1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 5  |
| Fatih Sultan Mehmet`in İstanbul`u fethinde sizi en çok etkileyen olay hangisiydi? |
| Gemilerin karadan yürütülüp Haliç`e indirilmesi |
 
|
45.4% |
[206] |
| Fatih`in 21 yaşında bu işi başarması |
 
|
23.3% |
[106] |
| Ulubatlı Hasan`ın surlara bayrağımızı dikmesi |
 
|
3.7% |
[17] |
| Orta çağın bitmesi, yeni çağın başlaması |
 
|
9.0% |
[41] |
| Şahi adındaki dev toplar |
 
|
2.0% |
[9] |
| Ayasofya`da kılınan ilk namaz |
 
|
9.3% |
[42] |
| Havan topunun ve ısınan topların yağla soğutulmasının keşfi |
 
|
3.1% |
[14] |
| üç buçuk ay gibi kısa bir zamanda Rumeli Hisarı`nın yaptırılması |
 
|
4.2% |
[19] |
|
| Toplam Oy : 454 |
|
 |
Akın Bircan
15 yıl önce - Cum 21 Eyl 2007, 10:31
Önemli olan , uzunca bir süre bilinen dünyayı hükmetmiş bir imparatorluğu tarihe gömmüş olmasıdır.
Zaten İstanbul düşmeden önce ekonomik ve askeri açıdan iyice zayıflamış,para basmak için kapkacakları bile eritmişlerdi. Surların dışında neredeyse hiç toprağı kalmamıştı.Ama yinede noktayı koymak ve Hristiyanlığı resmi din olarak ilk kabul eden Konstantinin kurduğu şehri almak ,müthiş bir olay .İçerdekiler biz ,şehri alanlar onlar olsaydı en az on defa filmi yapılmıştı şimdiye kadar.
|
 |
serdar şahin
15 yıl önce - Cum 21 Eyl 2007, 10:42
Gemilerin karadan yürütülüp Haliç'e indirilmesi beni çok etkilemiştir.Gördüğünüz ve duyduğunuz gibi o gemilerin İnsan gücü ve imanı ile Haliçe indirilmesi müthiş bir olay.
|
 |
müslüm sezen
15 yıl önce - Cum 21 Eyl 2007, 10:46
Aslında bütün şıklar benim için geçerli, ama öne çıkan tabiki muhteşem bir zeka isteyen ve bu zekayı insan gücü ile birlerştiren olay olan;" gemilerin karadan geçirilmesi"dir.
|
 |
Cem Telgeren
15 yıl önce - Cum 21 Eyl 2007, 10:47
Aslında şıklarda hepsi diye bir seçenek daha olmalıydı. Çünkü bu şıklar arasında seçim yapmak zor. Hepsi de başlıbaşına mucize olarak adlandırılabilecek ve İstanbul'un Fethi olayının önemli kilometre taşları olan olaylar. Hepsi tek tek insanı derinden etkileyici izler taşıyorlar. Bu yüzden bu şıklardan birisini seçersem diğerlerine haksızlık edeceğimi düşünüyorum ve herhangi bir şıkka oy vermiyorum. Dediğim gibi şıklarda hepsi diye bir seçenek olsaydı eğer hiç düşünmeden onu işaretlerdim.
|
 |
Erdem93
15 yıl önce - Cmt 06 Ekm 2007, 13:03
İstanbul'un Fethi başlı başına beni etkilemiştir.Bu olay ile birlikte bir çağ bitip
yeni bir çağ başlamıştır.Yani bu olaydan tüm dünya etkilenmiştir.İstanbul'un
Fethinde beni en çok etkileyen olay ise çoğu arkadaşımız gibi gemilerin karadan geçirilmesi.
Bu olay Fatih Sultan Mehmet'in ne kadar zeki ve akılcı biri olduğunu gösterir.
|
 |
ilker22
15 yıl önce - Cmt 06 Ekm 2007, 14:13
Fatih Sultan Mehmet keskin zekasını tüm dünyaya gemileri karadan geçirerek göstermiştir.Bu hamlesi ile İstanbulu almakta ne kadar istekli olduğunu göstermiştir.
Ancak tüm bunları yaparken soyumuzdan birisinin sayesinde orta çağın kapanıp yeni çağın açılması koskoca yıkılmaz denilen Bizans ın yıkılması beni etkilemişti.
|
 |
mehmeterden198
15 yıl önce - Pts 08 Ekm 2007, 13:39
Çandarlı Halil Paşa'nın idamı
Fatihin bunu yapabilecek kadar ileri gitmesi beni çok etkilemiştir. Fatih'in kardeş katlini emreden fermanı bile beni bu kadar etkilemedi.
Kararlarında kesin ve inatçı olan Fatih Bizans İmparatoruna "Ya sen benim ülkemi alırsın ya da ben seninkini" diyerek barışı reddetmişti. Rumeli Hisarı'nın en kısa sürede bitirilmesini emrettiğinde herkes Fatih'in şakası olmadığını biliyordu keza gemilerin bir gün içinde taşınmasını emrettiği zaman olduğu gibi.
Fatih'in kuşatmayı uygun bulmadığını söyleyen (Adam resmen Fatih'e karşıt fikirde olduğunu söylemiş. Ne cesaret) Çandarlı'yı unutmamış, şehir alındıktan kısa bir süre sonra idam ettirmiştir. Bir sadrazamın (hele de Çandarlı ailesine mensup) bu kadar kolay gözden çıkarılması o zamana kadar görülmüş şey değildi (Çandarlı Halil Paşa Osmanlı tarihinde idam edilen ilk sadramdır.). Devlet geleneğine tersti. Bu olay devlet yönetimde ve divanın işleyişinde ciddi değişiklik yapılması anlamına gelmektedir (görevinden alınan sadrazamı öldürme geleneği). Ayrıca yerine atadığı Veli Mahmut Paşa ilk devşirme sadrazamdı. Rumdan dönmeydi yani Türk değildi. Daha sonra özellikle Yavuz tarafından benzer davranışlar yapılmıştır. Sekiz yılda yanılmıyorsam üç sadrazam kesmiştir : Koca Mustafa Paşa (1512 Rumdu), Dukakinoğlu Ahmed Paşa (1515 Arnavut), Yunus Paşa (1517 yedi aydan biraz fazla sadrazamlık yapmıştır. Devşirmedir ama kökenini hatırlayamadım)
Ayrıca Fatih sadece sadrazamla da kalmamış. Divanda Türk olmayanların sayısında büyük artış yaşanmış devlet idaresi ağırlıklı olarak devşirmelere emanet edilmeye başlanmıştır.
Bu konu oldukça karışıktırtır. Bir kaç sayfayla anlatılamaz. Özellikle Zağanos Paşa (Rum asıllı devşirmeydi. Fatih'in hocasıdır. Askeri konularda dersler vermiştir. Fatih tahta çıkar çıkmaz vezir olmuştur. Çok yetenekli bir komutandır) ile Çandarlı Halil Paşa (Türkoğlu Türktür Çandarlı ailesinden gelir. En az Zağanos Paşa kadar iyi bir askerdir. İstanbul'un fethine karşı çıkmıştır. Öne sürdüğü sebepler gayet mantıklıdır) arasında olup bitenleri anlamak için çok okumak lazımdır. İstanbul'un fethiyle birlikte bu nüfuz mücadelesine ve karşılıklı entirikalar düellosuna nokta konulmuştur. Çandarlı'nın katlinden sonra artık sarayda devşirmelerin sesi çok çıkmaya başlanmıştır. Yavuz'un babası Beyazıd'a yani padişaha başkaldırması ve bir ihtilalle iktidarı ele geçirmesinde Yeniçerilerin diğer bir değişle devşirmelerin büyük payı olmuştur. Yeniçeriler padişahın (Yavuz) kendilerine borçlu olduğunu düşünmüşlerdir.
Bu bakımdan (aslında daha bir sürü bakımdan) İstanbul'un fethi yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Fethin anında yol açtığı siyasi gelişmeler toplara yağ dökülmesiyle, gemilerin iki üç kilometre sürüklenmesiyle kıyaslanamaz bile...
Çandarlı Halil Paşa kuşatmaya karşı çıkmakta bence haklıydı. Avrupa, yardım için Bizanslılardan Katolik olmalarını istiyor ve Ortodokslar ise hayır diyordu. Vatikan ve Patrikhane arasındaki bu inatlaşmanın sonunun nereye varacağı belli değildi. Zağanos Paşa ortodoksların asla kanul etmeyeceğini ve Avrupa'nın da yardım etmeyeceğini, etse bile bunun göstermelik olarak bir kaç gemi ile sınırlı kalacağını düşünüyordu. Çandarlı bundan o kadar da emin değildi. Tam İstanbul kuşatılmışken 150 bin kişilik bir haçlı ordusunun sınırımıza dayanma ihtimalini göz önünde tutuyordu. Haksız da değildi. Bunu önlemek için savaş hazırlıkları gizli tutulmalı düşmanı hazırlıksız yakalayıp kuvvet toplamak için gereken süre verilmemeliydi. Devasa bir kuşatma ordusunun ve sefer hazırlığının yeterince gizli tutulması imkansız görülüyordu. Bu konuda da haklıydı. Bu kadar rizikolu bir savaş devletin felaketi anlamına gelebilirdi. Çandarlı Halil Paşa'nın yerinde ben de olsam ben de askerlerimi tehlikeye atmak istemezdim. İstanbul daha kolay tehlikesiz ve masrafsız yollarla da alınabilirdi. O tarihte Bizans İstanbul il sınırları kadar bile olmayan bir toprağa sıkışmıştı. Ekonomisi ticaretle dönüyordu. Uzun süreli bir ablukadan sonra şehir çok zor durumda kalacaktı. Unutulmamalıdır ki Kanuni Rodos'u çok uzun bir kuşamadan sonra neredeyse hiç savaşmadan almıştır. Orhan Gazi Bursa'yı on yıl süren abluka ve on sekiz ay süren bir kuşatmadan sonra savaşmadan teslim almıştır. Şehir kendiliğinden teslim olmak zorunda kalmıştır. İstanbul'a da aynısı yapılabilirdi. Akıllıca bir siyasetle önce balkanlara saldırıp batı sınırımızı emniyete almamız, bu sırada yıprattığımız İstanbul'a daha sonra saldırmamız gerekirdi. (Fatih tam tersini yapmıştır) Bu arada haçlılara karşı kazanılacak bir meydan muharebesi elimizi kuvvetlendirirdi. Meydan savaşı kazanmak kale kuşatmaktan daha kolaydır. Unutulmaması gereken gereken bir konu da Bizans ordusundaki çok sayıda türk askerdir. Etkili bir propaganda ile bunlar taraf değiştirebilirdi. Şehir (ülke demek zor) daha da zayıflamış olurdu. Her bakımdan köşeye sıkışmış, Avrupa'nın yardımı dışında ümidi kalmamış bir şehir Osmanlı devletiyle başa çıkamazdı. Er ya da geç teslim olmak zorundaydı. Fatih gençliğinin verdiği heyecanla sabırsız davranıyor, İstanbul için en az on beş yirmi yıl acele ediyordu. 1453 İstanbul Kuşatması riskli, pahalı, zamansız ve bence gereksizdi. Bizansa güçlü zamanında saldırmak hataydı. Şehrin zayıf anı kollanmalıydı.
Kendisi de devşirme olan Zağanos Paşa ortodoksları iyi tanıyordu. Mezhep inatlaşmasının aptallık boyununa ulaşacağını tahnim ediyordu ama yanılıyor olması halindeki riskler göze alınamayacak kadar ağırdı...
Bir diğer konu Fatih dönemi Osmanlı maliyesi ve İstanbul kuşatması. Fatih tahtta kaldığı otuz yıldan fazla zamanda bir sürü sefer yapmış, çok yerler feth etmiştir ama bunun bir külfeti var. Bu işler fasülyeyle olmuyor altınla oluyor. Durmadan halktan vergi toplanıyor her sene üst üstüne çok ağır vergiler ödemek zorunda kalan halk hoşnutsuz. Ayrıca İstanbul'un imarına çok para gidiyor. Topkapı Sarayı, yeniçeri kışlaları, tersane, Fatih Külliyesi ve pek çok bina o dönemde inşa edildi. Hep masraf. Fatih yaşadığı dönemde halkı tarafından sevilen bir padişah değildir. Ekonomi berbattı. Askerlerin maaşlarının ödenebilmesi için altının ayarı düşürüldü yani devalüasyon yapıldı. Zaten kazandığını vergiye yatıran halk bir de parasının değer kaybetmesiyle uğraşmaya başladı. İlk kapütülasyonlar Venediklilere veriliyor. Bütçe açığını kapatmak için alınınan tedbirler halkı büsbütün eziyordu... Fatih Kanunnamesi ise ayrıca incelenmesi gereken bir konudur. Ben şahsen Fatih Sultan Mehmet'in çevresindeki devşirmelerin etkisinde kalarak, halkından uzaklaştığını, ve onların doldurmasıyla bu kanunu çıkardığını düşünüyorum. Yoksa Türk halkını ekonomik yönden bu kadar ezen bir yasa çıkarmazdı. Fethedilen yerlerde İslamı sevdireceğiz, oralara İslamın adaletini götüreceğiz derken Türklere adeta zulmedilmiştir. Anadolu'da yaşayanlara ikinci sınıf muamelesi yapılmıştır... Bütün ülkenin padişahın malı olarak görülmesi, halkın kendi toprakları üzerindeki mülkiyet hakkının elinden alınması, toprağın miras bırakılamaması, alınıp satılamaması üstelik bunun zorla halka dikte ettirilmesi ancak devşirmelerin etkisiyle olabilir. Örneğin Fatih "Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim" demiştir. Yani orman padişahın ormanıdır. O güne kadar Allah'ın ormanıydı ve oduncular kestikleri ağaç için kimseye vergi vermiyordu. Bu kanundan sonra istersen soğuktan don para ödemeden bir ağaç dahi kesemezsin... Gene yaylalar için otlak kirası ödemek o zaman çıktı. Açıkça otlak vergisi diye toplanmıyordu ama daha fazla vergi alıyorlardı. Yörükler bu vergiyi canlarıyla ödüyordu. Askeri eğitimleri olmadığı ve gönüllü olmadıkları halde savaşlara katılmak zorundaydılar. (Fatih'ten önce gönüllü olarak savaşırlardı. Fatih bunu kanunla düzenlemiş ve mecbur tutmuştu. Otuz kişiden oluşan ocaklar kurdu. Her ocak savaşa beş asker göderiyordu. Kalan 25 kişi ise gidenlere vergi veriyordu) Fatih'in Türklerden havanın vergisini almadığı eksik kaldı. Kanunların tavizsiz uygulanmasına önem vermiş, kendisine bile ayrıcalık yapılmasına izin vermemiştir. Bu zulmün herkeze eşit dağıtılması dışında bir anlam taşımaz. Benzer bir zorba da Yavuz Sultan Selim'dir.
Özetle davulun sesi uzaktan hoş gelir. 550 sene sonra "bizim atalarımız ne kadar kahramanmış, büyük başarılar kazanmışlar" demek kolaydır. Bir de o günleri yaşayanlara sormak lazım. Tarih kitabında bir fazla satır için ne külfetlere katlanıldı, ne acılar yaşandı, kaç insan öldü, sakat kaldı... Bu arada Fatih çağdaşı doğulu ve batılı hemen bütün hükümdarlardan daha insancıldır. Aldığı tüm kararlar bir mantığın neticesidir. Devlet idaresinde keyfi davranmazdı. Pek çok şeyi mecbur kaldığı veya devlet için doğru olduğuna inandığı için yapmıştır... (Fatih'in meşhur anlık öfke krizlerini bunu dışında tutuyorum)
Fatih dönemi ve İstanbul'un Fethi 53 günlük bir kuşatmayla sınırlı değildir, öncesiyle sonrasıyla gayet çetrefilli bir konudur. Olan biteni Fatih dahiydi kadırgalarını tepelerden geçirdi, topa yağ döktüler, Ulubatlı yiğit bayrak diktiye indirgersek hata ederiz. İstanbul Kuşatması ve zaferi bu gün bile etkilerini yaşamaya devam ettiğimiz bir olaydır. Sarayın, devlet idaresinin, kanunların ve daha bir pek çok şeyin değiştiği bir sürecin önemli bir parçasıdır. Ayrıca Dünya çapında bir olaydır. Bütün Avrupa'yı derinden sarsmıştır. Rönesansı başlatmıştır. Ortodokslar İstanbul'u savunurken Meryem Ana'nın onlara yardım edeceğinden emindi. Son ana kadar bir mucize beklediler. Türk askerleri şehre girdiklerinde Ayasofya'ya kapanmış dua eden binlerce insan buldular. Tanrının onlara bir mucize göndereceğine ve şehrin kurtulacağına inanıyorlardı. Hala bile anlatılan pek çok efsane türemişti. Yarısı yanmış balıkların boğazda yüzdüğünden tutun, Ayasofya'nın duvarından içeri girip kaybolan insanlara kadar türlü masallara inanıyorlardı. Mebetlerinin kutsallığının, kutsal Patriğin duasının onları kurtarmadığını görünce Avrupa bir anda kendine geldi. "Bu iş Katedral inşa etmekle olmuyormuş hem Papanın duası da bir işe yaramıyor. Akılcı ve gerçekçi düşünmek lazım" dedi ve rönesans başladı. Papa ve kilise itibarından çok şey kaybetti. En azından dua ederek mucize yaratamayacakları ortaya çıktı.
Bu bakımdan Fethin getirdiği bir çoğunu şimdi bile hayatımızda yaşadığımız yenilikler beni çok etkilemiştir. Oyumu çağ açıp, çağ kapatma seçeneğine verdim
|
 |
Nur Ulusoy
15 yıl önce - Çrş 10 Ekm 2007, 20:59
İstanbul'un Fethi'yle ilgili beni etkileyen bir anekdot
Sevgili WOW'cular!
Sizlerle İstanbul'un Fethi ve Fetih'ten sonra Fatih Sultan Mehmet Han ile bir kasap arasında geçtiği rivayet edilen bir anekdotu paylaşmak istiyorum.
Zamanında bir kasabın bazı rivayetlerde bulunduğu ve rivayetlerinin doğru çıktığı ortaya yayılınca,Fatih Sultan Mehmet Han ,bu kasabın bulunup huzuruna getirilmesini emretmiş.Fatih Sultan Mehmet Han ,kasaba; İstanbul'u fethedip fethedemeyeceğini sorunca, kasap; fethedeceğini hatta hangi kapıdan İstanbul'a gireceğini bile söyleyebileceğini iddia etmiş ve Fatih Sultan Mehmet Han'a bir mektup uzatarak mektubu ,Sultan'ın fetihten sonra İstanbul'a gireceği kapıda açmasını söylemiş. Yani kasap kendine çok güveniyormuş. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet Han ,eğer tahmini doğru çıkmazsa kasaba asılacağını söylemiş.Fetih gerçekleştikten sonra,Fatih Sultan Mehmet Han ; İstanbul'a, İstanbul'un o andaki mevcut kapılarından değil açtırdığı YENİ KAPI'dan girmiş. Fatih Sultan Mehmet Han ,kapıdan İstanbul'a girereken kasabın yazdığı mektubu okuyunca mektupta şöyle yazdığını görmüş.-YENİ KAPINIZ HAYIRLI OLSUN SULTANIM-
Saygılarımla...
En son Nur Ulusoy tarafından Çrş 10 Ekm 2007, 21:04 tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
|
 |
narses
15 yıl önce - Çrş 10 Ekm 2007, 21:01
efettt bence de Fatih Sultan Mehmet'in Hz. Muhammed (s.a.v)'in övgüsüne nail olmak için bu işi yapmış olmasıdır.
yüzyıllar ötesinden gelen bir muştuyu gerçekleştirmesi En önemliside budur
|
 |
Hakan Aslantürk
15 yıl önce - Çrş 10 Ekm 2007, 21:06
Savaş sonunda Fatih, beyaz atına binmiş, ordusunun önünde, yanında hocaları bulunduğu halde İstanbul’a ilk defa girerken, şehir halkı heyecanla Türk ordusunu karşılamaktadır. Ak sakalı ve ağır duruşuyla Akşemseddin’i padişah sanarak ellerindeki çiçek demetlerini ona vermeye çalışan şehir halkına göz ucuyla Fatih Sultan Mehmed’i göstererek ; ‘Sultan Mehmed odur, çiçekleri ona veriniz’ demek istiyordu. Fatih de Akşemseddin‘i göstererek ;’Gidiniz gene ona veriniz.. Sultan Mehmed benim ama o benim hocamdır’ dedi.
Beni ençok etkileyen olay seçenekler arasında bulunmayan bu vakkadır. Çünkü bu başarının arkasında yatan önemli bir özelliği de dillendirmektedir adeta; Fatih'in bilgeliğe verdiği önem. Öyle düşünüyorum ki bu fetihte Akşemseddin'in de büyük emeği ve Fatih'e bahşettiği bilgisi de önemli ölçüde mevcuttur.
|
 |
sayfa 5  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|