İran’da milli kimliğin tanımlanmasında iki olgu üzerinde yoğunlaşılıyor: Dini ve milli olgular. Dini ve milli ilişkilerin sonucunda İran milleti ortaya çıkıyor. Bu milli kimliğin dini boyutu İranlılaştırılmış Şia mezhebinden kaynaklanıyor. Milli boyutu ise Fars kavminin tarihi süreci ve dili göz önünde bulunduruluyor. Devrimden sonra bu ilişki İran milli kimliğinin hakim tanımlayıcısı oldu. 1997’de Hatemi’nin cumhurbaşkanlığa seçilmesinden sonra dini- milli hareketin millilik yönü ağır basmaya başladı. Nasıl ki Hatemi İran’ın birlik gizeminin Fars dilinde saklı olduğunu söyledi. Milli kimlik konusu reformist ve muhafazakar çevreler tarafından farklı şekillerde yorumlansa da, ikisinin de ortak bir noktası vardır. İran’da hakim olan dil ve kültürün Fars dili ve kültürü olma ortaklığı. Sağ kesim reformistlere kıyasla bu konu hakkında açık bir şekilde düşüncelerini bildirmeseler de, Fars Dil Kurumunun İran’ın dışında Fars dilini yayma çabaları ve sağ kesimin medyasının diğer etnik hareketler karşısında sert tepkileri onların bu konudaki düşüncelerini göstermektedir.Reformist kesim ise “ İran bütün İranlılarındır ” sloganını kendisine seçse de, burada İranlı olarak Fars dilini,kültürünü ve tarihini kabullenen İranlıları kastediyor. Kendilerini dini aydınlanmanın mirasçısı olarak gören reformistler dini-milli söylemlerinde de dini aydınları kaynak olarak gösteriyorlar. İran’da İranlılık kimliği yani İranlılaştırılmış Şia mezhebi ve Farsların tarihi anlayışı ile bağdaşlaşan milli kimlik son dönemlerde çıkmaza girmiştir. Çünkü bir taraftan dini otorite ve hükümet toplum tarafından sorgulanmaktadır. Diğer taraftan da Fars tarihsel anlayışı bazı tarihçiler tarafından araştırılarak sorgulanmaya başlanmıştır. Bunların yanı sıra, İran milli kimliği İran’da yaşayan diğer milletler ve etnikler tarafından farklı şekillerde yorumlanmaktadır.
Güney Azerbaycan'da milli faallara karşı girişilen tutuklama eylemleri bütün şiddeti iledevam ederken, Türkçe'nin İran'da resmi dil olması için mücadele eden 2 Türk dergisi Kimlik ve Yoldaş da kapatıldı...
Güney Azerbaycanın milli harekatçıları İran rejiminin sert baskıları altındadır. İnsan haklarını müdafia teşkilatı olan İnsan Hakları Komitesinin verdiyi melumata göre, tahminen 3 ay evvel Tebrizin tehlükesizlik idaresinin emekdaşları tarafindan hebs olunan azerbaycanlı telebelerden yedisi Tebriz şehrininin ümumi rejimli hapishanesina göçürülüp.
“Ögrenci” ve “Azad Tebriz” sitelerinin yaydığı melumatlara esasen, Azerbaycan fealları üç aya yakın müddetde tutulduklari Tebriz ETTELAAT-ının merkezi tecridhanesinde mühtelif işgencelere meruz kalıblar.
Ümumi rejimli hapihaneye göçürülen fealların Feraz Zahtab, Aydın Hacey, Dariyuş Hatemi, Mensur Eminian, Meksud Ehdi, Mecid Makui olduqları bildirilir. Ehsan Necefi ve Seccad Radmehr adlı başka telebelerin ise hala ETTELAAT-ın tecridhanesinde tutulduklari güman edilir. Lakin onlar barede degig melumat yoktur.
Diger melumata göre, “Kimlik” jurnalının ardınca “Yoldaş” dergisinin de fealiyyeti yasak edilip. Her iki jurnal türk dilinin İranda resmi dil elan olunmasını, hemçinin Güney Azerbaycana öz mükaddaratına sahip olma hakkının verilmesini telep edirdi.
İran'da Güney Azerbaycan Türklerinden sonra en büyük ikinci Türk topluluğunu oluşturan Güney Türkmenistan Türklerinin Türkmen Sahra Azatlık Teşkilatı son günlerde Güney Azerbaycan'da...
milli faalere karşı faşist molla hakimiyeti memurları tarafından uygulanan vahşiliği kınayan bir beyanat verdi.
Güney türkmenistan Türklerinin geçtiğimiz ay Londra'da Güney Azerbaycan Türkleri ile birlikte düzenlediği mitinde açtıkları bir pankart
Beyanatta şöyle deniliyor:
İran olarak adlandırılan ülkenin temelinde Farsçılık ve İslam perdesi arkasında şövenist simalar bulunuyor. Bu sebepten İran olarak adlandırılan ülkede 30 yıldır Fars olmayan milletler, özellikle ülkenin % 50'den fazlasını oluşturan Azerbaycan Türkleri bu cani rejimin esas hedefidir ki onlar her alanda yok edilmeye çalışılıyorlar. Bunun esas nedeni tarih boyu Güney Azerbaycan Türklerinin o coğrafyada bütün siyasi gelişmelerin, devrim ve inkılapların beşiği oluşu ve bugün molla hakimiyetinin İran'da yalnız Türklerin eli ile devrilebilecek olmasıdır. Bu yüzden hakimiyet Güney Azerbaycan Milli Azatlık Hareketini mahv etmek için bütün araçlardan yararlanıyor.
Son yıllarda Güney Azerbaycan Türklerinin hareketinin daha da kitleselleşmesi molla rejimini ciddi olarak korkutuyor. Dolayısı ile İran olarak adlandırılan ülkede Güney Azerbaycan'ın milli faallerine karşı baskı ve hapisler artıyor.
Biz Türkmen Sahra Azatlık Teşkilatı olarak bir daha beyan ediyoruz ki, bütün imkanlarımızla Güney Azerbaycan Milli Hareketi'nin yanındayız.
Bütün uluslar arası insan hakları teşkilatlarından İran olarak adlandırılan ülkede Fars olmayan milletlerin bütün medeni ve insan haklarının molla hakimiyeti tarafından bozulmasına karşı çıkmalarını talep ediyoruz.
ben iranin orumiya sehrinde yasayan sunni bir turkum.bu konuda yazan arkadaslarin dikkatini bir yere cekmek isterim oda su iranda yillarca suren mezhebi hukumetler tamamen insanlari asiri dinci yapmistir .ve iran turklerinin onundeki engellerden en buyuku sunni sii kavgalaridir ki bu zaman zaman turklerinde arasinda oluyor.mesela ben turkum ama sunni bir turk bunun icin irandaki sii turkler benim sunni oldugumu anladiklarinda aramizda turkluk bagi artik kalmadigini goruyorum.irandaki turk fars kurt beluc loor ve... sii olduklari icin bir cogununtek bir inanclari vardir oda irani mehdinin gelmesine kadar canlari pahasina korumalari gerekiyor.onlar mehdini bu ulkeden dunyayi yoneteceyine inaniyorlar.ve sunu bilmenizde yarar var ..turkler farslar ve diyerlerinden daha cok dinciler
Biz Türkler''e "Yoksa İran''ın nükleer silah sahibi olmasını mı istiyorsunuz?" diye sormak, bizi bam telimizden vurarak İran''a yapılacak ABD-İsrail askerî müdahalesini meşru görmemizi sağlamayı hedef alan bir "şantaj"dır.
Bu şantaj, Osmanlı-Safevi çatışması, Sünni-Şii sürtüşmesi, İran''daki Türkler''in bağımsız olabilme şansı, İran-PKK ilişkileri gibi yardımcı enstrümanların da eklenmesiyle ve içimizdeki "Amerikan-İsrail muhipleri" eliyle pompalanmakta ve dozu da her geçen gün artırılmaktadır. Harita üzerinde sadece İran''a bakarak veya gözlerinizi yumup sadece İran coğrafyasını hayal ederek karar verirseniz, "manzaranın bütününü" göremezsiniz.
Göremeyince de, yönlendirilmiş olursunuz.
Oysa, kazın ayağı hiç de öyle değildir.
Beyniniz tek bir ülkeye -İran''a- angaje olmazsa ve olup biteceklere daha yukarılardan bakabilirseniz göreceğiniz manzara çok daha farklıdır. Ancak, madalyonun bir de öteki yüzü vardır.
Kabul etmeli ki, burada yazılı olanlar pek de iç açıcı değildir: " İran''ın dış politika hedefleri, ülkedeki rejim değişikliğinden sonra değişmemiş, değişen sadece üslup olmuştur.
Güneybatıya doğru Afrika Boynuzu''na kadar ve kuzeydoğuya doğru da Tacikistan''a kadar uzanan coğrafyada, Şah rejiminde "Pers" olarak uzanılmak istenen her hedefe şimdi "Şii-İslam" olarak uzanılmak istenmektedir. " Nükleer güce sahip olmak, İran''ın siyasi-ekonomik-dinî hedeflerine uzanmasını kolaylaştıracaktır. . *** Bu gerçekleri bir kenara not edip, tekrar madalyonun önceki yüzüne dönelim ve bu gerçekleri gerekçe kabul ederek İran''a yapılacak müdahaleyi hoş görürsek neler kazanacağımızın ya da kaybedeceğimizin hesabını yapmaya çalışalım: " İran aleyhtarı bütün argümanlara rağmen, İran''ın gücü biraz abartılmamakta mıdır? Her şeyden önce, İran''daki Türk nüfusu bazı yazarların yazdıkları gibi (Kemal Yavuz, Akşam, 9 Mart 2005) 10 milyon değildir.
Bu rakam, 35-36 milyon (İran nüfusunun % 51''i) dolaylarındadır ve bu potansiyel "Türkiye''nin İran içindeki nükleer silahı"dır.
Dolayısıyla, bir Türk-Fars çatışmasında zararlı çıkacak taraf İran''dır. " Bu göz ardı edilir ve İran''ın pasifize edilmesi başkalarına bırakılırsa, ABD-İsrail yayılması Irak''tan sonra İran''a ve ardından da Pakistan-Afganistan üzerinden Türkistan Türk cumhuriyetlerine ulaşmayacak mıdır? Siyonist nüfuz alanı bu derece büyür ve Çin''i Orta Doğu-Hazar enerji kaynaklarından tamamen tecrit ederse, Türkiye''nin o meşhur "stratejik önemi" ne olacaktır? " Soğuk Harp yıllarında SSCB''yi güneyden çevrelemek isteyen Yeşil Kuşak''a benzer biçimde, bu yeni "Arap Yarımadası-Türkistan ekseni" Çin''in enerji kaynaklarına uzanmasını engellediğinde, "Türkiye''nin bütününün varlığı"na duyulan ihtiyaç hâlâ devam ediyor olacak mıdır? " Yoksa aksine, çöpe atılmış Türkiye haliyle alternatif arayışlara yöneleceğinden, bunu önleme mazeretine sığınılarak, Türkiye''nin "parçalanması" ve "paylaşılması" planları mı uygulamaya konacaktır? " Sadece bölgesel gözlükle baksak bile, İran rejimi müdahaleyle değiştirildiğinde ve sözde bir demokratik sisteme dönüştürüldüğünde, aynı Şah döneminde olduğu gibi, ABD-İsrail politikalarının her zaman için İran''ı Türkiye''ye tercih edeceğini ve Türkiye''nin ikinci plana itileceğini göremeyecek kadar da uzak görüşten yoksun muyuz? *** Gelelim can alıcı soruya: "Bugün için" kaydıyla, Türkiye''nin menfaatleri nerede? " Türk politikası, her şeyden önce, İran''ın kazanmış olduğu veya kazanacağı nükleer kabiliyeti dengeleyecek arayışlara başlayacak kadar cesaret sahibi olmalıdır.
Bu cesaret doğrultusunda harekete geçildiğinde ise; Pakistan, başta Kazakistan olmak üzere Türkistan Türk cumhuriyetlerinin nükleer silah ve bilim adamı potansiyeli, eski SSCB ülkelerinden kaçırılmış nükleer silahlar, üçüncü nesil tabir edilen taktik-altı düzeyli (bir kısmı çanta tipi) nükleer silahlar gibi şansları karşısında bulacaktır. " İran''daki Humeyni rejiminin, hem de en koyu biçimde, devam etmesi Türkiye için hayatî önem taşır; hatta bir beka sorunudur. " Üstelik, İran''daki dinî rejim, ABD-İsrail ikilisiyle iyi ilişkiler içinde de olmamalıdır. İran''daki ırkdaşlarımız, elbette, bağımsızlıklarına mutlaka kavuşmalı ve Kuzey Azerbaycan ile mutlaka birleşmelidirler.
Bununla da yetinilmeyip, "Türkiye-Birleşik Azerbaycan-Türkmenistan Birliği" (Oğuz (Türkmen) Birliği) mutlaka kurulmalıdır, zira bu, kuzeydeki Kıpçak grubuyla birleşilerek kurulacak "Turan"ın bir önceki adımı olacaktır.
Ama bunların yolu ve şartı, sadece ve sadece "Türk iradesi" ile gerçekleşebilecek olmasıdır.
İran''ın ABD-İsrail boyunduruğu altına girmesi, bizim Turan hayallerimizi yok eder.
Daha da kötüsü, Türkiye Cumhuriyeti için bile risk başlar.
Öncelikle Türk tanımınız nedir buna bir bakmak gerekir.
Şunu bir hatırlayalım hepimiz Adem'den geliyoruz. Adem de ne Türk'tür ne Araptır ne de Germendir.
Asıl ırkımız Adem.
Devamla, dünyanın neredeyse hepsine Türk diye de bakabiliriz, bir Yunanlı hepsi Yunanlı diye de bakabilir. Mesela Avrupa'da kesin doğru şekilde bahsedilen ilk ırk Germenler olarak adlandırılır. Kardanenizin kuzeyinde civarı biryerlerden Avrupaya yayıldıkları sonra da bugünkü Yunan, Alman, İngiliz Amerikan vs vs diye adlandırdığımız ırkları oluşturdukları söylenir. Germenlerin kökler anadolu da olduğu dile getirilir. Avrupa halklarına ilşkin bu ırktan daha önce çeşitli bir ırk telafuz edilmez.
Bu duruma bakarsak Avrupalılar da Türk olabilir öyle mi? Ancak o zaman Türklük diye birşey var mıydı bunu araştırmak gerekir.
Sonuca gelirsek ırklar en başta ortam koşulları ve sonra da insanların kedini farklı tanımlaması ile ortaya çıkar ama Allah'ın yarattığı temel özellikler değişmez, ruh gibi ya da kan, et kas, kemik gibi. Bu bağlamda ırk üzerine bu kadar düşmek yanlıştır, bu bizim kulluktan uzaklaştırır.
Şunu bir hatırlayalım hepimiz Adem'den geliyoruz. Adem de ne Türk'tür ne Araptır ne de Germendir.
Asıl ırkımız Adem.
Asıl Irkımız Adem! Bu Dogru!
O zaman ermenilerle kardeşiz!Yeniden içimize alalım.Yeniden yaşayalım onca katliamı.
Hani kardeşimiz ya karabagı verelim unutalım tamamen!
o zaman farslarda kardeşimiz! Unutalım türkceyi farsca kunuşalım!
Biz bu masalları sovyetler döneminde çok dinledik!Ruslar ,ermeniler, gürcüler türkler, hepimiz "kardeşdik"!Ne oldu sonra?
Yıl 1990 20 ocak: kardeş bildigimiz rusların kizil ordusu Bakü ye girerek katliam yaptı!
Yıl 1992 26 şubat: ermeniler Hocalıya girerek soykırım yaptı!
Bu duruma bakarsak Avrupalılar da Türk olabilir öyle mi? Ancak o zaman Türklük diye birşey var mıydı bunu araştırmak gerekir.
Türklük diye bir şey vardır. Allah insanları kavim kavim yaratmış. Birbirlerini tanısınlar diye. Onlara bilmediğini öğretmiş. Allah'ın bir diğer adı da Rab'dır, Rab terbiye eden eğitendir. Her kavme elçi göndererek kavimleri aydınlatarak onlara yol göstermiş. İlahi yasalara bağlamış.
Türk kelimesi Tür-ök'ten gelir. Orhun abidelerinde Türük olarak geçer. Birleşik bir kelimedir.
Tür: Eski Türkçede soy,kök anlamına gelir. Sümercede Tur/duman: soy, döl,oğul anlamına gelmekteydi.
Ök:Eski Türkçede kozmik inanç, tanrısal inanç anlamına geliyordu.
Türök , Türkçenin ses uyumundan ötürü Türük olarak telaffuz edilmiştir. Daha sonra sondaki ''ü'' sesi düşer ve Türk adı günümüze kadar gelir.
Kelimenin kökünden ve özünden hareketle Türk: Tanrısal inanca sahip, tanrısal törelere tabii , türeyen , döl veren , kendine özgü dili olan bir kavmin özel adı olmuş oluyor.
Orhun yazıtlarında Bilge Kağan'a göre Türklük-Türüklük aynı zamanda bir dindir. Gücünü tanrıdan almaktadır. '' Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım'' der. Az milleti çok kılmak ancak hidayete erdirmekle mümkün olacaktır.
bence iranda deyilde türkiyedemi 35.000.000 iranlı var.Türkide okadar olcagını sanmıyorum ama özelliklede yaz aylarında kayseride iranlı akını vardı.Her yerde ranlılar ögrencileler imamhatip liselerine geliyorlardı.Büyler ise her yerde marketlerde sokaklarda avm lerde kısacası heryerde ama şimdi okadar kalmadı tek tük karşılaşıyorum
İran'ın 4 şehrini gezdim iş için jolfa,bazargan ve tebriz'de inanılmaz derecede Türk soydaşlarımız var ve hepsi Türk ve Türkiye hayranı, ögrendigim kadarıyla da İran'da yaklaşık 41milyon Türk soydaşlarımız var.