Çay için söylenecek çok şey var elbette, destanlara, hikayelere bile konu olmuş.
Alıntı:
Hoca Ahmet Yesevi bir gün Hıtay sınırında Türkistan karyelerinden birine misafir olur. O gün hava çok sıcak olduğu için çok yorulmuştur. Evine misafir olduğu Türkmenin komşusunun zevcesi doğum yapmak üzeredir. Türkmen, Hoca Ahmet Yesevi'den dua ister, Ahmet Yesevi de dua eder. Allah'ın izniyle Türkmenin isteği hemen olur. Türkmen bu duruma çok memnun olur. O yörenin önemli bir ikramı olan çay kaynatıp getirir. Hoca Ahmet Yesevi çayı sıcak sıcak içince terler ve yorgunluğu gider. Sonra, "Bu şifalı bir şey imiş, hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar. Allah kıyamete kadar buna revaç versin" diye dua etmiştir. İşte çay bundan sonra bütün Türkler arasında kullanılmaya başlamış ve şifa verici bir içecek olmuştur.
Maniler yazılmış;
Alıntı:
Keman çalınmaz yaysız
Safa sürülmez naysız
Aç, susuz kalınır da
Bir an durulmaz çaysız
Ahmet Ayhan Altınkuşlar (“Duramam” adlı çaya manilerinden)
İlahi olup dillere düşmüş;
Alıntı:
Gül bülbülü çok sever
Daima Hakk'ı över
Çayı koyu demleyin
Şeyhim çayı çok sever
Gül bülbülsüz açılmaz
Çay lüzumsuz içilmez
Nakşiler, Kadiriler
Sohbetinden geçilmez
Çayın rengi güldendir
Doldurması sizdendir
İçin aşıklar için
Çay sahibi bizdendir
Saadet Hocazade Semaveri yakınız
Hemen kalbe bakınız
Kalbe kandil takınız
Bu sohbetin içinde
Verin çayı içelim
Bu alemden göçelim
Hak batılı seçelim
Bu sohbetin içinde
Bunda çayı içtiler
Bu cihandan geçtiler
Kanatlanıp uçtular
Bu sohbetin içinde
Osmnacıklı Aşık Ali Kimselerin aklı ermez
Çay sohbeti hikmetine
Çünkü ezelden uğramış
Mürşidinin ülfetine
Lezzeti cennet şarabı
Şad eder içen harabı
Gönülde hikmet kitabı
Dolar bu çay sohbetine
Lezzetini içen bilir
Dü cihandan geçen bilir
Türlü mercan saçan bilir
Gelin bu çay sohbetine
Çoban Semaveri alıştırın
Maşa ile karıştırın
Aşıkları kavuşturun
Yan semaver dön semaver
Daim Allah der semaver
Semaveri koydum taşa
Taş yarıldı baştan başa
Yaşa şeyhim sen çok yaşa
Yan semaver dön semaver
Sende bir hal semaver
Semaverin musluğu var
Çoban gibi ıslığı var
Şeyhim ile dostluğu var
Hüner sende can semaver
Sende bir hal var semaver
Çayın dirhemi bin altın
Ben şeyhimden aldım satın
İçtim çayı oldum meftun
Yan semaver dön semaver
Kayna yan da çoş semaver
Semaverin kulpu aldan
Getir sağdan götür soldan
İhvan çıkmaz doğru yoldan
Yan semaver dön semaver
Sende bir hal var semaver
Semaverin altı çiçek
Getirin çayları içek
Çaysız meclislerden geçek
Yan semaver dön semaver
Daim Allah der semaver
Dost meclislerinin sefası olmuş.
Sizler de dostsuz ve çaysız kalmayın,
Osmanlı Belgelerinde Çay ve Çayın Serüveni
Çay Türkiye'de ağaç olarak yaklaşık 100 seneden fazla bir zamandır bulunmaktadır. Tarım ve ziraat olarak ülkemizde yayılması 1930'ların sonralarına denk gelse bile yerli üretilen bitki olma macerası itibariyle bir asırdır topraklarımızda yetişmektedir diyebiliriz. Daha önceleri dışardan getirtilirdi.
Dışarıdan getirtilen çay bitkisi ile demlenen çaylarla, yani bardaktaki çayla ilgili bir �çay� kültürü oluşturulmuştur. Bu türden gerek Osmanlıca ve gerekse yeni harflerle kaleme alınan eserler bulunmaktadır. Ama Osmanlı'da çay tarımı ile ilgili olarak kaleme alınan bir şeyler yoktur. Hatta çayın bahçedeki halini ve aşamasını anlatan eserler yazılmamıştır. Biz burada çayın ülkemizdeki tarihine bir ilave yapmakla onun kültür ve edebiyatının oluşmasına katkı sağlamak istiyoruz.
Çay ve tarihi hakkında çok güzel eserler çıkmıştır son zamanlarda. Asım Zihnioğlu'nun �Bir Yeşilin Peşinde� adlı eseriyle Türkiye'deki çaycılık, belki de ilk edebi eserini kazandı. Bu eserin her çay giren evde bulunması ve okunması lazımdır. Aşk derecesinde bir sevgi ile çayın macerasını okuyabilirsiniz bu eserde. Mustafa Duman'ın Çay Kitabı da bu doğrultuda derlemelerden oluşan güzel bir çalışmadır. Diğer teknik kitapları Çaykurun pörtföyünden edinebilirsiniz. Daha bilimsel olanlarına ise YÖK'ten ulaşabilirsiniz. Burada, belgesel anlamda Türkiye'deki çayın tarihsel yolculuğuna yeni bilgiler eklemek istediğimizden sadece Osmanlı Arşivinde bulunan belgelerle ilgili olarak bazı bilgiler vereceğiz.
Ulaştığımız belgelere göre, çayın, ülkemizde yetiştirilen ve kendisinden mahsül alınan, yani tarımı yapılan bir bitki olarak düşünülmesi 1894 senesinde olmuştur. Yani II. Abdülhamit zamanında ele alınan pek çok yeni konunun arasındadır, çayın Türk topraklarına getirtilmesi hadisesi.
1889 yılında Japonya'ya gönderilen ve dönüş yolunda batan Ertuğrul Firkateyn�inden öncesine rastlayan bir dönemde Japonya'dan getirtilen çay tohumları ile Bursa'da ilk çay denemesi yapılmıştır.
Evvelden yaprakları çay gibi kaynatılıp demlenerek istifade edilen ve
adına Yaban Mersini de denen likapa bitkisi
İlk Çay: Likapa (Yaban Mersini)
Belgelerimizde çay tabirinin geçtiği ilginç ifade ve örneklere rastlamaktayız. 1879 tarihli Osmanlıca bir belgede, henüz bugünkü çay bitkisinin yetiştirilmediği bir tarihte, Rize'deki ormanlarda, kırlarda ve halkın bazılarının bahçelerinde bol miktarda keşfedilen bir tür çay ağacından bahsedilmektedir. Bu belgeye göre yöre halkı bu bitkiyi, emek ve akça sarfederek terbiye edip yapraklarını kilosu on mecidiye karşılığında satmaktadır. O zamanın hükümeti tarafından gümrük vergisi alınan bu çaya benzeyen bitkiden, ayrıca orman vergisi de alınmak istenmektedir. Rusya Hükümeti bu bitkiden vergi namına bir şey almadığından bu çayların kaçak olarak yurt dışına çıkacağından endişe duyulmaktadır. Trabzon valiliğinin yazısı üzerine Osmanlı Hükümeti bu bitkiden örnekler istiyor. Orman Bakanlığı'nın da kontrolünde olmak şartıyla bunun yararlı olup olmadığı araştırılıp ondan sonra tarımının yapılmasına ve yaygınlaştırılmasına teşebbüs edilmesi tavsiye olunmuştur.
Rize�de Çaya benzediği, halkın çayını hazırlayıp içtiği ve sattığından, adına �likapa� yani Yaban Mersini, Trabzon Çayı veya Blueberry de denilen bitkiden bahseden belge. (BOA.İ.ŞD. 46/2515)
Bize göre, o zamanlar �çay ağacına benzeyen bir bitki� olarak tarif edilen bu çay, yöre halkının likapa, kaskanaka, ançera, çera, maheyova, meheğop, çay üzümü, çoban üzümü ve Trabzon çayı gibi değişik adlarla tanıdığı bitkidir. İngilizcesi blueberry olarak bilinen yaban mersini, sağlık meyvesi olarak tanınmaktadır. Bugün başta Kanada ve Amerika olmak üzere pek çok ülkede oldukça önemli bir mevkiye sahiptir. Kansere, şekere ve diğer hastalıklara iye geldiği bilinmektedir. Ancak belgede çay diye tabir edilen bu bitki, bugünkü anlamda bildiğimiz çay değildir.
Çayla ilgili Osmanlı belgelerinde geçen diğer tabirler ise çay ocağı, çaycı, çay ithali, çayhane, çay takımları gibi ifadelerdir.
Yıl 1894: Osmanlı'da İlk Çay Tarımı
Osmanlı Arşivinde bulunan milyonlarca belgeden bir kaç tanesini teşkil eden ve çayla ilgili erişilebilen ilk Arşiv Belgesi olan II. Abdülhamit tarafından nümune çiftliklerinde çay bitkisinin yetiştirilmesi ve tarımının başlatılması için alt yapı çalışmalarının başlatılması emri ile aynı buyruk doğrultusunda yapılan çalışmaların bir sonucunu teşkil eden ve rapor şeklinde padişahın bilgilerine Orman, Madenler ve Tarım Bakanı tarafından arz olunan ilk Osmanlıca �Çay Tarifnamesi� bu yazımızın konusunu teşkil etmektedir.
Aslında, en eski tarihli Osmanlıca belge, Orman, Madenler ve Tarım Bakanı Selim Paşa tarafından bakanlığının bütçesi ve gelir gider durumu ile ilgili geniş bilgileri verdiği yazısına bir ek olarak saraya sunduğu ve içerisinde, padişahımızın buyrukları doğrultusunda Bursa'dan iki sepet derununda getirtilen çay fidanlarının saraya takdim edildiği ve bunların hemen dikilmesi icab ettiğinin ilave olunduğu 13.05.1894 tarihli belgedir. Ancak bu tarihten önce var olduğu bu yazıdan anlaşılan padişah buyruğuna ulaşamadık. En üst düzeyde ve tarihi bir seyir içerisinde çay tarımı ile ilgili olarak bize metodolojik ve kronolojik ilk ve geniş bilgileri veren belge ise bundan 4.5 ay sonrasının tarihini taşıyan aşağıdaki belgedir. Lakin bu belge çay tarımı tabirinin geçtiği en eski tarihli belge olması özelliğini şimdilik muhafaza etmektedir. İleriki zamanlarda daha eski tarihli ve daha fazla belgeye ulaşmayı ve bunları paylaşmayı umuyorum.
II. Abdülhamit'in Orman, Madenler ve Tarım Bakanı Selim Paşa, kendi imzasıyla, 06.10.1894 tarihli ve 250 sayılı ve Sadrazama, yani Başvezire, bugünkü anlamıyla Başbakana yazdığı yazısında şunlardan bahsetmektedir:
Çay yetiştirilmesi için Orman, Madenler ve Tarım Bakanı�nın Sadrazama yazısı (BOA. İOM. 2/1312.R-2)
Kaynak: Muhammet Safi - Osmanlı'da Çay Tarımı
En son Ahmet Çamlı tarafından Prş 14 Şub 2008, 13:36 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Yıllık kişi başına çay tüketim miktarları İrlanda (3.17 kg), Kuveyt (2.66 kg), İngiltere (2.46 kg), Türkiye (2.36 kg), Katar (2.00 kg). Türkiye, çay tarım alanlarının genişliği bakımından, dünyada üretici ülkeler arasında 6. sırada, kuru çay üretimi yönünden 5. sırada, yıllık kişi başına tüketim bakımından ise 4. sırada yer alıyor.
Çay denildiğinde semaver,semaver çayı için kalabalık(arkadaş-,akraba vs.),kalabalığada keklik kanı çay eşliğinde hoş sohbet yakışır..
Geleneklerden gelen vazgeçilmez alışkanlığımız.+40 derecede dahi,"harareti kırsın"düşüncesiyle en az 60-70 derecelik sıvıyı,bizim kadar çok tüketen yoktur herhalde..
Ülkemizdeki çay üreticiliği ile ilgili serüveni anlatan en güzel kitap Tübitak Yayınlarından. Kitap ile ilgili detay bilgi:
Bir Yeşilin Peşinde
Asım Zihnioğlu - 1998
Sayfa Sayısı: 218
Boyutları: 15,5 x 21,5 cm
ISBN 975-403-109-6
5. Basım - 2500 Adet
Bir Yeşilin Peşinde'de Asım Zihnioğlu ülkemizin çaycılığının geçirdiği evreleri akıcı bir dille anlatıyor. Üzerine az yazılmış bir konunun, çayın hikâyesinin, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin ekonomik ve sosyal yaşamından kesitler verilerek ele alınması kitabın ilgi çekici yönlerinden biri. TÜBİTAK tarafından verilen 1983 yılı Hizmet Ödülü'nün de sahibi olan Asım Zihnioğlu'nun bir ömür adadığı çalışmalarının okurların ilgisini çekeceğini umuyoruz.
Sudan sonra en çok tükettiğimiz içeceğimiz çay hakkında bu kadar az paylaşımda bulunulması beni oldukça üzdü.Bazı iddialı arkadaşlar en güzel çayın nasıl demleneceği hakkında daha fazla bilgilerini paylaşabilirlerdi mesela.Yada sıcak muhabbetlere daha bir sıcaklık katan,esnafların müşterisine kolayca ikram edebildiği,2.Dünya Savaşı sıralarında kahve ithal edemediğimzden daha bir popüler olan ve o dönemde vaz geçilmez sosyete içeceği haline gelen,adıyla aksamlarımızı şenlendirdiğimiz,simitlerimizin eşsiz ortağı,hem fakirin hem de zenginin dayanılmaz tadı olan ÇAY hakkında daha çok paylaşımlar olması dileğimle çayımı yudumlamak istiyorum.Ve şu anda bilgisayarı başında çaylarını yudumlayan wowTURKEY müdavimlarine de afiyetler olsun efendim.
Amerikalı ve Güney Koreli bilim adamları hücre düzeyinde araştırmalar yaparak yeşil ve siyah çayların anti-kanser etkilerini görmüşlerdir.
Çayın bu kuvvetli kanser önleyici etkisi, anti oksidan özelliği olan flavonoid tipteki polifenollerdir (Hücreleri bombalayarak atom yapılarını değiştiren kanser yapıcı maddelere karşı koruyan maddeler).
Yeşil ve Beyaz (White tea) çayların anti oksidan özelliğinin siyah çaylara (Türk çayı) göre daha fazla olduğu düşünülmektedir. Siyah çay yeşil çayın dışarıda tutulmak yöntemi ile fermente edilmesi ile elde edilmektedir. Siyah çaydaki polifenol miktarı volümüne göre 3 kat iken, bu oran yeşil çayda 10 kattır. Buraya kadar olan kısım hepimizin bugüne kadar bildiği yeşil çay daha sağlıklıdır görüşünü destekliyor.
Neticede yeşil çay ve siyah çayın eşit olarak kansere karşı koruyucu olduğu ve bunun gerçekte sadece içindeki flavonoid içeriği ile değil, çayın diğer özellikleri ile de ilgili olduğu düşünülmektedir. Araştırmacılar hangi tipte olursa olsun çayın kolon, meme, karaciğer ve prostattaki kanserli hücreleri azalttığını düşünmektedirler.
Çay (Yeşil ya da Siyah), ve diğer flavonoidden zengin gıdalar kansere karşı önemli savunma maddeleridir. Bu gıdalar kanserin en zayıf olduğu erken dönemde kanser hücrelerinin yıkılmasına (Apopytosis) yolaçarak önemli bir görevi yerine getirirler. Unutmayın ki çay, sadece yardımcıdır. Kanseri tedavi etmez ve fazla tüketildiği takdirde çarpıntı, uykusuzluk gibi yan etkilere yol açar.
Yaz sıcakları olduğu halde sabah kahvaltısı ile çaya başlarım. Ve yatana kadar da en az 15 Bardak daha içtiğimi söyleyebilirim. Haftada bir kez de ( Olmazsa olmaz ) Semaver.Yanında da Nargile varmı diyede sormayın artık.
valla çay deyince benimde aklıma çernobil geliyor. bide bizim çaylarda radyasyon yok diye höpür höpür çay içen bir milletvekilimiz vardı. sahi ne oldu o öldümü