1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
canan-st
15 yıl önce - Prş 22 Ksm 2007, 23:20
Anadolu Ev Mimarisi ve Türk Evleri Hakkında Genel Bilgi
İnsan ırkının binlerce yıllık tarihi içerisinde en dikkat çeken uğraşılarından birisi yaşadığı doğal çevreyi çeşitli ihtiyaçları doğrultusunda düzenlemesi ve değiştirmesidir. Konutun kökeninde de bu uğraşı vardır. Doğadaki tüm canlılar gibi insanlar da dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı bir yere, bir şeye sığınma ihtiyacı duymuşlardır. Ancak, konutu sadece fiziki ihtiyaçların karşılandığı maddi öğeler olarak değerlendirmek yanlıştır. Bunlar aynı zamanda sosyal, kültürel ve duygusal ihtiyaçlarımızı da karşılayan, insana ait olma hissini aşılayan ortamlardır.
Var olmamızla birlikte başlayan bu ihtiyaçlar en başında tabiat ananın sunduğu bir nevi hazır ürünlerle (mağara, kovuk, in ) ve bazı geçici çözümlerle karşılanmıştır. Avcılık ve toplayıcılıkla geçinen bu insanlar Neolitik dönemde devrim olarak nitelenebilecek bir gelişmeyle yaşam tarzlarını değiştirmişler, toprağa bağlanarak tarıma, dolayısıyla üretime dayalı yeni bir çevre kurmaya başlamışlardır. 3 milyon yıl önce iki ayak üzerinde dolaşmaya başlayan, aşağı yukarı bu günkü fiziksel yeteneklerine kavuşan insanoğlunun “uygar” olarak nitelendirilmesi ancak bu dönemden sonradır.
Yerleşik hayata geçilmesi beraberinde ilk mimari faaliyetleri de getirmiştir. Doğal olarak ortaya konulan ilk eserler tapınak, saray, hisar gibi anıtsal mimari ürünleri değil basit konutlar ve depolar olmuştur. Dolayısıyla mimarinin kökeninin konut mimarisinde yattığını söylemek yanlış olmaz.
Orta Anadolu’ ya yerleşip Anadolu’da ilk merkezi devleti kuran Hititler’ in asimetrik ve doğal bir oluşuma sahip yerleşim yerlerinde avlulu, dikdörtgen planlı, bir kaç mekândan oluşan, taş temel üzerine kerpiçten basit konutlarla karşılaşırız. Evlerin pek çoğu iki katlıdır ve alt katlar ambar ve ya işlik olarak kullanılmıştır. Üst katlarda ise oturma ve yatak odaları bulunmaktadır. Dikdörtgen tasarlı iki odalı ev tipi bu dönemin ana biçimidir ve evlerin içinde muhakkak ocak bulunmaktadır. Evler düz balçık çatı ile örtülüdürler. Çorum Boğazköy (Hattuşaş) ve diğer Hitit yerleşimlerinde kazılarla ortaya çıkarılan konutların neredeyse tümü bu şemadadır.
Etnik ve kültürel açıdan zaten heterojen bir yapı gösteren 11. Yüzyıl Bizans Anadolu’sunun bu çehresi yeni gelenlerle birlikte daha da zenginleşerek kısa sürede Selçuklu Anadolu’suna dönüşmüştür. Yarımadaya yerleşen bir kısmı göçebe, bir kısmı ise köylü-kentli bu insanlar kültürlerin üst üste ve yan yana yaşadığı bu kaotik ortamda orijini binlerce yıl eskiye dayanan ve yer yer farklılıklar gösteren zengin bir konut mimarisi ile karşılaşmışlardır. Kent kökenli insanların bu yeni topraklarda ilk anda karşılaştıkları konutları kullandıkları, Orta Asya’ nın yerleşik konut mimarisini Anadolu’ ya taşıyamadıkları göçebelerin ise kendi barınma alışkanlıklarını yeni yurtlarına kolayca taşıdıkları ve yerel olanaklardan da yararlanarak yeni bireşimler yarattıkları düşünülmektedir. Türk öncesi dönemin mimari ve kültürel gelenekleri kırsal kesimden çok şehirlerde yaşatılmış olmalıdır. Elazığ’ daki Kalaycık Höyüğünde yapılan kazılarda taş temel üzerine kerpiç tuğla malzemeden 11.-12. yüzyıllara Artuklu dönemine ait ev kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Evler düz damlı, bir veya iki mekânlıdır. İçlerinde ocaklar, depolar ve tandırlar ile ahşap direklerin oturtulduğu dikdörtgen taş kaideler ele geçirilmiştir. Odaların tabanları ve belli bir seviyeye kadar duvarlar sıvanmıştır. Bu evlerin o dönem Bizans konutlarından pek de farklı olmadıkları görülmektedir.
Türklerin geçmişte yerleşik oldukları topraklar üzerinde edinmiş oldukları mimari geleneklerle, bu yeni coğrafya üzerinde karşılaşmış oldukları mimari geleneklerin yüzyıllar içerisinde kaynaşması sonucu bu gün genel olarak “Türk Evi” olarak adlandırılan olgu ortaya çıkmıştır. Anadolu’da yaratılan bu mimari gelenek özellikle Osmanlı devletinin siyasi genişlemesine koşut olarak farklı coğrafyalara (Bulgaristan, Yunanistan, Arnavutluk, Makedonya, Bosna, Kırım,) benimsetilerek yaygınlaştırılmıştır. Türk evinin etkileri Irak (Bağdat),Mısır (Kahire) ve Sudan’a (Suakin) kadar yayılmış ve kısmen de olsa bu bölgeleri etkilemiştir. Osmanlı Devletinin genişlemesine koşut olarak 15.-16.yüzyıllarda başlayan bu yayılma 17. ve 18. yüzyıllarda zirveye ulaşmış, imparatorluğun çökmeye yüz tuttuğu 19. yüzyılda bile devam etmiştir. Osmanlı devletinin çöküşüne de tanık olduğumuz 19. Yüzyılda yaşanan Endüstri Devrimi ise hem bu mimarinin hem de geleneksel bir yaşam biçiminin sonunu hazırlamıştır. Saraylar bir kenara bırakılacak olursa 16. yüzyıl öncesine ait orijinal yapısını koruyabilmiş yapıtların günümüze kadar ulaşamaması nedeniyle Türk konut mimarisinin oluşumu ve gelişimi hakkında kesin şeyler söylemek pek mümkün görünmemektedir. Ancak elde bulunanlar bu olgunun Anadolu’da tekdüze bir yapı olarak karşımıza çıkmadığını, farklı bölgelerin farklı şartlarının mimari üzerinde yerel, ayırt edici özellikler oluşturduğunu göstermektedir. Fakat her şeye rağmen ailenin toplum yapısı içerisindeki yeri, İslam dini ve günlük yaşamın özellikleri gibi etmenler yapıtlara bir bütünlük kazandırmıştır.Osmanlı toplumu gibi sınıfsal akışkanlığın fazla olduğu bir düzende konut açısından büyük sınıfsal farklılıklar görülmemektedir. Dolayısıyla zengin bir deri tüccarı için inşa edilen Birgi Çakır Ağa Konağı ile mütevazi bir Muğla evi arasında mekansal örgütlenme açısından bir fark yoktur.
Türk konut mimarisinin en belirgin özelliklerinden birisi evlerin gösterişten şaşaadan uzak, sade, insani boyutlarda ve işlevsel olmasıdır. Evler genellikle bir ve ya iki katlıdır. Konut tek katlı olarak tasarlandığı zaman bu kat zeminden yükseltilerek, yaşama alanının rutubet ve gürültüden korunması sağlanmıştır. Aynı zamanda havalandırma ve aydınlanma ihtiyacı da giderilmiştir. Genellikle taştan inşa edilen zemin katlar ev içi yaşamın mahremiyeti nedeniyle sağırdır. Benzer kaygılardan dolayı evle sokağın ilişkisi bahçe duvarlarıyla kesilmeye çalışılmıştır. Taşlık ismi de verilen zemin katlar bazı yörelerde ahır, tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelerde ise hububat deposu olarak kullanılmıştır. Bu mekân genel olarak evin servis mekânıdır ve mutfak olarak da yaygın olarak kullanılmaktadır. Genel hizmetlerle ilgili kullanım alanlarına ayrılan zemin katla, yaşama alanı olarak ayrılan üst kat planları birbiri ile çakışmamaktadır. Odaların ve sofanın bulunduğu üst katlar zemin katın aksine pencereler, çıkmalar ve cumbalarla dış dünyaya açılmaktadır.
Evi oluşturan diğer öğelerden sofa Anadolu’nun farklı bölgelerinde farklı isimler almaktadır: Hayat, sergah, ev ortası, yazlık, sayvan, çardak, divanhane, nanay, tahtaboş, çağnışır vb. Odalar arasında sirkülâsyonu sağlayan sofa aynı zamanda ortak yaşama mekânıdır ve oturma, dinlenme gibi pek çok işleve yanıt verir. Sofanın ev içerisindeki durumu doğrudan doğruya evin planını tayin etmektedir. Bazı yörelerde sofa eyvanlarla zenginleştirilerek genişletilmiştir. Tarımsal üretime dönük bir ekonomisi olan Türk toplumunun ev içi üretim faaliyetlerinin birçoğu bu mekânda gerçekleştirilmektedir. İklim koşullarının müsait olduğu bölgelerde sofaların yalnızca üstü örtülmüştür ve doğrudan doğruya arkaya ya da bahçeye açılır.
Avlu ya da bahçe, evlerin sokakla bağlantısını sağlaması açısından önemlidir. Topraktan kopmak istemeyen Anadolu insanı büyük ya da küçük bir bahçe ile yeşile olan özlemini giderir. Tandır, kuyu, çeşme, havuz, ocak gibi öğelerin bulunduğu bahçe ya da avlular evin en renkli ve fonksiyonel bölgeleridir.
Kökeni Sasaniler dönemine kadar giden eyvanlarda konutların öğelerindendir. Ancak sofanın aksine planı etkilemezler. Eyvan genel olarak avluya bakan tarafı açık, üç tarafı kapalı, üstü tonozla örtülü yerden yüksekçe zeminli hacimlerdir. Evde odalar arasında, ya da sofanın uzantısı şeklinde karşımıza çıkmaktadırlar. İklimin çok sıcak olduğu bölgelerde özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi konutlarında yer alan eyvanlar serin, havadar, rahat ve aydınlık hacimler olarak dinlenme ve çalışma mekânlarıdır.
Anadolu’nun değişik coğrafi bölgelerinde, değişik yapı malzemeleri ile meydana getirilen konutların planlanmasında ve iç düzenlemesindeki en önemli etkenler Türk töreleri, İslam dininin esasları ve yaşama biçimleridir. Evler fizyolojik, sosyal ve pedagojik fonksiyonları gereği mahremiyeti esas alan içe dönük bir planla inşa edilmişlerdir. Ancak gene de evler tabiattan ve yerleşmeden bütünüyle ayrılmamış, tabiat ve ağaç tutkusu avlu ve bahçelerde vücut bulmuştur. Türk konut mimarisi günümüz şartlarının yaratmış olduğu konutların aksine, rahat ve sağlık şartlarına elverişlidir.
|
 |
canan-st
15 yıl önce - Prş 22 Ksm 2007, 23:24
TÜRK SİVİL MİMARİSİNDE YARARLANILACAK KAYNAKLAR
AKIN Nur,”Ev”,Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, İstanbul 1997
AKURGAL Ekrem, Anadolu Kültür Tarihi, Ankara 1998
ANONİM, Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, İstanbul 1992
AKYILDIZ Erhan, Taş Çağından Osmanlıya Anadolu, İstanbul 1997
ACAR Erhan,”Anadolu’ da Tarihöncesi Çağlardan Tunç Çağı Sonuna Kadar Konut ve Yerleşme”, Tarihten Günümüze Anadolu’ da Konut ve Yerleşme, İstanbul 1996
ARSEVEN Celal Esad, Eski İstanbul Abidat ve Mebanisi, İstanbul 1989
AKIN G.”Orta Asya”,Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, İstanbul 1997
ASLANAPA Oktay, Türk ve İslam Sanatı, İstanbul 1992
ALTUN Ara, Ortaçağ Türk Mimarisinin Ana hatları İçin Bir Özet, İstanbul 1988
AREL Ayda, Osmanlı Konut Geleneğinde Tarihsel Sorunlar, İzmir 1982
BEKTAŞ Cengiz, Halk Yapı Sanatı, İstanbul 2001
BOZKURT Nebi,”Ev”,İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1995
ELDEM, S. Hakkı. 1984, “Türk Evi Osmanlı Dönemi ”T.A.Ç. Vakfı Yayınları, C. 1,İst.
EBERSOLT Jean, Bizans İstanbul’u ve Doğu Seyyahları, İstanbul 1996
ELDEM Sedat Hakkı, Türk Evi Osmanlı Dönemi, İstanbul 1984
ELDEM Sedat Hakkı, Türk Evi Plan Tipleri, İstanbul 1955
GÜNAY Reha, Türk Ev Geleneği ve Safranbolu Evleri, İstanbul 1999
HODDER Ian,”Çatalhöyük: Orta Anadolu’ da 9000 Yıllık Konut ve Yerleşme”,Tarihten Günümüze Anadolu’ da Konut ve Yerleşme, İstanbul 1996
KARPUZ Haşim,1996,” Fotoğraflarla Geçmişte Konya”, Konya Büyükşehir Belediyesi Yayınları, İst.
KARPUZ Haşim, Türk-İslam Mesken Mimarisinde Erzurum Evleri, Ankara 1993
KAZMAOĞLU Mine - TANYELİ Uğur, ”Anadolu Konut Mimarisinde Bölgesel Farklılıklar ”Yapı, 1979
KÜÇÜKERMAN Önder - GÜNER Şemsi, Anadolu Mirasında Türk Evleri, İstanbul 1995
KUBAN Doğan, Batıya Göçün Sanatsal Evreleri, İstanbul 1993
KINAL Firuzan, Eski Anadolu Tarihi, Ankara 1991
KÖMÜRCÜOĞLU Asım,1947,”Konya İmar Planlarının Son İzah Raporu Hülasası”,Arkitekt,S:1
MUTLU Asım,”Türk Evleri”,Sanat Dünyamız,3,197
MENDERES, A., 1964, Konya İl Analitik Etüdleri, Ankara
ODABAŞI Sefa,1998, 'Geçmişten Günümüze Konya Kültürü', Kültür Müd. Yayınları, Konya
RHEIDT Klaus,”Kent mi Köy mü? Orta ve Geç Bizans Anadolu’sunda Konut ve Yerleşme”,Tarihten Günümüze Anadolu’ da Konut ve Yerleşme, İstanbul 1996
SÖZEN Metin - ERUZUN Cengiz, Anadolu’ da Ev ve İnsan, İstanbul 1992
SÜMER Faruk, Eski Türklerde Şehircilik, Ankara 1994
TANYELİ Uğur,”Bizans, Osmanlı Öncesi ve Osmanlı Dönemlerinde Yerleşme ve Barınma Düzeni”,Tarihten Günümüze Anadolu’ da Konut ve Yerleşme, İstanbul 1996
M.T. TARHAN-V.SEVİN, “Van Bölgesinde Urartu Araştırmaları II Konut Mimarlığı”,Anadolu Araştırmaları 1976/1977
NAUMANN Rudolf, Eski Anadolu Mimarlığı, Ankara 1991
NEVE Peter,”Hitit Krallığının Başkenti Hattuşa’ da Konut”,Tarihten Günümüze Anadolu’ da Konut ve Yerleşme, İstanbul 1996
ULUSOY Mine, 1992,”19. Yüzyıl Konya Ev Mimarisine Avrupa Mimarisinin Etkileri”,S.Ü. Fen Bil. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya
ULUSOY Mine, 2000,”Konya'da Apartman Yapılarının Tarihsel Gelişimi”, Konya
|
 |
canan-st
15 yıl önce - Cum 23 Ksm 2007, 01:38
(+)
(+)
|
 |
abdullah1
15 yıl önce - Prş 14 Ağu 2008, 07:30
Osmanlı'da Ev Kültürü
Toplumun temel birimi olan ailenin yaşadığı ev için, dilimizde en fazla kullanılan kelime "mesken"dir. Dilimizde; "huzur ve sükunet içerisinde yaşanılan yer" manasında kullanılmaktadır. Ecdadımızın yaptığı ve yaşadığı evlere baktığımızda ise, "mesken" kelimesinin anlamının bu şekilde zenginleştirilerek kullanılmasının altında, tarihî bir geçmiş ve gelenekle oluşmuş haklı bir gerekçe bulunduğunu görüyoruz.
