1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
hurşit saral
15 yıl önce - Prş 11 Ekm 2007, 16:10
Bayram Sabahları
Merhaba arkadaşlar.
Sevgili denetçiler, istedim ki, bayram sabahlarıyla ilgili anı-anlatılarımızı paylaşalım. Bayram sonu dilerseniz başlığı kilitlersiniz.
BAYRAM SABAHLARI
“ Çabuk olun, şimdi camiden gelirler”.
Çocukluğumun bayram sabahlarında en çok duyduğum tümce buydu.
Ailenin atababaları biz henüz uyurken bayram namazına, “Teze Cami”ye giderlerdi. Onlar geldiğinde kahvaltı bile yapılmadan doğruca gömütlüğe gidilirdi. Dedeme konuklanırdık. Uçmağa varalı birkaç yıl olmuştu. Dedem ki, dilerim Tanrı herkese ona yakın bir dirimsellik biçsin; seksenaltı yaşında uçmağa varmıştı. Dört dili anadili gibi bilen, İzmir’de SSCB Batum Gazyağı Şirketi’nin Baş Veznedarlı’ğından emekli, Hala takımelbiseli, kravatsız sokağa çıkmayan, hergün sakal tıraşını olan biriydi. Seksenli yaşlarda olmasına karşın, bana, “Tek dileğim senin düğününü görmek” derdi. O denli yaşayayım demeği yakıştıramasa gerek ki, dolaylı söylerdi. Dedem; yine pırıl prıl üst başıyla bir akşamüstü eve geldi: Evdekilere,”Beni soyun, yatırın ve de sakın korkmayın ben birazdan öleceğim” dedi. Dediğini de yaptı. Daha babamlara haber bile veremeden Tanrıkatına, uçmağa vardı.
O dönemde, genellikle, kalabalık ailelerin bir bayram minibüsçüsü olurdu, saltlıkla. Birkaç yıldır, babamın tanıdığı bir İstasyon-şehir çalışan minibüstü bizim kadrolu minibüsçümüz. Ve araçta, gömütlüğe giderken saltlıkla bir de imam olurdu. Hem annem hem de yengem “Eskitürkçe” bilseler, Kuran’ları göğüs hizalarında hazır olsa da, bu bir şey değiştirmezdi. Annemlerin “Yasin”ine karşılık, imam, en az bir “cüz” okurdu.
Sonrasında doğrudan bizim eve gidilirdi. Babam, erkek kardeşlerin en büyüğüydü. Amcalar, yengeler, kuzenler. Topluca kahvaltı-öğleyemeği arası bir şey yenirdi. Yemek sonrası salon’a geçilir. Bizim için bayram yeni başlardı. Harçlıklarımızı alacaktık. Tam bir sıradüzen içerisinde, büyükten küçüğe doğru bayramlaşma geçidi oluşturulurdu. Benim harçlığımı amcalarımdan biri verirdi, Kuzenlerimin harçlığını da ya babam ya da diğer amcam verirdi. Yani, kimse babasından bayram harçlığı almazdı. Ve harçlıklarımız dört-beş yıl beş lira olarak belirlenmişti. Yengemim biri her zaman mendil sokardı cebimize. Küçük yengem ise ne eder eder birkaç lira verirdi gizlice. Çünkü bizim bayram harçlığımız belirlenmişti. Beş lira yeterli görülmüştü. Eşin-dost’un verdiği harçlıklara ise karışmazlardı.
Tanrı, atababalarımdan sonsuz hoşnut olsun ki, bizi hiçbir bayram yeni ayakkabı ve giysisiz bırakmadılar. Biran önce kendimizi sokağa atmak isterdik. İlk iş, saltlıkla, bakkal amcadan bir “mantar tabancası” almak olurdu. Sonrasında, size şaka gelir belki, ama elle çalıştırılan bir aygıtla kurulan dönme dolap ve salıncaklara binmeğe giderdik. Ve elbette ki, sinemaya. Özellikle o dönemin furyaları olan “Herkül”, “Masis”, “Ursus” ve “Samson” filmlerine. Sinema işletmecileri bayramlarda bu filmlerden getirirlerdi. Çok iyi gişe yapardı çünkü. Birinden çıkar diğerine giderdik. Sinemaya giriş otuzbeş kuruştu. Bir önceki deneyimlerden ötürü, bayramlaşma gezisine çıktığımızda harçlık vermeyen amcaların evlerine gitmeyi pek de istemezdik. Tüm çocuklar gibi biraz benciydik işte.
Sonrasında:
Ankara günlerinde, bayram konukluğuna gider olduk, Karşıyaka’ya.
Ama o eski geleneğimizi az çok sürdürüyorduk yine de. Bir minibüse dolup; babamın amcamın ve diğer akrabaların gömütlüğüne gider olduk. Bu bayram iki kişi daha fazlalaştı konuklanacağımız gömüt sayısı. Annem ve büyük ablamın eşi. Artık bizde “eskitürkçe” Kuran okuyan yalnızca büyük ablam kaldı. Doğrusu, Gömütlükler Yönetimi, bayram boyunca canlı olarak yapıyor bu işlevi. Eşim, Türkçe çevirisiyle bir Yasin okumak üzere, Mushaf’ı yanına alacak…
Sonrasında:
Sonrasında da, ben olmayacağım.
Umarım çocuklarım bu geleneğimizi sürdürür…
*******
Bayramınız kutlu olsun, Tanrı ağzınızın tadını bozmasın sevgili dostlar.
|
 |
Oktay Kasman
15 yıl önce - Prş 11 Ekm 2007, 17:44
Kıymetli Hurşit Saral her zaman olduğu gibi yine de çok güzel bir konuya değinmiş doğrusu.Benim de aklımdan Eski bayramlara ne oldu,sorusu geçiyordu.Sonra bir düşündüm ki eski bayramları hatırlayan eski insanlar var mı ki bu soruya cevap versinler.O zamanları yaşayanların çoğu, çoktan ait oldukları yerlere gittiler.Şimdi yeni bir zaman.Yeni insanlar,yeni bayramlar.O zamanlar ülkemiz harpten yeni çıkmış,yeniden yapılanıyordu.İnsanlar,her türlü manevi değere titizlikle sahip çıkıyorlar,çocuklara okullarda vatan sevgisi başta olmak üzere her türlü gelenek aşılanmakta,ülkemiz hiç bir dış kültürün etkisi altına gimemiş, paket taşlı sokaklara; Temiz Aile Kasabı, İtimat Bakkaliyesi ,Kanaat Lokantası kabilinden dükkan tabeleları hakimdi.Tek bir yabancı kelime ,yabancı şarkı,yabancı olan hiçbir şey daha ülkemize gelmemişti. Herşey bizdendi,bizim gibiydi.Mavi nüfus kağıdı ile doğanlar gene mavi nüfus kağıdı ile ölüyorlardı.Bayramlar tatil sebebi olmamış,Bayram sabahlarının kutsal bir tarafı vardı O sabahlar insanları kaynaştırır,dargınlıklara son verir,mezarlıklar ,bayram yerleri,cep harçlıkları,Sinemalar,hiçbirşeyi olmayanlara çok şey ifade ederdi. 1940-1950 ve sonrası,Missuri zırhlısı geldikten birkaç sene daha sonra.
Sonra herşey bozuldu,insanlar bayram sabahlarını seyahat sebebi saydılar.Yaşlı kimselerin elleri havada gözleri yollarda kaldı.Bodrum kıyıları bayram kaçakları ile doldu.Herşeyin değişimi,bizim mübarek bayram günlerimizi de değiştirdi.
|
 |
Akın Kurtoğlu
15 yıl önce - Prş 11 Ekm 2007, 23:11
İstanbul'da Bayram Sabahı Salâları ve Bayram Namazı Coşkusu...
...................................HIRKA-İ ŞERİF'TE BAYRAM SABAHI SALÂLARI
Ulusumuzun belli zamanlarda, önce aile bazında, ardından da millet bazında birbirine kenetlenmesine neden olan millî ve dinî bayramlarımız, manevî katalizörlerimizdir bizim... Millî bayramlarımızda, diğer günlere nazaran daha bir başımız dik olur nedense, vakur bir karakter oturur üzerimize... Bu vatanda sağlıklı, huzurlu bir şekilde yaşıyor olmamızın bedelini bizim adımıza ödeyenlere karşı duyduğumuz minnet ve şükran duygusu doruğa çıkar, her millete pek öyle nasip olmayacak o haklı gurur ve liyakat, günboyu rûhumuzda emsalsiz duyguların esmesine sebep olur...
