1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
Hakan Aslantürk
15 yıl önce - Sal 25 Eyl 2007, 21:51
"Kule Canbazı" Oyunları
Kule Canbazı 2004'ün Eylül ayında basılan, içeriğini İstanbul hikayelerinin oluşturduğu bir kitap. Okurken İstanbul hakkında yeni yeni bilgiler öğrenip, neticelerine ise şaşırdığımız anlatılarla dolu bu kitabın yazarı ise Sunay Akın.
Elbette kitaptaki hikayeleri baştan aşağı yazmak değil maksadım; hikayelerden bir oyun oluşturmak ve bu oyunla dikkatlerimizi, hatıralarımızı sınayarak, bilgilerimizi tazelemek ya da yeni bilgiler edinmek. Kitapta bir dizi İstanbul hikayesinin yer aldığını söylesem de, oyunumuz İstanbul ile sınırla kalmayacak ve Londra'ya uzandığımız zamanlar da olacak.
Herneyse, sözü daha fazla uzatmadan oyuna başlayalım...
İngiliz Yazarın Hatasını Bulabilir misiniz?
Malumunuz olduğu üzere, sitede vapur sevdalıları oldukça fazla. Öyle tahmin ediyorum ki bu ilk oyunu kazanan da o sevdalıların arasından çıkacak.
Efendim, Boğazın iki yakasında mekik dokuyan vapurlardan birindeyiz. Vapurda biri daha var ki, her halinden Avrupalı olduğu belli. İstanbul'u gezmeye gelmiş, gezerken de defterine notlar alıyor. Yazdıklarına göz atıyoruz:
"Vapur, Boğaz'ın Asya yakasındaki Kadıköy'den ayrıldıktan sonra sağınızda; dört kulesi her bir köşesinde nöbetçiymiş gibi duran Selimiye Kışlası'nın büyük kütlesine rastlıyorsunuz" diye not etmiş; İngiliz edebiyatının ünlü eleştirmeni/yazar John Berger.
"Alt salonda memura rüşvet vererek vapura giren bi seyyar satıcı, herkesin görebilmesi için bir paket diş iğnesini havaya kaldırıyor. Rahat ve yumuşak bir sesle konuşuyor" satırlarıyla devam ediyor İngiliz.
Berger'in bahsettiği satıcının Burhan Pazarlama olduğunu öğreniyoruz Sunay Akın'dan. "Rahat ve yumuşak bir ses! Hiç şüphem yok, John Berger'in sözünü ettiği satıcı Burhan Pazarlama'dan başkası değildir. Kadıköy vapuru yolcularının yakından tanıdığı bu satıcı "Dağların ardından!" diyerek satışını yaparken tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başarırdı. (...)"
Neyse, biz İngiliz yazarımıza geri dönelim; Berger notlarını alırken son derece dikkatlidir, öyle ki vapurun künyesini bile defterine not eder:
"1961'de Glasgow'da yapılan araba vapuru, zamanın içinde, parıldayan suların üstünde, evle iş arasına, çabayla çaba arasına ve iki kıta arasına asılmış kocaman bir uçan halı gibi"
Bunun öncesinde ise defterine şunları yazmıştır: "Vapurda kamyonlar da var. Konya'dan gelen bir kamyonun ardında şunlar yazılı "Kazandığım parayı bileğimin gücüyle kazanıyorum. Allah'a emanet..." Kır saçlı şöför, kamyonun önüne yaslanarak kenarları yaldızlı bir bardaktan çay içiyor"
İngiliz yazar notlarında önemli bir hata yapmıştır; o hatanın ne olduğunu bulabilir misiniz?
İpuçları:
1. Yazar Kadıköy'den vapura binmiştir.
2. Künyesinde 1961 yılını taşıyan altı vapur vardır. Bunların isimleri ise; Ataköy, Harbiye, Anadolukavağı, Ali İhsan Kalmaz, Turan Emeksiz ve İnkılap'tır.
3. John Berger'in vapurlara ilişkin notları karışmıştır.
|
 |
Erhan Aydoğdu
15 yıl önce - Sal 25 Eyl 2007, 22:25
| Alıntı: |
| 2. Künyesinde 1961 yılını taşıyan altı vapur vardır. Bunların isimleri ise; Ataköy, Harbiye, Anadolukavağı, Ali İhsan Kalmaz, Turan Emeksiz ve İnkılap'tır. |
Sanırım kilidin anahtarı bu cümlede saklı....Bildiğim kadarıyla yolcu vapurlarına araç alınmıyor .Ve yine bildiğim kadarıyla yukarıda ismi yazılı olan vapurlar arabalı vapur değil...Yani yazarımızın bindiği vapur normal vapur..Ancak notta yazan arabalı vapur detayları olsa gerek...
(Biraz karışık oldu ama umarım anlaşılır...)
|
 |
recep demirbas
15 yıl önce - Sal 25 Eyl 2007, 22:26
kadıköyden kalkan bir arabalı vapurumuz var mıydı bizim
bence cevap bu
|
 |
deniz1764
15 yıl önce - Sal 25 Eyl 2007, 22:31
Harem'den arabalı vapura binmiş ama yabancı olduğundan Harem'i Kadıköy zannetmiştir.
|
 |
Ali Melih Atafırat
15 yıl önce - Sal 25 Eyl 2007, 22:41
Kalktığı tarihi tam hatırlamıyorum ama 1960'lı yıllara kadar Kadıköy'den Sirkeci'ye araba vapuru vardı. Harem iskelesi açılmadan evvel gelmişse, araba vapuruna Kadıköyden binmiş olabilir. Kamyonlardan bahsettiğine göre araba vapuru olduğu kesin. Diğer taraftan 1961'de Glasgow'da yapılan araba vapurumuz yok! 9 kardeşle karıştırmış gibi görünüyor.
Selamlar
Ali Melih Atafırat
|
 |
Hakan Aslantürk
15 yıl önce - Sal 25 Eyl 2007, 22:50
Birazdan ikinci soruyu da soracağım ama önce ilk sorunun kritiğini yapalım:
Evet Berger'in notları karışmıştır ve bindiği vapuru "arabalı" olarak yansıtmıştır kitabında, hatta yetinmemiş bir de Konya'dan gelen kamyonu bindirmiştir yolcu vapuruna =)
Kitapta yazarın Harem'den vapura binmiş olma olasılığına da yer verilmiş. Ancak bu detayı yakalamak da güç iş doğrusu. Fakat; Kadıköy'de arabalı vapur iskelesi bulunmamaktadır, yazar ise vapura Kadıköyden binmiştir. Ayrıca vapura Harem'den binilirse, Selimiye kışlası sağ tarafta kalmıyor. Fakat dediğim gibi, bu olasılığı düşünmek oldukça dikkat istiyor.
"Arap İskelesi Suyu" çeşmesini bilir misiniz?
Öncelikle Brecht'in şu dizeleriyle başlayalım:
Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnızca kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Efendim... Beşiktaş'da Arap İskelesi denilen bir iskele varmış zamanında. Odun, kömür, kum ya da soğan indirmek için buraya yanaşan gemilerin tayfaları "Arap İskelesi Suyu" denilen çeşmenin başında yıkanıp, temizlenirlermiş. Eğer gemileri Karadeniz'e çıkacak ise, mutlaka çeşmeden su alırlarmış.
Tayfaları Arap İskelesi Suyu'ndan içmiş bir geminin Karadeniz'deki fırtınaları kolaylıkla atlatacağına, dev dalgalara yenik düşmeyeceğine inanılırmış.
Ama bu inanç, bir anıta dönüştürmeye yetmez çeşmeyi; çünkü ne de olsa emekçi takımının dünyasıdır sözü edilen. Beşiktaş Meydanı'nın düzenlenmesi esnasında tarihi çeşme yıkılır. Peki yerine ne dikilir?
İpucu
1. Çeşme Beşiktaş Meydanı'ndadır.
|
 |
sengulb
15 yıl önce - Sal 25 Eyl 2007, 23:43
Çeşmenin yerine Barbaros H.Paşanın heykeli dikilir. (İtiraf ediyorum:Kitap bende de olduğu için kopya çektim). Herkese tavsiye ediyorum Kule Canbazını. Benim de tekrar okumam gerekiyor; öyküleri unutmuşum... Çok utandım doğrusu. Başucunuzda devamlı dursun , harika bir kitap.
|
 |
Hakan Aslantürk
15 yıl önce - Çrş 26 Eyl 2007, 09:59
Öyle ya da böyle =) ikinci sorunun cevabı da geldi. Geçelim üçüncü soruya...
Kalkanın üzerinde bir hayvan var
Efendim... Paris'de bulunan Louvre müzesinde bir kalkan yer alıyor. "Onlarca ünlü sanat eserinin de yer aldığı bu müzedeki kalkanın bizimle ne alakası olabilir ki" demeyin. Dolaylı yollardan bizimle oldukça ilişkili. Hatta müzenin koridorlarında bizden birini gördüğünde gülümsediği bile söylenebilir.
Bu kalkan, Roma İmparatorluğu'nun en doğudaki birliğine ait. Yani, Roma imparatorluğunda doğan güneşin ışıkları ilkin bu kalkana vuruyordu. Henüz kalkanın en önemli özelliğini söylemedim; kalkanda bizim de çok yakından tanıdığımız bir hayvanın işlemesi yer alıyor. Güneş her vurduğunda, mavi ve yeşil iyiden iyiye parıldıyor. Ayrıca bu hayvanın silüeti de, Roma İmparatorluğu'nun en doğu birliğinin flamalarında yer alıyordu.
Kalkanda hangi hayvanın işli olduğunu tahmin edebilir misiniz?
İpucu
1. Roma imparatorluğunun en doğu birliği
2. Belirgin bir ipucu da yazıda mevcut.
En son Hakan Aslantürk tarafından Çrş 26 Eyl 2007, 13:54 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
Hakan Aslantürk
15 yıl önce - Cum 28 Eyl 2007, 21:59
Üçüncü sorunun gecikmiş cevabı...
Bu kalkan, Roma İmparatorluğu'nun en doğu birliğinde yer alan bir askerin kalkanıdır. Güneş ışıklarının üzerine vurmasıyla sarı bir renk alan bu kalkanın üzerinde tanıdık bir yüz görürsünüz. Evet, bu bir Van kedisidir. En doğudaki bu birliğin flamalarında da Van kedisinin silüetine rastlanır.
Yeni sorumuzun çıkış kaynağı ise Kule Canbazı değil, İskender Pala'dır...
"Bulgurlu'ya Gelin Gitmek"
Efendim... Zengin dilimizde "Bu acele niye?" sorusunu karşılayan bir deyimimiz vardır; Bulgurlu'ya gelin gitmek...
İstanbul'un güzelliğini cömertçe gözlerimizin önüne seren bir yerdir Bulgurlu. Şimdilerde betonlaşma sürecine kendini iyiden iyiye kaptırmış bu yer, 1950'lerde bir köy yeriymiş; ahşap evler, temiz bir hava ve temiz sular. Yavuz Sultan Selim zamanında ise Ömer Seyfettin'in İncili Kaftan hikayesindeki Muhsin Efendi'nin çiftliği imiş.
İsminin ise bir savaşının ardından hadisenin padişaha "Düşmanla bulgur gibi kaynaşma oldu" şeklinde nakledilmesiyle konduğu söylenir. Ayrıca Aziz Mahmud Hüdai hazretlerinin burada bir çilehanesi ve tekkesi olduğu, padişahın "Şeyhim burayı kabul buyur" dediği ve Hüdai'nin de her bir karışını köylülere dağıttığı da rivayetler arasındadır.
Her neyse... Bu bilginin ardından yavaş yavaş sorumuza geçelim.
Bulgurluya gelin gitmek deyiminin hikayesi şöyledir: Bulgurlu'nun en eski adetlerinden bir tanesi düğünlerinin dokuz gün dokuz gece sürmesiymiş. Oğlan anaları da gelinlerini öz kızlarından ayrı tutmaz oldukça iyi davranırlarmış. Erkekleri de levend-endam, boyu posu yerinde, eli ayağı düzgün, yağız delikanlılar olunca, çevre kasaba ve köylerdeki gelinlik kızların düşlerini süslermiş; Bulgurlu'ya gelin gitmek... Hal böyle olunca, Bulgurlu'dan bir gençle nişanlanan kızlar, bir an önce evlenip Bulgurlu'ya gelin gitmek için can atar, acele ederlermiş.
İşte, zamanla bu hikaye bir deyime dönüşmüş ve gereksiz acele edenlere "Ne o Bulgurlu'ya gelin mi gideceksin" denmeye başlanmış...
Soru ise şöyle; İstabul'un gözlere bayram ettiren güzelliğini sere serpe yayan bu tepenin yani Bulgurlu'nun (Bulgur Dağı da denirdi) şimdiki adını tahmin edebilir misiniz?
İpucu
1. Harika bir İstanbul manzarası
|
 |
Engin
15 yıl önce - Cum 28 Eyl 2007, 22:07
| Alıntı: |
Ayrıca vapura Harem'den binilirse, Selimiye kışlası sağ tarafta kalmıyor. Fakat dediğim gibi, bu olasılığı düşünmek oldukça dikkat istiyor.
|
yazarın vapurun gidiş yönüne doğru baktığı ne malum? belki arkadan martıları seyrekoyuldu 
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|