Ateş düştüğü yeri yakar öncelikle bunu belirtmeliyim. Bu elim olayın ardından hemen komplo teorileri üretilmeye başlandı. Anladım ki komplo teorilerini seviyoruz biz. 6 bilim adamı yok edilmek istenseydi koskoca ucağı onca yolcuya rağmen düşürmeye gerek yoktu. Çünkü bunlar Eşref Bitlis gibi korunuyor değillerdi.
Prof. Dr. Şener Fatma Boydağ ve Araştırma Görevlisi Mustafa Fidan’ın, Doğuş Üniversitesi’nde görev yaptıkları öğrenildi.
Prof Dr., Mithat Uysal, "3 öğretim görevlimiz, proje için Isparta’ya gidiyorlardı. Uçağın düştüğünü öğrendik, çok üzüldük. Çok önemli işler yapan önemli bilim adamlarıydı." diye konuştu.
Öte yandan, hayatını kaybeden Doğuş Üniversitesi öğretim görevlilerinin Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ile birlikte teknoloji projesini gerçekleştirmek üzere 10 ayrı üniversiteden öğretim görevlileriyle birlikte Isparta’ya gittikleri öğrenildi. Ayrıca, yine Doğuş Üniversitesi’nden Doç. Dr. Serkan Ali Çetin’in de aynı bineceği, ancak daha sonra vazgeçtiği öğrenildi. Bu arada, üniversitede yas ilan edilerek üniversitenin bayrağı yarıya indirildi.
Doğuş Üniversitesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Ahmet Ceranoğlu, Atlasjet uçağının Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarında düşmesi sonucu hayatını kaybeden üniversitenin 3 öğretim üyesinin, Türk Hızlandırıcı Merkezinin Teknik Tasarımı ve Test Laboratuvarı Projesi’nin önde gelenleri olduğunu bildirdi.
Üniversitede basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Ceranoğlu, Ankara Gölbaşı’nda kurulacak Hızlandırıcı Teknoloji Merkezi için Türkiye’de 10 üniversitede çalışan akademisyenlerce ’’Türk Hızlandırıcı Merkezinin Teknik Tasarımı ve Test Laboratuvarı’’ projesi çalışması başlatıldığını söyledi.
Projenin yüksek teknolojiye yön veren bir çalışma olduğunu kaydeden Ceranoğlu, ’’Arkadaşlarımız Türk Hızlandırıcı Merkezinin Teknik Tasarımı ve Test Laboratuvarı Projesinin önde gelenleriydi’’ dedi.
Bu sabah başlayacak toplantının 6 ayda bir 10 üniversiteden birinde yapıldığını hatırlatan Doç. Dr. Ceranoğlu, çalışmaların değerlendirilmesiyle ilgili bu toplantının, Süleyman Demirel Üniversitesinin talebiyle Isparta’ya alındığını kaydetti.
Doç. Dr. Ahmet Ceranoğlu, ’’Kaderin cilvesi. Son 2-3 ay içinde toplantının yapılacağı üniversitenin değişikliği konusunda talep geldi. Süleyman Demirel Üniversitesi daha istekli ve hazırlıklı gibi görünüyordu. Bu değişiklik yapıldı. Çalışmalar arkadaşlarımızın ölümüyle yavaşlamış veya bitmiş değildir. Bu olay bu çalışmaları hızlandırıcı bir güç olacaktır’’ diye konuştu.
Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarında düşen Atlasjet uçağında ölen yolcular arasında bulunan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık’ın, İsviçre’nin Cenevre kenti yakınlarında kurulu, “European Organization for Nuclear Research (CERN)”deki “Atlas Deneyi”nde çalıştığı öğrenildi.
Avrupa ülkelerinin ortak girişimleri ile kurulan bir nükleer araştırma merkezi olan CERN’de yürütülen “Atlas” deneyine Ankara ve Boğaziçi üniversiteleri “Gözlemci” statüde katılıyor.
Boğaziçi Üniversitesi Grubunun başında ise Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde düzenlenen çalıştaya katılmak üzere Isparta’ya giderken uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybeden yolculardan Prof. Dr. Engin Arık bulunuyor. Arık başkanlığındaki grup, aynı zamanda “Karanlık madde” arayan “CAST deneyi”nde de çalışıyor.
Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü yetkilileri, “Atlaj Deneyi”nin, yüksek enerji fiziği ile ilgili deneysel bir çalışma olduğunu, “Atlas”ın da bir “detektör” adı olduğunu bildirdi.
İşte Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık’ın katıldığı konferanslarda Nükleer Enerji Santralleri hakkında aktardığı kritik ve önemli bilgiler.
Toryum madeni ve gerçeği
Nükleer Enerji Santralleri’nde uranyum yerine kullanılabilecek olan toryumun 21. yüzyılın en stratejik maddesi olacağını ve Türkiye’nin dünya toryum rezervlerinde 2. sırada bulunduğunu belirten Prof. Dr. Arık, "Japonya, elinde hiç toryum bulunmamasına rağmen, toryumla çalışacak nükleer enerji santrallerine yönelik çalışma yapan üç ülkeden biri. Türkiye’de ise bu alandaki bilimsel araştırmalar desteklenmiyor."
1 ton toryum = 1 milyon varil petrol
"Eğer toryum kullanıma sokulabilirse Türkiye elektrik üretmek için petrol ya da doğalgaz satın almak zorunda kalmayacak. Isınma ihtiyacımız için yer altındaki yaklaşık 900 bin tonluk toryum ile ürettiğimiz elektriği kullanabiliriz."
"Bugün dünyada savaşlara neden olan petrolün 1 milyon variliyle elde edilebilen enerji, sadece 1 ton toryum kullanılarak üretilebilecek."
-AYNI UÇAKLA GİTMEYEN DOÇ. DR. ÇETİN KURTULDU-
Bu arada, toplantıya katılması gereken Doğuş Üniversitesinin 4 kişilik grubunun diğer üyesi Doç. Dr. Serkant Ali Çetin’in, Prof. Dr. Fatma Şenel Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve araştırma görevlisi Mustafa Fidan ile bugün Isparta’ya gitmeyerek kazadan kurtulduğu belirlendi.
Ceranoğlu, 3 gün sürecek aynı toplantıya katılması gereken Doç. Dr. Serkant Ali Çetin’in Pazar günkü bölüme katılmak üzere aynı gün uçakla Isparta’ya gideceğini ifade etti.
Öte yandan, üniversitenin bayrakları kaza nedeniyle yarıya indirildi. Bazı öğrencilerin hocalarının ölümü dolayısıyla gözyaşlarını tutamadıkları görüldü.
Kazada hayatını kaybeden Fen-Edebiyat Fakültesi Fen Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Fatma Şenel Boydağ, aynı bölümde öğretim üyesi olan Doç. Dr. İskender Hikmet ve araştırma görevlisi Mustafa Fidan’ın fotoğrafları da üniversitenin salonlarına asıldı.
Komplo teorisyenleri hemen kolları sıvamış, bizlere durmadan hikaye anlatıyorlar gibisinden bir çok yorum okudum bugün her yerde.. Komplo ya da değil, onca insanımız ölmüştür ve aralarında aylık bebek bile var..
Özellikle ülkemiz adına başarıdan başarıya imza atarak koşuşturan beyinlerimizi kimler hedef almıştır ve uçak düşmüştür..
Bu arada her zaman belirttiğim gibi "halk yanılmaz" sözümü yineliyorum, halkımız "KOMPLO" diyorsa doğrudur..
Ölen profesör Türkiye'nin bir servete sahip olduğunu söylemişti. O servet neydi? Bu kaza onu susturmak için mi?
İstanbul-Isparta seferini yaparken düşen uçakta hayatını kaybeden Boğaziçi Üniversitesi Profesörü Dr. Engin Arık ‘toryumlu nükleer santral’ araştırmalarını destekliyordu! Arık, Türkiye’deki Toryum rezervleri ve bu rezervlerin hayati önemi konusunda çarpıcı açıklamalar da yapmıştı. Toryum'un bir servet olduğunun ve Türkiye'nin sonsuz bir enerji kaynağına sahip olduğunu ısrarla söyleyen Arık'ın bir kazada ölmesi kafalarda ciddi soru işaretleri yarattı. Çünkü Arık'ın söylediklerinin doğru olması Türkiye'nin ciddi bir güce erişmesi manasına geliyor ki bu da birçok çevrenin isteyeceği bir şey değil...
“Servetin üstünde oturuyoruz da haberimiz yok. Türkiye'nin sahip olduğu düşünülen toryum rezervi enerji üretimi açısından, 120 trilyon dolarlık petrole eşdeğer 120 trilyon dolar, ABD'nin 2001 yılı milli gelirinin 12 katına eşdeğer. Türkiye için sonsuz bir enerji kaynağı anlamına geliyor. Türkiye'ye bir servet kazandırabilir. Türkiye'nin 2005'e kadar toryumlu nükleer santral araştırması için 40-50 milyon dolara ihtiyacı var. 2006-2010 yılları arasında deneme reaktörü kurulması için ise 1 milyar dolarlık bir yatırım gerekiyor.
BU TEKNOLOJİYİ ÖĞRENMELİYİZ
“Toryum, enerji bağımsızlığımızı sağlayacak. Bizim için en önemli şey, bu teknolojiyi öğrenmemiz. Şu 1-2 yıl içinde ciddi şekilde üzerinde çalışmamız lazım. 2005 yılına kadar toryumla çalışan nükleer reaktör prototipi üretebilecek bilgiye ulaşmış elemana sahip olabiliriz. Bunun için gereken yatırım 40-50 milyon dolar. 2006-2010 yılları arasındaki ikinci aşamada ise 1 Gigawatt'lık bir deneme reaktörü kurulması için, 1 milyar dolar civarında bir yatırım gerekiyor"
Daha önce MD tipi uçağa binmiştim, Diyarbakır - İstanbul arası, Onur Airle. Bu uçak çok eski sayılmaz.
Kazada düşen World Focus uçağı, 2005'de THY tarafından kiralanmıştı. Üzerinde world focus yazıları ile uçuyordu hatta, bir keresinde Van havaalanında rast gelmiştim. Van'dan İzmir'e gidecek Sun Express yolcuları, Sun Express yazılı uçak beklerken, bu uçak gelmişti.
Bence en önemli kusur bu havaalanı. Gerçekten teknik olarak eksikleri olan(örneğin ILS yok), yanlış yere yapılmış bir alan. Bunun gibisi ülkemizde çok. Bunlara mümkün oldukça uçmamak gerek. Şahsen Ispartaya uçakla gitmek istesem, Antalya'dan aktarma yapardım.
Sabah saat 9 sularında ulusal bir radyoda uçuş tecrübesi yüksek pilotlarımız tarafından yapılan yorumlar:
Alıntı:
Kazada mahallinde edinilen ilk izlenimlerimiz uçağın düşmediği, sürterek iniş yaptığıdır çünkü uçak düşmüş olsa arazide gövdenin parçalanması gerekir oysaki gövde sağlam. Nihai sonuç karakutudan alınacak bilgilerle netlik kazanacaktır.
Yapılan bu yorumdan sonra benim düşüncem:
1. Kazaya sebep teknik arızadan dolayı zorunlu iniş
2. Herhangi bir teknik arıza yoksa pilotaj hatasıdır.
Ayrıca diğer bir yorumda Türkiye'de yetişmiş havacı personel eksiğinden dolayı dışarıdan özellikle uçuş saati eksik olan pilotların bu eksikliklerini Türk özel havayollarında giderdikleriydi. Tecrübe kazandıktan sonra kendi ülkelerinde ancak pilotluk yapmalarına izin veriliyormuş. Örnek: 300 saat uçuş tecrübeli bir yunanlı pilot çalışmış yakında... (şahsım adına çok onurum kırıldı.)
Devletin acilen bu konu üzerine eğilmesi ve gereğini yapmasını istiyoruz. Çünkü havayolları ile ulaşım revaçta ve gelecekte dahada genişleyecek, trafikte yaşadığımış keşmekeyi havada da yaşamayalım...
Bazı şeyleri anlamakta güçlük çekiyorum.Örneğin bilimadamlarının bindiği uçak neden düşmez?Bindikleri araba neden kaza yapmaz?Neden onları hep tırpanlamak isteyen dış güçler vardır?
Açıkcası Çin gibi dünyaya hızla yükseliyorum mesajı veren bir yapıda olsaydık ,eminim ki bu denilenler daha doğru olacaktı lakin profesörümüzün ve yaptığı işin anlamını kazada öğrenen insanlarımızın internetin onlara sağladığı söz hakkını bolca keseden kullanmalarına olanak sağlamaları ile ortaya attıkları savlarının bazı insanlar tarafından gerçek sanılıp Amerika bizim bilimadamlarımızı öldürüyor demesi açıkcası her taşın altında sürekli suçlu arama,hataların kendi tarafımızı sorgulamadan hep birileri kötü bizler aslında doğruyuz mantığı ile yaşamamıza yol açıyor.
Geçen yıl içerisinde ODTÜ'de okumuş bilim adına güzel işler çıkaran HAVELSAN,ASELSAN gibi kurumlarda çalışıp, Türk Silahlı Kuvvetlerine yaptıkları önemli projeler sonucunda değişik yerlerde,değişik sonuçlar ile ölü bulunmaları aynen bu denilen gibi çok soru işaretli,bol bilinmeyenli denklem olduğundan onların bu sorgudan geçmesi oldukça mantıklı... Lakin 57 kişilik yolculuğu sırasında hiçbir olumsuzluk yaşamamış,iniş sırasında piste en yakın bulunan,yüksekliğe çarpmış olmasının pilotaj,belki de uçaktaki mekanik bir arızadan olabileceğinin araştırılması sonrasında yazılacak rapor ile bilgilenmek yerine şu anda en son yazacağımız kelimeleri ilk cümle olarak yazıyoruz.Bugün buna tek neden gördüğüm Türk basın hayatıdır.Çünkü onlar bizi buna alıştırdılar.