Osmanlı toplumunun yaşadığı meskenlere uzaktan bakıldığında, bunların hemen hepsinin bir avlu ve bunun bir kenarına yapılmış evden meydana geldiği görülür. İçinde yaşayanların özel dünyasını oluşturan bu meskenlerin cephesi yola bakar. Ev-şehir bağlantısını sağlayan bu yollar, ya bir caddedir veya birkaç evle son bulan çıkmaz sokaklardır. Cadde veya sokağa cepheli olan bu evlerde ilk göze çarpan unsur, etrafının yüksek ve penceresiz duvarlarla çevrili olmasıdır. Aynı zamanda ev sahiplerinin mahremiyetini ve emniyetini sağlayan, bir insan boyundan daha yüksek bu duvarlardır. Bu duvarların caddeye bakan tarafına açılmış olan kapı, tek giriş yeridir. Osmanlı evlerinin dış kapılarına dikkatlice bakıldığında, onlarda; bu milletin ahlak, komşuluk ve örf-adet anlayışlarını şekillendiren bir kültürü görmek mümkündür. Üç-üç buçuk metre genişliğinde ve bir o kadar da yükseklikteki kapı, önünde duranları yağmurdan ve güneşten korumaya yarayan küçük bir çatı ile örtülüdür. İki büyük kanattan oluşan bu ahşap kapılar, üç unsurdan meydana gelmektedir. İki büyük kanat sadece evin avlusuna araba giriş-çıkışında açılır, diğer zamanlarda arkadan açılabilen bir mekanizmayla kapalı durur. Kanatlardan birisi sürekli sabit iken, diğer kanat, eve hayvan giriş-çıkışlarında kullanılır. İşte bu hareketli kanat içerisinden açılan daha küçük bir kapı ise, insanlar içindir. Yerden 25-30 santimetre kadar yüksek ve insanın sığabileceği büyüklükteki bu kapı, ancak adım atılarak geçilebileceği için, avludaki küçük çocukların kontrolsüzce dışarı çıkmalarına engel olur. Yabancılar, Osmanlı toplumunun ahlak ve mahremiyet anlayışı çerçevesinde, ev sahibinden izinsiz, bu kapıdan giremezlerdi. Kapıdaki tokmaklar da, ayrı bir kültür ve medeniyet örneğidir. Kapıdaki iç içe iki demir halkadan büyüğü, daha tok ses çıkarır, eve gelen kişi erkek ise, bu halkayı çalar; içte olan halka ise, daha ince bir ses çıkarır, bu eve gelen kadın ziyaretçiler içindir. Çalan tokmağın sesine göre ev sahibi gelenin cinsiyetini anlar, kapıyı açmaya ona göre birisi gider, evdekiler gelene göre kendilerine çeki-düzen verirler.
Kapıdan evin avlusuna girilir. Osmanlı ailesinin devamlı kullandığı avlu, Orta-Asya'da da yaygındır. Avlunun bir köşesine yapılmış olan evden başka, burada; sakinlerin ihtiyaçlarına ve meşguliyetlerine göre; ahır, samanlık veya pekmez yapılan bölüm, kilim, bez dokuma atölyeleri de bulunur. Ayrıca geriye kalan geniş boşlukta ocak, çamaşır taşı, dibek taşı, ağaçlar, çiçekler, çeşme veya kuyu, ark, fırın vs. vardır. Arsası geniş olan evlerin avlusunun bir kenarında sebze de yetiştirilir. Avlu, çoğunlukla evde bulunan kadının nefes alması, dinlenmesi, çalışması, komşularıyla sohbet edebilmesi için, uygun bir mekândır. 1835'te İstanbul'a gelen Miss Julia Pardoe, bu avlular için; "Keşke Shakespeare, Romeo ve Juliet'in bahçe sahnesini yazmadan önce buraları görmüş olsaydı." demiştir. Avlu, ev sahibi için dış dünya ile şahsi dünyası arasında bir geçiş alanıdır. Burada ev kıyafetiyle de dolaşıldığı için, komşuların, başkalarının avlularını görecek şekilde ev yapmaları yasaklanmıştır.
Avlunun uygun bir köşesine inşa edilmiş ev; tek veya çift katlı olup, komşuluk, emniyet ve kıble gibi faktörlere bağlı olarak konumlanmıştır. En fazla dikkat edilen unsur ise, kıble olmuştur. Çünkü Müslüman Osmanlı ailesi için bu o kadar önemlidir ki, yalnız ibadet ederken değil; yatarken, otururken, sokağa çıkarken vs. her hususta kıbleyi hesaba katmak hayatın olmazsa olmazlarındandır.
Tek veya çift katlı olan Osmanlı evinin bir tarafı, genellikle sokak veya caddeye bakar. Alt katta kışın oturulan bir oda, mutfak, kiler, ambar, fırın damı bulunur. Bu katın, emniyet gereği dışarıya bakan penceresi olmaz veya çok küçük olurdu. Alt kattan üst kata geçiş merdivenle sağlanırdı. Bu katta da, divanhane (başoda), haremlik, selâmlık ve bazı evlerde de bir yaz odası bulunurdu. Merdivenle çıkılan ve odalara geçişi sağlayan geniş mekânın adı ise, sofadır. Bu odalardan birisinin sokağa bakan ve köşk adı verilen bir çıkması vardır. Sokağa ayrı bir görüntü kazandıran Osmanlı evlerindeki bu çıkmalar, hâne halkının dışarıyı görebilmesi içindir. Üst katlardaki pencereler; cumbalı olup, dışarıdan içerisi görünmeyecek şekilde kafeslidir. Ev sahibi buradan, kapıya gelenin kim olduğunu kendisi görülmeden görebilmektedir.
Odaların hemen hepsinde ısınmak, yemek pişirmek ve hattâ aydınlanmak için de kullanılan birer ocak vardır. Odaların en önemli özelliği, yatak ve yorganların muhafaza edildiği ve bir köşesinin de banyo olarak kullanıldığı yüklük bulunmasıdır. Bu yüklükler, evdeki bütün eşyaların saklanmasını sağlar. Bir köşedeki banyo ise, genellikle gusül abdesti almak maksadıyla kullanılır. Çünkü bu dönemlerde asıl yıkanma yerleri, sıhhî olduğu da kabul edilen şehir hamamlarıdır. Odaların; oturma, yatak, misafir, çocuk odaları gibi belli işler için tahsis edilmemesi, Türklerin göçebe anlayışıyla ve gelenekleriyle doğrudan ilgilidir. Çünkü Osmanlı ailesi aynı odada yemek vakti yemek yer, sair zamanlarda oturur, gece olunca yatakları serip uyur, sabah olunca da sergileri kaldırıp hayatına devam ederdi. Evlerdeki döşemeler oldukça sade olup, mobilya yerine, pencere kenarında divan ve sekiler, yerlerde çoğu zaman kilim, bazen halı ve yer minderleri bulunurdu.
Evlerin mimari tarzları kadar malzemelerinde de göçebeliğin tesirini görmek mümkündür. Ağaç, kireç, kerpiç gibi dayanıksız malzemelerden yapılmış evler, sanki hemen göç edilecek hissi vermektedir. Bu durum tamamen Osmanlı halkının dünya görüşüyle ilgilidir; çünkü onlar, camilerini, vakıf eserlerini ve yıkılmamasını temenni ettikleri devletlerine ait kurumları, sağlamlığın sembolü olan taş malzemeyle yaparken; evlerde dayanıksız malzeme kullanarak, bâkî olanın Allah olduğunu, kıyamete kadar devam etmesi gerekenin de devlet olduğunu anlatmak ister gibidirler. Bu evlere dışarıdan bakıldığında, zenginlerin evlerini, fakirlerinkinden ayırt etmek pek mümkün değildir. Bu durum, ortak değerlerin sınıflar arası farkı olabildiğince azalttığı bir sosyal yapıyı yansıtır.
Osmanlı evlerinde sadece yeşillikle değil, hayvanlarla da iç içe yaşanırdı. Ev sahiplerinin; etinden, sütünden ve gücünden yararlanmak üzere besledikleri evcil hayvanların yanı sıra, çatı aralarında kırlangıçlar, bacalarda leylekler yaşardı. Kuş yuvalarını bozmak günah sayılırdı. Kumru ve güvercinler de, kendilerine yem verilen fakat kafese hapsedilmeyen diğer ev ortaklarıydı.
Meskenlerin içe dönük, dışa kapalı mekânlar olarak şekillenmesi, İslâmi aile yapısının hassasiyetiyle alakalıdır. Bu mekânlar; dış dünyaya kapalı, fakat o dönem ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek fonksiyonlara sahiptir.
İnşaat teknolojisi ve malzemelerinde, büyük bir gelişme kaydedildi. Fakat gerek hızlı nüfus artışıyla ve şehirleşmeyle gelen problemler, gerek alt yapı yatırımlarının yetersizliği, gerek maddi endişeler, gerekse de kültür değerlerinden uzaklaşma sebebiyle insani unsurları ön plana çıkarmayan bir mimari yaygınlaştı. Bu sebeple eski mimarimizin birer örneği olan evler, bizler için hala bir nostalji unsurudur.
Kaynaklar
Surazya Faroqhi, Şehir Evinin Fizikî Şekli.
Beşir Ayvazoğlu, İnsan, Ev, Çevre.
Ö. Demirel - A. Gürbüz - M. Tuş, Osmanlıda Aile, Ev, Eşya, Giyim, Kuşam.
|
 |
Mustafa Kavlak
12 yıl önce - Çrş 25 Ağu 2010, 21:11
Tam konuya değinmesede, mimaride başka başlık bulamadım, burada sadece Türkiye ile ilgili fotoğraflar görmek isteyen arkadaşlara, kendimizi birazda dünyayla kıyaslamanın yararlı olacağını düşünüyorum.
Fransa dan örnek vermek gerekirse her bölgenin kendine has özellikleri bulunmakta, şahsen bu mimari yapı çeşitlerini çok beğeniyorum.
kuzey bölgesi,
Britanya bölgesi,
Geleneksel mimari,
Dağlık bölgeler,
Akdeniz bölgesi,
Ve Paris bölgesi,

|
 |
Gök_Sel
12 yıl önce - Çrş 25 Ağu 2010, 21:50
(+)
(+)
Antalya Müzesinden
|
 |
engincl
2 yıl önce - Cum 19 Mar 2021, 17:53
Türk Ev Mimarisi
Eski Türk evlerinin temel özellikleri:
Mimar Cengiz Bektaş Türk evi için 10 temel özellikten bahseder.
1-Yaşama, doğaya, çevre koşullarına uygunluk, 2- gerçekçilik, akılcılık, 3-içten dışa çözüm, 4- İç-dış uyuşumu, 5- tutumluluk, 6- kolaylık, 7- yapı malzemelerinin ölçeği, 8- İklime uygunluk, 9- gereçlerin en yakından seçilmesi, 10- esneklik.
Bulgaristan Filibe şehrinde eski Türk Evleri
Eski Türk evlerinin temel özellikleri (1):
1- İlki; “yaşama, doğaya, çevre koşullarına uygunluktur”.Türk evi doğayla savaşmadan ona uymakta, doğanın kan dolaşımı içinde kalmaktadır. Hem doğaya hem konu komşuya, topluma saygılıdır.
Bolu - Göynük, doğaya uygun yerleşmiş evler.
Cengiz Bektaş’a ek olarak; Safranbolu’da altından dere geçen bu cami de çok şey anlatır. Dereyi kapatmadan,doğal kayaya müdahale etmeden bir kemerle üstüne inşa edilen cami, birçok çağdaş tasarıma ve yapılaşmaya ilham olabilir.
(+)
(Fotoğraflar alıntıdır)
Devam edecek...
|
 |
engincl
2 yıl önce - Cum 19 Mar 2021, 23:09
| Alıntı: |
Eski Türk evlerinin temel özellikleri:
Mimar Cengiz Bektaş Türk evi için 10 temel özellikten bahseder.
1-Yaşama, doğaya, çevre koşullarına uygunluk, 2- gerçekçilik, akılcılık, 3-içten dışa çözüm, 4- İç-dış uyuşumu, 5- tutumluluk, 6- kolaylık, 7- yapı malzemelerinin ölçeği, 8- İklime uygunluk, 9- gereçlerin en yakından seçilmesi, 10- esneklik. |
Eski Türk evlerinin temel özellikleri (2):
2- Türk evinin ikinci özelliği; gerçekçilik, akılcılıktır: Bu evler, olanaklarla isteklerin koşutluğunu gözetirler. “Bak bak desinler!” diye yapılmazlar... Kurguda, yapımda, gereksiz cambazlık hiç yoktur. Hiçbir gereç başkasının yerine kullanılmaz, her şey kendisidir.
(+)
Gösteriş için yapılmazlar; sözgelimi ağaç boyları yapının boyunu ve planlamasını belirler. Sadece gerekli mekânlar için şartlarını zorlar. “Hiçbir gereç başkasının yerine kullanılmaz,her şey kendisidir.” Bir eli böğründe (payanda) gerçekten cumbanın yüklerini aktarır, süs değildir.
Eli böğründe için not:
Payandalar; çatı saçak çıkmaların ya da konsol çıkmaların yükünü taşımak amacıyla çaprazlama montajlanan yapı elemanları olarak bilinmektedir. Günümüzde yük taşımak amacıyla kullanılabildiği gibi estetik olarak da yapıları süslemek amacıyla kullanılabilmektedir. Ahşap yöntemine dayalı eski Türk mimarisinde zemin katın üstündeki çıkma bölmeyi (cumba) desteklemeye yarar. Payandalar eli böğründe veya eli belinde olarak da adlandırılmaktadır.
Devam edecek.....
|
 |
engincl
2 yıl önce - Cmt 20 Mar 2021, 21:33
| Alıntı: |
Eski Türk evlerinin temel özellikleri:
Mimar Cengiz Bektaş Türk evi için 10 temel özellikten bahseder.
1-Yaşama, doğaya, çevre koşullarına uygunluk, 2- gerçekçilik, akılcılık, 3-içten dışa çözüm, 4- İç-dış uyuşumu, 5- tutumluluk, 6- kolaylık, 7- yapı malzemelerinin ölçeği, 8- İklime uygunluk, 9- gereçlerin en yakından seçilmesi, 10- esneklik. |
Eski Türk evlerinin temel özellikleri (3) :
3-Türk evinin üçüncü özelliği; “içten dışa çözümdür: Tasarlanmaları içten dışa doğru başlar. Önce işlev çözümlenmektedir. Bu, dışın göz ardı edilmesi değil. Dışın güzelliği, için güzelliğinden, doğruluğundan, içtenliğinden, için dışa yansımasından gelir” *Bu yaklaşım tümevarımdır.
(+)
Önce kapalı-korunmuş oda, yarı korunmuş hayat-sofa, yarı açık mekanlardan bahçeye bakan köşkler, bahçe, sonra dış mekanı-sokağı kontrol eden bir kapalı çıkma .Öncelik iç mekânların doğru işlemesindedir, dışın güzelliği için güzelliğinden, için dışa yansımasından gelir.
|
 |
engincl
2 yıl önce - Pzr 21 Mar 2021, 02:46
| Alıntı: |
Eski Türk evlerinin temel özellikleri:
Mimar Cengiz Bektaş Türk evi için 10 temel özellikten bahseder.
1-Yaşama, doğaya, çevre koşullarına uygunluk, 2- gerçekçilik, akılcılık, 3-içten dışa çözüm, 4- İç-dış uyuşumu, 5- tutumluluk, 6- kolaylık, 7- yapı malzemelerinin ölçeği, 8- İklime uygunluk, 9- gereçlerin en yakından seçilmesi, 10- esneklik. |
Eski Türk evlerinin temel özellikleri (4) :
4- Türk evinin, dördüncü özelliği; “İç-dış uyuşumudur: Dıştan iç okunur.” Zemin sokağa uyan servis katıdır, mutfak, taşlık burada yer alır. Bir üst kat mütevazı boyutlardaki kışlık kattır. Baş oda çıkma ile hareketlenir. Odalar rasyonellik arayışıyla çıkmalar yapar. Cihannüma dışa yansır.
(+)
Cihannüma; mimaride, her yan görülebilecek biçimde yapılmış, camlı çatı katı anlamına gelir.
Mimari eserlerin bir dili vardır. O dile aşinalığınız varsa yapıyı rahatça okursunuz. Bu özellikte söylendiği gibi işlevden gelen farklılaşma dış cepheye gerek pencere boyutu, çıkma, cumba, malzeme ile yansır ve siz dışa yansıyan her mekanın bütündeki görevini anlayabilirsiniz.
devam edecek....
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|