Ana Sayfa  



mesut tasdelen



Cum 05 Ekm 2007, 20:40   Pir Sultan Abdal kimdir?

Pir Sultan’in asıl adı Haydar’dır. Sivas ili, Yıldızeli ilçesi, Çırçır Nahiyesi Banaz Köyünde doğmuştur. Bir Bektaşi ocağının Piriydi. Sosyal ve inanç isyanının başını çekmiştir. Bu olay, Kanuni Sultan Süleyman ( 1520-1566) ve Şah Tahmasap (1524-1576) zamanında olmuştur. Şah Tahmasap, Şah İsmail’in oğluydu ve adı Pir Sultan’ın şiirlerinde geçmektedir.

Pir Sultan’ın müritleri arasında Hafik ilçesi, Sofular Köyünden gelen Hızır isimli bir derviş vardı. Hızır, Pir Sultan’ın iznini alarak İstanbul’a gitmiş ve şansı açılmış, Paşa ve Beylerbeyi olmuş.

Efsaneye göre, Pir Sultan, Hızır’a: “Gidip okuyacaksın. Paşa, hatta vezir olacaksın. Fakat beni asmağa geleceksin!” diye söylemiş. Pir Sultan Osmanlının zulmüne karşı ayaklandığında, Paşa olan Hızır, isyanı bastırmak görevine tayin olmuş. Pir Sultan Hızır tarafından tutuklanıp Sivas Toprak Kalesine konmuş ve idama mahkum edilmiştir.


Tekrar efsaneye göre, Hızır Paşa, Pir Sultan’ın hayatını kurtarmak için O’ndan “Şah” kelimesini kullanmadan üç nefes istemiştir. Pir Sultan sazını alıp Şah’ı öven üç nefes söyledi. Fakat bu övgü İran Şahını değil, Şah-ı Merdanı, yani Ali’yi anlatıyordu. Pir Sultan asıldı ve Hızır Paşanın adı lanetle anıldı.


Tarihte, Hızır ismini taşıyan birkaç devlet adamı oldu. Ama büyük bir olasılıkla Pir Sultan’ı asan Hızır Paşa, 1551/2 ve 1567 yılları arasında Paşalık yapmış veya 1560-1567 yılları arasında Beylerbeyi ve Bağdat Valisi olan Hızır Paşa olabilir. Bahsedilen olaylar Pir Sultan’ın isyanı, yakalanması ve idamı süresinde, Hızır Paşanın Bağdat yolunda iken Sivas’tan geçtiği zaman olabilir.


Ali’yi öven ve Pir Sultan’ın idamına yol açan nefesler her zaman söylenegelmiştir. İlk önce Pir Sultan şu nefesi söylemiştir.



“ Hızır Paşa bizi berdar etmeden
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılın kapılar Şah’a gidelim”



Sonra, mahkeme tutanaklarını yazan katibe seslenip :




“ Kul olayım kalem tutan eline
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz

Allahı seversen katip böyle yaz :

Dünü gün ol Şah’a eylerim niyaz
Umarım yıkılsın şu kanlı Sivas
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz…”




Pir Sultan üçüncü bir deyişle sözlerini bitirmiş :


“ Karşıda görünen ne güzel yayla
Nir dem süremedim giderim böyle
Ela gözlü pirim sen himmet eyle
Ben de bu yayladan Şah’a gideriz

Pir Sultan Abdal’ım dünya durulm
Gitti giden ömür geri dönülmez
Gözlerim de Şah yolundan ayrılmaz
Ben de bu yayladan Şah’a giderim …”




Pir Sultan Abdal efsaneleştirilmiş, ayaklanması ve idam edilişi toplumsal koşularla göre güncelleştirilmektedir.



Halk kahramanı oldu ve isyanı halk haklarını savunmak için ve baskıya karşı mücadeleler hareketi olarak görülüyor.



Şiirleri halk tarafından çok sevilir ve sözleri koşullara göre değiştirilir. Aşağıdaki deyiş herhangi bir olayı protesto eden gençlerin toplanma marşı gibi kullanılıyor.



“Gelin canlar bir olalım
Münkire kılıç çalalım
Hüseynin kanın alalım
Tevekkeltü taallah…

Açalım kızıl sancağı
Geçsin yezidlerin çağı
Elimizde aşk bıçağı
Tevekkeltü taallah….

Pir Sultan’ım geldim cuşa
Münkirlerin akla şaşa
Takdir olan gelir başa
Tevekkeltü taallah …. “



Hüseyin’in kanını almak ve düşmanlarını kırmak, yani Yezid ve Mervan’a karşı bir direniş çağrısıdır. Sözlerindeki gizli mana, baskı altında kalan halkın intikamını alan bir kahraman gibi anlaşılmaktadır.


Edebiyat bakımında Pir Sultan Abdal’ın şiirleri eşsizdir. Manzaraların tasviri ve doğa güzelliğini O’nun gibi kimse ifade edemez. Dili ve yazış tarzı yeganedir ve kimse ile mukayese edilemez.