Bugün asıl sorgulanacak konunun Türk arama-kurtarma yapısının bozukluğudur.4 saatte şehre sadece 23 km. uzaklıktaki 1.800 mt.yükseklikteki tepede ölçüleri (kanat genişliği:32.8 m Kaynak:http://www.boeing.com/commercial/md-80/product.html#83 )
olan uçağı 4 saat gibi bir sürede uçağın bulamadığının sorgulanmasını ....
Uçak bulunduktan sonra "Flight Crash Investigation" denilen uçak kaza soruşturması aşamasında uçağın her bir parçasının en ince detayına kadar incelenip bir şekilde kazanın oluşumu,yaşananların en küçük parçadan dahi bulunduğu bir bilim dalına ihanet edercesine ATV anahaber bülteni koordinatörü Korcan Karar'ın parçaları yerden alıp alıp kaldırıp "bu da merdiven,bu da bir vana açıyorum open dediği için kapalıydı" diyip sonrasında yerlerine bırakmasını sorgulamamız....
Kazaya neden olabileceğini onlarca kere yazmış,onlarca kere TV taşımış insanlar olmasına rağmen,onların bu çağrılarına ses vermeyen bir tanesinin bile uçuş üzerine eğitim almamış,havacılığı uçakla uçmak olduğunu sanan ve sayıları ne yazık ki dünyanın en geri kalmış ülkesinden bile az olan bir sivil havacılık kurumunun ne iş yaptığını sorgulamamız ...
Daha böyle uzayıp giden listede sorgulanacak dünya kadar bizim gelişmemizi sağlayacak,düşüncemizi,sağ duyumuzu sağlayacak şeyler varken Amerika,İsrail,Almanya vs... gibi dış güçlerin bizi karaladığını sürekli düşünmek bize yerimizde saymaktan başka birşey getirmez.
İnanın Amerikanın bize ettiği kötülüğünün belki 10 katını sürekli biz kendimize veriyoruz.Bugün değerli profesörlerimizin ortadan yok olmaları için Amerika'nın birşey yapmasına gerek yok ki...İstanbul trafiğinde 3 saat araba kullanan,Ümraniye'de gece misafirliğe gidip milli maç sonrası balkona çıkan,Türk hava sahasında herkesin korkuyla baktığı uçağa binip konferansa giden herkes Amerika'nın emellerine Türk eliyle ulaşmış olur.
En son CAN tarafından Cmt 01 Arl 2007, 13:11 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Gözlerimizi jeopolitik konumu dünyaca çok önemli olan bir ülkede açtık yani Türkiyede.. Tabi ki sürekli olarak üzerimizde yüzyıllardır savaşlar yaşandı, çünkü bölgenin hakimi olmak kolay değil.. Ve bizlerin müslüman Türklerin ekonomik olarak güçlenmemizi istemiyorlar, dolayısıyla güçsüz kalmamız için her türlü gelişmelerimizi engellemek için çabalıyorlar..
Bunları anlamamak için kör, sağır, dilsiz olmak gerek..
Bu arada kimse kimseyi vatan haini olarak suçlamasın.. Kişi kendini bilir..
En son Zafer tarafından Cmt 01 Arl 2007, 13:20 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Can'a katılıyorum.
Bundan önce birçok başlıkta yazdığımı tekrarlamak istiyorum.
Gazeteler, televizyonlar ve internet yayıncılığı yapanlar için bu tip olaylar sadece biraz daha para demek.
Olayları olabildiğince karmaşıklaştırıp komplo teorileriyle süsleyerek servis yapıyorlar ki ilginç olsun ve onları izleyelim. Ben artık acılı insanların gözyaşlarını zumlayıp tekrar tekrar gösteren, en basit olaydan bile olağanüstü manalar çıkarıp bu yalanlandığında hiçbirşey olmamış gibi yapan yayınları izlemiyorum.
Şehitlerin gecekondu benzeri evlerini bulup "aha bu evde yaşıyordu garip" şeklindeki yaklaşımlardan iğreniyorum. Çünkü bizi ağlatan haber spikeri bir dakika sonra filanca alışveriş merkezinin açılışında etekleri havalanan mankenin düştüğü zor durumu gösterecek veya filanca zurnacının bilmemkim ile yaşadığı aşktaki son durumdan bahsedecek.
Şimdi de bir uçak kazasından neler çıkarabiliriz diye düşünüyorlar. Eminim ki bir hafta boyunca kazada kaybettiğimiz insanların tüm yakınlarını bulup kamera karşısında ağlatırlar.