1 milyon Türkiye fotoğrafı
|
 |
Hakanozh86
15 yıl önce - Cum 19 Ekm 2007, 16:25
Türkiye ve ABD'nin Çıkarları Yedi Alanda Çatışıyor
CIA'nın En Tepe İsimlerinden Graham Fuller, 'Washington'un Politikaları, Genel ve Temel Olarak Birçok Alanda Türkiye'nin Dış Politika Çıkarlarına Ters Düşüyor' Dedi. İşte Çatışan O Yedi Çıkar...
-CIA'nın Ulusal İstihbarat Konseyi eski Başkan Yardımcısı Graham Fuller, "yıpranan" Türkiye-ABD ittifakının yıllardan beri kötüleştiğini belirterek "Washington'un politikaları, genel ve temel olarak birçok alanda Türkiye'nin dış politika çıkarlarına ters düşüyor" dedi.
-İki ülkenin çıkarlarının, "Kürtler, terör, İran, Suriye, Ermenistan, Rusya ve Filistin" olmak üzere, yedi alanda birbirine "zıt" olduğunu savunan Fuller, "ABD'nin Irak politikaları, Türkiye için felaket oldu" yorumunu yaptı.
LOS ANGELES(ANKA) - ABD'nin istihbarat örgütü CIA'nın Ulusal İstihbarat Konseyi eski Başkan Yardımcısı Graham E. Fuller, "yıpranan" Türkiye-ABD ittifakının yıllardan beri kötüleştiğini belirterek "Washington'un politikaları, genel ve temel olarak birçok alanda Türkiye'nin dış politika çıkarlarına ters düşüyor" dedi.
İki ülkenin çıkarlarının, "Kürtler, terör, İran, Suriye, Ermenistan, Rusya ve Filistin" olmak üzere, yedi alanda birbirine "zıt" olduğunu savunan Fuller, "ABD'nin Irak politikaları, Türkiye için felaket oldu" yorumunu yaptı.
Graham E. Fuller, Los Angeles Times gazetesinde yayınlanan "Türkiye ile yıpranan ittifakımız" başlıklı makalesinde "Ankara'nın ABD'ye yönelik husumetinin kökleri, bir soykırım tasarısından çok daha ötesinde" görüşünü dile getirdi. Fuller şunları yazdı:
"Türk-Amerikan ilişkileri, yıllardan beri kötüleşiyor ve bunun temel izahı basit ve haşin: Washington'un politikaları, genel ve temel olarak birçok alanda Türkiye'nin dış politika çıkarlarına ters düşüyor."
-"WASHINGTON İRAN'A KARŞI KÜRT TERÖRİSTLERİ DESTEKLİYOR"
Eski CIA görevlisi Fuller, Türkiye'nin ve ABD'nin çıkarlarının birbirine ters düştüğü yedi alanı şöyle sıraladı:
-Kürtler. ABD'nin son 16 yıldaki Irak politikaları Türkiye için bir felaket oldu. Iraklı Kürtler, bağımsızlık eşiğinde. Irak'taki böyle bir oluşum, Türkiye'deki ayrılıkçılığı teşvik ediyor. Washington, İran'a karşı Kürt teröristleri destekliyor.
-Terörizm. ABD'nin Ortadoğu politikaları, tüm bölgede şiddet ve radikalizmi teşvik etti ve El Kaide'yi Türkiye'nin kapısına kadar getirdi.
-İran. İran Türkiye için hayati bir enerji kaynağı. Washington, Türkiye'ye İran ile ilişkilerine son vermesine yönelik baskılarını çok patavatsızca yürüttü.
-Suriye. Türkiye-Suriye ilişkileri çok canlandı. Ankara, Washington'un Şam'ı dışlaması için yaptığı baskılara direndi.
-Ermenistan. Ticaret ve hava bağlantıları gibi yollardan Ankara ve Yerivan arasında "verimli" gayri resmi temaslar var ve her ikisi barışmak ister ancak Ermeni diyasporası, potansiyel yakınlaşma karşıtı havayı alevlendiren kilit faktörlerden biri.
-Rusya. Ankara-Moskova ilişkilerinde bir "devrim" yaşanıyor. Ankara, Rusya ile olan ilişkilere değer veriyor ve ABD'nin, Kafkaslar, NATO genişlemesi ve füze kalkanı konularında "Rus ayı"sına vurma çabalarına karşı çıkıyor.
-Filistin. Ankara Hamas'ı meşru olarak görüyor ve arabuluculuk yapmak istiyor. Washington da "hayır" diyor. Ankara, İsrail ile iyi ilişkileri var ancak sert eleştirilerde bulunmaktan da kaçınmıyor.
-"BOŞ LAFLAR"
Graham E. Fuller, genel olarak "yeni Türkiye"nin tüm bölgesel devlet ve oyuncular ile ilişkileri sürdürmek ve Ortadoğu'da büyük bir oyuncu ve arabulucu olmak istediğini, Orta Asya'da büyük çıkarlarının bulunduğunu belirtti.
Türkiye'nin Çin ve Rusya'nın desteğindeki Şangay İşbirliği Örgütü'nün Avrasya'da hakim jeopolitik oluşumun olmayı hedeflemesi halinde Türkiye'nin Afganistan, İran ve Hindistan gibi örgütle bir ortaklık arayacağını savunan Fuller, Washington'un ise buna karşı çıktığını kaydetti.
Fuller, Türkiye'nin siyasi yelpazesinde dış politikalarının ülkenin yararı olduğu yolunda yaygın bir inancının bulunduğunu belirterek ABD Dışişleri Bakanlığı'nın iki ülke arasında "hayati ortak çıkarları" nın bulunduğu açıklamalarını ise "boş laflar" olarak nitelendirerek şunları yazdı: (Ankara Haber Ajansı)
http://www.haberler.com/turkiye-ve-abd-nin-cikarl ...da-haberi/
|
 |
Nazmi
15 yıl önce - Cmt 20 Ekm 2007, 09:13
Çıkarlarımızın böylesi önemli konularda çakıştığı ABD'ye "müttefik ülke" denilmesini çok yanlış buluyorum.
Heleki Ermeni meselesinden sonra.Belki bir çoğunuz karşı çıkacak ama bence asıl müttefik İran'dır.Neden mi?Evet İran bir süper güç değil belki ama,Irakta pejakı daha doğrusu pkk yı ırak'a girerek vuruyorlar,kendileri için vuruyorlar belki ama bizimde işimize geliyor,Irak'ın (Türkiye'nin düşündüğü gibi)bütünlüğünün korunmasını istiyorlar,olası bir kürt devletine karşılar,Rusya'ya büyük bir çalım atarak dünya gündemine oturduğumuz,Avrupaya en büyük doğalgaz akışını sağlayacak ortaklığı da İran'la yaptık.
Amerika'nın müttefiklik adı altında(utanmadan birde en önemli müttefiklerimizden diyorlar)bizlere yapmış olduklarını tek tek saymama gerek yok sanırım,ne düzenbaz olduklarını da hepimiz biliyoruz.
Şimdi soruyorum:gerçek müttefikimiz;
ABD'mi?
yoksa,
İran mı?
|
 |
pelintezer
|
 |
Deha S.
15 yıl önce - Cmt 20 Ekm 2007, 18:14
ABD ile müttefiklik falan kalmadı. Ki, Meclisteki Tezkere oturumunda da ABD hakkında Sözde Müttefik olarak bahsedildi. Yani artık Süper Güç'ü Türkiye'de takan yok. Tek propaganda araçları ayarlı medya (Aydınlar, Doğanlar) kaldı.
ABD Suriye'yi, İran'ı bize soğutmaya çalışacağına, kendini bize yakınlaştırsaydı. Ama göründüğü üzere, en iyisini yapmışlar. Sağolsunlar ki, bizleri kendilerinden uzaklaştırmayı başardılar. Her ne kadar zorla olduysa da(ayarlı medyanın yaptığı toplumsal etkilerin bu durumu sürekli iyimserliğe çevirmeye çalışmasına rağmen)
Teşekkürler ABD.. Bizi kendinden uzaklaştırdığın için. Bize yapabileceğin en büyük iyiliği yaptın !
| Alıntı: |
| http://www.ncafp.org/aboutus/pressreleases/articles/PKKFINAL%20Report10-15.php |
Bu arada
Linki Türkçe'ye çevirebilecek olanlar olursa çok sevinirim. Okumayı çok istiyorum. İnşallah yardımcı olacak birileri çıkar.
Kolay gelsin
|
 |
umit1
15 yıl önce - Cmt 20 Ekm 2007, 19:57
| Alıntı: |
| Linki Türkçe'ye çevirebilecek olanlar olursa çok sevinirim. Okumayı çok istiyorum. İnşallah yardımcı olacak birileri çıkar. |
Bence okumanıza pek gerekde yok "principal" ların kimler olduğuna bir göz atarsanız kimlerin düşüncelerini yazıya döktüklerini anlarsınız hemencecik.
Türkiye ile ABD nin çikarlarının çatıştığını söyleyenler genellikle hep böyle ABD de yönetimden uzaklaştırılmış olan "Global Sermaye" nin sözcüleri oluyorlar ,necip milletimizede sanki ABD de ikamet eden herkezin ağzından veya kaleminden çıkan herşey ABD nin görüşüymüş gibi pazarlanır Türkiyedeki Global Sermaye örtülü oprasyonu tarafından.
Bakın ABD uzun vadeli dış politikaları Beyaz Saray veya Congress veya Dişisleri tarafından belirlenmez,Pentagon tarafından,daha doğrusu Pentagon'un "The Office of Net Assesment" bölümü tarafından belirlenir.bunun belirledigi uzun vadeli politikaları hiçbir Başkan değiştiremez.
Bu bölümün başında bulunan zatın bu göreve Başkan Nixon tarafindan getirildiğini,o günden bu yana araliksız olarak bu görevi yaptığını ve hakkın rahmetine kavuşana kadarda bu görevde kalacağıni söyleyeyimde Turkiyedeki ABD yi görmüş,ama ABD yi hiç mi hiç taniyamamış olan entellerin yaptığı "seçilmişlermi,atanmışlarmı ?" tartışmalarına benimde bir katkim olsun.
Bu arada bu bölümün belirledigi yeni hedefler doğrultusunda ABD silahlı kuvvetlerini satın alma programlarının değiştirilmekte olduğunu,artik onceligin Cin'e yapilacak saldırıda olduğunu,yeni alinacak ekipman spesifikasyonlarınin bu amaca uygun olarak değiştirilmekte olduğunuda belirteyimde neyin ne olduğu daha iyi anlaşılabilsin.
Not:Isimler arasinda görülen Wesley Clark adı sizleri yanıltmasın,kendisi Bayan Clinton'un adamıdır,Bayan Clinton'un ise kimlerin adayı olduğunu başka başlıkta yazmıştım.
| Alıntı: |
| CIA'nın En Tepe İsimlerinden Graham Fuller, 'Washington'un Politikaları, Genel ve Temel Olarak Birçok Alanda Türkiye'nin Dış Politika Çıkarlarına Ters Düşüyor' Dedi. İşte Çatışan O Yedi Çıkar... |
CIA nin kurulduğu günden ,çok kısa bir süre öncesine dek Buyuk Britanya krallığının ABD devleti içindeki kalesi ve dünya uyuşturucu ticaretinin 1 numaralı patronu olduğunu bu forumda defalarca yazmıştım. 
|
 |
mafakyanc
5 yıl önce - Cum 09 Şub 2018, 14:32
Başlık 10 yıl önce ortaya çıkmış ama anında ölmüş!
Günümüzde gelinen duruma uygun ancak uzunca bir alıntı ile tazelemeye çalışalım:
| Alıntı: |
ABD'NİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ VE BÖLGE ÜZERİNDEKİ EMELLERİ, perde arkasındaki gerçekler, HEPİMİZ ÖĞRENMELİYİZ, BİLMELİYİZ....!
AMERİKA…
Yıl 1786 idi.
İlk defa, ABD bandıralı bir gemi Osmanlı limanlarından birine yanaştı.
Adı “Grand Türk” idi…
İçine taşıdığı yolcular ise, Anadolu’ya ekilmek üzere gönderilen ilk nifak tohumları olan misyonerlerdi.
İlk önce İzmir ve çevresine yuvalandılar.
Türk devletinin geniş hoşgörüsünden (aslında gafletinden) yararlandılar!
Anadolu’da birçok misyoner okulu açtılar. Okullarına öğrenci olarak da daha çok Bulgarları, Ermenileri, Rumları, İngilizleri, Yahudileri ve Kürtleri aldılar!
Yeni kiliseler kurdular etrafında cemaatler oluşturdular, Matbaalar kurdular ve maalesef bu milletin aleyhinde binlerce kitap, dergi vb. basmak suretiyle kararlı bir şekilde faaliyetlerine devam ettiler!
1863 yılına gelindiğinde bu matbaalarda Ermenice, Rumca, Bulgarca, İbranice, Kürtçe ve Türkçe olmak üzere basılan kitap sayısı 160.000’i aşmaktaydı. 1900 yılına gelindiğinde ise sadece Anadolu’da (İstanbul dâhil) 400’ü aşkın okulda 17.500 civarında öğrenci okutmaktaydılar.
Daha doğrusu, nifak tohumlarını bu öğrencileri zehirlemek suretiyle ekmekteydiler!
Bir karşılaştırma yapabilmek açısından aynı dönemdeki Türk okullarının sayılarını da vermek gerekmektedir. 1913-1914 yıllarında sadece Anadolu değil, bütün İmparatorluk dâhilindeki Sultaniye ve İdadilerin sayısı 63 ve buralarda okutulan öğrenci sayısı ise sadece 6.800 civarında idi.
Osmanlı devleti, 1869’dan itibaren her türlü yabancı okulu yakından izlemeye başlayınca, gözdağı vermek için Osmanlı karasularına ABD savaş gemilerinin gönderilmesini dahi gündeme getirdiler!
Çünkü dönemin ABD Başkanı Theodore Roosevelt’e göre dünyada herkesten önce ezilmesi gereken bir Türk gücü vardı.
Zaten misyonerlere verilmiş olan talimatta da öz olarak başka bir şey denilmiyordu. Misyonerleri Anadolu’ya gönderen güç, onlara verdiği talimatta: “Bir fetih savaşına girmiş askerler olduğunuzu unutmayın. Ve her ne kadar mücadele manevi alanda, kafanın kafayla, kalbin kalple mücadelesi ise de ve sizin silahınız Tanrı’nın inayeti ile güçlendirilmiş manevi bir silahsa da Napolyon’un askeri girişimleri kadar araştırma, bilgi ve düşünmeye ihtiyaç gösterir. Bu mukaddes ve vaat edilmiş topraklar silahsız bir Haçlı Seferi’yle geri alınacaktır” denilmekte idi.
Yani, “Grand Türk”’ün yolcuları aslında; “Büyük Türk”ü “Küçük Türk” yapabilmek için gelmişlerdi…
Bulgaristan'ı kuranlar, başta Robert Koleji olmak üzere bu okullarda yetiştirildiler.
Sonunda bağımsız Bulgaristan kuruldu!
Sonra, sonra ne mi oldu?
Neler olmadı ki?
Bir yandan misyonerler aracılığı ile Anadolu’da nifak tohumları ekilmeye, Anadolu’da yaşayan halklar birbirinden soğutularak düşman edilmeye çalışılırken, bir yandan da Anadolu’da can vermek üzere olan Hıristiyanlığa can suyu verilerek Anadolu yeniden Hıristiyanlaştırılmaya çalışılıyordu!
Yeter mi? Tabi ki yetmez…
1948’den başlayarak, etkileri 1970’li yıllara kadar devam eden Marşal Yardımı kapsamında; o dönemde Anadolu’da her evde koyun, keçi veya sığır (süt hayvanı) bulunduğu halde, içine ne katıldığı bilinmeyen süt tozları bütün Türk çocuklarına (okullarda) dağıtılıp içirilerek geri zekâlı bir nesil oluşturulmaya çalışıldı!
Buna rağmen Menderes döneminde Kore'ye gittik ve onlar için savaştık. Kan döktük can verdik.
Hatta şarkılar bile besteledik. Yaşı 60’ın üzerinde olanlar bu şarkıyı çok iyi hatırlarlar:
“Amerika Amerika,
Türkler dünya durdukça,
Beraberdir seninle,
Hürriyet savaşında.
Bu bir dostluk şarkısıdır,
Kardeşliğin yankısıdır.
Kore'de olduk kan kardeşi,
Sönmez bu yangının ateşi…”
Ama kazın ayağı hiç de öyle değildi.
1960 yılına geldiğimizde ise yeni bir tezgâh daha sahneye konulmuştu.
O yıl ABD büyükelçiliğinde bir albay başkanlığında 18 kişiden oluşan bir Kürt İşleri Bürosu kuruldu ve bu büro aracılığı ile, özellikle doğu illerimizde ABD adına görev yapacak çok iyi Kürtçe konuşabilen ve bölge hakkında çok geniş bilgilerle donatılan yeni ajanlar yetiştirilmeye, hiç vakit kaybetmeden Anadolu’ya yollanmaya başlandı!
Bu ajanlara, şeytanın silah arkadaşı olan Fransa Paris’te Kürtçe öğretildi.
