1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 22  |
 |
Karani Eseroğlu
11 yıl önce - Pzr 08 Nis 2012, 00:25
|
 |
Karani Eseroğlu
11 yıl önce - Pzr 08 Nis 2012, 21:54
|
 |
Karani Eseroğlu
11 yıl önce - Çrş 11 Nis 2012, 00:06
|
 |
Karani Eseroğlu
11 yıl önce - Cmt 14 Nis 2012, 01:58
|
 |
muratdinçer
11 yıl önce - Pzr 22 Nis 2012, 00:15
beylerbeyi gezi izlenimlerim
Merhaba,
Dün Beylerbeyi Sarayı, Beylerbeyi İskele çevresi ve son olarak Hamid-i Evvel Camii kapsamlı kısa bir gezinti gerçekleştirdim. İzlenimlerimi paylaşacak olursam; ilk önce Saray turu ile başlıyoruz. 10 TL verip rehber eşliğinde 20 veya 30 dk. cık bir gezinti oldu. Dolmabahçe Sarayı'nı görmüş biri olarak eşyalar hemen hemen aynıydı, adeta küçük Dolmabahçe tadındaydı. Fakat denize sevdalı bir padişah olduğunu öğrendiğim Sultan Abdülaziz'in zevki olduğunu düşündüğüm oda tavan süslemelerine ve resimlerine hayran olduğumu söylemek istiyorum. Bununla birlikte enteresan (bana göre) bir anekdot; gezi grubundan bir bayan, sarayda aynı oda (salon) içerisinde bazı sandalyelerin diğerlerine göre küçük olduğunu, bunları çocuklar için mi kullandıklarını sorduğunda görevli rehber sanki içindeki bir ukte gün yüzüne çıkmışcasına, efendim bu eşyaların zaman içinde defalarca yer değiştirdiğini, saray içinde gördüklerimizin %30 unun orijinal haliyle sergilendiğini, sergilenme imkanı olmayan bazı eşyaların diğer saraylardan boşluk doldurmak amacıyla getirilebildiğini, yine bazı eşyaların orijinal kullanımları haricinde sergilenebildiğini, birinci ve ikinci dünya savaşlarında işgal ve yağma kaygısıyla sarayların tamamen boşaltılarak eşyaların trenlerle Anadolu'ya götürüldüğünü, savaş bitince tekrar getirildiğini, bu aşamada bir çok eşyanın deforme olduğunu, kaybolduğunu, hatta çalındığını bu gördüklerimizi görebildiğimiz için şanslı olduğumuzu anlatırken gözümün önünden film şeridi gibi geçen olaylar silsilesi gerçekten içimi acıttı.
İkinci olarak; iskele boyunca yürüyerek ulaştığım Hamid-i Evvel Camii'ni gezmek ve bir ikindi namazı kılmak maksadıyla önce fotoğraflayarak sonra gözlemleyerek cami etrafında ve sonunda cami içinde çalınmış ve farklı desenlerle yama yapılarak içimi ikinci kez acıtan çinilere bakarken camide oturan yaşlı bir amcanın "meraklısınız galiba" demesiyle aramızda geçen sohbeti anlatmak istiyorum. Amca belli ki Beylerbeyi'nin yerlisiydi, çalınan çinilerle ilgili hasbıhal ederken camilerin sahipsiz olduğunu bu tür olayların bu yüzden meydana geldiğini anlattı. Caminin, geçmişte yakınlarında restore edilen başka bir binada çıkan yangından etkilenerek kubbesinin yandığını ve çöktüğünü, bugün hala bakımsız olduğunu geçen günlerde namaz esnasında kubbeden düşen cam kaplı doğramanın düştüğünü ve Allah'tan altında bir cemaatin olmadığını söyledi. Hakikaten cam doğrama yerinde yoktu ve bahsettiği yangından izler duvarlarda, özellikle minberde görmek mümkündü. Ahşap minber epey hırpalanmıştı, kullanılan sedef kakmalar ve fildişi malzemeler yer yer kopmuş, dökülmüş bir haldeydi. Amca devam etti, camileri vaktinde yaptıranların, ileride oluşabilecek giderlerini karşılamak amacıyla vakıf kurduklarını, bu caminin de vakıflarının bugün caminin etrafında bulunduğunu hatta Eminönü'ndeki 4.Vakıf Han'ın bu caminin vakfı olduğunu, aslında camilerin kendi masraflarını kendilerinin karşılayabildiğini fakat camileri asıl soyanların bu vakıfları peşkeş çeken zihniyetler olduğundan bahsettiğinde beynimde bir lamba yanmasına sebep oldu, buradan o amcayı tekrar selamlıyor ve ellerinden öpüyorum. Gerçekten bugün cemaat vakıfları adı altında kiliseler kendi vakıflarını bir bir geri kazanırken camiler neden bu kadar sahipsiz diye sormaktan kendimi alamıyorum. Uzun bir yazı oldu farkındayım, forumda yeniyim mazur görmenizi rica ederim.
(+)
(+)
|
 |
sayfa 22  |
ANA SAYFA -> İSTANBUL
|