1.Azeriler daha çok Doğu ve Batı Azerbaycan eyaletlerinde yaşıyorlar. Azeri milliyetçilerine göre sayıları 30-35 milyonu buluyor. Yani nüfusun % 50’si. Tam tersi cephe ise oranlarını % 25’e kadar indiriyor. Ancak genel olarak uzmanlar İran’da Azeri nüfusun 20 milyonun üzerinde olduğunu kabul ediyor.
2.Bu gün İran adı ile bilinen ülkenin yaklaşık olarak %40’ını ve başkent Tahran’ın en düşük tahminlere göre %60’ını Türk nüfusu oluşturmaktadır.
Milliyetçiler nüfusu her zaman abartırlar!Onları baz almak ciddi hata olur.
Türkiye'deki bazı farklı anadilli grupların kendi nüfusları hakkında verdikleri rakamları siz de biliyorsunuzdur. Mesela bazı gürcüler Türkiye'de 4-5 milyon gürcü olduğunu iddia ediyorlar, biraz insaflıları 2-3 milyon, en insaflıları ise 1,5 milyon rakamı telaffuz ederler, Daha aşağısını telaffuz eden bulamazsınız. Gerçek rakam nedir sizce?
Ben zaten yazımda her iki tarafın görüşlerini bildirmekle beraber şöyle ilave etmiştim-
Alıntı:
Ancak genel olarak uzmanlar İran’da Azeri nüfusun 20 milyonun üzerinde olduğunu kabul ediyor.
İran da sadece türk dili bilmekle ülkenin her tarafında kolayca konuşa bilirsiniz!Tahran gibi şehrin %60 ı türk , Tebriz Urmiya Hoy Zencan Maraga Erdebil vb şehirler %100 türk tür!
İran gerçek türk nufusu rakamlarını hayatta vermez!Ama bir rakam isterseniz en düşük tahminlere göre 15-20,en yüksek tahminlere göre ise 30-35 milyondur!
Fikrinden geceler yata bilmirem
Bu fikri başımdam ata bilmirem
Neyleyim ki sene çata bilmirem
Ayrılık,ayrılık aman ayrılık
Her bir derdden olur yaman ayrılık
Uzundur hicrinden kara geceler
Vurubdur gelbime yara geceler
Bilmirem men gedim hara geceler
Ayrılık,ayrılık aman ayrılık
Her bir derdden olur yaman ayrılık
Iran ve Turkiye Osmanli ve Safavi devletlerinin varisleridir ve aralarindaki sinir ortacag/din toplumlarina uygun olarak Irk ayrimina gore degil, mehzep ayriligina gore bolunmustur.
Nazi'ler için kurulan Nürnberg mahkemesi, aynı türden insanlık suçunu işlediği artık itiraf edilen Komünizm'in suçluları için henüz kurulmadı. Ancak rejimin şiddetli döneminde dahi haksızlığa susmayan meçhul adamların hayat hikayeleri KGB'nin tozlu raflarından inmeye başladı. 1945’de ayaklanarak İran’da Azerilerin kurduğu ve 8 ay yaşayan Türk devletini kimse bilmez, kahramanı başbakan Mehmet Birya’yıda. Onun başına gelenler bir insanlık dramıydı.
Aşağıda okuyacağınız gerçekten yaşanmış olaylar ve kahramanımız Mehmet Birya'ya ait bilgiler, henüz KGB arşivlerinden 7 yıl once çıkarıldı. Gazeteci–yazar milletvekili Rafael Hüseynov'un 70 şahidi konuşturarak ve KGB belgelerine dayanarak hazırladığı araştırma kitap, tozlu kütüphane raflarına kaldırıldı bile. Bu araştırma için Hüseynov İran, Türkiye, ABD, Kanada ve Sibirya'da iz sürdü.
Kahramanımız İran'da özerk statüsü ile 1945'te kurulan ve 8 ay devam eden Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin Başbakanı Mehmet Birya'dır. Birya,yani adının manası ile müsemma riyasız adam. Haksızlığıa başkaldıran,inançsız,baskıcı, kuralsızlığı kural tanıyan, sahtekar ideolojilerle barışmayan, hiç susmayıp sesini yükseltiği için hep çile çekmiş, cefakâr insan. 30 yılını İran, Azerbaycan ve Sibirya hapishanelerinde geçiren devasa bir kişilik, yılmak bilmeyen mücadeleci bir ruh.