Aynı zamanda şiirlerinin derinliği eşsizdir. Mistik düşüncelerini ifade etmek için şair, doğa dünyasından gelen sembolik imgeleri kullanıyor.


“ Uyur idik uyardılar
Diriye saydılar bizi
Koyun olduk ses anladık
Sürüye saydılar bizi

Halımızı hal eyledik
Yolumuzu yol eyledik
Her çiçekten bal eyledik
Arıya saydılar bizi

Aşk defterine yazıldık
Pir divanına yazıldık
Üzüm olduk şerbet ezildik
Doluya saydılar bizi

Pir Sultan’ım Haydar şunda
Çok keramet var insanda
O cihanda bu cihanda
Ali’ye saydılar bizi. “



Kerbela trajedisi Alevi-Bektaşilerin hatırasında devamlı olarak canlı yaşıyor. Ayn-i Cem’de anılır. Bu sembol aynı zamanda geniş halk kitleleri nezdinde anlılığını korumaktadır. Hüseyin’in dramı olaylara göre güncelleştirilmektedir.

Kerbela her zaman haksızlığın ve Alevilere karşı yapılan baskıların sembolü oldu. Hüseyin haksızlıkla öldürülen bir şehidin / şehitliğin sembolüdür. Fakat aynı zamanla kahramanların ve şehitlerin kuvveti köreliyor. Tapınmaları yeniden canlandırmak gerekiyor.

Örneğin :
İnsanlardan uzak kalan Gök-Tanrı’nın yerine Şah-ı Merdan, yani Ali geldi. Aleviler en çok Ali’ye dua ederler. Fakat ibadetlerinde en önemli yer Hüseyin’indir. En büyük heyecan Hüseyin’in maktelinden geliyor, çünkü Hüseyin ıstırap çeken insanlığın sembolüdür.

Asrımızın son çeyreğinde genç aleviler cahilliğin uyuşukluğundan uyanıp okumaya başladılar. Düşünsel sınıfın etkisi altında ve Avrupa ülkelerine göç eden işçilerin etkisinde sınıf çatışmalarından ve Marksist fikirlerden etkilendiler. Kerbela şehitleri o zaman yeni bir anlama kazandı. Onlar sosyal baskının bir sembolü haline geldiler.



Bilindiği gibi Alevilerin çeşitli akımları izleyen birkaç, hatta bir çok dernekleri var. Bunlar :


· Kemalist idealini koruyan ve eski Bektaşilerin

manevi çocukları olan “Hacı Bektaş Dernekleri”,

· Devlete yakın olan ve Aleviliği Sünniliğe bağlamak

isteyen “Cem Dernekleri”

· Eski zaman Kızılbaşların yoluna sadık kalan, Pir Sultan’a hayran olan “Pir Sultan Dernekleri”


Pir Sultan’a sevgi her zaman Hazret-i Hüseyin’e olan saygıyı beraberinde taşımaktadır. Her ikisi de haksızlığa uğrayan insanlığın simgeleri oldular.



Yakın geçmişte 2 Temmuz 1993 tarihindeki kanlı Sivas Madımak Katliamı bu görüşü daha da arttırdı ve şiddetlendirdi.



Hazret-i Hüseyin’in ve Pir Sultan Abdal’ın şehadet- leri iç içe girdi.



Anadolu halkı için Pir Sultan Abdal, Kerbela şehitlerinden daha yakın bir kahramandır.



O güncelleştirilen ve canlandırılan bir Hüseyin oldu...




Kaynak : Bu makale “Anadolu Aleviliği ve Pir Sultan Abdal “ adlı kitaptan alınmıştır.


Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yayınları
4 Temmuz 1998


 mesajı beğendiniz mi?: +1
mehmet_demiR



Cum 05 Ekm 2007, 20:45  

Buna benzer bir başlık mevcut sitede http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=36245&start=20

 mesajı beğendiniz mi?
Erkan_T



Cum 05 Ekm 2007, 20:53  

Pir Sultan heykeli ilçemiz Narlıdere ' de başkanımızın katkılarıyla mevcut...

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=572746#572746


 mesajı beğendiniz mi?: +1
Ahmet Kozanlı



Pzr 07 Ekm 2012, 18:19  

Alıntı:
"Efsane halk kahramnaı Pir Sultan Abdal mahlaslı Alevi önderi Haydar , gerçekten yaşadı mı, yoksa yönetim baskısından yılan kitleler kendilerine bir kahraman mı oluşturdular?" sorusu uzun süre tartışma konusu olmuş, daha sınra yapılan araştırmalar; Banazlı Pir Sultan Abdal'ın yaşadığını gözler önüne sermişti. Ama efsanede adı geçen Hızır Paşa ortada yoktu.

Pir Sultan Abdal'ın hayatını araştıran tarihçilerin içinden çıkamadığı en büyük bilmece bulunan Osmanlı arşiv belgesi ile çözüldü. Daha önce Sivas yöresinde görevli iki tane Hızır Paşa'nın varlığı biliniyor ama onların yönetim tarihleri ile Pir Sultan Abdal'ın olası ölüm tarihi örtüşmüyordu. Araştırmacılar ünlü ozanın daha ileri bir tarihte idam edildiğini ispatlayamadıklar için ya onun ya da Hızır Paşa'nın gerçekten yaşayıp yaşamadığına emin olabiliyorlardı.

