları yazamam elbette... Sonra beni de fişlerler
Zaten birgün perde açılır ve maskeler düşer...
En son M.Furkan tarafından Çrş 06 Şub 2008, 16:19 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Muhtemelen işin rantı, maddi, manevi cazibesi ortadan kalkınca ortalıkta türban meraklısı pek genç kız da kalmaz.
Anlaşılmayan nokta sanırım burada.
Kendi şahsi düşüncelerimize göre başkalarının da aynı tepkiyi vermesini ummak ne kadar gerçekçidir?
Hadi varsayalım, ülkemizdeki a dan z ye tüm başörtülüler, türbanlılar v.s. bu işi bir rant veya menfaat için yapıyor olsun. Pek beğenilmeyen müslüman nüfusu çoğunlukta olan ülkeleri de adamdan saymayalım, kapsam dışı bırakalım. Peki, batı ülkelerindeki başını bir şekilde (türban mı dersiniz başörtüsü mü size kalmış) örten hanımların rantı/çıkarı nedir? Burada bu işin rantı(?) biterse onlar da merak(!)larından vaz mı geçecekler acaba?
İnsanların bireysel tercihlerini kendi algılarımıza göre yargılama ve niyet sorgulama huyumuzu bir bırakabilsek, sayfalarca süren böyle tartışmalara ve oylamalara gerek kalmayacak vesselam.
Bahsi geçen çağdaş ülkelerde dini rejim tehlikesi var mı?Hemen hemen çoğu hristiyan ülkeler,hangi parti çıkıpta hristiyan şeriatını getireceğim diyor veya ima ediyor?
Avrupa zaten din konusunu Rönsansla birlikte aşmış,400 milyonluk avrupanın ancak%5 i kiseye gidiyor!Onlar refah peşinde,nasıl daha rahat yaşarız diye düşünüyorlar,biz ise hala dinin emirlerinden bahsediyoruz...
Eğer örtünmek emirse,başka emirlerde var,neden harfiyle uygulanmıyor?Aslında ne güzel olurdu değil mi?
Demokrasi,demokrasi,Avrupada her şey o kadar serbest ki...
Fransa'da Paris'in caddelerinde Nazi üniformasıyla dolaşın veya Taliban burkası ile okula gidin makul düzeyin ne olduğunu anlarsınız
Başörtüsünü aşağılarcasına "kumaş parçası, kaput bezi" diyenleri görmüştüm ama Nazi üniforması ile başörtümüzün aynı kefeye konulacağı günleride görecektik demek.. Yazık, gerçekten çok yazık. "Elin gavurları" diye tabir ettiklerimiz bile bu kadar hor görmüyor başörtüsünü.
Hiç bir demokratik cumhuriyette sınırsız yetkili iktidar olamaz. Öyle bir yetki Krallık, Padişahlık, İmparatorluk gibi yönetimlerde olabilir. Ama bu yönetimlerde yetki halk oyuyla değil bilek gücüyle elde edilir.
Örneğin Türkiye Cumhuriyeti'nde %80 oyla iktidara gelmiş bir meclis anayasada yazılı olan değiştirilmesi teklif bile edilemeyen maddeleri değiştiremez.
Herhangi bir Demokratik Cumhuriyet idaresi ile yönetilen bir ülkede büyük çoğunlukla iktidara gelenler demokrasiyi rafa kaldırıp kraliyetlerini ilan edemezler. Yaparlarsa ne olur: maazallah iç savaş çıkar, darbe olur, birşeyler olur. Ama şurası kesin ki iyi şeyler olmaz.
Anayasa konusunda soylenecek bir kac soz oldugunu dusunuyorum. Oncelikle, modern anlamda Anayasa’nin guc kazanmasi Fransiz Ihtilalinden sonra olmustur. Burada, Jean Jacques Rousseau basta olmak uzere, aydinlar konuyu ozgurlukler cercevesinde ele almis, Toplum ile Devletin iliskisini belirli kanunlar cercevesine oturtmak geregini duymuslardir. Burada one cikan, bireyin devlete (Krala, Hukumete vs…) karsi korunma olgusudur. Kral’in yetkilerini sinirlandiran ilk anayasa/belge Magna Carta (1215) olsa da. Gercek anlamda ilk modern Anayasalar: Polonya-Litvanya Anayasasi (3 Mayis 1791) ile Fransiz Ihtilalinin Anayasasi olan (3 Eylul) 1791 Fransiz Anayasasi’dir.
Tum bu Anayasalar da ortak olan, bireyin Devletin limitsiz gucune karsi korunmasidir. Rousseau, Devlet ile Halk arasindaki bu antlasmayi; Toplumsal Sozlesme (Contrat Social) olarak adlandirmistir.
Tum bu sozlesmelerde Devletin iradesini Milleten aldiginin alti cizilir.
O yuzden Anayasa tartismalarinin gundeme geldigi su gunlerde; “%80 de karsi olsa farketmez, Anayasa Degismez ! “ demenin pek bir hukuki temeli yoktur.
Eger gercekten bu dogruysa, %80’nin tasvip etmedigi bir durum soz konusu ise, vaziyet gayet vahimdir. Boyle bir durumda Toplumsal bir Sozlesmeden sozedilemez. Anayasa’nin gucunu Milleten aldigi tartisilir hale gelir: “Hakimiyet, kayitsiz, sartsiz Millet’in” degilse kimindir?
%80 ornegini daha ileri goturusek eger halkin %100’u de Anayasa’nin degismesini isterse, o zaman da degistirilmiyecek midir?
Kaldi ki soz konusu degisikligin Laikle ilgili 2. Maddeyi kapsamadigi da aciktir. Bu yuzden, Meclis’in bu degisikligi yapmasi sadece yararli degil gereklidir de.
Üniversitelerde kız öğrencilere eğitim alma hakları açısından sağlanacak bu "özgürlük", "Gelin okuyun, eğitiminizi 4-5-6 yıl rahatça tamamlayın" diyerek kazandırılmış bir hak olacaktır. Peki ya sonrası?... Hani deniliyor ya, Anayasa'da bundan ötesinde hiçbir şekilde başka alanlarda (hizmet verme) bir değişiklik yapılması söz konusu değil diye... Sağlanan bu özgürlük ile, üniversitelerden mezun olan kızlarımıza ne diyeceğiz?... "Özgürlük buraya kadar. Bundan sonrası yasak!" Avukat, Hakim, Doktor ve bir sürü kamu hizmeti verebilecek düzeye gelmiş ve ülke için çalışma ihtiyacı duyacak bunca genç çizilen sınırlarla körelmiş bir hayata terk mi edilecek?
Burada yatan çelişkileri çözemeyecek, sınırlı bir özgürlük anlayışı gelecekte sınırların zorlanmasına ve yeni yeni kaoslara dönüşmesine sebebiyet verecekse eğer, aceleyle atılmış her adımın, tam yapılamamış her hesabın vebalini de ardından getirecektir. Sonuçda kim zarar görecek dersek, şimdi büyük umutlarla o kapıdan giren ve gelecekte belki de ülkenin en önemli makamlarında olmaları ihtimali taşıyan bu gençler değil mi?
Kendi aramızda sen böyle dedin, ben böyle diyorum. Siz böylesiniz ama biz de böyleyiz atışmaları şimdiye kadar bizi nereye götürdü? Ama gelecekte yaşanması muhtemel, hatta kesin sorun aslında ülkenin de en büyük yeni bir sorunu olacaktır. Bu işi artık laiklikle, dini inançlarla ve sen-ben itişmesiyle sürdürmek yerine daha objektif ve ileriyi gören daha gerçekçi somut yaklaşımlarla sonuca götürmek gerekir. Ülkenin ve kısıtlı özgürlüklerle temel değerlerin giderek yıpratılmasına sebebiyet vermenin bize ne yarar getireceğini sürekli tartışacağımız aşikardır.
Anayasa konusunda soylenecek bir kac soz oldugunu dusunuyorum....
Biraz açıklar mısınız, yeterince anlaşılmıyor.
TBMM anayasamızın aşağıdaki maddelerini değiştirebilir mi?
Alıntı:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI
BİRİNCİ KISIM
GENEL ESASLAR
I. Devletin şekli
Madde 1 – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
II. Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
III. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti
Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı "İstiklal Marşı"dır.
Başkenti Ankara'dır.
IV. Değiştirilemeyecek hükümler
Madde 4 – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
veya,
Fransız meclisi anayasayı değiştirip, Cumhuriyeti lağvederek Sarkozy'yi kral ilan edebilir mi?
Size katııyorum ama bu kızarımız türbanla üniversiteyi bitirdikten sonra çaışma hayatına atılacaklar,o zaman ne olacak,avukat,hakim veya savcı olanlar?Eğer bu hakda verilirse,onlar dini kurallara göre karar vermeyecekler mi?Serbestliğin sonu yok ki...
Ver ver,yine ver.Nereye varır bu işin sonu?İsam ülkelerine şöyle bir bakalım,ağzımızda sakız ettiğimiz ve işimize geldiği zaman demeokrasi örnekleri verdiğimiz avrupa ülkelerine göre,hangi islam ülkesinde demokrasi ve çağdaşlık var?Yine bizde o da Atatürk sayesindedir.Demokrasi sonsuz değiki,ben 8 yıl yaşadım avrupa ülkeerinde hala da giderim,işlerim icabı.Hiç bizdeki gibi acayip demokrasi anayışı yok onlarda.Zaten hepsinin demokrasi anlayışı birbirinden daha farkı,kanunlar aynı değil.
Ülke normalleştikçe askeri vesayitten kurtuldukça , bu türden tartışmaların azalıcağına inanıyorum. Özelde başörtüsü gibi görünen ama temelde bireysel haklar ve özgürlükler açısından yaklaşılan bu konuyu , diğer insan haklarından bağımsız düşünmek olası görünmüyor.
Düşünce, inanç, felsefe ve kendini ifade etme özgürlüğü geliştikçe ülkede ki gerginlikler azalacaktır. Başörtüsü adımını ; merdivenin ilk basamağını çıkmak olarak görmekte fayda vardır. Başörtüsü gibi diğer özgürlük alanalarının da genişletilmesi, geliştirilmesi gerekmektedir.
Fiziğin temel kurallarından olan ''baskı arttıkça hacim genişler'' ilkesi toplumsal alanlar için de geçerlidir. Ülkedeki gerginliklerin temelinde baskılama, farklı düşüneni susturma anlayışı yatmaktadır. Farklılıkları içselleştirdikçe , farklılıkları birer zenginlik olarak gördükçe ve bu kültürü geliştirdikçe çatışmalardan uzaklacağız.