Mehmet Birya, Tebriz'de fakir bir ailenin çocuğu olarak doğar. İşi, mesleği o dönemde "Çarkıfelek " denilen bir çocuk oyuncağını döndürerek çocukları eğlendirmekten ibarettir. Bir gün başbakan olacağından, feleğin çarkını hakkında nasıl döndüreceğinden habersizdir. Mücadeleci kişiliği, engin zekası ve safdilliği sayesinde halkın sevgisini kazanır. Fars şovenizmine karşı yürütülen mücadelede de en önde yer alır. 8 ay süren Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nde başbakanlık yapar. Farslıların hükümeti devirmesiyle isyan girişiminden 10 yıl hapis cezasına çarptırılır. Tüm akrabaları öldürülür. Hükümeti destekleyen 200 bine yakın Güney Azerbaycan Azeri Türkü kuzeye bugünkü Azerbaycan'a kaçar. Ancak Sovyet anlayışına göre onlar vatansızdır. İran'dan kaçan tüm Azerileri Sovyet yönetimi " Hiçbir yerin vatandaşı " statüsünde bir pasaport vererek tecrit eder, normal vatandaş haklarından mahrum yaşatır. İran'da hapis cezasını dolduran Birya, Azerbaycan'a gider. Sovyetleştirilen soydaşlarının acısını yüreğinde duyar.
Komünizm'den başka herşeyin yanlış olduğu bu toplumda aykırı seslerin vahşice susturulduğunu bilmesine rağmen, susmaz. Acımasız Sovyet Lideri Stalin'e ve Azerbaycan Komünist Parti Birinci Sekreteri Mircefer Bağırov'a birer mektup gönderir. Birya, mektubunda şunları yazar: " Azerbaycan'a bağımsızlık verilmelidir. Rus ordusu ülkemizi terketmelidir. Azerbaycan'ın devlet dili Türkçe olmalıdır. Ülkemizden Ermeniler,Yahudiler ve Gürcüler çıkartılmalıdır. Çeçenistan bağımsız olmalıdır. "
Stalin'in " Bu adam çok akıllı. Öldürmeyin, ama kontrol altında tutun. " talimatına rağmen Birya, KGB zindanını boylar. Rus asıllı KGB müfettişi Birya'yı gönderdiği mektuplar nedeniyle sorguya çeker. Tamamen KGB belgelerine göre şu cevabı alır: " Azerbaycan er geç bağımsızlığını kazanacaktır. Rus ordusunun sürekli bu ülkede kalması mümkün değildir. Bizim halkımız istibdata uzun süre dayanamaz. Ermeniler, 1905, 1918 ve 1945'de bizleri katletti. ( Şimdi 1988,1992–1994 ) Bakü'de en zengin olanlar köşebaşlarında en üst düzey görevleri de işgal etmişler. Onlar halkımızın düşmanıdýr. Gürcüler, İran'da son Türk hakimiyetini yıktı, bunun için ülkemizden çıkmalıdır. Yahudiler din düşmanımızdır. Kudüs'te gözleri var, müslüman topraklarını işgal ediyorlar. Ülkemizin ticaretini de ele geçiriyorlar; çok tehlikeliler. Çeçenlere bağımsızlık vermezseniz, onlar onsuzda savaşarak bunu elde edecekler. Kuzu kuzu razu olun, boş yere kan dökmeyin. Rus ordusu ülkemizi terketsin, ama Ruslar ülkemizde kalabilir. Onlara henüz ihtiyacumuz var. "
Birya'ya 10 yıl hapis cezası verilir. Sibirya'da Tenboy kentine gönderilir. - 30–-60 derecedeki soğuğa dayanamayan Birya, Azerbaycan'ın Komünist Parti sekreterliğine yeni getirilmiş genç lider Haydar Aliyev'e bir mektup yazar. Şiirvari mektubunda Birya, KGB'deki aslına göre Aliyev'e şöyle seslenir:
" Ağrınalım ( İki gözüm) Haydar Ağa. Tebriz hara (nere),Tenboy hara. " Oldukça uzun olan bu esprili mektupdan etkilenen Aliyev, Birya'yı getir, Azerbaycan'ın Şamahı kentine yerleştirir ve sessizce yaşamasını ister.