Ajanların çok büyük bir bölümü çok zeki, çok genç ve çok güzel kızlardan oluşuyordu. Bu güzel kızları, o yolu yolağı olmayan Kürt köylerinde gören Kürt ve Türk gençlerinin ise içleri gidiyordu. Ne kadar da güzellerdi…
O zamanlar, Türkiye’de devam eden bir savaş olmamasına rağmen, bölgede görevlendirilen bu ajanlara “Amerikan Barış Gönüllüleri” deniliyordu…
1969 yılı itibariyle 69 ilimizde toplam 232 barış gönüllüsü bulunmaktaydı.
Bu sözünü ettiğimiz “Barış Gönüllüleri (Peace Corps) projesi”, ABD tarafından 1961 yılında dönemin ABD Başkanı olan Jonn F.Kenedy tarafından, parlamento kararı ile başlatılan bir projeydi.
Proje kapsamında ülkemize gelen gönüllü (pardon ajan) sayısı resmi rakamlara göre 1201 idi, ancak gerçek sayının ne kadar olduğu hiçbir zaman tespit edilemedi!
Sonrası?
Doğu’daki PKK hareketinin başlangıcı bir 10 yıl sonraya rast gelir!
Yani bu barış gönüllülerinin icraatları bu topraklara saçılan kin tohumlarına mükemmel birer gübre olmuştu!
Bizler ise Amerikan barış gönüllülerinin saçtığı zehri unuttuk. Bu zehre karşı panzehir üretmeyi ve kullanmayı maalesef yeterince akıl edemedik.
Ne mi yaptık?
Sadece zehirlenmiş kardeşlerimize düşman olduk!
Bu Amerikan ajanlarının yıllar önce insanlarımız arasına yavaş yavaş ektikleri nifak tohumlarının zehirli meyvelerini son 20/30 yıldır sık sık yemek zorunda kaldık.
Bu zehirli meyveleri hala yemeye devam etmiyor muyuz?
Biz her şeye rağmen saf saf Amerika’yı dost ve müttefik olarak görmeye devam ederken, 1974 yılında gerçekleştirdiğimiz Kıbrıs Türk Barış Harekatı'na karşı çıkan, bu harekatı durdurmak için Akdeniz'e deniz filosu gönderen ve Harekattan sonra da uzun yıllar ülkemize silah, mühimmat ve askeri malzeme ambargosu uygulayan da bu dost Amerika idi!
Yine aynı yıllarda, ABD'nin Nihat Erim Hükümetine baskı yaparak Türkiye'de afyon ekimini yasaklattığını ve Ecevit'in iktidara gelmesiyle ABD'ye meydan okuyarak afyon ekiminin 1973 yılında yeniden başlatıldığını, Amerikan ambargosunun sebeplerinden birinin de bu afyon (haşhaş) ekimi krizi olduğunu unutmayalım.
Zaman ilerledi, 1992 yılına geldiğimizde başka bir Amerikan ihaneti ile karşı karşıya gelmiştik. 10 Aralık 1992'de ABD’ye ait Çekiç Güç helikopteri Cudi Dağı’ndaki PKK’lara silah, mühimmat ve malzeme attılar!
Yani ABD’nin PKK, PYD gibi Türk düşmanlarına yardım yapması hiç de yeni değildir.
Bu olayın Türk Jandarma ve İstihbarat Timleri tarafından fotoğraflanıp tespit edilmesi üzerine, Eşref Bitlis Paşa tarafından konu Genelkurmay Başkanlığı’na intikal ettirdi.
Bunun üzerine, 17 Aralık 1992’de Çekiç Güce bağlı ABD helikopterleri, Irak’ın Selahaddin Kenti’ne gitmekte olan Eşref Bitlis’in helikopterine ateş açtılar! Ama Paşa şimdilik kaydıyla kurtulmuştu.
Ve takvimler 01 Ekim 1992’yi gösterirken, ABD tarafından bir muhribimiz resmen (yanlışlıkla) vuruldu! Adı Muavenet idi.
Adını Çanakkale Savaşı’nda İngilizlerin Goliath Zırhlısı’nı batıran ünlü “Muavenet-i Milliye Muhribi”nden alan “Muavenet” adlı muhribimiz; dost ve stratejik ortak olarak bildiğimiz Amerika tarafından; Ege Denizi’nde gerçekleştirilen NATO Kararlılık Gösterisi-92 Tatbikatı sırasında, USS Saratoga (CV-60) uçak gemisinden üst üste ateşlenen füzeler tarafından, kaptan köşkü ve savaş harekât merkezinden vuruldu!
Bu elim olayda, yaşamlarının henüz baharında olan beş denizcimiz kalleşçe şehit edildi, 22 denizcimiz de yaralandı!
“Muavenet Muhribi 1 Ekim’de vuruldu, 4 Ekim’de ise Irak’ta Kürt Federe Devleti’nin ilan edildi!
Oysa Türkiye Irak’ta kurulacak bir Kürt devletini asla istemiyor ve hatta bunu savaş nedeni sayıyordu.
Diğer bir gelişme ise; Muavenet vurulduğunda Eşref Bitlis Paşa tarafından; Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı büyük bir harekât başlatılmıştı, ancak ABD bu harekâtın yapılmasını istemiyordu.
Artık bu Eşref Paşa Amerika için çok olmaya başlamıştı…
Nitekim üzeninden çok zaman geçmeyecek ve Eşref Bitlis Paşa; 1993 yılında uçağı düşürülerek (ABD parmağı olduğu düşünülen şaibeli bir uçak kazasında) şehit edilecekti!
1991 Yılındaki 1. Körfez Savaşı’nın ardından, 1996 yılında Saddam Hüseyin bölgedeki gücünü arttırınca, Kuzey Irak’ta barınamayacakları anlaşılan tam 7.500 CIA peşmergesi Kürt, ABD tarafından 1996 yazında bölgeden kaçırılmak zorunda kalındı.
Aynı yıl ABD tarafından Washington’da bir Kürt Enstitüsü kuruldu, başına da Mike Amitay adlı bir Yahudi getirildi…
İşte Irak’taki bugünkü sözde Kürt Devleti Projesi’nin taslak planları, daha önce Güneydoğu Anadolu’da defalarda inceleme gezisi süsü verilen istihbarat faaliyetlerinde yöneticilik görevi yapmış olan bu Yahudi ABD ajanı tarafından hazırlandı.
ABD’nin Kuzey Irak’tan kaçırdığı bu Kürtler ile Avrupa, Türkiye, Suriye ve İran gibi ülkelerden seçilen yetenekli Kürtler; bu Enstitü tarafından, ileride düşünülen işgal sonrası yapılacak operasyonlar için özel olarak yetiştirildiler!
Neler mi öğretildi?
Bir bölgenin demografik yapısı nasıl değiştirilir, nüfus ve tapu kayıtları nasıl sabote edilir, oylar nasıl değiştirilir ve Kerkük gibi kentlere göçmenler nasıl kaydırılır gibi “ince işler” öğretildi.
Aynı Enstitüde başka bir grup ise kurulacak Kürt Devletinin ihtiyaç duyacağı bürokrasiyi oluşturmak üzere yetiştirildi.
2002 yılına gelindiğinde ise 24 Temmuz – 15 Ağustos tarihleri arasında Kaliforniya’daki Nevada Çölü’nde, ABD tarihinin en büyük tatbikatı düzenlendi. Tatbikatın adı “Millennium Challenge-2002”, yani Türkçesi “Bin Yılın Meydan Okuması-2002” idi. Binlerce askerin katıldığı bu tatbikatta; ABD askerlerine, Türkiye'yi işgal eğitimi yaptırılıyordu.
Tatbikatın senaryosu ve başlangıç tarihi ise çok manidardı. Yani ABD, hedef tahtasına Türkiye’yi koyduğu tatbikatın başlangıç tarihi olarak, Lozan Anlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz’u seçiyor ve Türkiye’ye karşı bin yılın meydan okumasını yapıyordu!
Takvimler 20 Mart 2003’ü gösterirken “Özgürleştirme Operasyonu” adı altında ve naklen verilen dehşet dolu görüntülerle beklenen işgal hareketi başlatıldı!
ABD özel kuvvetleri ve ABD’de yetiştirilen Kürt gruplar 09 Nisan’da Kerkük’e, 10 Nisan’da da Musul’a girdiler ve buraları işgal ettiler.
Türk şehirlerine giren CIA Kürtleri 1. Körfez Savaşında olduğu gibi yine Tapu ve Nüfus Dairelerini yağmadılar!
Türk şehirlerindeki Tapu ve Nüfus kayıtlarının yok edilmesinin asıl sebebi ise, bölgedeki Türk kimliğini yok etmekti. Neden mi? Çünkü mevcut belgeler buraların Türklere ait olduğunu gösteriyordu. Öyleyse önce bunlar yok edilmeliydi.
Asıl amaç bölgede bir Kürt Devleti kurmaktı ve bu nedenle bölge Türksüz ve Arapsız hale getirilmeliydi! Öyle de yapıldı!
2’nci Körfez Savaşı ile Irak’ta gücünü ve etkinliğini arttıran ABD artık Irak’ta hiçbir Türk’ü istemiyordu.
Tarihler 04 Temmuz 2003’ü gösterirken ABD askerleri, Kuzey Irak’ta görev yapan Türk Özel Kuvvetlerine baskın yaptılar 11 askerimizi derdest ederek tutukladılar ve başlarına da ÇUVAL geçirdiler.
Bu çuval bütün Türk milletinin başına geçirilmiş bir çuval idi.
ABD tarafından bu baskında hırsızlık da yapılmıştır.
Türk Timi’nin karargâhı darmadağın edildi, odalardaki her şey kırıldı, döküldü, parçalandı. Türk bayrakları ve Atatürk tabloları yerlere atıldı. Karargâhtaki askeri uydu sistemi tahrip edildi, 30 tüfek, bilgisayar, harita, uydu fotoğrafları, çelik kasada bulunan 106.000 dolar para, telsizler, bir adet jeep, iki kamyonet ve bir otomobil çalındı.
Çok daha önemlisi, bu baskında çok önemli bir MİLLİ KRİPTO CİHAZI’mıza da el konuldu.
Daha sonraki yıllarda da Amerika’nın Türkiye aleyhindeki faaliyetleri ve Türk düşmanlarına yardımları hiç hız kesmeden devam etti.
2016 yılında ABD güdümündeki Irak’taki kukla hükümete gaz verilerek Musul’daki, Başika’daki askeri varlığımız tehdit edildi, tehlikeye sokuldu ve Irak’tan çıkmaya zorlandı.
Aslında geçmişe yönelik anlatılacak çok şey var ama isterseniz kısa keselim ve gelelim bu güne…
Ne yazık ki, Türk milletine zararlı Amerikan faaliyetleri azalmadığı gibi artarak devam etti ve halen de artarak devam etmektedir.
Artık gün; dün değil, bugün…
Gelen haberlere göre;
ABD tarafından, Suriye'nin Afrin bölgesinde bölücü örgüt PKK adına bir ‘TERÖR AKADEMİSİ' kuruldu!
Şu anda birçok ülkeden gelen kürtçü teröristler bu kampta Türk milletine karşı eğitilmektedir!
Türk istihbarat birimleri tarafından Başbakan Binali Yıldırım'a sunulan rapora göre; sadece 2016 yılında PKK'ya verilen silahlarla ‘modern bir ordu' kurulması mümkündür!
Son günlerde PKK/PYD'nin, önemli miktarda cephaneyi Münbiç-El Bab-Afrin hattına naklettiği bilgisi de gelen bilgiler arasındadır!
PKK'ya verilen silahlar arasında uçaksavarlar, roketatarlar, Dockalar, Kaleşnikof, Zagros, Dragunov ve G- 3 otomatik piyade tüfekleri de yer almaktadır!
Bu şu demektir: ABD tarafından PKK/PYD/YPG, şimdiye kadar hiç olmadığı ölçüde Türkiye’ye karşı güçlendirilmekte, eğitilmekte, donatılmakta ve silahlandırılmaktadır.
Burada verdiğimiz fotoğraf da zaten her şeyi açıkça ortaya koymaya yetmektedir. Afrin'de yeni çekilen bu fotoğraf, Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslararası Gazeteciler Derneği (TKÜUGD) Suriye Medya Ofisi tarafından yayınlanmıştır.
Ne diyelim?
Böyle dost, böyle ortak... Düşman başına…
Aslında en güzelini, yıllar önce Aşık Mahzuni Şerif söylemiştir:
“Devleti devlete çatar,
İt gibi pusuda yatar,
Kan döktürür silah satar,
Su diye yutturur buzu,
Gafil düştük kuzu kuzu!
Bunca milletlere yazık,
Sömürülmüş bağrı ezik,
Seni sevenin fikri bozuk,
Ülkemizi parçalamaya çalışan dış güçlere karşı, Türk milleti ve bu topraklarda yaşayan herkes din, dil, ırk, cinsiyet, milliyet, etnik köken farkı gözetmeksizin el ele, omuz omuza tek vücut olmalı, birlik, beraberlik içinde birbirimize kardeşce, dostca, sevgi ve saygıyla davranarak bu cennet vatanımızı korumalıyız. |
|
 |
Misafir 3f0
5 yıl önce - Cmt 10 Şub 2018, 01:49
Deyrezor'da Esad'ın askerlerinin PKK'ya saldırması ve sonra da içlerinden 100 kadarının öldürülmesi durumu bir kumpas olabilir. ABD Afrin'de üvey çocuğu PKK'ya direk yardım edemediği için Suriye PKK'dan Fırat'ın güneyinde darbe yemiş gibi yapıyorlar. Esad PKK'ya kızıp bu kayıplarını karşılamak için Afrin'de Tel Rifat bölgesinden Afrin'e süpürme harekatı başlatacak ve Türk ordusuna bırakmadan Afrin'in doğusundaki birçok bölgeyi ele geçirecek.
Ortadaki tuzak ve hain işbirliği bence bu yönde. Bu durumdan Esad'ın da Rusya'nın da ABD'nin de haberi var. Hepsi üçlü planın bir parçası. Deyrezor'da ölen 75 Esad yanlısından sadece 14'ü Suriye ordusu askeri, Geri kalanlar hep aşiret adamları. Yani Esad yanlısı ilk feda edilecek piyonlar. Buna karşılık Esad'ın PKK'ya saldırması için çok güçlü bir bahane oluştu. O da bu bahaneyi Afrin'de kullanacak. 1 hafta içinde durum netleşecek.
Esad, Afrin pastasının yarısına ortak olmak istiyor. Eğer bu saldırı ve kayıplar olmasaydı Esad'ın Afrin'e doğudan dalması için ortada bir sebep yoktu. PKK'lı Kürtlere diyet ödeteceğim bahanesiyle Tel Rifat ve onun doğusundaki geniş bir bölgeyi Esad almak için harekete geçiyor. Belki de amacı TSK'dan önce davranıp Tel Rifat üzerinden çok hızlı bir operasyonla Afrin merkezine girmek.
|
 |
Misafir 2f3
5 yıl önce - Cmt 10 Şub 2018, 04:34
Rusya ve Çin le tamamiyla kolkola girip. Afganistan,Suriye ve Irak tan bu kanemicileri temizlemek lazim. Ayrica acil savas ucagi ihtiyacimiz icin Cin veya rusya dan abd beslemesi enikleri icin ve gerektiginde kullanmak icin katarda,somalide,sudan almaliyiz.
|
 |
ads 1940
5 yıl önce - Cmt 10 Şub 2018, 12:54
ABD'ye karşı Türkiye-İran-Suriye-Kuzey Kore-Rusya ve Çin olarak ortak hareket etmek lazım.
|
 |
Misafir e99
4 yıl önce - Cum 31 Ağu 2018, 12:29
Bu Bağımlılık İlacı'nı alacak her ülkeye Yardım Paketinin bir ek'i,''Mütemmim cüz ve müştemilat'ı'' kabilnden bir masum yaptırım maddesi özleşme ile kabul ettirilmiş ve uygulatılmış.
Özet ile; ''Yardım paketini kullanan her ülke, gelecek otuz yıl içerisinde ülkelerine ithal edecekleri Sinema Filmlerini ABD Film Şirketlerinden almayı peşinen kabul eder'' maddesi dayatılmıştır.
Dolayısı ile yardım alan ülkelerde kendi mesajları zemin bulmuş,kültüre adapte edilmiştir.
''Dış Güç'',''Üst Akıl'' vs. emperyal hareketler hep vardı,(maalesef,maalesef) hep olacak,bunları bahane ederek ''Mağdur Edebiyatı''ile kendi yaptığı hiyanet veya sersemliğini maskelemek günümüzün modası oldu.
1800 ' lerin ortasından itibaren sefahat kuburuna düşmüş Son Osmanlı Yönetimleri eli ile İşgal Güçlerine peşkeş çekilen güzel Anadolumuz ve fakirlikten inleyen canım Anadolu insanımız, Atamızın önderliğinde bu güçlere haddini bildirmedi mi.?
O zaman Üst Akıl falan teslim olunacak kuvvetler değildir,yeter ki aydın,liyakat sahibi,bilimin ışığında ilerleyen,ahlaklı,vatansever yöneticilerimiz ve yönetici seçiminde kaypak olmayan halkımız birarada olsun.
|
 |
|
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|