zaten soylenmek ıstenen marmaray da kaynak sorunu oldugu degıl. boyle bır bahane ılerı surulerek ıstasyonların yıkılacagı......
yenı bırsey yapmak ıcın eskıyı yıkmak en kolay ve ılkel yontem. dunyanın her tarafında endustrı yapıları da dahıl, tarıhı ve mımarı nıtelıgı olan her yapı korunarak gelecek nesıllere aktarılır.
bızım ulkemızdeyse degerı olculemeyecek nice tarihi yapı yol genisletmeler, sahil doldurmalar, daha yuksegini insa etmeler ugruna yok edildi ve yok ediliyor. mesela bir zamanlar karakoy meydanını susleyen raımondo daranco imzalı dunyanın tek art nouveau camisini bir arastırın. emin olun onu yıkanların da bahanesi aynıydı.
tabi bir ulkenin vatandaslarinin kendi degerlerine sahip cıkması icin gereken bilinc ancak iyi egitimle kazanılabilir.
bırkac gundur is icin rusyanın tataristan bolgesindeyim. avrupa nın dogusunda kalmıs, dıs dunya ıle baglantısı kısıtlı ve bizim kadar koklu bir tarihe sahip olmayan bu ulkenin bile avrupa baskentlerini aratmayacak nıtelikte tarihi yapılarla dolu caddeleri mahalleleri var ve hepsi de pırıl pırıl.
onlar bile kısıtlı ekonomileriyle bunu basarmıssa bizim durup dusunmemiz gerek.
niteligi olan herseyi rant ugruna feda edip sonra istiklal caddesi'nde ya da sultanahmet te yapılan, eskinin taklidi, dekor binalarla ovunmek bızı hicbir yere goturmez.
Göztepe deki meteoroloji arsasına çok katlı binalar yapılacak olmasını gerçekten çok üzüntüyle karşıladım. İstanbul un ilk kuruluşu sırasında Kadıköy tarafına "körler ülkesi" denilmesini haklı çıkartıyor gibi.
Belki görünüşleri heyecan verici olabilir fakat sonuçları öyle olmayacaktır. Birincisi bölgede bu tür yapılanmayı tetikleyecektir. İkincisi yeri kesinlikle doğru görünmüyor. Hatırlarsanız Selamiçeşme parkında da bu türden girişimler olmuştu. Fakat o projenin önlenmiş olmasının ne kadar isabetli olduğunu şimdi açıkça görebiliyoruz. Bir yaz günü oraya gittiğimde insanların ne kadar mutlu olduklarını gördüm. Her gurup kendine göre yerler seçmişti parkın içinde. Yaşlı emekli erkekler gurubu, ev kadınları, çocuklarıyla gelen genç anneler, aileler, sevgililer ve daha bir çok guruptan insanları huzurlu gördüm ve çok sevindim. İşte dedim içimden, insanlara doğru bir şey yapıldığında onlar da doğru biçimde kullanmayı biliyorlarmış demek ki. Hele ki yapılanın içinde kendi katkıları da varsa..
Oysa meteoroloji arsasına yapılacak olan binalara o parkta gördüğüm insanların hiç biri girmeyecek. Artık trenle gecerken bir ferahlık hissetmeyecekler. Para kazanmak, zengin olmak falan, bunlar da hoş şeyler, fakat huzurlu olmak hepsinin üzerinde bence. Bundan 30 sene önce, evlerinin pencerelerinde "kiralık yazlık" yazıları olan, insanların mayolarıyla gezdiği Suadiye, Bostancı, Erenköy, Caddebostan semtlerinin deniz tarafındaki sokaklarında artık sadece otoparkçılar var. Bunun neresi güzel olabilir ki? Biraz da farklı yönlerden düşünmek gerekiyor.
Şunu da bilmek gerekir ki, şimdi kestirmeci bir mantıkla o tür binaları destekleyen, hatta "oh olsun" deyivermekten çekinmeyen arkadaşlar da, tecrübe kazandıkları ileriki dönemlerinde, daha fazlasıyla karşılaşacaklardır. Ve o "daha fazlası" da onlara oh olsun diyebilecektir. Biraz etraflı düşünmekte fayda vardır. Yeniliklere toptan karşı ya da toptan arka çıkmak yerine dengeli ve çok yönlü düşünmek gerekiyor.
Tan Oral ın bir karikatürü gelir hep aklıma böyle durumlarda. Küçük bir yemek masasında karşılıklı olarak oturan iki adam vardır. Masanın ortasında da pişmiş bütün bir tavuk. Adamların ikisinin tepelerinde de düşünce balonları. Her iki adam da düşüncelerinde tavuğun bütününü almış yemektedirler. Bu tür hayaller potansiyel kavga anlamına gelir ki genellikle tavuğun yere düşmesiyle sonuçlanacaktır.
(+) Araziden başka bir görünüm, beyaz çizgi hafriyat sınırını gösteriyor.
Aşağıda ise Çiftehavuzlar'da son yıllarda inşa edilmiş en yüksek iki konut bloğu görülüyor. Bunlar 20 katlı yapılar olmalarına rağmen bulundukları çevreye oldukça yabancılar.
yenı bırsey yapmak ıcın eskıyı yıkmak en kolay ve ılkel yontem. dunyanın her tarafında endustrı yapıları da dahıl, tarıhı ve mımarı nıtelıgı olan her yapı korunarak gelecek nesıllere aktarılır.
Eminmisiniz? bence bu sadece avrupada öyle mesela japonyanin tokyo kenti, japonlar geleneksel olarak büyük bahcesi olan büyük bir yada iki katli tahtadan yapilmis evlerde otururlardi ama simdi tokyo okadar sikisik bir sehirki japonlar kendi arabalarini bile ufak yapiyorlar yada sürü ögrenci kurslari ve halisahalar gökdelenlerin catilarinda bulunuyor.
Yada cinin shanghai kentindede gökdelen yüzünden tarihi evler gittikce yokoluyor.
Ben burda kimseyi savunmaya calismiyorum ama her kötü olan seyler sadece türkiyede oluyormus gibi gösterilmesine tahammülüm yok. saygilarimla.
Aslinda yesil alanlari sevenler gökdelenlerin tarafinda olmasi gerek, bir gariplik var. Gökdelenler sayesinde o kadar insan o kadar dar bir alanda (40x30m) yasiyabiliyor.
Evet ama o dar alanda yaşayan insanlar, az katlı ve geniş bir alana yayılmış evlere göre daha fazla trafik sıkışıklığı yaratıyorlar. 40 a 30 metrelik bir alandan yüzlerce aracın trafiğe çıkması, zaten tıkalı olan bir yola tuz biber eker. Yarattığı görüntü kirliliğini (yırtık dondan fırlamak tabiri kaba da olsa sanırım yerinde olacak) saymıyorum bile.
Yıllar öncesinden bir masterplan belirlenip İstanbul'un sınırlarını adam gibi çizmek, o sınır içerisine kesinlikle gökdelen dikmemek, ve nüfusu belli bir oranda tutmak gerekiyordu. Bu sayede ne orman katledilirdi, ne de ulaşım ve şehirciliğin canına okuyan gökdelenler şehrin göbeğine dikilmemiş olurdu. İş işten çoktan geçmiştir, artık üzülemiyorum bile. Çok yazık, benim sevdiğim İstanbul kesinlikle bu değil..