Dinî bayramlarımız da, aynı millî bayramlardaki gibi, birlik olmanın, iç huzurunun, ortak birşeyleri paylaşmanın lezzetinin ziyâdesiyle hissedildiği günlerdir. Zaten bayram kelimesi de, mânâ olarak ulusça ortak bir paydada buluşuyor olmanın anlamını içinde barındırır. Milletçe ortak hazzı hissetmek kadar hoş bir şey nerede vardır? Memleketimizde, ya millî bir maç neticesinin lehimize sonuçlandığı zamanlarda, ya da millî ve dinî bayram günlerimizin gelip çattığı anlarda doruğa çıkan, o kendine özel, anlatılamayan sadece yaşanan ve tâ yürekten hissedilen duygulardır bunlar...
Ne yalan söyleyeyim. Çocukluğumda, bayramlardan aldığım tad çok daha bir başkaydı. Hani, sık sık sağda-solda “Aaah.. O eski bayramlar...” diyerek ahkâm kestiğine inandığımız görmüş geçirmişlerin, malûm klişe sözleri sarfederken içinde bulundukları psikoloji, aslında önceki bayramların daha hoş veya hareketli geçmesinden değil, sadece ve sadece çocuklukta yaşanmışlıklarındandır. Küçükken bayramlardan alınan tad, yetişkinlerin bayrama bakış açılarından çok daha farklıdır. Bunu hepimiz gibi ben de bizzat yaşadığım için, bu kadar emin şekilde konuşabiliyorum. Yaş ilerledikçe, geçmişte kalan bayramların güzelliği ve çekiciliği giderek azalıyor... E, tabi sübyan mertebelerindekilerin türlü çeşit ihtiyaçları, harçlıkları, gezinti masrafları ebeveynleri tarafından sağlanır... Büyükler ise bu masrafları karşılamakla yükümlüdürler artık. Maddîyatın getirdiği zorluklar bir tarafa, çocukların birçok şeyi ilk kez yaşıyor olmaları, bayramlara ayrı bir anlam yükler. Üst jenerasyon ise, yıllaryılı karşılaştıkları tekrarları, biryerden sonra bıkarak ve sadece maksat yerini bulsun mantığıyla görmeye başladıkları için, bayramlar galiba eskilerdeki kadar pek keyifli olmuyor, olamıyor. Ne kadar yanlış bir düşünce aslında...
Hırka-i Şerif Camii'nde sabah vakitleri...
Her bayram, yeni bir güzellik, tekrarından haz duyulması gereken bir nimettir. İnsan olmanın, ailecek birarada bulunmanın, bir masa başında toplanılabilmenin şükür vesilesi olmasını beraberinde getiren o Bayramlar ki, asıl, özgürlüklerin, sağlığın, iç huzurunun, maddiyatın elden sabun gibi kayıp gittiği ve hiçbir zaman yaşanmasını arzu etmediğimiz o meşûm zamanların gelip çattığı dönemlerde daha da bir pişmanlıkla aranır. İşte, asıl geçmiş bayramlara duyulan özlem, önüne geçilemeyen bir iç burukluğunun eşlik ettiği ruh hezeyanlarıyla aranır, yâdedilir. Ağızlardan beyhûde dökülen bir “Aaahhh!...” nidası, bazı şeylerin, ancak kaybedildikten sonra kıymetlerinin anlaşıldığının, çaresizlik içinde dışavurumundan ibarettir...
Hırka-i Şerif Camii'nin kuzey taç kapısı...
Dinî bayramların bir evveli günü olan arefelerde, tüm evlerde olduğu gibi bizde de bir hareketlilik yaşanırdı. Her iki bayramın anlam ve öneminin gerektirdiği ön hazırlıklar ve alışverişler, oradan oraya sürüp giden ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bir koşuşturmalar zincirinin yaşanmasına neden olur, hemen hiçbir şeyin eksik kalmaması için azami dikkat gösterilirdi. Ertesi sabah için hazırlanan kadayıfın çiğ malzemesinden çalmam bile, annem tarafından diğer günlere nazaran daha bir hoşgörüyle karşılanırdı. Ancak, yine de her ihtimale karşı, bayram günlerinde misafirlere ikram edilmesi için alınan ikram çikolatalarıyla dolu gümüş kâse, tırım-tırım saklanırdı benden...
O günlerden kalan anılarım, herkesin paylaştığı ortak hatıralar olup, teker teker tamamını deşmem gereksiz olsa da, nedense alacakaranlıkta (kış günlerinın ise körkaranlığında) Babam’la birlikte Bayram Namazı’na gittiğim sabahları hâlâ içim sızlayarak hatırlıyorum. Beynime öylesine bir nakşolmuş ki, herhalde son nefesimde dahi unutmamış olacağım yaşanılan bu güzellikleri...
Rahmetli babacığım, o günün anlam ve önemine binâen, beni sabah erkenden uyandırırdı. Diğer günler, nazlanarak sağa-sola dönerek uyumaya devam etmek istememde gösterdiğim inatçılığım, alacakaranlık bayram sabahlarında kaybolur gider, içime sığmayan bir heyecan ve enerjiyle, zıpkın gibi ayağa dikilirdim. Annem ise gece hiç uyumamış olduğu her halinden belli olacak bir halde, mutlaka, ya ütü masasının başında ya da tatlı tepsisinin yanında olurdu.
Hırka-i Şerif Camii'nin güney taç kapısı (Ana giriş)...
Hırka-i Şerif Camii'nin doğu giriş kapısı...
Gün ağarmadan babamla ikimiz, sabah serinliğinde yola koyulurduk. Camiye varana kadar süren onbeşdakikalık yolun hiç bitmemesini cân-ı gönülden isterdim. Çünkü, Fatih’in her mahallesinden pıtırak gibi boygösteren binbir çeşit câmi ve mescidin minarelerinden yayılan “Bayram Salâları”, sessiz sokaklarda yankılanarak yolboyu eşlik ederdi bize... Tüylerimin karşı konulamaz bir mutlulukla hareketlenip dikilmesi bir yana, o çocuk rûhum, dizginlenemeyen bir huşû seli altında, ânın tadını doya doya çıkarmam gerektiğini, adeta bütün hücrelerime nüfuz ede ede tekrarlardı...
Bayram namazından çıkan cemaat...
Bayram namazından çıkan cemaat. Avluda ilk bayramlaşmalar
(Sene: 1955, Kaynak: İbrahim Hilmi TANIŞIK Koleksiyonu)...
Artık günümüzde Bayram Salâları'nı işittiğim vakit, çocukluğumdaki o lezzeti duymakta biraz cimri davranıyorum. Elinden sıkısıkı tutarak, o dimdik Hırka-i Şerif yokuşunu birlikte tırmandığımız sevgili babacığımın yıllar evvel Hakk’a yürümesinden bu yana, en zayıf insanın dahi maneviyatını karşıkonulamaz bir güçle hareketlendiren Salâlar, artık, verdikleri o sarsıcı hazzın, evveliyatta daha bir başka lezzet içerdiğini tekrarlarcasına yankılanıyorlar kulaklarımda her bayram sabahı...
Hırka-i Şerif Camii.. 1970'ler...
Eski bayramlar daha bir farklı değildi. Eski günler daha bir farklıydı... Herkesin payına düşen o eski günleri de; çocukluğudur, geçmişidir...
İbrahim Akın KURTOĞLU
(NOT: Günün anlamına binâen, eski bir bayram yazısını buraya aldık. Asıl yeri galiba burası...)
|
 |
Selcuk Aral
15 yıl önce - Cum 12 Ekm 2007, 00:24
Hırka-i Şerif (<-- Yeryüzünde sadece 2 Tane var ve ikisi de Türkiye'de, İstanbul'da)
Her yıl Ramazan Ayı'nın ilk Cuma günü, ziyarete açılan ve Ramazan'ı Şerif'in son gününün (bugün) ikindi namazına kadar acik kalan, Peygamber Efendimiz'in Hırka-i Şerif'i, 2008 senesi Ramazaninda acilmak üzere biraz evvel kapandi.
Bu zaman icersinde binlerce insan, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in mübarek elbisesini görmek, tutulamayan gözyasları altinda, Tekbir ve Salavat getirmek, Allah'a el acip *Yarabbi bu mübarek Hırkanın sahibi Resulullah'ın yüzü suyu hürmetine bizleri af et* diye dua etmek üzere Fatih'teki Hırka-i Şerif Camii'ne akın eder.
Yarin 11 aylık hasret tekrar basliyor. Allah, insallah hepimize, seneye ziyaret etmeyi nasip eder.
|
 |
ümit 806
15 yıl önce - Cum 12 Ekm 2007, 01:09
Geçen gün TRT'de iftar programında bahsedildi bayram ve hattâ cuma salalarından. Eskiden Cuma sabahtan itibaren öğlene kadar müezzinler salâ verme yarışı yaparlarmış Ben küçükken Beykoz'da da Perşembe (aslında Cuma) geceleri yatsı namazına yarım saat kala salalar başlardı, 10 dakika kalana kadar değişik camilerden genellikle sırayla sala sesleri gelirdi. Fakat Üsküdar'da, Ümraniye'de yıllardır böyle bir uygulamaya rastlayamadım, yani camilerden sadece Cuma öğlen cami imamının verdiği birer sala okunuyor sadece. Acaba Beykoz'da ya da Fatih'te bu uygulama devam ediyor mu ?
TRT'deki sunucu artık salanın İstanbul'da cenaze ile özdeşleştiğini, müezzin Rasulullah aşkı ile salâ okusa bile mahalle halkının kim öldü diye merak edip araştırma yaptığını, bunun da bu güzel geleneğin daha da hızlı kaybolmasına neden olduğunu söylemişti.
|
 |
Akın Kurtoğlu
15 yıl önce - Cum 12 Ekm 2007, 01:16
| Alıntı: |
| Acaba Beykoz'da ya da Fatih'te bu uygulama devam ediyor mu ? |
Cuma sabah namazının hemen sonrası ve Cuma ezanından hemen önce Selâtin camilerin çoğunda salâ verilmekte halen Fatih'te... Bir de çok özel durumlarda (meselâ Turgut Özal'ın ölüm haberinin haberi geldiği saatte, 4 Selâtin camiinden birden aynı anda salâ verilmesine başlanmıştı. Adnan Menderes'lerin mezarlarının nakli sırasında da, işlem sürecince salâ verilmişti Suriçi'ndeki bütün büyük camilerden)...
Akın KURTOĞLU
|
 |
burakerkıral
15 yıl önce - Cum 12 Ekm 2007, 12:01
Biraz uzun olmakla beraber Yahya Kemal Beyatlı'nın bir şiirini yazmak istiyorum... Umarım mazur görürsünüz...
SÜLEYMANİYE'DE BAYRAM SABAHI
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sukünette karıştıkca karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.
Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.
Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.
En güzel mabedi olsun diye en son dinin
Budur öz şekli hayal ettiği mimarının.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul'un ufkunda bu kudsi tepeyi;
Taşımış harcını gazileri, serdarıyle,
Taşı yenmiş nice bin işcisi, mimarıyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevi bir kapı açmiş buradan gökyüzüne,
Taa ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları..
Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.
Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla bügün mağrurum;
Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
Senelerden beri ru'yada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varliğının bir yere toplandığını;
Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbir'i
Ne kadar saf idi siması bu mu'min neferin!
Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşıyan varisi hem sahibi o,
Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
Karşı dağlarda tutuşmus gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, cok uzaklardan mı?
Üsküdar'dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?
Bursa'dan, Konya'dan, İzmir'den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, taa Beyazıd'dan, Van'dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hatıralar rüzgarını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosva'dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul'dan..
Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;
Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar'dan mı? Tunus'dan mı, Cezayir'den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?
Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine.
Çok sükür Tanrıya, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşıyanlarla beraber bulunan ervahı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.
YAHYA KEMAL BEYATLI
Allah her bayramı böyle yaşamamızı nasip etsin inşallah...
|
 |
Zafer
15 yıl önce - Cmt 13 Ekm 2007, 23:58
Çocuktum yaşım 10 dolaylarında bayram sabahları uyku mahmurluğu tabii alışmamışız o zamanlar sabah namazına.. İçimizde yeni urbalarımızı giyecek olmanın ve büyüklerimizden alacağımız harçlığın sevinci vardı, koşulsuz kalkardık az biraz uykulu çok biraz istekli..
O zamanlar aracımız vardı eğer yakın camide yer bulamazsak yollar bize kısaydı başka bir camiye gidebilirdik, özellikle kışa denk gelen bayram sabahı için yerden ısıtmalı camileri düşünür ve o camilerden birine giderdik, genelde hal camii olurdu.. giderdik ki içerisi sıcacık adım attıkca buz kesmiş ayaklarımız çözülür hafiften mayışma gelirdi.. Pür dikkat verilen vaazı dinler, namaz kılacak olmanın ve ardından bayramlaşarak bayrama başlamanın mutluluğu vardı.. Eğer kendi camimizde bayram namazımızı eda etmiş isek..
Peygamber sevgisiyle sevdiğim dedemi camii çıkışı bekler gizli ve özel bir bayramlaşma yaşardım.. Tabii camii içerisinde tanıdık tanımadık herkesle kucaklaşmanın tadını hiçbir şey vermez..
Bayramlaşma faslından sonra camiye geldiğimiz yoldan değilde farklı bir yol seçerek evimize dönerdik adettir ve sünnete uymak gerekir.. Evimize geldiğimizde sıcacık böreğimiz hazır olurdu yumulduğumuz börek kırıntı kalana kadar yenirdi gerçi kırıntıda kalmazda anlayın artık ne kadar lezzetlidir..
Hemen sabaha kadar koyun koyuna yattığımız bayramlıkları büyük heyecanla giyer anne ve babamızın elini öper bayram harçlığımızı cebimize attıktan sonra derhal anneanne ve dedemizin o pamuk ellerini öpmeye giderdik, gerçi ben gizli ve özel bir bayramlaşma geçirdiğim dedem ile ikinci defa bayramlaşacaktım ama bu seferkinin farkı cebimdeki kabarıklık artacak idi..
Kucak kucağa oturup bayramlaşmanın mutluluğuna erdikten sonra ağabeyim veya mahalle arkadaşlarıyla haydi şeker toplamaya..
Küçüklüğümün bayramları böyle geçerdi..
Şimdi ise çocukluğunu özleyen 25 yaşında bir gencim ne yaşlıyım, ne çocuğum ama beni terk etmediler..
Ege Zafer
|
 |
Gökhan Erdoğan
15 yıl önce - Pzr 14 Ekm 2007, 00:20
Bayramlar benim için köydeki ve köyde yaşamadıklarım olmak üzere ikiye ayrılıyor.Benim için makbul olanı ise köyde ailem ve diğer akrabalarla birlikte geçenler.
Hele o bayram sabahlarında sanki kutuptan daha soğuk olan köyümüzde buz gibi soğuk suyla alınan abdest ve sonrasında aile büyükleriyle gidilen bayram namazları...
Namaz sonrasında tüm camidekilerin sırayla bayramlaşması yine akılda kalanlardan.
Bayram namazı sonrası dönülen evde toplu halde bazlama ve kömbe ekmeğiyle yapılan kahvaltı,evdeki bayramlaşma onu takiben yakın uzak demeden tüm akrabalarla bayramlaşma ile dolu dolu geçen bayramlar.
Dedeleri nineleri kaybettikten sonra aile büyükleri azalınca pek anlamı kalmıyor ama yinede yaşatılacak o kadar güzel adetlerimiz varki;buna sahip çıkmalı ve bunlarla gurur duymalıyız...
|
 |
deniz1764
15 yıl önce - Pzr 14 Ekm 2007, 00:38
Bayram sabahları Çanakkale'nin Yapıldak köyünde ilginç ve bir o kadar da hoş bir gelenekten bahsetmek istiyorum. Bilmeyenler için, Yapıldak köyü Lapseki-Çanakkale arasında Umurbey'i geçtikten sonraki eski yol üzerindeki köydür. Çanakkale'ye 19 km. uzaklıktadır.
Bayram namazının hemen ardından köyün en yaşlısından itibaren cami içinde sıra oluşturulur ve daha gençler tüm yaşlıların elini öper. El öpme faslından çıkan gençler köyde maddi durumu iyi olan ailelerin evlerinden hazırlanmış yemek tepsilerini almaya giderler. Getirilen tepsiler cami içinde serilen sofra örtülerinin üzerine konur ve tüm cemaat camide hep birlikte yemek yer. Tepsilerde çorba, et ve sebze yemekleri, pilav, yoğurtlu kızartmalar; oklavadan çekme, peynir helvası, oturtma gibi yöresel tatlılar mevcuttur.
Bu gelenek civardaki başka köylerde, Türkiye'nin başka yerlerindeki köylerde var mı ve hala uygulanıyor mu bilmiyorum.
Yapıldak köyünden iki foto

|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|