Artık bu sözde slogan haline geldi. bazı arkadaşlar o öyle girdiyse bende böyle girerim mantıgıyla gidiyor ama nereye kadar ? merak ediyorum, arkadaslar bu konu bu kadar basit olsa bu ülkenın gündemi bu kadar durmaz bazı olaylara sıh bakmayalım
Arkadaşlar artık herkez kabul etsin şunu bu düzenleme hiç kimseyi memnun etmedi.İkdidar partisi ile mutabakat yaptığı parti ile görüş ayrılığına düştü.Kimi üniversite türbanı kabul ederken kimi etmedi.Yüksek öğretim yöneticileri ikiye bölündü.Danıştay Sayıştay gibi kurumlardan tepki geldi.Sokaklarda eylemler her iki taraf için.Yök başkanı türbanlıları alın dedi rektörlerin yüzde 85 bu talimata uymadı.Asıl gündemimizden cok uzaklaştı.Bunlar sadece birkaçı.Ayrıca Cumhur başaknınında onayladığı zaman cok kritik bir zaman her kanalda bir canlı yayın biri yüksekovadan biri zahodan alt yazı geçiyor Yasa onaylandı.Buda yasayı hazırlayanlarında cumhurbaşkanınında biraz kendine güvenlerinin az olduğnu gösteriyor.Kimse alınmasın gücenmesin şunuda kabul etsin turbanlısıda başı acığıda memnun değil.Yani var olan çözümdende 20 adım uzakaştık.
Aslında çözüm çok basit ama araya siyasi ve ideolojik yapılar ve düşünceler girince herkezin ortak noktada uzlaşma sağlayamaması ve sağlayanlarında kendi aralarındaki çıkar kavgaları bazınlarının destek yerine köstek olalım demesi yani bazı konularda her kezim için uzlaşıda bulunulması çok zor heleki böyle bir konuda. Bence bu konuyu çok acil artık çözmemiz lazım çünkü 40 yıldır hiç ülke gündeminden düşmüyor ve hep aynı şeyleri tartışıyoruz dünyanın hiç bir ülkesi bizim gibi böyle tartışmalara sahne olmuyor bence üniversitler bu ülkenin ufukları konusunda belirleyici bir rol almasından dolayı siyasi karar ve ideolojik yapılaşmadan uzak durmalı Türban sorunu yüzünden bir çok kişimiz okuyamıyor bunlar bizi hep geriye götürüyor farkında değiliz .ya Amerika almanya ispanya bile türbanı tatışmıyor çünkü kişi bana ne katar hesabında ama bizde olay nasıl bizde olaylar bence herkesin egosunu tatmın etme cabası içinde gercekleştiriliyor biz eğitildikçe araştırdıkça üretim yaptıkça güçlü oluruz Bu iş artık ya çözüme kavuşsun yada kapansın
Bu başlık adı altında yazılan yorumların içeriğine bakıldığı zaman gerçekten bir takım kişiler tarafından şeriatın ve Atatürk Düşmanlarının olduğu kanısına vardım.Bunun üzerine biraz daha msgların içeriğini hararetleştirip bazılarının işine gelmeyecek yorumlar yaptım ve bir kişi hemen oltama takılarak ''epey bir saçmaladı''.
Alıntı:
Bana göre başörtüsü yasakcıları ile Fransız askerleri arasında hiç bir fark yok. Bu milletin inancına el uzatanın eli kırılsın. Bu milleitn inancında gözü olanın gözü kör olsun.
laikliklerini de alıp gitsinler. Nerden aldılarsa laikciler oraya gitsin.
Başörtülü anaların çocukları , BAŞÖRTÜLÜ KIZLARIN ERKEK KARDEŞLERİ cephede şehid olsun, utanmaz arlanmazlar başörtüsünü yasaklasın . HAİN BUNLAR...
Memleket yangın yerine dönse umurumlarında değil.
Başka bir açıklaması var mı?.
Bu tür zihniyeti düşünen ve Ulu Önder Atatürk'ü ve Laikliği hiçe sayan 2 kişide bu üyeye Doğru/Haklı demiş.
Bu Cumhuriyeti kim kurdu desem bu kişilere..Kesin inkar ederler.Bundan da eminim.
Evet gerçekleri gördüğüm kadarıyla bir adım ileri gidebilmişim.
Şimdiden sansürlemek amacıyla o 2 kişiden (-)'de alabilirim
Hep yapıldığı gibi
Peki Anayasanın değiştirilemez ve teklif edilemez maddesi neden değiştirilmek isteniyor.
Buyrun bu video gerçekleri,hakikatları örtpas edemez.
Yıl 1993 ,Laiklik tanımını yapıyor.Hopörlörün sesini açın ve dinleyin.Merak edenler varsa Hem Tayipin gençlik anınıda görürsünüz.
kardeşim laikliği atatürkmü getirdi inönü gibi bi insan laikliği anayasaya koydu laikliği istemediğimden değil sadece tam olarak laikliğin ülkemizde bilinmemesi bi de herkes ben laikim diyo ama kişi nasıl laik oluyo onuda anlamış değilim laiklik bir devlet yapısıdır kişileri bağlamaz
Gazeteleri eminim herkes okuyor, belki de okuduğunuz bir yazıyı alıntı yapacağım. Yazıyı okuyunca Türban konusunun kişisel menfaatlere nasıl da alet edilebildiği, nasıl bir silah gibi kullanıldığını düşünmeden edemedim. Menfaatler kesilince, karşı taarruz. Ama savaş gençler üzerinden yapılıyor.
Alıntı:
Ilımlı Parlak, nasıl radikal laikçi oldu?
İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak, başörtüsü konusunda son çıkışları ile birçok kişiyi şaşırttı. Şaşırtmaya da devam ediyor.
Daha geçtiğimiz yıla kadar son derece ılımlı bir isim olarak görülen Rektör Parlak, nasıl kısa sürede laikçi kesimin önde gelen savaşçısı oldu?
Bu sorunun doğru cevabını bulmak için biraz geriye gitmek gerekiyor. Sizlere üç tablo sunacağım. Dönüşümün nasıl gerçekleştiğine siz karar verin.
Birinci tablo:
26 Aralık 2006, giyim sektörünün önde gelen isimlerinden Sabri Özel’in mağaza açılışı için İstanbul’dan bir grup işadamı Malatya’da bulunuyor. Yer Palancı Otel’in yemek salonu. 15-20 kişilik bir grup var. Malatyalı işadamları bunlar. Tekstilci Mustafa Başdemir, Malatya Eğitim Vakfı Başkanı Şaban Taşyıldız, Sabri Özel, eski bürokrat Cumali Ünaldı, aktör Kenan Işık, gazeteci Vahap Munyar ve Sevilay Yükselir masada bulunanlar arasında.
Mesut Parlak gecenin onur konuğu. İlgi odağı durumdaki isim.
Salona gelip gidenler oluyor. Konuklara “hoş geldiniz” deyip gidiyor çoğu. Mesut Parlak, eski rektör Kemal Alemdaroğlu’nun siyasetin odağı haline getirdiği İstanbul Üniversitesi’ni, ciddi bir çaba ile rayına oturtmuştu.
28 Şubat sürecinin mihverindeki üniversitede başarı grafiğini yükseltmişti. Üniversitenin odağı, siyaset değil yeniden eğitim olmuştu. Malatyalı işadamları, hemşehrilerinin bu başarısını yakından takip ediyor ve elde edilen başarı ile gurur duyuyorlardı.
Rektör Parlak’ın sağladığı başarıyı gören hemşehrileri, onu daha üst makamlarda görmeyi arzu ediyorlardı. Sıradan bir milletvekilliğine taşımayı, hemşehrileri için tenzil-i rütbe gören Malatyalılar Parlak’a, “Sayın Cumhurbaşkanım” diyordu.
Hemşehrilerinin, biraz iltifat, biraz gönlünden geçeni dile getirme sanıyorum biraz da o makama hazırlama tarzında kullandıkları “Sayın Cumhurbaşkanım” sözüne Rektör Parlak’tan hiçbir tepki gelmiyordu.
Neden olmasın? 6 ay içinde cumhurbaşkanlığı seçimi vardı. Cumhurbaşkanı olmak için parlamenter şartı aranıyordu ama 10. Cumhurbaşkanı için bu şart nasıl aşıldı ise Parlak için de aşılabilirdi.
İkinci tablo:
15 Nisan 2007 tarihinde laik kesimin düzenlediği Cumhuriyet Mitingi Ankara Tandoğan’da yapılıyor. Miting öncesinde belli kesimlerin desteği ile inanılmaz bir fırtına estiriliyor. Bu mitinge destek vermeyen nerede ise Cumhuriyet düşmanı ilan edilecekti.
Birçok üniversitenin rektörü mitinge destek için öğrencileri organize ediyordu. Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu’nun başını çektiği bu gruba, karşı çıkan bir isim vardı. Bunların başında da İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak vardı.
Parlak, rektör olarak asıl görevinin okulda eğitim kalitesini yükseltmek ve öğrencilere okuyabilecekleri bir ortam hazırlamak olduğunu söylüyordu.
Üçüncü tabloya geçmeden önce bir anekdotu paylaşmak istiyorum. Türkiye’nin Prof. Atilla Yayla’nın Atatürk hakkında söylediği sözleri tartıştığı günlerdi. Liberal görüşleriyle bilinen Prof. Yayla, görev yaptığı Gazi Üniversitesi’nden uzaklaştırılmıştı.
Rektör Parlak, o sıralarda yaptığımız görüşmede Haber 7’ye bir açıklama yapmıştı. Laik kesimin şimşeklerini üzerlerine çekecek bir açıklama idi bu. Parlak, “Ben olsaydım, Yayla’yı atmazdım” diyor ve Gazi Üniversitesi'nin yaptığının demokratik bir yaklaşım olmadığını dile getiriyordu.
Ve üçüncü tablo:
Aradan bir yılı aşkın bir süre geçti. Milletvekilliği genel seçimleri yapıldı, cumhurbaşkanlığı süreci yaşandı. Ankara’ya ve Çankaya’ya başka isimler gitti. Dışarıya vurulmayan hülyalar, filizlenmeden ölüp gitti.
Şimdi Rektör Parlak, başörtüsü düşmanlığı konusunda en hızlı isimlerden birisi oldu. Bir zamanlar, “Bu toplumu tanımıyor. Ülkeye zarar veriyor” dediği İnönü Üniversitesi Rektörü Hilmioğlu ile kolkola yürüyor. "Başörtülü giremez" diyor.
Başörtülü öğrencileri, okula almayacağını ilk ilan eden rektör oldu. Dahası, başörtülü öğrenciye hak ettiği notu vermemeyi söylemek cüretini bile gösterdi.
Ünal TANIK
tanik@haber7.com
Bir başka gazetede ise "Türban işi kendi haline bırakılsaydı, sistem kendi içinde çözerdi" diyor Rektörümüz. Anayasanın çözemediğini hangi sistemle çözecek merak ediyorum doğrusu.
Alıntı:
Söz Prof. Mesut Parlak'ta
Meclis "Anayasa'yı değiştirdi."
Çankaya "imzayı bastı."
CHP "Anayasa Mahkemesi'ne gideceğim" dedi. YÖK Başkanı "bu iş tamam" diye genelge yayınladı. Bazı rektörler "hayır, tamam değil" diye karşı çıktı. (İstanbul Üniversitesi Rektörü de bunlar arasında.)
"Hocam" dedik:
- Şimdi ne olacak?.. Pirincin taşını kim ayıklayacak?
İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak "aldı sazı eline."
"Neler söyledi" dinleyelim:
- Türban işi kendi haline bırakılsaydı, sistem kendi içinde çözerdi.
- Becerilemedi... Beceremedik... Beceremediler.
- Bu büyük ulus neleri çözdü... Hiç yoktan varolan ulus, kendi içinde uzlaşır, hallederdi.
- Birtakım insanlar bu işten geçindiler... İki taraf da geçindi... Biri oraya çekti geçindi, biri buraya çekti geçindi.