Şamahı'daki camide görev verilen Birya, mollaların Kur'an'ı yanlış okumasına ve dini bilmemesine kızar. Birya'nın müdahalelerinden bıkan mollalar Aliyev'e Birya'yı şikayet ederler. Bu arada Humeyni 1979'da İran devrimini gerçekleştirir. Humeyni'nin Azerilere özerklik ve Türkçe'nin resmi dil olacağı vaadinde bulunduğunu öğrenen Birya, büyük bir umutla İran'a geçer. Ancak Humeyni sözünde durmaz. Azeriler yine ezilen, mağdur edilen güya azınlıktır. Ama nüfusları 20 milyonu bulmuştur.
Birya, yine dayanamaz ve yüksek sesle haykırır, gerçekleri dile getirir. Devrimi Koruma Muhafızları onu yaka paça götürürler Birya'yı, hapse atarlar. 10 yıl hapis cezası alır. Ve Birya böylece sırra gadem basar. İran'a geçmeden önce onu en son Azerbaycan'ın sınırdaki Astara kentinde gören ve 1,5 saatlik konuşmasını teybe kaydeden şahitlere Birya şunları söyler:
" Ben hayatda çok mesut oldum. Çektiğim çileler bana bir saniye gibi geliyor. Mücadelemi herşeye rağmen sürdüreceğim. "
Birya, İran hapishanesinde 70’ini geçtiği halde soğuk betonlardfa yatırıldığı için zatürre olur ve hastalıktan, açlıktan ölür. Birya, dünyada bir tek kendisi kalsada haklı olan davasını devam ettirebilme dirayet ve azminde olan örnek bir ruh. Tüm olumsuzluklara rağmen haksızlığa susmayan meçhul adam olarak tarihe geçti. Onun bu onurlu mücadelesini meçhulluktan çıkartıp, yüreği Türklük–Müslümanlık için yananlara sunmakta bizim vazifemiz...
Malum, İran çokuluslu bir ülke. Orta Asya’nın Kapısı olan coğrafyanın talihi ne zaman karardı derseniz, bunun cevabı sır değil: 1925. O zamana kadar değişik etnik ve inanç gruplarının barış içerisinde yaşamakta olduğu ülkede 1925 yılında İngiltere’nin desteğinde Rıza Han’ın gerçekleştirdiği darbeyle Türk asıllı Kacar hanedanı devrildi ve yerine Fars asıllı Pehlevi sülalesi geçti. Fars milliyetçisi olarak bilinen Pehlevi sülalesinin iktidarı ele geçirmesiyle de İran’da yaşayan halklara sistemli bir şekilde baskı ve asimilasyon uygulanmaya başlandı.
1979’da gerçekleşen İslam devrimi bu siyaseti terk etme sözü verdiyse de
kayda değer bir gelişme olmadı, hatta mollalar?zaman içinde Pehlevi siyasetini benimseyip izlemeye başladılar..
Türklere gelince; İran nüfusunun neredeyse yüzde kırkını oluşturan Türkler, Kacar Hanedanı’nın devrilmesinden bu yana yitirdikleri hakları geri almak için mücadele ediyorlar. Her sene gerçekleştirilen Babek Kalesi Yürüyüşü de bu talebin ifadesi..
Keliber kentinin yakınlarında Tebriz şehrinin 300 km kuzeyinde bir kale Babek.. 8. yüzyıldan itibaren Araplara karşı verdiği mücadeleyle ünlenen Babek Hürremdin’in üssü olan mekâna yürüyüş, önceleri kültürel mahiyetteyken 2002’den itibaren öğrenci gruplarının katılımı ve yönlendirmesiyle siyasi nitelikte kitle gösterisine dönüştü... Ve Tahran tepki göstermekte gecikmedi.. Önce yürüyüşle ilgili haberlere basında sansür uygulanmaya başlandı, ardından Türklerin kalede içki içip eğlendikleri ve taşkınlık yaptıkları iddiasıyla soruşturmalar açıldı... Nihayet geçen sene Besic ve Devrim Muhafızları askeri tatbikat bahanesiyle kalenin etrafında toplanarak oraya gelenleri taciz ettiler.
Bu kadarla da bitmedi tabii.. Bir kısım molla, Babek’in kişiliğini, inanç dünyasını gündeme getirdi.. İslam dışı sapkınlığı temsil ediyordu Babek Hürremdin, dolayısıyla dinsizdi.. Başlattığı isyan ölümünden sonra yaklaşık bir asır devam eden Babek’in, savunduğu Zerdüşt inancı dolayısıyla değil milli kahraman kimliği ve direniş simgesi olması sebebiyle anıldığı anlatılması perdelendi. Din adamlarından halka çağrı yaparak yürüyüşe katılanları inanç dünyalarının gölgeleneceği, sapkınlığa düşecekleri konusunda uyarmaları istendi... Diğer yandan Fars tarihçiler de onun Arap ordularına direnişinin gerisinde Fars kimliğini koruma kaygısının yattığı tezini işlemeye başladılar... Ve neticede geçtiğimiz günlerde başta Tebriz olmak üzere pek çok şehirde Babek Kalesi yürüyüşüne önderlik ettiği bilinen isimler tutuklandılar...
Bu yıl yürüyüşün mayıs ayında gerçekleşen protesto gösterilerinin bastırılması sırasında polisin sergilediği aşırı şiddet sonucu ölen gençlerin kırkıncı gününe rastlaması tedirgin ediyor Tahran yönetimini.. Önümüzdeki
hafta Babek Kalesi’ne gitmek için yollara düşecek İran Türkleri yitirdikleri gençleri de anacaklar. Bölgeden gelen haberlerde bu defa ‘kene tehlikesi’ yüzünden Babek Kalesi çevresinin karantinaya alınacağı dahil pek çok dedikodu var... Son olarak hemen ifade edeyim ki Tahran’ın başında sadece Türk sorunu yok.. Kürt azınlık dolayısıyla PJAK’la ve Güney doğu İran’da yaşayan Beluci halkın özgürlük talebini yansıtan Cündullah Örgütü’yle de çatışıyor İran...
21. yy Başlarında Güney Azerbaycan Bağımsızlık Harekatı
Güney Azerbaycan Bağımsızlık Harekatının başını çeken GAMOH (Güney Azerbaycan Milli Oyanış Hareketi) 1995 yılında Türklük İdealizmi çerçevesinde Mahmut Ali Çöhregani’nin başkanlığında kurulmuştur. 2002 yılından sonra yurt dışına taşmış bu harekat çeşitli ülkelerde büro açmış ve uluslararası bir boyut almıştır. Şu anda GAMOH’un harici ülkelerde, Azerbaycan’da, Türkiye’de, Avrupa’da ABD ‘de 24 temsilciliği-Bürosu- faaliyet gösteriyor. GAMOH, Birleşmiş Milletlerin çeşitli komisyonlarının, bir çok uluslararası kurumların, Avrupa Birliğinin, Avrupa Parlamentosunun, ve demokratik devletlerin tanıdığı uluslararası teşkilatlardandır.
Güney Azerbaycanda 1995 yılında başlayan Milli Uyanış Harekatı zamanla milyonlarca insanı Türklük ve bağımsızlık düşüncesi çerçevesinde toplamış ve günden güne büyüyen bir teşkilat olmuştur ki 22 Mayıs 2006 da Tebriz, Urumiye, Zencan, Meraga, Erdebil, Halhal, Bicar, Koçan, Şiraz, İsfahan, Mahabad, Tahran ve hatta dinî merkez Kum’da yapılan büyük mitingde milyonlar sokağa dökülmüş bu miting İran tarihindeki en büyük mitinglerden birisi olmuştur.
Milyonlarca Güney Azerbaycan Türkünü sokağa döken mitingler 12 Mayıs 2006 Cuma günü İran’da Devletin resmi haber ajansı İRNA’ya bağlı İRAN adlı gazetenin “İran–ı Cuma” adlı gençlik ekinde yer alan bir karikatürde Azerilerin hamamböceğine benzetilmesiyle başladı. Türkler’e hakaret içeren bu yazı ve karikatürün yayınlanması Güney Azerbaycan Türkleri için bardağı taşıran son damla olmuştu. Tepki hareketleri, çoğu üniversiteli olmak üzere gençler tarafından başlatıldı. Türk asıllı öğrenciler bir çok bildiriler yayınladılar. Bildirilerde Türklüğün İran Devleti’ne bugüne kadar olan katkıları vurgulanarak ‘Biz tarih boyunca muhafaza ettiğimiz devlet’in dönüp de Türkler’e saldırmasına müsaade etmeyiz. İçteki ve dıştaki Pan İran yanlıları ve Fars şovenleri unutmasınlar: Şah’ı kovabildiğimiz gibi, bize karşı duran diğer güçlere de cevap verebiliriz! deniliyordu.Tepkilerin yoğunlaşması üzerine söz konusu gazete, İran Türklerinden iki defa özür diledi. Ve sonunda kapatıldı. Yöneticileri tutuklandı. Ne var ki Türk grupların sözcüleri, bu hakaretin özür ile geçiştirilemeyecek kadar önem taşıdığı ve uzun yıllardır devam eden sistematik aşağılama ve baskıların bir uzantısı olduğunu belirterek başta cumhurbaşkanlığı ve kültür bakanlığı olmak üzere devlet kurumlarının da özür dilemesi gerektiğini belirttiler.
Türklerin protesto gösterilerine İran’da yaşamakta olan diğer etnik gruplardan da destek gelmeye başladı. Söz gelimi İran’daki Arap kökenlilerin oluşturduğu Arap Halkının Demokratik Cephesi örgütünün sözcüsü Refik Ebu Şerif, yayınladığı bildiride ‘Biz son olayları kınayarak Arap Ulusu’nun Türkleri desteklediğini açıklıyoruz’ dedi.
Son olarak 23,06,2006 da öğle saatlerinde Tebriz’de 8 banka binası ve çok sayıda benzin istasyonu ateşe verildi. Tebriz ve Urumiye’de İRAN gazetesinin büroları yakıldı. Emniyet Kuvvetleri, halkın üzerine ateş açtı. 100 e yakın yaralı 60 civarında tutuklu ve 20 ye yakın insan öldü.
Mayıs ayının son derece hareketli geçmesi İran yönetimini Güney Azerbaycan Türklerine karşı daha da dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyardı.İran yönetiminin çekindiği nokta ABD’nin başta Azerbaycan Türklerini olmak üzere İrandaki diğer etnik gurupların İran yönetimine karşı kışkırtmasıydı.Bunun için hemen birtakım önlemler alma yoluna gitti. Önce GAMOH lideri Mahmut Çöhraganlı’yı Türkiyede yakalatıp tutuklattı ve ardından Günaz TV Türksat uydusundan çıkarıldı. Azerbaycan ve Türkiye medyalarının konuya ilgi göstermemeleri de bunlardan birisi olabilir.
The Washington times gazetesi 22/07/2006 da “İranda bağımsızlık istekleri artıyor” diye bir başlık attı. Bu başlık ABD`yi çok sevindirdi Çünkü İran’da artan bağımsızlık hareketleri ABD tarafından desteklenecek İrandaki azınlıklar İran yönetimine karşı cephe alacaktı. Bu da en çok ABD’nin işine geliyordu.Çünkü ABD İrana askeri yönden bir müdahale ettiğinde karşısında içerideki azınlıklarıyla tek vücud olmuş bir İran görmek istemiyor.Tıpkı Iraktaki gibi ne kadar etnik fark varsa o kadar ülkeye sahip olmak tez ve kolay olacaktı.
Hakan Kaygusuz’un 25/05/2006 da İstanbulda Mahmut Çöhreganlı ile yaptığı röportajda ABD ile GAMOH arasında bır anlaşmanın olmadığı ama bu olmayacağı manasına gelmediğini belirterek adeta İran’a aba altında sopa göstermeye çalışıyordu.Mahmut Çöhreganlı 30 gün boyunca ABD de kaldığı zaman içerisinde 100 e yakın ABD’li bürokrat ile görüştüğünü fakat Türkiye’nin kendisini dikkate almadığından yakınıyordu.
05/06/2006 da Güney Azerbaycanda değişik kişilere ABD’nin İran’ı vurması halinde ne yapmayı düşündüklerini sordum.Aldığım cevaplar ise Güney Azerbaycan Türklerinin ABD tarafından bir maşa gibi İran yönetimine karşı kullanılmak istenmediğini ama şartların bunu zorlayabileceğini, bağımsızlık isteklerinin ABD kökenli olmadığını ve 1900’lü yıllardan beri zaten bağımsızlık mücadelelerini sürdürdüklerini söylediler.Hatta bu kişiler nisanda bağımsızlık isteklerini erteleyerek Irak-İran savaşında olduğu gibi bir bütün olarak ABD ye karşı savaşmaları gerektiğini söylediler.
ABD’nin İranı vurmasındaki amaç Güney Azerbaycan’a ya da İran’daki Kürtlere bağımsızlığını kazandırmak değil aksine İran’ın yer altı ve yerüstü kaynaklarına sahip olmaktır.Şunu unutmamak gerekir ki eğer ABD Güney Azerbaycan Türkleri’nin veya İran’da yaşayan Kürtlerin Bağımsızlık harekatını destekliyorsa bu tamamen kendi çıkarları içindir.Tıpkı Ermenistana yardım ederek Azerbaycanın güçlenmesini istemeyen İran gibi.Türkiye açısından düşünecek olursak komşumuzun ABD olmasından İran olması geleceğimiz açısından daha iyi olur.Çünkü bilindiği gibi ABD Irak’ı işgal etti İsrail Suriye’yi işgal etme planları içerisinde.Eğer ABD bir de İran’ı işgal ederse Türkiye tamamen çember içerisine alınmış bir ülke konumuna düşecek ve çemberi kuranların dediklerini de ister istemez uygulamaya koyacaktır. Aslına bakılacak olursa buradan şöyle bir sonuç ta çıkabilir.ABD’nin 30 milyon Güney Azerbaycan Türkünü destekleyerek İran’ı zayıflatma politikası ilerde Türkiyeyi de zayıflatabilir.Burada ABD tarafından Türkü Türk’e karşı kullanma politikası da uygulanabileceğini unutmamak lazımdır.Güney Azerbaycan Türkiye için stratejik bir konumdadır bunun nedeni de Türkiye’nin güney Azerbaycan’dan tüm Orta Asya’ya ve Orta Doğu’ya ulaşan bir istikamette olmasıdır.Güney Azerbaycandan Kuzey Azerbaycana, Hazara ve oradan da diğer Türk devletlerine ulaşılabilir bu da bir nevi Türk cumhuriyetleri arasında sınırların kalkması, Ermenistan’ın köşede daha da sıkışıp kalması demektir.Sizce ABD böyle bir gelişmeye müsade eder mi? Ve Güney Azerbaycan’ın bağımsızlık haraketlerini desteklerken, ilerde böyle bir gelişmenin oluşacağını hesap etmiyor olabilir mi?
Bence Güney Azerbaycan Türklerinin İran-Irak savaşında Irak’a karşı topyekun hareket ettikleri gibi ABD ye karşı da ağırlığını ortaya koyarak İranı desteklemeleri lazımdır.Çünkü ABD nin İran’ı ele geçirmesi Güney Azerbaycan’ın özgürlüğe kavuşması demek değildir aksine Güney Azerbaycan topraklarının da ABD’nin eline geçmesi demektir.Unutmamak lazımdır ki bugün İran’a karsı Güney Azerbaycan Türklerini kullanmaya çalışan ABD yarın da Güney Azerbaycan Türklerine karşı İrandaki kürtleri kullanacaktır.Eğer Türkiye konuya el atmazsa ve Güney Azerbaycan Türklerine arka çıkmazsa,Güney Azerbaycan kendisine arka çıkanların yanı ABD’nin tarafına kayacaktır.
Olaylara bu bağlamda baktığımız zaman gerçekten durum çok vahim.Bir tarafta düşmanımız Ermenistan’a milli çıkarları uğrunda yardım eden Müslüman İran,bir taraftan ‘’Azınlıklara Özgürlük’’ palavrası altında İrandaki azınlıkları kışkırtmaya çalışan ABD, Bir taraftan 100 yıla yakın bağımsızlık diye kavrulan fakat seslerini ABD den başka kimsenin duymak istemediği Güney Azerbaycan, Bir taraftan kendi yağıyla zor kavrulmaya çalışan Azerbaycan ve bir taraftan ise Iraktan sonra Suriye ve İran’ı alarak çember içine alınmaya çalışılan Türkiye…
SONUÇ olarak ABD’nin İran’ı vurması halinde belki Güney Azerbaycan diye bir Türk devleti kurulacak ama ya sonrası? Bence esas sorunlar o zaman başlayacak.Türkiye Güney Azerbaycan’ın Musul yada Kerkük’e benzemesini istemiyorsa bu duruma biran önce müdahale etmelidir.
İran İslam Cumhuriyeti: “İranlılığın Mezhepleştirilmesi”
Fars milliyetçiliğinin dini-milli boyutu, 1979 devriminden sonra İran İslam devleti tarafından resmi ideoloji olarak benimsenmiştir. Kurulan yeni rejim İslam’da etnik gurupların eşitliğinden bahsetse de Farslığını korumaktadır. Din ve millet ilişkilerine farklı boyutlar kazandırarak İranlılık ve Şialık üzerinde durulmaktadır. Bu çerçevede İran milli kimliğinin ortaya çıkışında Safavilerin önemi ve yeri vurgulanmaya çalışılıyor. “ Safaviler devleti kurulduğu günden itibaren ve resmi mezhepten Şialık sayesinde, Osmanlı imparatorluğu karşısında durabildik. Yani dini söylem uygarlığımızın korunmasına yardımcı oldu”. Safaviler, İran kimliğini koruyan ve Şialık ile ona süreklilik kazandıran bir devlet olarak görülmüştür. “Osmanlı imparatorluğunun kuruluşu ve Sünnilerin halife olması İranlıların eski dönemlerine dönüşü, yani Turanlılara karşı mücadeleyi gerektirdi. Safavi ve Osmanlıların aynı boy ve dilden olmalarına rağmen, mezheplerin ve kültürlerin farklılığı sonucunda Safavilerin ilk Şahı Şia mezhebini “devlet ideolojisi” yada İranlılığın manevi kimliğinin belirleyicisi olarak ilan edilmesini doğurdu.Görüldüğü gibi Şia mezhebi İranlılığın bir parçası olarak gösterilmeye çalışılıyor.Özellikle devrimden sonra bu proje yani Şia’nın İranlılaştırılması devlet ve düşünürler tarafından yürütülmeye başlatıldı. Safavi devleti üzerine vurgu İran milli kimliğinin koruyuculuğu ile yetinmeyip eski İran’ın yeniden ortaya çıkışı olarak değerlendiriliyor.Şia mezhebinin özünün İranlılık ruhu ile iç içe olduğu savı gündeme gelmiştir. Bu yaklaşımlarda Şialık olgusu İranlılık kimliği içerisinde sunulmaya çalışılıyor. Şialarda üçüncü İmam ve Kerbela şehidi Hüseyin’in eşi İran şahının kızı olma tezi de bu yaklaşımlar çerçevesinde ortaya atılmıştır. İranlılık olguları Şialaştırılmıştır ve Şia olguları da İranlılaştırılmıştır. Hatta Nevruz bayramını bir İslam bayramı olarak kanıtlamaya çalışıyorlar. İslam ve Zerdüşt dinleri arasında benzerlikleri orta koyarak dini-milli kimliğin oluşmasını sağlıyorlar. Kerbela şehidi Hüseyin’in yas günlerinin Siyavuş’a sağlanan yas günleri arasında kültürel benzerlikler olduğunu iddia etmeleri topluma yalan bir tarihsel anlayış sunmaktan başka bir şey değildir.1979 devrimi eski İran ile karşılaştırılarak eski İran’da İrec’in kanı nasıl merkez olduysa İslam devrimi döneminde de Hüseyin’in kanı merkez olmuştur. İran İslam döneminde dini-milli akımının ortak olarak paylaştığı diğer bir konu da Fars dili olmuştur. Fars dili İran milli kimliğinin çekirdeğini oluşturmaktadır. “ Uygarlığımızın en bariz öğelerinden olan Fars dilini yaymalıyız. Dolayısıyla dini düşünce ve kültürel çaba Fars dilinin korunmasını ve savunulmasını gerektirmektedir”.Sadık Zibakelam reformist hareketin düşünürlerinden İran milli kimliğini ve milli birliğini tanımladığı zaman, dil( Farsça), kültür, mezhep(Şia) ve coğrafi sınır olgularını göz önünde bulunduruyor. Dini aydınlanmanın son kuşağı olarak tanınan Abdülkerim Suruş ise, Fars dilini İran milli geleneğinin en önemli temellerinden biri olarak görüyor. Yine İran reformist hareketinin önde gidenlerinden Celayipur İslam, Fars dili ve siyasi tarihin bütünlüğünü İran milli kimliğinin temelleri olarak nitelendiriyor. Fars Dil Kurumu yıllardır İran’da sağ kesimin elindedir. Başkanı şu anda İran meclisinin başkanı olan G.Ali Haddadadil’dir. Fars Dil Kurumunun tüzüğünde Fars dili şöyle tanımlanıyor: “ Fars dili İslam dünyasının ikinci dili ve İslam uygarlığının edebi-bilimsel kaynaklarının anahtarıdır. İran milletinin kültürel kimliğinin temellerindendir. Anayasanın 15. maddesinde olduğu gibi İran milletini ortak ve resmi dilidir”.