Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 3
KültiginK
15 yıl önce - Cmt 26 Oca 2008, 17:57



Borabaris
15 yıl önce - Cmt 26 Oca 2008, 18:38



KültiginK
15 yıl önce - Cmt 26 Oca 2008, 18:44

Alıntı:
Arap dili ile Türk dili gramatik özellikler açısından da, fonotik olarak farklı özellikler taşımaktadır. Köken olarak da ayrı dil familyalarına bağlıdır. (Türkçe, fin ve macar diliyle aynı dil kökeninden gelmektedir)
Peki Türkçe Latin familyasına mı aittir?
11. alfabemiz olan 29 harften oluşan bu alfabe Türkçe'deki bazı sesleri karşılıyor mu?


En son KültiginK tarafından Cmt 26 Oca 2008, 18:50 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Mert Varol

15 yıl önce - Cmt 26 Oca 2008, 18:49

Alıntı:
Aziz Arkadaşlarım!
Her şeyden evvel bir inkişafın ilk yapı taşı olan meseleye temas etmek isterim. Her vasıtadan evvel Büyük Türk Milletine onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol haricinde kolay bir okuma yazma anahtarı vermek lazımdır. Büyük Türk Milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıtasıyla sıyırabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin esasından alınan Türk Alfabesidir. Basit bir tecrübe Latin esasından Türk Harflerinin, Türk Diline ne kadar uygun olduğunu şehirde ve köyde yaşı ilerlemiş Türk Evlatlarının ne kadar kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır.
Büyük Millet Meclisinin kararıyla Türk Harflerinin katiyet ve kanuniyet kazanması bu memleketin yükselme mücadelesinde başlı başına bir geçit olacaktır.
Milletler ailesine münevver, yetişmiş büyük bir milletin dili olarak elbette girecek olan Türkçe’ye bu yeni canlılığı kazandıracak olan Üçüncü Büyük Millet Meclisi yalnız ebedi Türk Tarihinde değil, bütün insanlık tarihinde mümtaz bir sima kalacaktır.
Gazi Mustafa Kemal
1 Kasım 1928


Borabaris
15 yıl önce - Cmt 26 Oca 2008, 18:58

Alıntı:
Peki Türkçe Latin familyasına mı aittir?


Değildir, tıpkı Fince, macarca gibi ancak şu bir gerçek ki Arapça'dan çok daha uyumludur Türkçe'ye... Dedim ya, alın bir osmanlıca kitabı, sabır gösterip biraz ilerleyin ve kendiniz karşılaştırın... Tabi bu arada neden dil familyaları Hint-Avrupa olmayan Finlilerin de latin alfabesi kullandığını bir düşünün...

Yine, dil yapıları Ukrayna'caya çok benzeyen Polonyalıların, Sovyetler birliği dağıldıktan sonra Kril alfabesini bırakıp latin alfabesine döndüklerini not olarak eklemek isterim.

Azerbaycan da, seçimini latin alfabesinden yana kullanmıştır. (İran'ın ve Rusya'nın tüm baskılarına karşı)

Bu arada, latin alfabesine dilin fonotik özelliklerine göre harf ekleyen yalnızca biz değiliz. Almanca, İsveçce gibi diğer dillerde de dile özgün farklı harfler mevcuttur, bizim "ğ" kullanmamız gibi.

Üstelik entegre olmaya çalıştığınız Batı dünyasıyla aynı alfabeyi kullanmak çok mantıklı bir seçenektir.

Eğer, Türkçe'nin içinde doğmuş bir abece'miz olsaydı (Orhun abecesi dışında) sanıyorum ki bugün kullanıyor olurduk. Orhuncayı bilmiyorum ama sanırım bugünün türkçesine pek uyumlu olmasa gerek. (emin değilim, sonuçta dil uzmanı da değilim)

Bu konuda çok sık verilen bir örnek Japon'lardır ve bir çok kişi, neden Japonların da batıya entegre olmalarına rağmen çok güç olan alfabelerini bırakmadığını sorar... Sorunun yanıtı kendinde saklıdır. Japon alfabesi Japoncanın içinde doğmuş, gelişmiş ve Japon dil yapısına en uygun alfabedir. Oysa Osmanlı elifbası Türkçe'nin dil yapısına Latin alfabesinden daha uyumsuzdur, öğrenmesi-kullanılması daha güçtür.

Yeniden konu başlığına dönecek olursak... Dönemleri incelerken, o dönemin şartları, bileşenleri ve zorunlulukları ile birlikte ele alırsak kararları anlamak ve irdelemek çok daha kolay olacaktır.



Turgay34

14 yıl önce - Pts 03 Ksm 2008, 17:05

Alıntı:
“Atatürk, bir iki seneden beri bunu düşünüyordu. Vakit vakit bana açmıştı. Ben önce buna mukavemet ettim.

Başından beri benim söylediğim, ‘Enver Paşa, harp (Birinci Dünya Savaşı) ilan edilmeden, böyle bir şeye teşebbüs etmişti; sonra muharebenin ilanı üzerine kaldırıldı. Tekrar eski hale döndük. Yine öyle olacak.
Çünkü bu tecrübeyi yakından biliyordum. Enver Paşa, yeni yazı şeklini emir olarak genelkurmaya verdiği zaman ben oradaydım. Yine o zaman da itiraz ettim. ‘Bunu çıkaramazsınız’ dedim. Nasıl yazıp, nasıl okuyacaklarını soruyordum. Onlar da ‘Yapacağız, edeceğiz’ diyorlardı.

Ben Birinci Şube Müdürü idim. Hafız Hakkı, Erkânı Harbiye İkinci Reisi… Vazife için yanına giderim. İmzaya götürdüğüm evrak, hep yeni imla ile yazılmış. Kâğıtları önüne koyar, anlatırım. Hafız Hakkı, kâğıtları okumaz, bana bakar: ‘Canım sen anlat, bunun içinde ne var’ der. Çünkü kendisi okuyamıyor. Bunun üzerine ben anlatırım. Bir gün bana, ‘Getireceğin yazıları, benim bildiğim yazı ile ayrıca yazdır da getir’ dedi…
Şimdi, ben bu macerayı biliyorum. Harf İnkılâbı ilan edilmeden iki sene evvel Atatürk'e söyledim… Benim ikazım cesaretini kırdı. Harf İnkılâbı'nı iki sene sürükledi. Resmi beyanlarında, grupta, partide yaptığı konuşmalarda, ‘Yeni harfleri düşünüyoruz’ diyordu. Fakat başlayamıyordu. Nihayet, Harf İnkılâbı'nı emrivaki halinde ilan etmeden önce kendisine şöyle dedim:
‘Bunu istiyorsunuz, yapacaksınız. Fakat tatbik etmeyeceksiniz.’
‘Kim?’ dedi.
‘Siz’ dedim…
Atatürk, söz verdi: ‘Tatbik edeceğiz, ben başta olmak üzere hepimiz tatbik edeceğiz’ dedi.

Harf İnkılâbı oldu. Herkes bilir ki, ondan sonra, ben eski yazıyı kullanmış değilim. Harf İnkılâbı çıktıktan sonra, şimdiye kadar eski yazıyla yazmış olduğum 20 satırı bulmaz. Yapmadım. Yapamadım… Cemiyete bunu yaptırmak için almadığım tedbir, katlanmadığım eziyet ve vermediğim eziyet, güçlük kalmamıştır. Ben, vekillerin, mebusların, memurların, herkesin cep defterini muayene eder ve eski yazı ile notlarını gördüğüm zaman mesul tutardım.
Ben Başvekilim. Bir gün Genelkurmay'a gittim. Bana resmi iki kâğıt getirdiler. imza etmem lazımmış. Fakat biri eski yazı ile yazılmış. Bunu okuyup anlayacağım ve sonra yeni yazıyla yazılmış olanını imzalayacağım. Nedir bu, diye sordum? Mareşal öyle söylemiş. Ona evrakı hep bu tarzda götürüyorlarmış. Tıpkı Hafız Hakkı'nın benden istediği gibi… Karşımdaki subaya, ‘Yeni yazıyı kullanmıyorsunuz. Bu devletin kanunu değil mi? Siz devletin kanununu tanımaz mısınız?’ dedim… Pancar gibi oldu.

Yeni harfleri öğrenmek için mektepler açıldı. Atatürk, her yeri dolaştı. Tahmin olunmaz bir şahsi gayret göstererek yeni harfleri memlekete mal etmeye çalıştı. Ama yaşlı bir adamın alıştığı harfleri bırakıp yeni harfleri öğrenmesi kolay olmuyor.

Bu gibi kimselere ‘Bunu öğrenin’ demek de güç bir şey. Bunca zaman önce, çocuklukta öğrendiğim ilk harflerin şurası burası benzemez, yine de söker, okurum. Sonradan öğrenilen bir harfle bunu sökmeye imkân yoktur.
Hiç eski yazı bilmeyen insanların yazılarını ben okuyamıyorum. Halbuki eski yazılardan okuyamayacağım yazı yoktur. En aciz adamın en karışık yazdığını mutlaka söker, çıkarırdım.
Bütün bu anlattığım güçlükleri düşünerek, bilhassa yetişmiş insanların yazı ile münasebetlerinin bozulacağından ve cemiyette kültür hayatının kötürüm olacağından endişeliydim.

(…)

Bugünlere ait bir olayı hatırlarım. Atatürk, yanında bazı kimseler olduğu halde, bir yerde çalışıyor. Önünde eski yazıyla yazılmış birçok kâğıt var. Akşamüzeri, ben kendisini görmeye gittim. ‘İsmet Paşa geliyor’ diye haber verirler. Hepsi telaşa düşer. Masanın üzerindeki kâğıtları kaldırırlar…
Bu son zamanlarda bile, koalisyon hükümeti olarak çalışırken, bakarım yanımda oturan Alican (Ekrem Alican, 1961) defterini çıkarır, eski yazı ile yazar. İçimden, ‘Şartlar müsait olsa ben sana gösteririm’ derim…
Harf İnkılabı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. (O zaman, olayı okuma-yazma kolaylığına bağlayan ders kitapları yalan söylüyor). Okuma yazma kolaylığı Enver Paşa'yı tahrik eden sebeptir. Ama Harf İnkılabı'nın bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır. İster istemez Arap kültüründen koptuk…
Şimdi, bütün sapmalara rağmen, yazıyı yeni harflerle öğrenmiş olanlar eski harflere dönemezler. Kur’an kursuna gidenler için de böyledir.
Harf İnkılâbı'nı burada bağlayacağım. İnkılâp ilan edildiği zaman herkes iki yazı ile başladı. Hükümet başında bulunduğum için gayet sıkı ve ciddi takip ederek devlet dairelerinden eski yazının kalkmasına çalıştım. Ne kadar sürdü, şimdi söyleyemeyeceğim, fakat asgari bir müddet zarfında resmi dairelerden eski yazı kalktı.
Devlet memurları içinde eski yazıyı müsvedde olarak kullanmakta devam edenler, bu yazıyı bilmeyen insanlar memur olup işbaşına geldikçe, tabiatıyla seyrekleşti.”



Bu satırlar İsmet İnönü'nün Harf Devrimiyle alâkalı hatıralarından bir bölümdür. Paylaşmak istedim..


K.Oktar ARKIN
14 yıl önce - Prş 06 Ksm 2008, 15:09



tunati34

13 yıl önce - Sal 13 Nis 2010, 19:00



Orhan Kınık

13 yıl önce - Sal 13 Nis 2010, 19:21



Kozaklılı_Baki
13 yıl önce - Sal 13 Nis 2010, 19:24



sayfa 3
« önceki   1234 ... 181920   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET