Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
Çetin KOŞAR

12 yıl önce - Sal 22 Oca 2008, 01:24
Samsun - Yemeklerimiz


Samsun İlimize has yemekler nelerdir? Kitaplarda yazmayan ama tadı damağımızda kalan o annelerimizin yemeklerini burada ballandıra ballandıra anlatmaya ne dersiniz? İlk yemeğimiz benden.


TİRİT
Herkesin ve her bölgenin ayrı bir TİRİT ‘i ve tirit tarifi vardır mutlaka. Ancak Ben bizim köyde yapılan tirit gibi hiçbir yerde bir tirit tarifine rastlamadım. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde TİRİT ile ilgili şu bilgiler var. Tirit; 1. Et suyuna kızartılmış veya bayat ekmek konularak yapılan yemek. 2. Yemeğin suyu. 3. sıfat, halk ağzında Yaşlı ve zayıf (kimse).

Yapılan tarifler mi TDK sözlüğüne uyarlanmış yoksa TDK sözlüğü mü yapılan tariflere göre yazılmış orasını bilemem. Ama bize en yakını Gerze bölgesine ait bir tarifti. Doğrudur. Çünkü biz Alaçamlıların, Gerze ilçesiyle sınır komşuluğundan öte, köy ve kasaba alıp verme(!) gibi bir akrabalık ilişkisimiz de vardır. Bilindiği gibi yangınlar kenti Gerze, en son 13 Şubat 1956 yangınıyla 21 kişinin yaşamına mal olmuştu. Yangın akşam 18:15 ‘te başlayıp 23:02 kadar kasabanın merkezini kül haline getirmiş, Tarih, kültür, resmi evraklar ve geçmişe ait her türlü belge yok olunca KANLIÇAY’ın beri geçesi Samsun’a dolayısıyla Alaçam’a bağlanınca olsa gerek Gerze’nin bu tiridi Annem sayesinde bizim köyün has yemeklerinden biri olmuştur diye bir iddiada bulunabilirim. (Aksi iddia edilmedikçe) Örneğin, Gülfe Ninemizin de kendine has bir tiriti vardır. Ama onunkinde yufkalar dürülü değil kat kattır.

Köyümüzde bahsi geçen tirit özellikle kışlık bir yiyecektir. Misafir ağırlama yiyeceğidir. Çok özel durumlarda yapılır. Hamur işidir. Bolca hayvansal yağ içerir. Bu nedenle soğuk ve yağışlı geçen karakış aylarında sık sık yapılarak insanlarımızın kışlık enerji ihtiyacı karşılanmış olur.

Bu yemeği yapabilmemiz için, bir adet bütün bir ördek lazım her şeyden evvel. Yeşilbaş, erkek ve besili. Yani etli, butlu ve yağlı olmalı. Ördek yoksa ne yapalım aynı niteliklere sahip besili bir Horoz yetişir imdada. O da mı yok? Çaresiz kaldık Tavuğa. O da yerini tutmaz ama ANAÇ olursa idare eder.

Tirit yapmak için kesilecek hayvan 2-3 hafta öncesinden kafese konarak besiye alınır. Dışarıya hiç salınıp bırakılmaz. Bu hapsetmenin iki nedeni vardır. Birincisi hayvanın, sağa sola gidip çöplüklerde eşinerek pis ve necis şeylerden yemesine mani olmak. Bu sayede vücuduna girebilecek bir takım mikrobik maddeler aza indirilmiş ve iç temizliği yapılmış olur. İkinci neden ise, özel beslenmesi ve daha az hareket ederek semirmesi, “gösterilen bu ilgi ve alaka ile yüreğinin kat kat yağ bağlaması” sağlanır ki, tiridimize özel lezzeti verecek olan da bu yağlarıdır. Özellikle yürek, taşlık ve ciğer kısımları tereyağında kızartılarak tepsinin katmanlarına yerleştirilerek tiridimizin mihengini oluştururlar.

Pişirme işlemi kesinlikle bir bütün olarak yapılır. Baş ve ayakları kesildikten sonra kuru yöntemle el ile tüyleri yolunan ördeğimizin derisinde bulunan elle koparılamayacak kadar inatçı hatta gözle görülmeyecek kadar küçük beyaz kıllar odun alevinde “TÜTSÜ” lenerek yok edilir. ( Anti parantez belirtelim bu hayvanların kuyruk kısımlarında incecik tüylerden oluşan TUĞCUK dediğimiz bir kısım vardır. Bu kısım kesilerek alınır ve et kısmı kurutulurak elde örülen POPAK’ların tepesine dikilirdi.) İç organları çıkarılıp temizlenen ördeğimiz kesinlikle kesilip parçalanmadan bir bütün olarak büyükçe bir kapta haşlama yöntemiyle pişirilir. Kış günlerinde zaten gün boyu yanmakta olan soba veya GÜZİNE lerin üstünde sabahtan akşama kadar ağır ağır pişmesi tercih sebebidir. Zaten tirit aynı zamanda öğün olarak akşam yemeğidir.

İkindi vaktinden sonra saç üstünde fazla kurutulmadan yumuşacık bir şekilde pişirilen yufkalar daha sonra üçgen şeklinde kesilir. Sivri kısmı içe gelecek şekilde sigara gibi sarılan işaret parmağı uzunluğundaki yufkalar hamur teknesinin bir kenarına istiflenerek ıslatılmayı beklerler.

Yufkalarımız rulo yapıldı. Ördeğimiz ağır ağır bir güzel pişti. Sıra geldi sondan bir önceki aşamaya. Daha önce özenle ayıklanan iç organlardan sadece kümes hayvanlarında bulunan taşlık, kalb (yürek) ve ciğerler den oluşan etler bol tereyağında esmerleşinceye kadar bir güzel kızartılır.

Baklava tepsisi gibi geniş ve yuvarlak kabın altı önce bu sakatatın yağıyla yağlanır. Yağ sürme işi kazkanadının uçtaki uzun tüylerinin bulunduğu kısımdan elde edilen bir fırça ile yapılır. Ve işin bir püf noktasıyla işlemimize başlıyoruz. Daha önce ne sıkı ne de çok gevşek olarak rulo yapılan yufkalar, bir sahana konan, ördeği haşladığımız suya bandırılır. Bir kez önden ve bir kez de arka tarafından ördek suyuna bandırılan bu yufkaların içinden bu suyun bir taraftan öbür tarafa geçmesi sağlanır. Böylece içi ve dışı bu teknikle bir güzel ıslatılmış olur. Islatılan bu yufkalar özenle tepsimize teker teker dizilir. Bir sıra tamam olunca ince kuşbaşı olarak tereyağında kızarttığımız etlerden de koyarak bir sonraki sıralamanın birbirine yapışmasını da önlemek için yufkalarımız bu yakılmış tereyağıyla bir güzelce yağlanır. Tepsimiz tamamlanıncaya kadar bu işlem devam eder. Ve son yufkanın da ıslatılıp istife konmasından sonra yapılacak yağlamanın ardından misafir yemeğimiz hazırdır.

Misafir yemeği dedim. Hatırlıyorum da eskiden insanlarımız ailecek baş başa iken katıklı katıksız, soğan ekmek ne bulursa yer karnını doyurur aç kalmazdı. Ama uzak ya da yakından bir eşi dostu -hatta tanımadığı biri de olabilir- misafir olarak geldiği zaman sofralar zenginleşir, evlerde adeta bir bayram havası eserdi. İşte bizim bu TİRİT’imiz de böyle oturup ailecek yenebilecek bir yemek değildi. Ya uzaktan bir misafir gelmiştir. Ya aileden biri uzaklara gidecektir. Yok bunların hiç birisi yoksa elbette yine oturulup tek başına yenilmez konu komşudan bir iki kişi davet edilir hep birlikte kemal-i Afiyetle yenirdi.

Tirit nasıl yenir? Hayda! Bu da sorulur mu diyenlerin sesini duyar gibiyim. Evet kardeşim Tirit öyle çatalla bıçakla yenmez. El ile hazırlanır el ile yenir. Şöyle sağ elin başparmağı ve işaret parmağının ortak çalışmasıyla ortaya yakın kısmından kavranan yufka ruloları ya düz bir şekilde ya da ortasından ikiye katlanarak ağza atılır. Taze yufkanın ördek suyu, ördek yağı ve kızartılmış tereyağının bir araya gelerek ortaya çıkardığı o enfes aromayla ağızda bıraktığı tadı bozmamak için başka herhangi bir şey yenmeden sadece bu tiridimiz “kuru kuru” yenir. Tepsidekiler azalıp sona yaklaşılırken açlıklar gitmiş hatta iştahlar da kapanmak üzereyken tek parça olarak pişirilmiş ördek yine bıçak vesaire kullanmadan elde parçalara bölünerek TİRİT tepsisine, kalan yufkaların üstüne doldurulur. Sıra ağza atıldığında çiğnemeye fırsat kalmadan kendiliğinden eriyen ördek etlerin yemeye gelmiştir. Gün boyu hazırlanan bu yiyeceklerin mideye olan yolculuğu en fazla 10 dk sürer. Onca yağ ve hamurdan oluşan ve katıksız olarak yenen tiridin verdiği baygınlığı ancak yaz mevsiminde katkısız olarak hazırlanıp GÖVEÇ lere doldurulan Erik ya da Elmadan yapılan EKŞİ ÇALKALAMASI giderebilecektir. Bugün kolalı ya da sodalı içeceklerle kendini kandıranlara buradan bir selam verelim. Hiç kimse ayranım ekşi demez ama ekşi ayran, sarımsaklı sirkeli turşular, meyve EKŞİ’sinden elde edilen içeceklerimizi terk edeli beridir kapımızı çalan hastalık türlerini ne yazık ki saymakla bitiremiyoruz.

Şimdi diyeceksiniz ki, özellikle akşam yemeğinde yenilen bu kadar ağır yemek hiç mi bir şey yapmaz? Elbette yapar. Ama ne zaman yapar? O yemeği yer de ertesi gün öğle vaktine kadar yatar uyursan ya da bir masa başında saatlerce kıpırdamadan oturursan. O zaman bu TİRİT’imizin bir özelliği daha çıkıyor, bu yemek bedenen çalışanların yiyeceğidir.

Köylü milletinin, yaz kış fark etmez o kadar çok işi vardır ki temposu asla düşmez. Yaz işleri malum. Kış günü ne yapılırdı? Adam boyu kar yağdıysa karla mücadele yoksa tarlada tabakta, derede tepede yapılacak bir sürü iş hep köylüyü beklemektedir. Örneğin, bizim buralarda düz tarlaları taşı hiç bitmez. Antik kazı yapar gibi her yıl tonlarca taş tarlalardan toplanıp tarla kenarlarına adeta dağ gibi duvarlar örülür ya da derelere dökülürdü. Öte yandan tepe yerlerde tarlaların da KÖK SÖKME işi hiç bitmezdi. Ev içinde yapılan tütün işleri, SEÇME, PASTAL, DÖMET, İSTİF, TONGA vs.vs. Ahırdaki hayvanların bakımı… Mısır ekmeği ve mısır çorbasıyla üstesinden gelinebilecek işler değildi. Sözün özü “Köylü milleti eşşek gibi çalışır. Adam gibi yerdi.” Çetin KOŞAR
(Kaynak Belirtmek zorundayım. Yoksa "Copy-Paste" (-)notunu yemek işten değil. )
KAYNAK: http://akbulutkoyu.reklam_link.com/4121390/


Çetin KOŞAR

12 yıl önce - Cum 25 Oca 2008, 13:27

Dut Pekmezli Un Helvası
Un helvalarımız genellikle dini bayramlarda arefe gününden hazırlanırdı. Helvamız oldukça hafiftir. Yenildiğinde insanı rahatsız etmez hazmı kolaydır.

Malzemeleri
(her hangi bir ölçüye bağlı kalmadan)
-buğday unu,
-pekmez (tercihen dut pekmezi)
-bir miktar yağ.
Başka malzemesi yoktur.

Yapılışı
Buğday unu ince elekle elenerek mümkün olduğunca ince bir un elde edilir. Büyükçe bir tencerede (ya da eğer fırında kavuracaksak tepside) bir miktar tereyağı eritilir ve tencerenin içerisine un ağır ağır ilave edilir. Unun yanmaması için sürekli her un tanesinin yerini değiştirircesine iyice karıştırılır. Un yanarsa kokusu ağır olacağından buna dikkat edilir. Kavurma işlemine un hafif pembeleşene kadar devam edilir. Kavurma işlemi bittikten sonra soğuması beklenir ve kavrulmuş unumuz ince elekle tekrar elenerek içerisinde oluşan topakçıklar alınır. Daha sonra hafif sulandırılmış pekmez ile yoğrulur. Yoğrulan helvamız ne kuru ne de yaş bir kıvamdadır. Bunun ikisi arasında biraz sertçe olacak kıvama getirilir. Daha sonra yumruk büyüklüğünde top top yapılır. Bu helva topları üstü açık ve büyükçe bir kapta bir süre dinlendirilip soğumaya bırakılır. Helvamız ikrama hazırdır afiyet olsun.
(Gönderen: Hicabi AY)



mahinur

12 yıl önce - Prş 31 Oca 2008, 00:31

Çok kötü bu simitlerin il dışına servisinin olmaması. Ama ben çözümü buldum. Samsun'a gittiğimde yeteri kadar simit alıp buzdolabına koyuyorum. Sonra onları ısıtıyorum. Napalım fırından çıkmış gibi olmuyor ama lezzeti aynı.

Çetin KOŞAR

12 yıl önce - Cum 01 Şub 2008, 00:35

Nişasta Yemeği ve Tatlısı

Eskilerde fabrikasyon nişastalar çıkmadan önce evde kendi yaptığımız Buğday nişastasından yapılan yiyeceklerimiz vardı. Âni gelen misafirleri doyurmak için de acele yoldan yine bu nişasta yemeği yapılıp ikram edilirdi. Normal zamanlarda aileler çoluk çocuğun değişik gıdalar alması için bunun yemeğini ve tatlısını sık sık yaparlardı.

Yine mamul bebek mamaları da yokken köyde bebeklerimiz altı yedi aylık olduktan bu nişasta yemeğiyle beslenirdi.

Galiba artık bu tarz nişasta yapan – eden kalmadı maalesef. Biz yine de bildiklerimizi yazıp belge haline getirerek gelecek kuşaklara aktaralım. Unutulup gitmesin.

Yemeğin Yapılışı
Yemeğinin yapılışı oldukça basit ve hızlıdır. Kâfi miktarda nişasta soğuk suda karıştırılarak (şimdiki hazır çorbalar gibi) tuz ilave ederek hafif ateşte sürekli karıştırılarak pişirilirdi. Puding kıvamını aldıktan sonra ocaktan alınarak ayrı bir tavada eritilen yağ bunun üzerine dökülürken yağın içine işlemesi için bir kaşıkla nokta vuruşlarla açıklıklar ve yollar yapılır.(burada yağın cinsi ve türü önemli değil kim ne bulabiliyorsa onu kullanırdı.) İsteğe ve arzuya bağlı olarak kızdırılan yağa baharat ilave edilebilir. Sıcak sıcak servis yapılır.

Nişasta Tatlısı
Nişastamız aynen yemeğinde olduğu gibi, piştikten sonra üzerine şerbet dökülerek sıcak olarak yenilen bir çeşit tatlı da yapılırdı.

Ev Nişastası Nasıl Yapılır?
Önce buğday iyice yıkanır. Herani dediğimiz büyük kazana konur ve üzerine buğdayın üç katı kadar su ilave edilir. Kazanını üzeri sini ya da sofra ile hafif hava alacak şekilde kapatılır ve üzerine açılmasın diye ağırlıklar konulur.

Suda üç dört hafta bekletilen buğday yumuşar, şişer ve çevreye kendine has ekşi bir koku yayar. İyice yumuşayan buğdayın suyu süzülerek hamur gibi sıkılarak yoğrulur. Böylece buğday içlerinin kabuktan çıkması sağlanır. Üzerine yeniden su ilave edilerek karıştırılır ve dinlendirilir. Dinlenme esnasında buğdayın özü dibe çöker kabukları (posası) su yüzeyine çıkar. Suyun üzerine çıkan kabuklar dipteki çözeltiye dokunmadan üstteki suyuyla birlikte alınır. Kaptaki su iyice boşaltıldıktan sonra geriye hafif sulandırılmış yoğurdu andıran öz kalır. Bu malzeme sini yada tekneye alınarak evcil hayvanların ulaşamayacağı bir yüksekliğe suyunun iyice buharlaşması için bırakılır. Üç dört gün güneşleyen malzeme kuruyarak katı bir hal alır. Avuç içlerinde ovuşturularak toz haline getirilir. Daha sonra ince bir elekle elenerek içerisinde kalan yapışık topakçıklar ufalanır olmasa ayıklanır. Nişastamız hazırdır. Özellikle ince temiz bir bezden yapılan torbaya konularak yüksekçe bir havadar yere asılarak muhafaza edilir.
(Hicabi AY)


Çetin KOŞAR

12 yıl önce - Prş 07 Şub 2008, 08:55

Un Çorbası

Beyaz un (buğdağ unu) 70'li yıllarda insanların tarlalardan izlerinin hiç silinmediği zamanlar yinede çok kısıtlı bulunuyordu. Köyümüzde ve civar köylerde bildiğim kadarıyla ekmek ihtiyacı daha çok mısır unundan karşılanıyordu. İşte o vakitler buğday unundan çeşitli çorbalar yapılırdı. Bunlardan bir kaçı un çorbası (ufalama çorbası), kavurma çorbası ve memelik. Bahsi geçen çorbalar soğuk algınlığından muzdarip olanlara ve lohusa hanımlara mutlaka yapılırdı. Çok iyi bir şifa kaynağıdır.

UN ÇORBASI (UFALAMA ÇORBASI)
Undan biraz su ile sertçe bir hamur yoğrulur. Hamur avuç içinde ovularak küçük parçalara ayrıştırılır. Ufalama ismi buradan geliyor. Bazen de sebze rendesiyle çekilir ki bu biraz daha iyi olur. Kaynayan suya karıştırılarak yavaşça boşaltılır, pişme esnasında hamurların birbirine yapışmaması için sürekli karıştırılır. Tuz ilave edilir. On, on beş dakika kaynadıktan sonra ocaktan indirilir. Ayrı bir tavada kızdırdığımız yağda ince ince doğranmış soğanlar pembeleşene kadar pişirilir, kırmızıbiber ilave edilir (arzuya göre pul biber de olabilir) çorbanın üzerine ilave edilir.

Kavurma Çorbası
Kavurma çorbası dedikse et kavurma falan değil un kavurmadır. Bir tencereye koyduğumuz unu pembeleşene kadar iyice kavururuz. Kavurma esnasında sürekli karıştırırız ki un yanmasın. Un kavrulduktan sonra üzerine karıştırmaya devam ederek ağır ağır su ilave edilir, tuzu katılır varsa içine haşlanmış fasulye konulur ki bu daha lezzetli olur. On dakika kadar kaynatılır ve üzerine kızdırdığımız yağı dökülür. Yağ kızdırılırken arzuya göre baharat ilave edilir. Servis yapılırken üzerine ince kıyılmış maydanoz ekilirse hoş bir koku olur.

Memelik Yemeği
Kaynayan suya önce tuz ilave edilir. Daha sonra un yavaş yavaş üzerine karıştırılarak eklenir. Kulak memesi tabir edilen hamur kıvamına gelene kadar pişirilir. Daha sonra soğuk suda ıslatılan kaşık yardımı ile kaşık kaşık alınarak ayrı bir kaba dizilir.(kaşığın suya daldırılmasının sebebi yemeğin kaşığa yapışmaması içindir) Daha sonra pul biberli kızdırılmış yağ üzerinde gezdirilir. Arzuya göre baharatsız yağ gezdirilerek üzerine şeker ekilir.

Afiyet Olsaun
Hicabi AY (akbulutkoyu.reklam_link.com)



Çetin KOŞAR

12 yıl önce - Çrş 13 Şub 2008, 00:53


Mısır Ekmeği

Sacda Mısır Ekmeği
Bilindiği gibi mısır hamurunda buğday gibi mayalanma işi yoktur. Mısır unu tuz ilave edilerek suda yoğrularak hamur elde edilir. İyi yanan ateşin üzerine sacayak yardımı ile sac yerleştirilir ve sacımız iyice kızdırılır. Avucumuza aldığımız portakal büyüklüğündeki hamuru iki avuç içerisinde döndürülerek elips şekline sokarız. Daha sonra önceden hafif yağladığımız sacın üzerine konulur ve elle bastırılarak iki santimden daha ince hale gelene kadar yayılır. Adeta baton ekmeğinin tost makinesinde ezilmiş hali gibidir. Pişme esnasında iki tarafında yanmadan pişmesini sağlamak için “sürgeç” dediğimiz ahşap aletle birkaç kez alt üst yapılıp, çevrilerek pişirilir. Nar gibi kızarmış olan ekmeğimiz bu esnada etrafa hoş bir koku yayar. Sıcak sıcak yenmesi daha lezzetli olur. Saçta bu tür ekmek pişirilirken sacın ortasında ya da köşesinde kalan boşluklara çocukların yemesi için küçük parçalar halinde hamurlar konularak yapılan ekmeğe de “GÜCCEK” denirdi. Özellikle bunu çocuklar ister ve annelerimizde yapardı.

Fırında Mısır Ekmeği
Mısır ekmeğinin sacda pişirileninin yanında bir de fırında pişirileni olurdu ki bunun lezzeti bir başka olurdu. Özellikle dış kabuk kısmının sert oluşu nedeniyle uzun süre tazeliğini koruduğu için bol miktarda yapılırdı. Özelikle fırınlanmış mısır unundan yapılan mısır ekmeğini, eline koluna sağlık olsun Şahide (ŞEN) yengem yapmıştı 1985 yılında. Bir çanak ayran ve yanında bol miktarda kuru soğan ye yiyebildiğin kadar. Hiçbir yan etkisi yok. Sağlık ve enerji kaynağı adeta.

Tavada Mısır Ekmeği
Sac ve fırında pişirmenin yanında mısır ekmeğimizi bir de tavada pişirirdik ki bu türü daha ziyade ayran ya da yoğurt doğramasında kullanılırdı. Tercihe göre iki, üç hatta dört parmak kalınlığında yapılan bu tip mısır ekmeğini şehirden köye bizi ziyarete gelen akrabalarımızın çocukları tuğlaya benzetir yemezlerdi. Piştikten sonra bıçak yardımıyla dilimlenen tava ekmeğimizi adeta kurabiye gibi elimizden düşürmez “yavan” olarak yemeye doyamazdık.


Mısır Ekmeğinden Yapılan Yiyecekler

Yağlı Mısır Ekmeği
Yeni pişmiş sıcak mısır ekmeği doğranmadan avuç içinde katlanarak kaba kaba parçalar halinde bir “zaana” yani genişçe bir tabağa konur. Üzerine bir iki yemek kaşığı çiğ tereyağı konularak karıştırılır. Ekmeğin sıcaklığında tereyağı eridikten sonra ekmeklerimiz ve afiyetle yenir.

İkinci bir yöntem ise Soğuk ya da bayatlamaya yüz tutmuş olan mısır ekmekleri odun ateşinin közünde ve ya kuzinede ya da soba üstünde ısıtılıp kızartılarak (gevrek yapılarak) üzerine tereyağı sürülerek yenir.

Yoğurtlu Mısır Ekmeği
Sıcak ya da Soğuk ve ya bayatlamış olsun fark etmez, mısır ekmekleri ısıtılarak bir kaba doğranır. Üstüne ayran veya yoğurt dökülerek karıştırılıp afiyetle yenir.

Mısır Ekmeği Islaması
Bol miktarda kuru soğan kalınca doğranıp yağda esmerleşinceye kadar pul ve karabiber katılarak kavrulur. Daha sonra üzerine ihtiyaca göre sıcak su ilave edilip kaynatılır. Genişçe bir kaba ufak urak doğradığımız mısır ekmeklerimizin üzerine bu suyumuz dökülür. Üçte bir oranında sulu olan ıslamamızı afiyetle yeriz. Bazı bölgeler bu tür ekmek ıslamasına tirit demektedirler. Bizim köyümüzde yapılan tirit için bakınız. http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=702455#702455

/Hicabi AY, Çetin KOŞAR


Çetin KOŞAR

12 yıl önce - Sal 19 Şub 2008, 03:46


Çükündür(Çöğündür) Çükündür bir Şekerpancarıdır.(Fotoğraf:wikipedia)
Mart ayında tütün fideliklerinin kenarlarına ekilen şeker pancarları tütün fidesinin gelişimi için yapılan sık sulamanın da etkisiyle hızlı büyürler. Üst yapraklarına pazı denir ve çeşitli yemekler yapılır. Örneğin yeni türemiş can eriklerinin de katılmasıyla bir ekşilisi yapılır ki bu ekşiliği insanın dişini ve iliklerini sızlatır. Biz burada yeraltında bulunan köklerinden yapılan iki yiyeceğimizi anlatmaya çalışacağız.

Çükündür Kavurması
Topraktan taze olarak sökülen çükündürler iyice yıkanır ve saçakları ayıklanır. Sonra büyükçe bir kapla suda haşlanır. Haşlanan çükündürler sudan alınarak dışları soyulur ve rendelenir. Bir tencerede kızdırdığımız yağ ile pişene kadar karıştırılarak kavrulur. Tatlı özelliği olduğundan dolayı tuz veya baharat ilave edilmeden servis yapılır

Çükündür Sirkelisi
Haşlanan çükündürler teker şeklinde ve iki santim kalınlığında doğranarak tuzsuz sirkeli su ile turşu şeklinde kurulur. Ve sirkeli suda bir iki hafta bekletildikten sonra tüketilmeye başlanır. Kışlık olarak da yapılır ve ilginç bir tadı olur bir nevi tadı şalgam suyunu andırır.
/Hicabi AY



ersin55
12 yıl önce - Cmt 23 Şub 2008, 04:19
Samsun Pidesi


pazar günleri sokakları saran kokunun kaynağıdır. bir şehrin tüm insanları aynı gün oturup pide yemeyi tercih ediyor, ne kadar ilginç değil mi sevgili arkadaslar? toplumsal psikozlarımızdan mı, yoksa kültürel unsurlarımızdan mı saysak bilemiyorum. ama üstüne lezzet tanımak imkansız gibi!

ayrıca gittiğiniz her pidecinin, hazırladığınız her türlü malzemeyi sizin adınıza pideye çeviriyor olması gibi bir olguyu da hayata taşımış oluyor ki; çok sevindirici bir durum olmakta kendisi.



(+)


Çetin KOŞAR

11 yıl önce - Prş 28 Şub 2008, 00:56
Cevizli Lokum


Samsun / Bafra Yöresine ait Kurabiye Tarifi


Malzemeler:
- 1 su bardağı yoğurt,
- 2 adet yumurta (birinin sarısı üstü için ayrılacak),
- 1 paket kabartma tozu,
- Alabildiği kadar un.

İç Malzemesi:
- Kırılmış ceviz (kırılmış fındıkta olabilir),
- 1 paket margarin,
- 300 gr. tarçın,
- 1 dolu yemek kaşığı kuru üzüm,
- 300 gr. tozşeker.

Yapılışı:
Hamur merdane ile açılır. Üstüne sıvıyağ sürülür. İç malzemeleri karıştırılır. Hamurun her tarafına serpiştirilir. Daha sonra hamur rulo şeklinde yuvarlanır. Tepsinin oranında kesilerek, yağlanmış tepsiye yerleştirilir. 3'er cm. genişliğinde, olduğu yerde bıçakla kesilir ve üstüne yumurta sarısı sürülür. Önceden ısıtılmış fırında pişirilir (Hamur normal fırın tepsisine dörde bölünerek yapılırsa daha kolay olur. Tabi iç malzemesi de o zaman dörde bölünür).
/Serpil Yıldırım


Çetin KOŞAR

11 yıl önce - Prş 07 Ağu 2008, 13:04
Buğday Ekmeklerimiz-I


Patıl Ekmeği


Buğday unu, tuz ve maya ilave edilerek yumuşak bir hamur elde edilecek şekilde yoğrulur ve mayalanmaya bırakılır. Hamur mayalanıp kabardıktan sonra yani mayalandıktan sonra ateşin üstüne konan sac kızdırılır. Sofra üzerine hamurun yapışmaması için hafifçe un (uğra) serpilir. Hamurdan yumruk büyüklüğünde bir parça koparılarak sofranın üzerinde yuvarlanarak top şekli verilir daha sonra üzerine avuç içi ile tokatlar vurularak yayvanlaştırılır.(yaklaşık iki-üç santim kalınlığına ulaşana kadar) Sonra, üzeri hafif yağlanmış kızgın saca konulur ve sürekli altüst yapılarak iki tarafı pişirilir.

Ramazan pidesi biçimindedir ancak görünümü beyaz, içi hamurumsu dışı kabuksuz ve uğralı yani unlu bir ekmektir. Köyümüzde en fazla tercih edilen bölgesel ekmeğimizdir. Sıcak tüketilmesi tercih edilir.
(Hicabi AY / Akbulut Köyü Alaçam/SAMSUN)



sayfa 1
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET