Çok sık yaptığımız bir hata 'görmemezlikten', 'duymamazlıktan' geldi şeklinde yazmamızdır. Konuşma dilinde bu şekilde söylemeye alışmış olsak da bu yazı dilinde bir dilbilgisi hatasıdır. Doğrusu 'görmezlik' veya 'duymazlık' şeklindedir. Olumsuzluk ekini iki kere kullanamayız.
1 Mayıs 2008 tarihinde üye oldum. Hesabımı aktifleştirmem için, başlığında ve içeriğinde
wowTURKEY ailesine hosgeldiniz! yazan bir e-posta aldım.
Yeni üyelere gönderilen bu e-postadaki hosgeldiniz sözünün, Türk Dil Kurumunca önerildiği gibi
hoş geldiniz (Türkçe karakter kullanılamıyorsa, hos geldiniz) şeklinde düzeltilmesi gerekir.
En son K.a.d.i.r tarafından Pts 05 May 2008, 23:29 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Yeni üyelere gönderilen bu e-postadaki hosgeldiniz sözünün, Türk Dil Kurumunca önerildiği gibi hoş geldiniz (Türkçe karakter kullanılamıyorsa, hos geldiniz) şeklinde düzeltilmesi gerekir.
TDK'nın bu yeni kuralları ne derece doğru, tartışılır. Çünkü son yıllarda bütün birleşik kelimeleri birbirinden ayırma eğilimi var kurumda: Önsöz -> ön söz, elele -> el ele, başbaşa -> baş başa, gözucu
-> göz ucu... gibi... Ayrıca bir aralar şapkaları atmışlardı, sonra yeniden kullanmaya başladılar. Halk arasında kabul görmüş birleşik kelimeleri ayırma kurumda moda oldu. Gözün fiziksel olarak bir ucu varmış ve de bundan bahsediliyormuş gibi bir anlama geliyor ki; göz, şekil itibarıyla küre formundadır. Kürenin de herhangi bir ucu, köşesi olamaz. İlk kullanım şeklindeki "gözucu" doğrusudur. Çaktırmadan, farkettirmeden bakmak anlamına gelir ve mecâzidir. Oysa TDK sitesinde;
Alıntı:
birleşik kelime
isim, dil bilgisi
Ses düşmesi, ses türemesi, kelime türünün değişmesi, üzerindeki ekin görevini kaybetmesi veya anlam kayması dolayısıyla aralarına ek girmeyerek kalıplaşmış iki veya daha çok sözden oluşan kelime: pazartesi (< pazar ertesi), hissetmek (< hiss etmek), ayakkabı (< ayak kabı), delikanlı (
şeklinde bir açıklama var. Kendi kendileriyle çelişmiyorlar mı?
"Hoşgeldiniz" kelimesinin "betgeldiniz" şeklinde zıt anlamlı bir karşılığı yok ki, bunu birbirinden ayırmak gereksin. Hoşgeldiniz kelimesi, artık Türk konuşma ve yazma dilinde kalıplaşmış bir kelime öbeğidir. Gelen şahsa/şahıslara yönelik bir karşılama, temennâdır. Bu şekilde ayrım durumunda; "gelişinizi takip ettik sizin. Pek hoş geldiniz" / "Gördük, rahat geldiniz" gibi bir anlama kayıyor. TDK'nın bu şekilde enteresan sınırlar çizmesi, insanı yazı yazmaktan soğutacak bu gidişle...
Her kurum gibi Türk Dil Kurumunun yaptıkları da tartışılmalıdır. Zaten tartışılmazsa, bundan korkmak gerekir. Bazen kendileriyle iletişim kurmak da mümkün olmuyor. 16 Ocak 2008 tarihinde Türk Dil Kurumuna bir kelime sormuştum. Hâlâ cevap gelecek. Ne yazık ki başvuracak başka bir kaynak yok. Ama bu, Türk Dil Kurumunun eleştirilemeyeceği anlamına gelmez.
Elimde, Türk Dil Kurumunun geçmiş yıllarda yayımladığı bir sözlük ya da yazım kılavuzu yok. Ama, A. D. Alderson ve Fahir İz tarafından hazırlanan Oxford İngilizce – Türkçe Sözlük (1978 – İkinci Basım) ve aynı yazarlar tarafından hazırlanan Oxford Türkçe – İngilizce Sözlük (1984 – Üçüncü Basım) var. İki baskıda da Türk Dil Kurumunun yazım kurallarına uyulduğu belirtilmiş.
Her ikisinde de hoşgeldiniz şeklinde bir kullanım göremedim, hoş geldiniz şeklinde ayrı olarak yazılmış.
Birleşik yazılan kelimeler konusundaki değişiklikleri Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR açıklamış:
Alıntı:
İlk yıllarda birleşik yazmadaki tutarsızlık ve aşırılık 1941 yılında büyük ölçüde düzene sokulmuş, birleşik yazma eğilimi daha sonraki yıllara doğru tekrar artmıştır. Bu artışta Batı dillerinden alınan kelimelerin imlasının etkili olduğu bir gerçektir. 1985 yılında Türk Dil Kurumunca çıkartılmış olan İmlâ Kılavuzu’nda birleşik yazılanların büyük bir bölümü tekrar ayrılmış, 1996, 2000 yıllarında yayımlanan İmlâ Kılavuzu bu meseleyi bir esasa bağlamak için örnekleri sınıflandırarak birçok kural getirmiş ve birleşik yazmayı birtakım esaslara bağlamaya çalışmıştır. 2005 yılında Türk Dil Kurumunca yayımlanan Yazım Kılavuzu, bu kuralları korumakla birlikte eskiden ayrı yazılması istenen ama uygulamasında güçlük çekilen biçimleri genel eğilime bakarak bitişik yazma yolunu seçmiş ve bu son şekille birleşik yazma da biraz daha ortalama bir yol bulunmuştur. Ancak aradan 72 yıl geçmiş olmasına rağmen kelimeleri birleşik veya ayrı yazmada gene de sorunlarımız bulunmaktadır.
Bu kadar değişiklik olunca, ister istemez nasıl yazacağımızı takip edemez hale gelmişiz.
Türk Dil Kurumunun bir gecede yaptığı değişiklik, anında bütün topluma yansımıyor. O güne kadar belirli yazım şekillerini öğrenenlerin alışkanlıkları ne olacak?
Bunca değişiklikten sonra birleşik kelimeler konusunda bir anlaşma sağlanabileceğini düşünmüyorum; ama, gerekirse hoşgeldiniz yazılsın, TDK bunu desteklesin, yeter ki aynı söz iki şekilde yazılmasın.
Şapka işaretinin kaldırılmadığını aşağıdaki sayfada Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın 2005 yılında açıklamış:
Alıntı:
- Halk arasında ‘şapka işareti’ olarak bilinen düzeltme işareti kullanımdan kesinlikle kaldırılmadı. Kâr, Hakkâri, kâğıt gibi sözcüklerde şapka işareti duruyor ve bu işareti kullanmazsanız büyük sorunlar ortaya çıkıyor. Düzeltme işareti bu tür sözlerde mutlaka kullanılmalıdır.
Latin alfabesine geçildikten sonra, kelimelerin yazılışında çok sorunlar yaşanmış. O seneki gazete küpürlerini karıştırdığımda, oldukça enteresan yazılımlara şahit oldum. Meselâ;
gibi... Ek alan kelimeler bazen "-" ile ayrılıyor, sesli uyumuna sâdık kalınmıyor, sesli harflerle seslendirmelerde kaymalar yaşanıyor. Yine de halkın yeni sisteme adapte olabilmesi için, gazetelerin önceleri bir, sonraları ise iki, üç sütunları Latin harfleriyle dizilmiş haberlere ayrılıyor.
Giderek her yeni gazete baskısında hatalar düzelmeye başlıyor. 1928'in Kasım ayı ile Aralık ayı arasındaki 2 ay zarfında bile ciddi düzelmeler takip ediliyor.
En son kalan birtakım imlâ bozuklukları da (kendilerile, hatlarile gibi), 1950'lerin ortalarında sesli uyumuna uygun hale getiriliyor. Kendileriyle, hatlarıyla... şeklinde düzeltiliyor ve halk tarafından da kabul görüyor. Hemen hemen çeyrek asır zarfında (1928 ile 1955 arasında) dilbilgisi kuralları artık tamamıyla oturmuş oluyor. 1960'ların, 70'lerin, 80'lerin baskılarında bu standarda harfiyen riayet ediliyor.
90'ların ortalarından itibaren ise, yazı kurallarıyla tekrardan oynanmaya başlanıyor. Birtakım yeni kurallar geliyor, eskiler terkedilmeye çalışılınıyor. Son 40 sene içinde öğrenilerek hafızalara nakşedilen bilgiler allak bullak oluyor. Herkes farklı bir telden çalmaya başlıyor. Yeni nesil de bu karmaşadan nasibini alıyor ve kaosun içinde kalıyor. Hangisi doğrudur? sorusuna, kimse doyurucu bir cevap veremiyor. Çünkü kafalarda birtakım soru işaretleri oluşmuş vaziyette ve insanlar artık doğru bildiklerinden de şüphe eder olmuşlar...
Ben, dilimle oynanmasını sevmiyorum. İlkokuldan itibaren öğrendiğim ve zaman içinde pekiştirdiğim Türkçe dilbilgimi uygulamaya özen gösteriyorum. "Bu kadar sene birleşikti, ama bundan sonra ayıracaksınız", veyahut "ayrıktı, haydi artık birleştirin" tarzı yeni kuralları görmüyorum, duymuyorum. Çünkü, iki-üç sene sonra yeniden eski haline getirilebilecekleri şüphesi, beni, doğru bildiğim kurallarla yazı yazmaya sevkediyor. İhtimaller, doğru bildiğim yoldan şaşmamam gerektiğinin sinyallerini veriyor.
İkinci resimde, bugün kullandığımızın aksine, i harfinin ı harfinden önce geldiği de görülüyor.
Evet, o benim de dikkatimi çekti... Diğer noktalı harfler, hep noktasızlardan sonra geliyor halbuki... Alıntılar; 1928'in Kasım ve Aralık gazetelerinin muhtelif sayfalarındandır.
Bugün kullandığımız şekle tam olarak ne zaman dönüştü, bilmiyorum. Daha doğrusu, neden ilk kabul edildiği şekilde yaygınlaşmadığını ya da tercih edilen şimdiki sıraya göre Kanunu neden değiştirmediğimizi anlayamadım.