hurşit saral
16 yıl önce - Cmt 18 Ağu 2007, 13:25
Merhaba arkadaşlar.
Arkadaşımızın açmış olduğu başlık; öylesine yabana atılacak cinsten değil. Önemi büyük. Pekçok olumsuz şeylerin ilki. Kendisini kutlarken, bir ufak katkıda bulunmayı da kendime görev saydım.
KIRIM SAVAŞI
Kudüs, üç göksel inancın da kutsal kenti. İsa Peygamber’le ilişkin yerlerin hizmet paylaşımında, Ortodoks ve Katoliklerin kökü eskilere dayanan rekabetleri vardır. Ondokuzuncu yüzyıl ortalarında bu durum düşmanlık halini alır. Ortodoksları Rusya, Katolikleri Fransa destekler. Bab-ı Ali ise, her iki mezhebe karsı, yansız bir tutum izleme siyasasındadır.
Tanzimat önderleri, artık devletin ulusal siyasası durumuna gelen Rus düşmanlığıyla tanınırlar. Özellikle de, Reşit ve Fuat Paşa. Ali Paşa bu düşmanlıkta daha ılımlı. Reşit Paşa, İngiltere; Ali Paşa, Fransa dostudur. Fuat paşa ortayolcudur.
Rusya’nın Osmanlı Büyükelçisi Prens Mençikof; Kudüs Ortofoks çıkarlarının daha çok oluşturulması isteminde bulunur. Buna karşın Fransa da, karşı istemlerde bulunur, Katolikler adına. İki ateş arasında kalan Bab-ı Ali; Hristiyan kutsal ongunlarının / makamlarının, Müslümanlarca da kutsal olduğunu belirterek; bundan öte, bu ongun hizmetlerin, Hristiyanlarca değil Müslümanlarca verileceğini bildirir. Sultan Mecit, bu açıklamaya ilişkin bir ferman yazar.
Paris ve Petersburg şaşkınlık içine düşer. Çar çok kızar ve tarihte ilk kez “Hasta Adan” benzetlemesini yapar.
Çar, İngiltere’ye, Osmanlı’yı paylaşma önerisinde bulunur. Rusya’nın Akdeniz’e inmesinden ürken İngiltere; bu gizli öneriyi Bab-ı Ali’ye bildirir.
Prens, Ültimatom verir. Osmanlı savaş “Fevkalade Meclisi”, Sadrazam başkanlığında toplanarak, savaş kararı demek olan hayır yanıtını; kırkiki’ye karşı bir, kararla alır.
- 3 Temmuz 1853’te, Rusya, Romanya’yı işgal ederek savaşı başlatır.
- Avusturya İmparatorluğu ve Prusya Krallığı, kendi hakemliklerinde barış görüşmesi yapılması ve savaşın durdurulması önerisi getirir.
- Savaş, Tunaboyları ve Kafkasya’da iki yönlü başlar.
- 30 kasım’da Rus Karadeniz donanması, Sinop’taki Türk donanmasına baskın düzenleyip yakar.
- 27 Şubat 1854’te III. Napolyon, Çar Nikola’ya, savaşa son vermesini önerir. Çar, öneriyi geri çevirir; üstelik Fransa ve İngiltere’ye, Hristiyanlığa ihanet edip Türk yardakçılığı yaptıklarını bildirir. Buna karşın Fransa, İngiltere’ye; Rusya’ya savaş açma önerisinde bulunur. Rusya’nın sıcak denize inmesini istemeyen İngiltere bu öneriye sıcak bakar.
- Bu arada Yunanistan, durumdan kar çıkarmak için, Rus yanlı tutumuyla Osmanlı’dan Teselya ve Epir’i ister.
- 12 Mart 1854. İstanbul sözleşmesiyle, İngiltere ve Fransa Türkiye’ye bağlılaşık / müttefik olurlar.
- Fransız Kolordusu, Pire’ye çıkar ve üç yıl süreyle pire ve Atina’yı işgal eder. Rus yandaşı Yunan Hükümeti, düşer.
- Dünyanın ilk Telgıraf ağlarından biri, İmparatorluk Türkiyesinde kurulur. İstanbul-Varna ve Varna-Balıklava [Kırım].
- 15 Mayıs-25 Haziran Silitre Kuşatması.
- 14 Eylül 1854 Kırım Çıkartması.
- Kırım’da 1855 Kış ve Bahar harekatı.
- 1855 Yaz harekatı.
- 9 Eylül 1855 Sivastopol’un düşmesi.
-15 Temmuz–28 Kasım 1855. Rusların Kars Kuşatması.
- 18 şubat 1856 Islahat Hatt-ı Hümayunu.
- 30 Mart 1856 Paris Antlaşması.
28 Şubat’ta barış konferansı açılır. Konferansa; İngiltere, Fransa, Rusya, Türkiye, Avusturya, Prusya ve Sardunya katılır.
Kısaca Genel hükümleri:
• Ruslar, Kars’ı boşaltıp Türkiye’ye; Bağlılaşıklar Kırım’ı boşaltıp Türkiye’ye geri verecek
• Bağlılaşık devlet orduları en kısa sürede Türkiye’den ayrılacak
• Rusya Tuna çatalağzı’ndan çekilecek ve Romanya Prensliklerine karışamayacak
• Karadeniz tümüyle yansız bir duruma getirilecek
• Önemli bir madde de; İmparatorluk mülki bütünlüğüne, anlaşmaya imza atan tüm devletlerin kefil olması.[ Ama biliyorsunuz bu madde yalnızca atılan imzalı kağıtlarda kalır].
İşin aslını sorarsanız, sevgili dostlar; Türkiye bu savaşta, onca yıkım, şehit kanı, çok büyük boyutlardaki borçlanma dışında pek de bir şey kazanmamıştır.
Kırım Savaşı’nın, bendeki en belirgin özelliğini şöyle özetleyebilirim:
Kırım Savaşının özü; Osmanlı İmparatorluğunu parçalamada kararlı olan Batı’nın kazanacağı “lokma” savaşımıdır. Yoksa ne Fransa ne de İngiltere İmparatorluk yandaşı değildir. Aslında yapılan fillerin savaşıdır. Ayaklarının altındaki Osmanlı ise, bu savaşta hem ayakaltında kalarak ezilecektir, hem de savaş sonrası güç dengesine göre paylaşılacak iyi bir otlaktır.
Sevgilerimle, hoşçakalınız.
Hurşit Saral
* Bu yazı metnimin asallığını, Y. Öztuna-Büyük Türkiye Tarihi ve bilgi birikimim oluşturmaktadır.
* Metindeki "Türkiye" sözcüğü sizi hayrete düşürmesin: Ta, Selçuklu-Memluk-Osmanlı'dan beri Türk-İslam devletinin adı, Batı'lılarca, Türkiye Devleti / İmparatorluğu'dur
|
ahmetulu
16 yıl önce - Cmt 18 Ağu 2007, 20:05
Ben Kırım Savaşı'nı, Osmanlı'nın son dönemine biraz daha geniş bakarak, girişilen büyük bir tasfiye hareketinin içinde değerlendiriyorum.
Mustafa Reşit Paşa'nın hayatını okurken onun Kırım Savaşı'na da rast gelen dönemde (1837-1858) devlete fiilen yön verdiğini görüyoruz. Beraber okuyalım satırları:
Sultan II. Mahmud Han'ın giriştiği inkılaplarla, Osmanlılarda millî hayatiyetin tekrar canlandığını gören İngilizler, bu muazzam devletin içten çökertilmedikçe yıkılamayacağını anladılar. Bunun için Osmanlı tahtına genç ve tecrübesiz bir padişahın geçmesini fırsat bilerek, İslâmiyet'i yıkmak üzere İngiltere'de kurulmuş bulunan İskoç Mason teşkilatının kurnaz üyesi Lord Rading'i elçilikle İstanbul'a gönderdiler. Lord Rading, daha önce Paris ve Londra'da Osmanlı sefiri olarak görev yaparken aldatılan ve mason yapılan Mustafa Reşid Paşa'yı sadrazamlığa getirebilmek için çok dil döktü. "Bu aydın, kültürlü ve başarılı veziri sadrazam yaparsanız, İngiltere ile Devlet-i Aliyye arasındaki bütün anlaşmazlıklar ortadan kalkar. Devletiniz ekonomik, sosyal ve askerî sahalarda ilerler" diyerek padişahı aldattı. Reşid Paşa, iş başına gelir gelmez, Hâriciye Nazırı (Dışişleri Bakanı) iken Rading ile birlikte hazırladığı Tanzimat Fermanı'nı ilan ettirdi (1838). Sonra bu fermana dayanarak, büyük vilayetlerde mason locaları açtı. Casusluk ve hıyanet ocakları çalışmaya başladı. Fatih devrinden beri medreselerde okutulmakta olan fen ve matematik dersleri kaldırıldı. "Din adamlarına fen bilgileri lâzım değildir" diyerek kültürlü ve bilgili âlimlerin yetişmelerine mâni olundu.
İnsanın kime güveneceğini bilemediği bir dönem. Mustafa Reşit Paşa aşağıda görüleceği gibi bu savaşın kararını alıyorsa canını vatanı için feda eden Mehmetçikleri dışarda bırakarak yalnızca onun niyetini sorgulamak gerekir.
Reşid Paşa Osmanlı mülkündeki Ortodoks tebaayı himaye bahanesiyle Osmanlı’nın içişlerine karışmayı hedeflemiş olan Rus Başbakanı Prens Menchikov’un talebini İngiltere elçisi Stradtford de Redcliffe’in desteği ile reddederek Rusya’yı kızdırır. Rusya da memleketeyn tabir olunan Eflak ve Boğdan’a girer. Reşid Paşa Meclis-i Umumiyi kendi başkanlığında toplayarak harp kararı alır. Hatt-ı hümayun ile kararın tasdikinden sonra Rusya’ya harp ilan eder. 1854 Mart’ında Fransa ve İngiltere ile bir ittifak anlaşmasına muvaffak olur. Bu anlaşma üzerine İngiltere ve Fransa daha sonra Osmanlı Devleti lehine Kırım Harbine iştirak ederler. Bu sayede nüfuzu iyice kuvvetlenen Reşid Paşa, 1854’de yeniden Sadrazam olur. Dördüncü sadareti esnasında Tanzimatı tatbik yolunda çalışmalara devam ederek “Meclis-i Ali-yi Tanzimat”ı kurar. Bu meclis, imparatorluğun ıslahat işlerini düzenlemekle meşgul olacaktı. Kırım Harbi devam ederken, Süveyş Kanalı meselesi de kritik bir duruma gelmişti. Reşid Paşa’nın Meclis-i Vala reisi Yusuf Kamil Paşa’ya, Mısır Valisi Said Paşa’ya hitaben Süveyş Kanalı’nın açılmasını önlemek için yazdırdığı mektup Fransızların eline geçince, istifa etmek zorunda kalır. Bu yüzden zaferle biten Kırım Harbinden beklediği semereleri, Paris Barış Konferansında toplamak şerefine nail olamadı. Konferansta onun yerine Sadrazam Ali Paşa devleti temsil eder. Müttefik devletler Osmanlı idaresindeki gayr-i Müslim halka eşit haklar verilmesinin bir ferman ile ilan edilmesini ve bunun da Paris Konferansında teminat altına alınmasını şart koşarlar. Bunun üzerine hazırlanan “Islahat Fermanı” 28 Şubat 1856 da ilan olunur. Ferman hakkındaki tenkitlerini Reşid Paşa bir layiha suretinde Padişaha takdim eder. Paşaya göre bu Ferman, Osmanlı Devleti’nin menfaatlerine aykırıdır.
En sonda Islahat Fermanı'na getirdiği tenkitler bir çelişki olarak görülebilir ama daha sonra belirttiği devletin menfaatlerinden ne kasdettiğini bilemiyoruz. Başta belirtiğim gibi bu insanların attığı tüm adımlara kuşkuyla bakarak alınan her kararı büyük bir hareketin parçası olarak görüyorum ben. Ülkeyi savaşlara sokmak da bu kapsamda değerlendirilebilir. Hele de savaşları masa başında kaybediyorsanız.
En son ahmetulu tarafından Cmt 18 Ağu 2007, 21:46 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|