Araştırmacı Ali Haydar Avcı, ünlü ozan ile aynı çağda bölgeye atanan "yeni bir" Hızır Paşa'nın varlığını ispatladı ve tarihi belirsizliği ortadan kaldırdı.

Ali Haydar Avcı, Osmanlı Gizli Tarihinde Pir Sultan Abdal ve Bütün Deyişleri adlı eserinde yayınlanan araştırmada, aynı zamanda ozanın tüm şiirlerini mısra mısra analiz ederek, birden fazla Pir Sultan Abdal yaşadığı iddialarını da yalanladı.

Araştırmanın tarih açısından önemli bir yönü de "ozanın devlete başkaldırmadığı" tezlerini çürütmesi. Avcı'ya göre Banazlı Haydar isyanlara destek vermekle kalmayıp, isyanlara bizzat katılmıştı ve "Pir Sultan iftira ile haksız asıldı" diyenler, ozanın gerçek rolünün farkında değiller.

PİR SULTAN SÖYLENCESİNDE HIZIR PAŞA

Halk arasında ağızdan ağıza yayılan efsaneye göre, Pir Sultan'ın tekkesinde yetişen Hızır bir gün "Ya pirim himmet edin gideyim, okuyup büyük adam olayım, şu bozuk düzenekarşı çıkayım" der. Pir Sultan çevresindekilere, "Hızır Can gitmek için himmet ister ama korkarım gün gelir döner katlimize ferman getirir" der. Aradan yıllar geçer ve Hızır derviş, Osmanlı'nın bir Paşası olarak, elinde Pir Sultan Abdal'ın ölüm fermanı ile geri döner ve onu astırır...

Bu şekilde halk ağzında efsaneleşen idam hangi tarihte olmuştu tam olarak kestirlemiyordu. Ama tahminler dar bir zaman dilimini belirliyordu

Araştırmacı Attilla Özkırımlı, Toplumsal Bir Başkaldırının İdeolejisi adlı eserinde, idamın 1548 yılı sonrasında olduğunu ancak, bu tarihin Deli Hızır Paşa oalrak bilinen Beylerbeyi'nin zamamına kadar gecikmiş olamayacağını (1588-1590) savunuyordu. Abdülbaki Gölpınarlı da Pir Sultan Abdal ve Alevi Bektaşi nefesleri adlı eserlerinde aynı şekilde Şah Tahmasp isyanını baz alarak, idamının 1560-67 yılları arasında gerçekleşmiş olabileceği kanısındaydı. Pertev Naili Boratav ve İrene Melikof'un kanıları da bu varsayımı destekliyor hatta Mehmet Fuat, Boratav'ın bulguları ışığında tarihin 1560 olabileceğini yazıyordu.

GERÇEK HIZIR PAŞA BULUNDU

Ancak Osmanlı Belgelrine yansıyan iki ayrı Hızır Paşa'nın bu bölgede görev yaptığı tespit edilebiliyor fakat omların yönetim tarihleri ile idam tarihi çakışmıyordu... Hızır Paşalardan birincisi 1547-1551 yıllar arasında bölgede görev almıştı, diğeri ise Deli Hızır Paia olarak bilinen 1588-1590 yılları arasında görev yapmış beylerbeyi idi. (ki bu paşa ile bilgiler de kuşkuluydu)

İşin garibi idam her iki paşanın görev sürevlerinin tam arasında bir tarihte vuku buluyordu. Acaba Hızır Paşa detayı uydurma mıydı, yoksa Pir Sultan Abdal daha geri ya da ileri bir zamanda mı yaşamıştı.

Ali Haydar Avcı, Mühimme Defterleri kayıtlarında bulduğu bir gerçekle bu sırrı çözdü ve Pir Sultan Abdal'ın olası ölüm tarihleri ile aynı dönemde Sivas'ta görevli Hızır Paşa nam bir Beylerbeyi olduğunu ispatladı.

Bu Hızır Paşa 1560 yılında Rum (Sivas) Eyaleti Beylerbeyi idi. 27 Şaban 967 (23 Mayıs 1960) tarihinde doğrudan jendisine gönderilen bir hüküm ve 9 Zilkade 967 (1 Ağustos 1560) tarihinde Dulakadirli Beylerbeyine hitaben yazılan "Sancak Defterlerinin Rum Beylerbeyi Hızır Paşa'ya gönderilmesi" yönündeki emirname bu Hızır Paşa'nın aranan Hızır paşa olduğunu ispatlıyor.

İlginç bir ayrıntı da bu Hızır Paşa'nın Bağdat'tan gelmesi. Yani Pir Sultan ile yollarının daha önce de kesişme olasılığının kuvvetli olması...

PİR SULTAN NEDEN İSYAN ETTİ?

Yazar, Osmanlı Gizli Tarihinde Pir Sultan Abdal ve Bütün Deyişleri adlı eserinde Pir Sultan Abdal'ın isyanın analaşılması için, Pir Sultan'ın içinde bulunduğu ortamın, koşulların ve yaşanan olayların çok iyi kavranılması gerektiğini savunuyor. Ve 16. Yüzyılın başlarında Safevi Devleti'nin oynadığı rolün unutulmaması gerektiğini savunuyor.

Pir Sultan Abdal, yönetime öncelikle ağır ve adaletsiz vergiler, adaletteki farklı uygulamalar ve tabi ki inançsal nedenlerle karşı çıkıyordu. Safefi Devleti'nin Osmanlı cihetinde yayılma ve rejim ithal etme çalışmalarının verdiği kışkırtmaların bu isyanın dinamizmini sağladığı reddedilemez

Osmanlı Belgelerine göre ise, Pir Sultan Abdal'ın katlini vacip kılan resmi gerekçeler özetle belli:

1- Pir Sultan dinsiz, namaz kılmıyor ve oruç tutmuyor

2- Şeriata aykırı söz söylüyor ve davranış sergiliyor.

3- Müslümanlara 'Yezit' diyor ve şarap içiyor.

4- Kur'an ve İslam Peygamberi hakkında uygunsuz sözler söylüyor.

5- İslamiyet'in ilk üç halifesine sövüyor.

6- Peygamber hanımı Hz. Ayşe'ye hakaret ediyor.

7- Cem Ayini gibi gizli toplantılar yapıyor.

8- Safevi taraftarı ve Kızılbaş taifesinden bir devlet düşmanı.

9- Rafizi kitaplar bulunduruyor okuyor ve okutuyor.

10- Saz ve Çalgı çalıyor törenlerde semak dönerek oyun oynuyor.

11- Törenlerde ve dışarıda haremlik selamlık kuralına riayet etmiyor.

12- Mehdi-i Zaman (Zamanın Mehdisi) gelecek propagandası yapıyor...

SAFEVİLER ADINA OKUNAN HUTBE

Aslında adem-i merkeziyet esaslı yönetim bölgesinde bu denli büyük isyanların yaşanması, kanın oluk oluk akması biraz tuhaf. Yazar olayın bu ince noktasının farkında ama bunu somut olarak dillendiremiyor. Fakat bir tarih öğrencisi olarak bence de, bu topraklarda isyan olmadığını savununları yalanlarken son derece haklı. Yazarın savunduğu ekonomik, kültürel ve toplumsal koşullar tabi ki bu isyanlarda ve bastırılmasına yönelik kanlı müdahalelerde tabi ki çok önemli.

Fakat Osmanlı Yöneticilerini bu denli celallendiren önemli bir ayrıntıyı da aslında eserin satır aralarına yer alıyor. Tokat, Amasya ve Sivas'a kadar nüfuz genişleten Safevilerin adına bu topraklarda hutbe okunmuş olması, özellikle de o dönemde doludizgin "Sünnileşen" bir devşet için yenilir yutulur lokma olmasa gerek. Öfkenin şiddetinin fazlalığında bu hutbenin önemini de algılamak gerekir. Ki "Bir kızılbaş bir kafirden daha tehlikeli ve melun" tarzı fetvalar verdirecek kadar büyük bir öfkeyi izah etmek başka türlü pek mümkün değil. (Ki bu alanda kafa yoran Rıza Zelyut vb. araştırmacıların, o günkü Alevi tabanlı isyanlara karşı merkezi yönetimin tavrını yerden yere vururken, bugün merkezi yönetimin basiretsizliğinden dem vurabilmesi de bu bağlamda belki sorgulanabilir)

KİTABA DAİR

Kitabın birinci önemi Pir Sultan Abdal'ın yaşantısının karanlıkta kalan yönlerinin aydınlatılmış haliyle yayınlanmış olması. Hızır Paşa var mı yok mu, söylenceler ne kadar gerçek sorularına buğüne dek en net yanıtların verilmesi son tarihçiler için son derece önemli.

Bugüne değin yapılan araştırmalarda yapılan hataların eleştirel teşkiri de son derece olumlu ve gerekli bir üretim olarak ayrıca takdir edilmeli

Pir Sultan Abdal'ın yüzlerce şiirinin bir kaç farkı versiyonu ile kıyaslanarak mısra mısra analiz edilerek içindeki tarihi gerçekleri bulup derleyerek, bunlarla yazılı olamayan bir tarihin bilimsel delillerini bulmak alkışa değer bir çaba. Kitap buğüne dek bu alanda yayınlanmış hatta henüz yayınlanmamış bütün bilimsel ve ideolojik eserleri kapsayan gerçek bir emek ürünü.

Orijinal belgelerin fofkopileri Sivas ve banaz ahalisinin resimleri kitaba ayrı bir önem katıyor. Tam 900 sayfalık kitapta geçen Osmanlıca sözcükler için mini bir sözlük, kitapta adı geçen tüm isim ve yer adlarının dizini de kitapta aranan konunun kolaylıkla bulunmasını sağlıyor.

Konu hakkında kafa yoran hatta Osmanlı yönetimi ile Aleviler arasındaki büyük mücadelenin gerçek köklerini algılayabilmek isteyenlerin önemsemesi gerekiyor.

Kitabın Pir Sultan Abdal hayranları için önemli bir başka yönü ozanın bütün şiirlerinin; değişik versiyonlar, kaynak ve bölge gösterilerek bir arada yayınlanıyor olması.

Kitapta ayrıca Alevi Düşücesi'nin önemli merkezlerinden olan Pir Sultan Ocağı'nın felsefesi de okurlara çok iyi bir özetleme ile yansıtılıyor...

Kitabın hataları ve eksikleri hatta yanılgıları yok değil mi? Tabi ki var. Osmanlıdaki Gerdek Vergisinin hiç alakası olmadığı biline biline sanki bir Avrupa derebeyliği ahlaksızlığın Osmanlı'ya hiç değilse ismen yansımış olduğunu ima edercesine ikisinin bir arada zikredilmesi yanlış ve gereksiz. Bu eserin konu dışı tartışmalarşa gündeme gelmesine gerek yok... Ben de gerdek vergisinin neden o adla adlandırıldığını gerçekten merak etmiyor değilim. Ama böyle bir bağlantı düşünecek kadar da komplo teorileri kurbanı olmuş bir mantık taşımıyorum...

(Haber7)


Pir sultan Abdal'ın günümüz aleviliği üzerine etkileri ve bir Mit haline dönüştürülmüş olması çok ilgimi çekmiştir aslında, diğer taraftan yaşadığı topraklardaki devlete değilde inancı yada inançsızlığından dolayı başka bir devletin yöneticisine bağlılığı ve Osmanlıya ihaneti sonunu getirmiştir.

Günümüze kadar bu şahsı bir propaganda aracı kullanarak, her toplantılarda gözümüze sokanlar acaba bu ihaneti hiç görmediler mi?


 mesajı beğendiniz mi?: +1
cem21



Pzr 07 Ekm 2012, 18:45  

Alıntı:
Günümüze kadar bu şahsı bir propaganda aracı kullanarak, her toplantılarda gözümüze sokanlar acaba bu ihaneti hiç görmediler mi?


Sen ne ihanetinden bahsediyorsun ?Sen kimi ihanetle suçladığının farkında mısın ? Yobaz ve Arap fetişisti Osmanlı, Kızılbaş Türkmenleri,Türkçe konuşanları,Türk kültürünü,Orta Asya'dan Anadolu'ya getirilen eski Türk törelerini topyekün imha edecek, buna başkaldırmak hainlik olacak öyle mi ?Emevilerden farkı olmayan,İslamı dejenere eden bu devlete boyun eğmeyen,Türkçeyi yaşatan çağın ötesindeki bu ulu ozana hain demek senin boyunu aşar.Ortada bir hain varsa kendi kültürüne ihanet eden psikopat ve katliamcı yöneticileriyle ünlü bu çakma Emevilerdir.Senin o başka devlet ve onun yöneticisi dediğin Osmanlıdan bin kat daha Türk Safeviler ve lideri Şah İsmaildir.Bu insanları cahil cahil suçlayacağına kendi tarihini öğren.


 mesajı beğendiniz mi?
Mustafa99



Pzr 07 Ekm 2012, 19:12  

Pir Sultan'ın İslam düşmanı olduğu iddiası belki zamanın devletlüsünün uydurmasıdır. Çünkü namaz ve ezan konusundaki hassasiyetlerini içeren şu dizeleri -eğer onunsa- manidar.

Siyasi sebeplerden katledilmiş olabilir.

Alıntı:

Pir Sultan Abdal şiirlerinde defalarca nazmın beş vakit olduğunu yinelemiştir. İşte buna bir örnek.

“Pir Sultan Abdal’ım ölürüm deme
Kıl beş vakit namaz kazaya koma
Sakın bu dünyada kalırım deme
Tenim teneşirde, özüm saldadır” (ASLANOĞLU, S.334)

Şiirinde Pir Sultan Abdal namazların kazaya kalmasını bile istememektedir.

Bir başka şiirinde ise Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin beş vakit namazlarını kıldığını şu şekilde ifade etmiştir.

“Kanı bizden evvel gelen
Beş vaktini tamam kılan
On parmağı pınar olan
El Muhammet Ali’nindir” (SAMANCIGİL, S.154)

Öyle ki, belinde Zülfikar olan beş vakit namazın farzını kılanı bile sormaktadır Pir Sultan Abdal. Kimdir sahi, beş vakit namazını kılan Zülfikarlı yiğit?

“Kaç pir gördün ser-çeşmenin gözünde
Melekler çağrışır arşın yüzünde
Zülfikar belinde Mil Denizinde
Beş vaktin farzını kılan kim idi” (ASLANOĞLU, S.436)

Öyle ya, abdest olmadan namaz olmaz. Bakın abdestten de bahsediyor Pirimiz Pir Sultan Abdal:

“Eba Müslim şu cihana gelmeden
Âdem Ata geldi piri gördün mü?
Abdest alıp namazını kılarken
Üzerine inen nuru gördün mü” (ASLANOĞLU, S.363)

Peki ya ezan? Ezan, namaza çağrı değil midir? Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı köyde ezan da okunur? İşte şahidi:

Sabahınan kalktım ezan okunur
Ezan sesi kulağıma dokunur
Duyar düşmanlarım kına yakınır
Uyan Muhammed’im, sinem bülbülü
(ASLANOĞLU, S.364)

Hac ile namazı birlikte ele aldığı bir şiirinde ise şunları söylemektedir:

Kâbe’nin yapısı, bina yapısı
İman etse asilerin hepisi
Beş vakit okunur Ayet-el kürsi
Ya Muhammet sana imdada geldim
” (ASLANOĞLU, S.128)

Kâbe nedir? Beş vakit nedir? Ayet-el kürsi nedir? Ve Muhammed kimdir? Neden imdada gidilmektedir?

Bir başka yerde ise namazın farzlarından ve sünnetinden bahsetmektedir ki, buna da dikkat etmek lazımdır.

“Ben de erler meclisinde bağlandım
Farzı kıldım, sünnetinde bağlandım
Dünya satranç imiş, geldim utuldum
Kendi hayalime dalmışa döndüm” (ASLANOĞLU, S.295)

Pir Sultan Abdal’a göre beş vakit namazı müminler kılar. İblis ise inkâr içindedir ve onu Hakk’a doğru döndürmek mümkün değildir.
“Gelin zikredelim Gani Hüdayı
Müminler eyler beş vakit edayı
İnkâr işitmiştir İblis sadayı
Onu Hakka doğru döndüremezsin” (ASLANOĞLU, S.450)

Namazı kılarken de onun ahlaki boyutunu yaşamak lazımdır. Namaz, ayette de bildirildiği gibi insanı kötülüklerden alıkoymuyorsa namaz değildir.

“Nefse uyan Hakka uymuş değildir
Gaziler namazın kılmış değildir
Bu gezen abdallar derviş değildir
Arkasında hırka şal olmayınca” (ASLANOĞLU, 89)

Namaz, secdeye inmektir ve seyir içinde seyir etmektir. O ruhaniyeti ve gönül yolculuğunu yaşamaktır.

“Göl içinde çarha döner
Susuzluktan bağrı yanar
Müminler secdeye iner
Seyir var, seyir içinde” (ASLANOĞLU, S.190)

Bildiğimiz gibi, Ehl-i Beyt fıkhında eğer ibadet yapmak isterseniz ve bazıları sizi zor kullanarak engellemişse o ibadeti yapmış sayılırsınız. İşte abdesti aldırılmayan ve namazı kıldırılmayan Pir Sultan Abdal, ibadetlerini kabul edilmiş saynaktadır.

Alınmış abdestim aldırırlarsa
Kılınmış namazım kıldırırlarsa

Sizde Şah diyeni öldürürlerse
Ben de bu yayladan Şah’a giderim” (ASLANOĞLU, S.290)

Şimdi de Pir Sultan Abdal’ın dilinden namazla ilgili diğer şiirleri:

“Gönül ne yatarsın gaflet içinde
Doğdu seher vakti, kalk hacet dile
Özünü zulümden kurtaram dersen
Doğdu seher vakti, kalk hacet dile

Evliyalar enbiyalar varisi
Kalkar hacet diler gece yarısı
Çağrışır, ötüşür arşın horozu
Doğdu seher vakti, kalk hacet dile

Evliyalar, enbiyalar bilüşür
Müezzinler Allah Allah çağrışır
Gökte aziz melaikler seğrişür

Doğdu seher vakti, kalk hacet dile

Allah’ım cömertsin, cömert ganisin
Halil gelsin, hülle donu biçilsin
Rabbim uyumazken sen ne uyursun
Doğdu seher vakti, kalk hacet dile

Pir Sultanım sevdiğine ağlasın
Yezitler bağrına kara bağlasın
Mümin kullar dergâhına eylesin
Doğdu seher vakti, kalk hacet dile” (ASLANOĞLU, S.95)

“Yetmiş iki buçuk millet dileği
Yaradana yalvarırlar sabahtan
Ol demde seğrişir arşın meleği
Yaradana yalvarırlar sabahtan

Kul olanın uyku kalmaz gözünde
Gezmeyelim kör şeytanın izinde
Dağ horozu öter arşın yüzünde
Yaradana yalvarırlar sabahtan



Pir Sultan Abdal’ım kırklar yediler
Seherde ötüşür kumru dudular
Hacet kapısına hacet dediler
Yaradana yalvarırlar sabahtan (ASLANOĞLU, S.300-301)

“İkindi namazı çıktık bu yandan
Gözüm korktu hıyan oğlu hıyandan
Kırıldı kollarım düştüm izandan
Aman Sultan Hızır carıma gel gel” (ASLANOĞLU, S.443)


 mesajı beğendiniz mi?
alperçoruh



Pzr 07 Ekm 2012, 19:52  

Aslında Safevi devletinin Osmanlı ile birlikte bi Türk devleti olduğunu ve, iki Türk devleti arasında, meshep yüzünden yapılan bir savaş olduğunu unutmayarak

Şah ismail in bir Türk devletini yönettiğini,

Şimdiki Azerbaycan ve ve kuzey İranın başkenti Tebriz in başkenti olduğunu,

Osmanlının Osman gazi ve Orhan Gazi zamanından Ortaasya tabanlı ,Türkmen olduğunu,

Osmanlının git gide dünya devleti olmaya başlaması ile halkından koparak, büyüdüğü,

Getirmek istediği düzen içerisinde tabandan gelen insanlar yerine hep devşirmeleri üst yönetime getirdiği,

Yavuz Sultan selim Han ın Halife olma hedefi ile anadolunun tüm tabanını karşısına alarak, Tüm anadoluyu sünni yapmak için çaldırana gittiği,

Şah İsmail etrafında toplanan halkın aslında osmanlının öz kendi zumresi olduğu,

Şah ismailin yanında yer alan Türkmenler rağmen Yavuzun yanında tüm Kürt aşiretlerin bulunduğu,

Bu savaşın dönüm noktası olduğu, Şah İsmailin Yenilmesi ile İran tarafında ki Kürtlerin orta ve doğu anadolu türkmen bölgelerine geldiği,Türkmenlerin safevi tarafına gittiği,

Zulümden korkan bir sürü Türkmen kavmin zamanla kürtleştiği,

Şahın kazanması ihtimali halinde şu an Türkiyede kürt nüfusunun olmayacağını,

Tebrize giren Yavuzun orada katledilmesinden korktuğu sünni Türkmenleri, Erzurum ,Bayburt, Gümüşhane ye getirdiğini,

Osmanlı da Türklerin aşağılandığı ve Eşek Türk ibaresinin anadolu Türkmenlerine söylendiği,

Osmanlının sünnüliği, Safevinin Türklüğü savunduğu,


Türklüğün ve sünniliğin beraberce yönetime giremediği,

İki Kardeşin birbirini yıllardır kırdığı,

görünmektedir.


 mesajı beğendiniz mi?
alperçoruh



Pzr 07 Ekm 2012, 20:27  

Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları adlı eserinde şu bilgileri veriyor:

''Bu milletin yakın zaman kadar kendisine mahsus bir adı yoktu. Tanzimatçılar ona: 'Sen yalnız Osmanlısın. Sakın başka milletlere bakarak sen de milli bir ad isteme! Milli bir ad istediğin dakikada Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasına sebep olursun' demişlerdi. Zavallı Türk, vatanımı kaybederim korkusu ile, 'Vallahi Türk değilim. Osmanlılıktan başka hiç bir içtimai zümreye mensup değilim' demeye mecbur edilmişti''(s.34).

''Osmanlı İmparatorluğu genişledikçe, yüzlerce milletleri siyasi idaresine aldıkça idare edenlerle idare olunanlar iki ayrı sınıf haline geliyorlardı. İdare eden bütün kozmopolitler Osmanlı sınıfını, idare olunan Türkler de Türk sınıfını teşkil ediyorlardı. Bu iki sınıf birbirini sevmezdi. Osmanlı sınıfı kendini millet-i hakime (egemen ulus) suretinde görür, idare ettiği Türklere millet-i mahkure (aşağı ulus) nazarı ile bakardı. Osmanlı Türk'e daima eşek Türk derdi...'' (s.27).


Falih Rıfkı Atay, Batış Yılları adlı eserinde şunları yazıyor:

''Kendime ilk defa ne zaman Türk dediğimi pek hatırlamıyorum. Bizim çocukluğumuzda Türk, kaba ve yabani demekti. İslam ümmetinden ve 'Osmanlı' idik. İlmihallerde baş dersimiz 'Din ile milliyetin bir olduğunu' öğrenmekti.

Vatan sözü yasaktı. Onu ben büyüyüp de Namık Kemal'i okuduğum günlerde kitapta gördüm. Kulağımla ancak Meşrutiyet'te duydum. Padişah kulları idik. Okul çıkışlarında her akşam sıraya girer, 'Padişahım çok yaşa' diye bağırırdık.

... Okullarda da Arab'a Arap, Arnavut'a Arnavut, Rum'a Rum, fakat kendimize Osmanlı derdik.''


Ahmet Vefik Paşa, Bursa Valisi iken (1880) ilçeleri teftişe çıkıyor. Paşa, uğradığı bir ilçede, halkla sohbet ederken, etnik kökenlerini soruyor; aldığı cevaplar, konuştuklarının Çerkez, Arnavut, Boşnak, Gürcü vb. olduklarını gösteriyor. Sorduğu soruya utanarak, cevap vermek istemeyen bir ihtiyara, ''hangi milletten'' olduğunu ısrarla söyletmek isteyince, o, bir kabahat ifşa ediyormuş gibi ürkek, titrek bir sesle, ''Ben Türküm Efendim'' diyor. Bunun üzerine Paşa ''Niçin sıkılıyor, saklanıyorsun? Türk olmak kabahat mı? Bak ben de Türküm'' diyor. O titrek ihtiyar birden canlanarak, ''Sahi sen de Türk müsün? Demek Türk'ten Paşa da olurmuş ha'' diye sevinçle karışık hayret ifade edince, Vefik Paşa ''Paşa da kim oluyormuş, Padişah da Türk, Padişah da'' diye haykırıyor. Sonra, imparatorluğun iki dertli ihtiyarı, sakallarını ıslatan yaşlar birbirine karışarak sarılıp, Türkün hazin kaderi için ağlaşıyorlar. (Türk ve Türklük, Türk Standartları Enstitüsü Yayını, s.238).


Şair Fuzuli bir şiirinin son beytinde şöyle diyor;

Fuzuli, gökten yere insen sana yer yok
Yürü var gel, ya Araptan ya Acemden


Not: Vural Savaş'ın, Milliyetçilik: Neden Şimdi? adlı kitap için yazdığı makaleden derlenmiştir.


 mesajı beğendiniz mi?
Ahmet Kozanlı



Pzr 07 Ekm 2012, 20:43  

Alıntı:
Sen ne ihanetinden bahsediyorsun ?Sen kimi ihanetle suçladığının farkında mısın ?


Evet hemde çok iyi farkındayım, Osmanlı devleti, batıda emperyalistlerle gırtlak gırtlağa savaşıp, emperyalistleri Avrupada mahvederken, senin o övdüğün şahıs, açılın kapılar şaha gidelim diye tutturmuş, osmanlı içinde isyanlarda ciddi roller oynamış. Kendi yaşadığı ülkenin padişahı yerine, Osmanlı içinde isyanlar çıkararak, aleviyi sünniye düşman eden şah ismail ve onun anadoludaki militanlarını öven. Bu isyanlarda parmağı olan biridir. Ne yani vatan sever mi yani?

Osmanlı askeri içerisinde , özellikle Yeniçeri ve Akıncılar ekserisi Alevi Bektaşi geleneğinden geliyordu. Bu gibi hainlerin devleti şaha satmasının önüne geçmek için, Allahtan osmanlı önlemini erken almış.


Alıntı:
Şahın kazanması ihtimali halinde şu an Türkiyede kürt nüfusunun olmayacağını,


Kürtler arasında da Türkler arasında da ,araplar arasında da şii alevi ve sünni inançlı insanlar vardır. Bugünün siyasi düşüncesiyle o dönemin siyasi olaylarını tahlil edemezsin.

Alıntı:
Yavuz Sultan selim Han ın Halife olma hedefi ile anadolunun tüm tabanını karşısına alarak, Tüm anadoluyu sünni yapmak için çaldırana gittiği,


şah ismaillin nasıl anadoludaki Türkmen aşiretlerini isyana teşvik ettiğini Trabzondan çok iyi gözlemleyen , dirayetli büyük savaşçı, komutan Yavuz Sultan Selim, bu fitneyi yok etmek için padişah oldu ve ilk iş irana sefere çıktı. Savaş öncesi kendisini haşa tanrı yerine koyan şah ismailin tepesine topuzunu indirdi. Allah Yavuz Selimden razı olsun.


Bugün apo ve tabakası, anadoluda ne yapmaya çalışmışsa, veya çalışıyorsa. O dönem şah ismailde kendi yandaşlarıyla anadoluda bir benzerini yapmaya çalıştı.


 mesajı beğendiniz mi?: +1
cem21



Pzr 07 Ekm 2012, 20:49  

Alıntı:
Evet hemde çok iyi farkındayım, Osmanlı devleti, batıda emperyalistlerle gırtlak gırtlağa savaşırken, emperyalistleri Avrupada mahvederken, senin o övdüğün şahıs, açılın kapılar şaha gidelim diye tutturmuş, osmanlı içinde isyanlarda ciddi roller oynamış. Kendi yaşadığı ülkenin padişahı yerine, Osmanlı içinde isyanlar çıkararak, aleviyi sünniye düşman eden şah ismail ve onun anadoludaki militanlarını öven. Bu isyanlarda parmağı olan biridir. Ne yani vatan sever mi yani?



Pir Sultan Abdal 16. yüzyılda yaşamıştır.Ne emperyalizminden bahsediyosun sen.Osmanlı'dan büyük emperyalist mi var o zaman ?Aleviyi Sunniyi birbirine düşman eden Pir Sultan değil,Yavuz,Kuyucu Murat,Ebussuud gibi akli dengesi yerinde olmayanlardı.
"Pir Sultan, Anadolu halkından kopmuş, köyün, köylünün dilinden anlamaz olmuş Arabın zemzem suyunu halkın alın terinden daha kutsal sayacak kadar yozlaşmış, çıkmaz yollara sapmış, çıkarcıların çamuruna saplanmış olan osmanlı sarayına karşı bir başkaldırmaydı.”(Sabahattin Eyuboğlu)


 mesajı beğendiniz mi?
Mesajları seç: