Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Bir hastanın anıları...
1234567   sonraki »

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
sayfa 1
Oktay Kasman

10 yıl önce - Sal 06 Ksm 2007, 18:31
Bir hastanın anıları...


Bir Doktorun anılarını okuduktan sonra aklıma bunun karşıtı olarak Bir hastanın anılarını da yazmak geldi aklıma.Belki benim gibi ilginç hastane hatırası olan üyelerin de ilgisini çeker bu konu.Şurasını baştan söylemek lazım ki ; Tüm Saygıdeğer Doktorlarımızı tenzih ederim. Bu anı sıradışı bir örnektir.
Anı 1 : Bir zaman evvel muayene olduğum İstanbuldaki bir Üniversite hastanesindeki bence mesleki olarak çok kıymetli Prof.Dr.....esas şikayetimle ilgili ilaçları yazdıktan sonra muayeneden çıkarken ; ayrıca cildimin çok kuru olduğunu ve bunun için bir kağıt parçasına yazdığı ilacı bir cildiye mütehassısına yazdırmamı ve ara ara kullanmamı söyledi. Zaman kıtlığından yazdıramadığım ilacı bu gün Ş... ilçesi dahilindeki bir semt hastanesine giderek yazdırmak istedim. Neyse Cildiye Mütehassısı (ki bundan sonra CM harfleri ile anılacaktır.) yarım saate yakın bir zaman bekledikten sonra geldi. Benden önce sırada bekleyen bayan içeri girdi ve reçeteye yazdığı ilacı kurumun ödemediğini bu nedenle muadil bir ilacı yazmasını rica etti. Bunun üzerine CM bu masum hasta isteğine şiddetle karşı çıkarak,kendisinin mesleğine saygısı olduğunu,başka ilaç yazmıyacağını kurumun ödeyip ödememesinin de onu ilgilendirmediğini söyledi. Bayan kurumun ödeyebileceği herhangi bir ilacı yazması konusundaki ataklarını sürdürmek teşebbüsünde bulunduysa da CM karşı taraftan gelen bu son cılız atağı da - Ben bildiğim ilacı yazarım,ister öderler,ister ödemezler,ben mesleğimin icabını yaparım diyerek püskürttü ve hasta boynu bükük giderken o da o gün baktığı hasta sayısına bir hasta daha ekledi.
Anı 2 : Zaten açık olan kapıdan içeri girdiğimde Prof. Dr.un tavsiye ettiği kağıtla birlikte sağlık karnemi de uzatarak bu ilacı yazmasını ümitsiz olarak rica ettim. Bundan sonra tam bir Nejat Uygur komedisi. CM- Cildimi kerhen Muayene ettikten sonra,Ben bu ilacı yazmam bu ilaç çok harcanır ,sana başka bir ilaç yazacağım,banyonun küvetini sıcak su ile doldurup bu ilaçtan üç ölçü suya döküp içine gireceksin. Ben saf saf -Doktor bey bizim evde içinde yatılacak banyo küveti yok,bizim küvet oturmalı,ayrıca su sorunu falan deyince CM başını kaldırmadan - O zaman uzanmalı küvet yaptırırsın diyerek konuşmaya son noktayı koydu. Bazı söze normal ve mantıklı cevap verilmez.Ya susarsın ya da ..... Ben de sağlık karnemi geri aldım. Bu kış gününde bir de banyo tadilat masrafı çıkarmamak için ilacı da almadım. O reçete sağlık karnemin en mutena yerinde durmaktadır.Belki ara ara bakıp gülerim diye.Belki de acı acı gülerim. 37 yıl 1 ay boyunca hizmetinde bulunduğum ve her ay maaşımdan Emekli Sandığı için para kesen devletim (-Sen bana şimdi bu parayı veriyorsun ama ileride sen de yaşlanınca ben de senin her sıhhı problemini karşılarım diyen Devletim) bir tüp merhemi benden alay ederek esirgiyordu.Hem de kimin vasıtasıyla esirgiyordu. İlk defa gördüğü babası yaşındaki hastayla saygısızca Senli benli olan, Verdiği Vergiler sayesinde Tıp Fakültesinde yıllarca ücretsiz eğitim aldıktan sonra ona bu makamı kazandıran halkını küçük görerek, sorularına cevap vermeye bile tenezzül etmeyen (eğitimli) bir hekimi vasıtasıyla esirgiyordu.Bu ilk, başka hastane tecrübesinden sonra Ben de bundan sonra devamlı gittiğim,bu güne kadar hiç böyle karşılanmadığım Üniversite hastanelerinden başka bir hastaneye gitmemeye karar verdim. Belki de iyi oldu bu olaydan sonra kendimce bazı şeyleri de irdelemiş oldum.


m.gökhan bölek
10 yıl önce - Sal 06 Ksm 2007, 20:27

Babam kanser tedavisi gördüğü sürece ortalama ayda bir yoğun bakıma kaldırılmıştır.İlaçların ve beynindeki tümörün de etkisiyle geçirdiği nöbetler yoğun bakım ünitesiyle bir hayli içli dışlı yapmıştır bizi.Ne zaman durumu ağırlaşsa ilgili doktor kimse bilgi almak için yanına giderdik.Tabi kendi doktorumuza da.Nöbetçi doktorlarla birlikte muhattap olduğumuz doktor sayısı yüksekti.Ne zaman babam hakkında bilgi istesek hep "durumu ağır,sabaha çıkması çok zor" olmuş(bu olay çok kez yaşandı) ve biz de herseferinde salya sümük ölüm haberi alıcaz diye tedirgin olmuşuzdur.buraya kadar belki "sen olaya duygusal yaklaşıyorsun"diyebilirsiniz.İşin aslı geçen yıl doktor bir yakınımızın yanına gittiğimizde ortaya çıktı.Arkadaşımız gece nöbetim var canım sıkılır,arkadaş olun diye bizi yanına çağırmıştı.Gece yarısına doğru kapı çaldı ve kadının biri yarın eşinin fıtık ameliyatı olacağını korktuklarını söyledi.Bizim doktor da bir anda zaten sıkıntılı olan kadına "masada kalma ihtimali var,hazırlıklı olun" dedi.Kadın da ağlaya ağlaya çıktı."Bu devirde fıtık ameliyatında masada kalma mı var hala" diye sorduk;doktor da belki kendi açısından haklı "olur adam ölür kalır,başım ağrımasın,ben en kötüye hazırlayım birşey olmazsa daha çok sevinirler"dedi.Babamın hastalığı zamanında yaşadıklarım aklıma gelince bir an katil olan bir insanın cinayet işleme psikolojisini anlamıştım.

Burç

10 yıl önce - Sal 06 Ksm 2007, 20:59

Aşağıdaki de benim 2003 yılında siteye yazmış olduğum hastane anılarım :

Olay 1 :
Hava karlı falan olmadığı müddetçe, okuluma araba yerine bisikletle gitmeyi tercih ediyordum. Tabi bisikletimin üçüncü çalınışından sonra bu ısrarımdan vazgeçtim. New York kağıt gibi dümdüz olduğu için bisiklete çok uygun. Bizim evden okula giderken bir köprü geçmem gerekiyor, köprü altında akşamları düzine ile fahişe olur, arabayla geçmeyince pek sataşmazlar gerçi.

Neyse, Manhattan'da yıllarca bisiklete binen her insan gibi bir çok kaza geçti başımdan. Manhattan'da trafik tıkanıklığı insanı hayatından bezdirir. Bezmiş bir zenci taksi müşterisi, dayanamayarak taksiden inmeye karar veriyor, arka kapıyı açtığı anda yanından bisikletiyle geçmekte olan da benim! Bisiklet kapıya çarparak duruyor ama ben havada artistik bir takla atarak yanda park etmiş olan kamyonun demir tamponuna başımı çarpana kadar duramıyorum. Etraftakiler gelip benim yaşayıp yaşamadığıma bakarken, ben o halimle zenciyi azarlayıp, "dikkat etsene ayı" falan deyince, adam da "aman buna ilişmeyeyim herif ölümsüz galiba" diyerek, özür dileyip sıvışıyor. Hintli taksi şoförü de aynen tırsmış bir vaziyette uzaklaşıyor. Tabi o zamanlar böyle bir durumda sigortadan para alarak köşeyi dönebileceğimi bilmiyorum. Meğer Amerika'da başına böyle bir şey gelmesi için dua edenler varmış.

Ben oradan kafamdaki delikle bisikletime binip evin yolunu tutuyorum. Yolda kanlar içindeyken bile fahişeler tarafından taciz edilerek eve ulaşıyorum. Evde annem beni görünce hemen hastaneye gitmem gerektiğini söylüyor, kadını rahatlatmak için gidiyorum. Hastanede gerek olmadığını söylememe rağmen ısrarla acil servise alıyorlar, ve bir röntgen çekiliyor. Polisler geliyor, hayretler içinde taksinin plakasını almamış olduğumu görüyorlar, birbirlerine bakıp kaçırdığım paraya gülüyorlar. "Ama şoförün suçu değildi" diyorum. "Kapıyı içerden kilitlemesi lazım, ancak emin bir yerde açtırması lazım" diyorlar. Sonuçta bu bir tek röntgen için $500 ödüyorum. Niye bu kadar pahallı olduğunu sorunca "acil servisten giriş yapmanın bedeli bu" diyorlar. Birden anlıyorum ki bunlar beni bir hasta olarak görmüyorlar. Her şey para üstüne dönüyor.


Olay 2
Bir gün karnımda müthiş bir ağrı. Dayanamayarak bir kliniğe gidiyorum. Basit bir muayene ile bunun apandist olabileceğini, falanca doktora gitmem gerektiğini söylüyorlar. Benden muayene ücretini de alıyorlar. Falanca doktorun adresine gidiyorum. Doktor çalıştığı hastanede imiş. Hastaneye gitmemi istiyorlar. Hastaneye gider gitmez beni gene acil servise gönderiyorlar. Bu sefer tecrübem olduğu için, acil servisle bir işim olmadığını, sadece doktoru görmeye geldiğimi anlatıyorum. Bana apandistimin her an patlayabileceğini ve bu akşam ameliyat olacağımı söylüyorlar. "Ama doktor nerede?" diyorum. "Sen burada bekle gelecek" diyorlar. Hemen beni bir yatağa yatırıyorlar, koluma da hastane bandı takıyorlar. Ben bu ağrı ile burada bir saat falan bekliyorum, doktor yok. Sonradan öğreniyorum ki yatağa yatmasam doktor hemen gelip ameliyat edecekmiş, kaz kaçmadığı için sabaha ertelemiş. Bir hemşire ateşimi ölçüyor, tansiyonumu ölçüyor, ve bana bir takım sorular soruyor. İlk sorular gayet masum : isim soyad, alerjiler, fakat gittikçe garipleşiyor, adres, telefon, ve kredi kartı numaramı istiyorlar! "Dalga mı geçiyorsunuz?" diyorum, "muayene olmaya geldim, ameliyata değil, ateşim bile yok. Doktor değilim ama ateşsiz apandist olmadığını biliyorum". Bir anda anlıyorum ki kredi kartı numaramı bırakırsam, ne olursa olsun beni kesecekler, önemli olan parayı almak, ne kadar çok mümkünse o kadar çok para almak! Ağrılarıma rağmen, ayağa kalkıp basıp çıkıyorum hastaneden.

Bir başka doktor buluyorum. Adama gidiyorum diyorum ki : "doktor bey, bana apandistim olabileceğini söylediler ama inanmıyorum, siz beni bir muayene edin, muayene paranız ne ise vereceğim, ama ameliyat gerekli derseniz, gidip başka bir yerde ameliyat olacağım, sizde değil. Bunun nedeni, sırf para kazanmak için bana apandistin var dememenizi garanti etmek". Adam pis pis gülüyor. Muayene ediyor, ben artık ayakta duramıyorum, bütün gün yemek yiyememişim, su bile içemiyorum. Dedi ki "apandist olabilir, ama olmayadabilir, ücret $200! . Sabaha kadar bekle, kötüleşirse ameliyat ol". "Peki ağrı kesici ilaç vermeyecek misiniz?". "Yok o zaman anlayamazsın". Sabaha kadar ağrı çektim..

Sabahleyin ağrı geçti. O gün bu gündür bisikletle kafayı yardığım için sevinirim, yoksa bir de boşuna ameliyat olacaktım. Doktorluk, askerlik gibi yemin edilerek başlanan mesleklerde hep istismar sorunu vardır ama özellikle Amerika'da bu sektörden çok pis kokular geliyor, hepsi leş kargası olmuş. Amerikan devletinin yardımları sayesinde sağlık servisleri için para ödemiyen vatandaşlar var ama bu da hastanın iyiliğine değil, kötülüğüne çalışır durumda. Parayı almak için : "ben bir ameliyat edeyim de, nasılsa bir yerden para gelir" diye bir durum ortaya çıkmış. İlaç fiyatları Türkiye'dekinin 100 katı dolaylarında. Devletten ilaç yardımı alanlar, doktor ile anlaşmalı olarak bu parayı paylaşmanın yollarını bulmuşlar. Amerika'nın en büyük sosyal sorunlarından biri budur.



Efkan Sinan
10 yıl önce - Çrş 07 Ksm 2007, 04:46
Yatılı ilk, hastane deneyimim


Üniversitede öğrenci iken,sürekli grip olduğum şikayetiyle Tıp Fakültesine gitmiştim.Doktor Ali Bey muayeneden sonra,burnunumun sol tarafının kemik tarafından kapandığını ve ameliyat olmam gerektiğini söyledi.Ameliyat içinde yoğun olmayan Eylül ayını önerdi.
Bütünleme zamanı olduğu için arkadaşlarım yoktu ve hastaneye yalnız gittim. Tetkikler yapıldı ve ertesi gün ameliyat denildi ve bir liste verildi,meğer kullanılacak malzeme listesi imiş.Yalnızım,şehir merkezine gidip ameliyat malzemelerini alıp getirdim.
Akşam yemek dağıtıldı,tabldot ile yemeği aldım ama çatal,kaşık yok.Dağıtan hastabakıcıya sordum,'kendin getirecektin'dedi.Sanki ben hergün hastaneye yatıyorum,nerden bileyim.
Siz siz olun hastaneye yatarsanız mutlaka yanınızda çatal,kaşık götürün.

Ertesi gün sabah ameliyata aldılar ve lokal anestezi yaptılar,acı yoktu ama çekiç,keski ile kemiği
kırmaları birbuçuk saat sürdü.Bugün artık lazerle yapılıyormuş,yanarım çektiğim eziyete.

Ameliyat sonrası beni sedye ile bekleme odasına götürdüler.Hava sıcak ama ben donuyorum,titriyorum.
Orada bulunan bir hasta refakatçisi halime acımış olacak,getirip üzerime bir battaniye örttüğünü hatırlıyorum,her hatırladığımda da o kadına dua ederim.

Hastanede üç gün daha kaldım,çatal,kaşık yok,ne yapalım serumla idare ettim.Son gün doktor burnumdaki tamponları çıkarıyor,ameliyat onun yanında çocuk oyuncağı imiş.Çek çek bitmiyor nerdeyse
10 metre var ve tam bir işkence,bütün gözyaşlarımı orada akıttım, yıllar boyunca gözümden bir damla yaş gelemedi.Taburcu olup dışarı çıktığımda o kadar rahat nefes alıyordum ki,oksijen çarptı.

İlk kez yaşadığım bu hastane deneyiminde,Doktor Ali Bey ve yardımcı öğrencileri o kadar ilgili ve yardımsever idiler ki, aksaklılar önemsiz kaldı.


Camila Solmaz

10 yıl önce - Çrş 07 Ksm 2007, 09:41

Ben ilk çocuğuma hamileydim. Düşük tehlikesiyle hastaneye yatırdı doktorum. İlk günlerde durumum çok kötüydü aşerme, karın ağrısı derken aradan 3 -5 gün geçmiş. 5 gün sonra kendime gelmiştim, doktorlar ve hemşireler sayesinde. Yanımda benim yaşlarımda bir genç kız yatıyordu onun da durumu aynıymış benimki gibi (düşük tehlikesi). Tanıştık, konuştuk ve kaç aylık hamile olduğunu ve neden düşük tehlikesi olduğunu merak ederek sordum. 5 aylık hamile olduğunu söyleyerek hafif gülümsemeyle şöyle dedi:
- Hamile olduğumu 5 aylık hamileyken yani daha yeni öğrendim. Bilmediğim için köye gittiğimde ata binmiştim. Ondan olmuş.

Şaştım kaldım
- Ya insan hamile olduğunu anlamaz mı? Hele hele 5 ayılıksa, bebeğinin hareket ettiğini hissetmedin mi hiç?
- Karnım ağrıyor diyordum
- Dua et bebeğin düşmemiş o attan sonra - dedim. Güldü.
Bu zamanda böyle kadınlar da varmış. Hatırladıkça ağzım açık kalıyor...


kürşat dede

10 yıl önce - Çrş 07 Ksm 2007, 11:34

Son mesaj bana daha önce başıma gelen bir olayı hatırlattı,daha neler oluyor hayatta kim bilir.Bir doktorun anıları başlığı altında okuyabilirsiniz.



Özcan

10 yıl önce - Çrş 07 Ksm 2007, 12:20

2 yıl önce teyzem rahatsızlanmıştı. Muayenesinde bir çeşit kansere yakalandığı ve hastalığının çok ilerlediği, artık yapılacak şey kalmadığı söylenmişti. Şehrimizin güzide tıp fakültesine yatırmıştık. Ne kanseri olduğunu söylemeyeceğim, direk ilgili kişilerin adını vermekten farkı olmayacak çünkü.

Teyzemle ilgilenenlerin başındaki muhterem profesör, bu kansere özgü ufak bir operasyonun yapılması kararı aldı. Acılarını biraz hafifletecek ve belki ömrünü bir ay daha uzatacaktı. Ama nedense fakültede sadece bu hocanın kullandığı bu işi yapan özel cihaz arızalıydı. Ve nedense çok uzun bir süredir tamir edilmiyordu. İşin ilginç yanı ise, profesörün kendi kliniği vardı ve o cihazın ikincisi Bursa'da sadece orada vardı. 2500 lira civarı bir ücret ödemeyi mecburen kabul ederek operasyonu yaptırmıştık.


Mustafa Kemal 3338
10 yıl önce - Çrş 07 Ksm 2007, 12:29

Ben, lise 2. sınıfta(1979 yılı) iken, boğazım ağrımaya başlamıştı. Soğuk algınlığı diye fazla üzerinde durmadık. Annem; nane, limon kaynatıp içirdi, ayva yaprağı kaynattı... Ama nafile, boğazımın ağrısı geçmedi, konuşma güçlüğü yaşamaya başladım. Bunun üzerine annemle birlikte, SSK Kayseri Hastanesi'ne gittik. Polikliniğin önü çok kalabalıktı ve bizde aldığımız sıra numarasına göre beklemeye başladık. Beklerken diğer hasta yakınları kendi aralarında, KBB doktorunun biraz deli olmakla birlikte çok iyi bir doktor olduğundan söz ediyorlardı. (Doktorun ismi Deli M...idi.) Biraz sonra görevli, 10 kişinin ismini okudu ve bu 10 kişi muayene olmak için içeri girdi. Bunlar muayene olup dışarı çıktıktan sonra, sıradaki diğer 10 kişinin ismi okundu, ismi okunanlar arasında benim de ismim vardı. Biz 10 kişi içeri girdik, hasta yakınlarını içeriye almadılar tabiiki. Doktor önce hepimizin ismini sordu, daha sonrada dışarıdaki sıra numarasına göre, ayakta beklememizi söyledi. Herkese teker teker şikayetimizin ne olduğunu sordu. Sonrada hiç bir muayene yapmadan, hemşireye dönerek, şu şu ilaçları yaz dedi. Hepimize aynı ilaçlar yazıldıktan sonra, çok iyi bir şekilde muayene ve tedavi olarak güle oynaya poliklinikten çıktık.

Sorun devam ettiği için daha sonra, bir özel doktora gittik. Doktor ses tellerimde tahriş olduğunu belirterek çok soğuk veya çok sıcak yiyecek ve içecek tüketmeme mi tavsiye etti. Ayrıca yazdığı ilaçları , ilaçlar bitene kadar düzenli kullanmamı söyledi ve sonrada bir kaç hafta içinde sorun tamamen ortadan kalktı.

Herkese Sağlıklı Yarınlar.


En son Mustafa Kemal 3338 tarafından Çrş 07 Ksm 2007, 13:28 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


emreberkay
10 yıl önce - Çrş 07 Ksm 2007, 17:16

Bir keresinde kızılayda işim vardı. İşimi hallettikten sonra alışveriş yapıp eve gelecektim. Ama başımın ağrısı iyice arttı ve benim yürüyecek halim kalmamıştı. Ayrıca kızılaydan bizim mahalleye giden otobüs her akşam tıklım tıkış olurdu. ben hep ön camda giderdim .eğer eve otobüste yayıla yayıla gitmek istiyosan bayağı yürüyüp sıhhiyeden binecen otobüse . Ben düşündüm, hayatta o halde yürüyemem oraya mecbur binecez tıklım tıkış. O zamanlar yeni otobüsler daha 2 gün önce filan gelmişti Ankara'ya, sayıları da 50 tane. Eğer yeni otobüslerden gelmezse midemiz çalkalana çalkalana döküntüyle gidecez. Birde eski otobüste mide bulantısı geldimi yandın(bulantının geleceği kesin de). Allah yüzüme baktı da bomboş bir yeni otobüs(sanırım ilk siftahı ben atıyodum ) mucize eseri iş çıkış saatinde geldi. Ben sevinçle atladım otobüse. Benden başka kimse binmedi. Ben koltuğun rahatlığıyla ve hastalığın etkisiyle uyumuşum (Allahtan son durakta oturuyordum). Şoför beni görmemiş aracı durağa çekmiş çay içiyor . Ben bir uyandım otobüsün içi çok sessiz. Şoför mahaline baktım kimse yok. Ön camdan işaret ediyom kapıyı açın diye. Neyse ben ön kapının düğmesine basıp açtım, aceleyle arabadan atladım. O gün şoförlere hasta halimizle alay konusu olmuştuk.

M. Ali Özdoğan
8 yıl önce - Sal 30 Mar 2010, 19:05

Babaannesi lösemi olan bir arkadaş bizim öğrenci evinde kalmıştı 8 yıl önce, löseminin acımasız yüzünü ilk kez tanımıştım. Arkadaş her gün koşturdu, her yere koşturdu babaannesi için. Acil trombosit lazım... bu koşuşturmalar böyle devam ederken bir sabahçıkageldi boynu bükük bir şekilde, babaannesini kaybetmişti. İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesinin koridorları yok mu? Soğuk ve ürkütücü...



sayfa 1
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET