tr.wikipedia'ya göre Güney Azerbaycan,Doğu Azerbaycan,Gilan,Kazvin,Zencan ve Erdebil'in toplam nüfusu 12-13 milyon ediyor.siz nerden buldunuz 25 milyon rakamını?
İran Ekonomisinin Genel Görünüşü ve Tahran Çarşısı (Tahran Pazarı)
Eskiden beri diğer doğu toplumları gibi tarım ve hayvancılık ekonomisine dayanan İran ekonomisi 19.yy’dan itibaren petrol faktörünün ortaya çıkmasıyla büyük değişime uğramıştır. İlk yıllarda batılı süper güçler özellikle İngiltere’nin kontrolünde olan İran petrolünün 1951 yılında Türk soylu bir Kacar şehzadesi olan, dönem başbakanı Dr. Musaddık’ın çalışmaları sonucunda millileşmesi ile İran ekonomisinin petrol gelirine bağlanma süreci başlamıştır. 2.Pehlevi Muhammet Rıza Şah dönemindeki Amerikan güdümündeki bağımlı sanayileşme bile İslam devriminden sonra duraklamıştır. Esasen devrimin başına geçen mollaların “ İslam ekonomisi” anlayışından kaynaklanan Serbest Piyasa ekonomisi veya tam anlamıyla ifade edilmek istenirse “Çarşı (Pazar) Ekonomisi” devrim ve hemen sonrası savaş şartlarından dolayı İran ekonomisinin iskeleti haline gelmiştir. Her ne kadar son yıllarda İran devleti petrol gelirine bağlılığı azaltma ve sanayini geliştirme çabasında bulunsa da yene de bozuk alt yapı ve İslam ekonomisi anlayışı gereği bir türlü Serbest piyasa Ekonomisi (Çarşı Ekonomisi) ilkesinden vazgeçilememesi köklü bir değişimi önlemektedir. Hala her seneki devlet bütçesinin %90-95’ini petrol geliri oluşturmakta, vergi sistemi oturtulamamaktadır.
Devrimden önce de İran ekonomisinde oldukça etkili olan ve Şii geleneği gereği devlete değil din adamlarına bağlı olan Tahran çarşısı devrimin sonuçlanmasında rolü olmuştur. Halk tarafından her zaman saygıyla karşılanan çarşı esnafı dini devrim yanlısı din adamlarını finanse etmiş, din adamlarının çizgisinin dışına çıkmamıştır. Çarşı esnafı genellikle avam kitle hareketlerini organize etmekte din adamlarının yayında yer almış, onlara aktif destek vermiştir. Zaten mollalar da esnafı din adamlarından sonra toplumun ikinci önde gelen katmanı olarak tanımlayan Şii kültürüne dayalı toplumsal düzeni savunmakla esnafın çıkarlarını savunmuş oluyorlardı.
Bazısı bilinen fakat bir kısmı daha perde arkasına saklı olan nedenlerden dolayı, İslam devrimi başarılı olmuş ve devrimden sonra yine de mucizevî! bir şekilde belli bir ekole bağlı din adamları bütün rakipleri kısa sürede darmadağın ederek iktidara geldiler.
Devrimden sonra yönetimin iskeletini birinci sırada din adamları ve ikinci sırada çarşıdan çıkan esnaflar oluşturmuştur. Dolayısıyla da dini kurumlardan sonra başta Tahran olmak üzere büyük kent merkezlerindeki çarşılar rejimin dayanakları ve kaleleri haline gelmiştir. Devrimden sonra bir anlamda iktidar simgesi olan dini medreselerle haklın arasındaki halka haline gelen çarşı daha da önem kazanmış ve doğrudan büyük kent merkezlerinin kalbi haline gelmiştir. Öyle ki simgesel olarak büyük şehirlerde çarşının açık olması ve çalışması şehirde hayatın devam etmesi, çarşının kapanması ise şehrin resmen tatilde olması anlamına gelmiştir.
Çarşıdan çıkıp yönetim kadrosu haline gelen eski esnaflar çoğunlukla çarşı ile ilişkisini kesmemiş, kurdukları bazı kuruluşlar vasıtasıyla ülke sermayesinin döndüğü çarşının ve dolayısıyla şehrin nabzını ellerinde tutmaya çalışmışlar. Bu kuruluşların en etkini “Heyet-haye Mutelife-ye İslami” (Birleşmiş İslami Heyetler) adı ile bilinmektedir. Bu kurum bütün ününe rağmen kırmızıçizgilerin içinde yer almakta ve hakkında her hangi bir araştırma veya bilgi edinilmesi son derece zordur. Kuruma mensup kişiler genelde resmi bir görev almamaları halde son derece güçlü adamlardır. Bademçiyan ve Askerovladi kurumun önde gelen isimleridir.
Fakat son yılların İran’da bütün alanlarda ve her yerde olduğu gibi Tahran Çarşısı ve diğer büyük kent merkezlerindeki çarşılarda da genç nesil ile devrim kuşağı arasında ciddi bir kopukluk meydana gelmiştir. Başta ekonomik baskı ve bıktırıcı toplumsal sıkıştırmalardan yorulan genç kuşak devrim kuşağının ve İslami yönetimin normlarına uymamakta ve zaman zaman geri tepmektedir. İran’ın iki temel taşı ve toplam nüfusun %85’ini oluşturan Türk ve Fars kitlelerini birbirine bağlayan halka olan Şiilik İran’ı formalaştıran ve ayakta tutan tek etken olmuştur. İslam Cumhuriyetinin verdiği sözleri tutamaması ve devrimin gerçek yolundan sapması sonucunda Şii mezhep anlayışına dayanan siyasi İslam ideolojik krize uğramış, halk nezdinde meşruiyetini ciddi boyutlarda kaybetmiştir. Bu meşruiyet kaybı dairesi çarşı esnafını bile içine alabilmiştir.
Bu gün Tahran Çarşısı ve diğer büyük çarşılar parmak sayısındaki yaşlı ve sisteme bağlı eski esnaf tarafından kontrol edilse de bazen çarşıda rejim açısından istenmeyen olaylar yaşanabilmektedir. Bu olayların en çarpıcı örneği Mayıs 2006’da Güney Azerbaycan’da meydana gelen genel ayaklanma sırasında görüldü.
tr.wikipedia'ya göre Güney Azerbaycan,Doğu Azerbaycan,Gilan,Kazvin,Zencan ve Erdebil'in toplam nüfusu 12-13 milyon ediyor.siz nerden buldunuz 25 milyon rakamını?
yazdıgınız site herhalde iran yetkililerinin açıkladıgı rakamı yazmış!
Daha önce de söylediğim üzere Tahran’ın tamamında olduğu gibi köken açısından Tahran Çarşısı’nın en etkin gurubu Türklerdir ve hatta bugün Tahran Çarşısı’nın dili Farsçadan daha çok Türkçedir. Bu demektir ki Tahran Çarşısında nerdeyse herkes Azerbaycan Türkçesinde konuşur. Tahran çarşısından çıkan devlet adamlarının da bir kısmının etnik mensubiyetleri Türk’tür. Ancak bu adamların Türkçe bilmelerine ve konuşmalarına rağmen Türklük şuurundan yoksun olduklarını söylemek mümkündür. Genel anlamda Tahran’da yaşayan orta yaş ve üstü Türk nüfusunun siyasi anlamda Türklük şuuruna sahip olduğu söylenemez.
Her ne kadar Tahran ve diğer önde gelen sanayi ve ticaret merkezlerinde Türkler etkin hale gelseler de anavatan Azerbaycan’da durum hiç bir zaman ciddi anamda iyileşmeyip her zaman ülke normlarının altında kalmıştır. Bu hususun başlıca nedenleri vardır ki konumuza dâhil olmadığından bu nedenlerin üzerinde durmayacağız. Kültürel ve milli tarih bazında yüzde yüz ve tam şekilde dışlanan ve hatta hor görülen Azerbaycan Türklerinin siyaset ve ekonomide de durumları parlak olmamıştır. Siyaset anlamında milli şuura sahip hiçbir Türk devlet kademelerinde yükselememiş ve Azerbaycan milli çıkarları hiçbir zaman iç ve dış politika da gözetilmemiştir. Ekonomi açısından da Azerbaycan sadece İran’ın sanayi ve ticaret merkezlerine işgücü ve semaya sağlamış, Azerbaycan’ın kendisinde ciddi bir ekonomik gelişme olmamıştır. Fars bölgelerinde yapılan devlet yatırımı Azerbaycan’ın onlar katıdır. Yani Azerbaycan’da ciddi bir devlet yatırımı olmamıştır. Azerbaycan’da işsizlik ve eğitimsizlik ülke normlarının çok daha ötesindedir. Oysaki Azerbaycan Türkleri bu gün İran adlanan coğrafyada bin yıllarca devletçilik geleneği ve tarihine sahiptir. Böylesine muazzam bir millet ve tarihi göz ardı etmek mutlaka bir gün sorunlar doğuracaktı.
İran-Irak savaşından sonra ülke içindeki şartların el vermesi ve aynı zamanda bölge ve dünyadaki köklü değişimler Güney Azerbaycan’da Türk toplumunun milli duygularının tekrar harekete geçmesine neden olmuştur. Bölge ve İran’ın içindeki hızlı ve derin deyişimler ve diğer taraftan da Azerbaycan Türklerinin sindiremediği ezilmişlik duygusu neticesinde 15 yıl gibi kısa bir süre de Güney Azerbaycan Türklüğü oldukça hızlı bir değişim yaşamıştır. Siyasi literatürde “Azerbaycan Milli Hareketi” olarak bilinen milli öze dönüş hareketi son dönemlerde öyle bir aşamaya geldi ki 2006 Mayıs Ayaklanması gibi bir olaya zemin yaratabildi. Güney Azerbaycan’ın tümünü kapsayan ve 50 küçük veya büyük yerleşim merkezine yayılan Mayıs Ayaklanması fikir sahiplerini hayrete düşürecek boyutlara ulaştı.
Azerbaycan’da ortaya çıkan milli bilinçlenme dalgası sadece Azerbaycan’la sınırlı kalmamış başta Tahran olmak üzere İran’ın diğer bölgelerinde yaşayan Türklerin arasında da yayılmaktadır.
İşte konumuz açısından önemli olan husus da Mayıs ayaklanmasında Tebriz, Urumiye, Zencan ve Erdebil gibi Azerbaycan’ın büyük şehirlerinde çarşı esnafının halka destek vermesi olmuştur. Daha önce de belirttiğimiz gibi İran’da çarşının kapanması şehirde normal hayatın durması ve şehrin tatil olması demektir. İran’da devletin dışında hiçbir güç çarşıyı kapatma yetki ve yeteneğine sahip değildir. Oysaki Mayıs Ayaklanması’nda çarşıları kontrol eden organların bütün çabalarına rağmen Azerbaycan’ın bütün kentlerinde ve hatta kasabalarında çarşılar kapandı. Bu husus tek başına bile Azerbaycan Milli Hareketi’nin ne derece yaygınlaştığını ve tabana indiğini kanıtlamaya yeter.
Tahran Türkleri arasında da son yıllarda ciddi bir milli bilinçlenme görülmektedir. Özellikle Tahran çarşısındaki Türk esnafı arasında harekete ciddi bir destek ortaya çıkmış durumda ve zaman zaman Azerbaycan’da yapılan faaliyetlere Tahran çarşısı esnafı tarafından yardımlar gelmektedir. Mayıs Ayaklanması’nda özellikle ayaklanmanın ikinci haftasında Neqedeh (Sulduz), Mişkin (Hiyav) ve Erdebil gibi kentlerde halkın üzerine doğrudan ateş açma sureti ile onlarca Azerbaycanlının şehit edilmesi sonrasında Tahran Türkleri arasında ciddi çalkantılar yaşanıp hatta Tahran çarşısı kapanma sınıra kadar gelmiştir. Fakat rejim ne yapıp ne edip ana kalelerinden olan Tahran Çarşısının kapanmasını önlemiştir.
Sonuç
Bu gün İran adı ile bilinen ülkenin yaklaşık olarak %40’ını ve başkent Tahran’ın en düşük tahminlere göre %60’ını Türk nüfusu oluşturmaktadır. Devlet, ordu ve rejimin en güçlü askeri ve siyasi kurumlarından olan Devrim Muhafızları’nın bütün kademelerinde ciddi huzuru olan ayrıca tarihsel ve sosyal yapı olarak büyük bir hareketlenme kapasitesine sahip olan Türk nüfusun içinde gelişmiş ve büyük bir hızla kitleselleşen milli öze dönüş süreci İran devletini ciddi şekilde endişelendirmektedir.
Bahsettiğimiz hususa İran’ın bütünlüğünü koruyan Şii mezhebine dayalı siyasi İslam’ın ciddi şekilde halk nezdinde sorgulandığını da eklersek, İran devletinin mantıklı davranmaması halinde nasıl bir kiriz yaşanacağını şimdiden tahmin etmek mümkündür. Günümüz İran’ının kamuoyunda din faktörünün arka plana itildiği ve onun yerine Farslık, Türklük, Kürtlük, Araplık, Beluçluk,…vb gibi milli ve etnik kimliklerin öne geçtiği bir gerçektir.
Tahran Çarşısı ise Tahran Türkleri terkibinde ilerde Güney Azerbaycan Türklüğünün kullanabileceği en önemli kozlardan biri olabilir.
Bir yılı aşkın bir süredir ABD’nin İran’ı ne zaman vuracağı soruluyordu. Ama ABD İran’ı zaten vurdu… Çünkü ABD’nin dış ve savunma politikası bizim gibi ülkelerde olduğu gibi anlık-tepkisel reflekslerden oluşmaz. Hedefler birkaç aylık veya yıllık olarak belirlenmez. En duygusal ve heyecanlı görünen Bush Yönetimi’nin politikaları dahi orta ve uzun vadeli stratejilerin ürünüdür. Bu bağlamda İran da bir istisna değildir. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi, İran’da da hedefler belirlenmiştir. İran zayıflatılacaktır. Irak örneğini hatırlayın: Daha 1970’lerde Irak zayıflatılacak bir ülke olarak tespit edilmişti. Önce Şah İran’ı ve Kürtler ile terbiye edildi. Ardından İran-Irak Savaşı geldi. Körfez Savaşı, uçuş yasakları, ambargo ve nihayetinde Irak Savaşı. Kısacası önce kolları ve ayakları gitti. Ardından işgal başladı. İran için de farklı bir senaryo düşünülmüyor. ABD’den centilmence bir vuruş bekleyenler daha uzun yıllar bekleyebilirler.
İran, diğer bir çok Ortadoğu ülkesi gibi çok sayıda etnik ve dini gruba ev sahipliği yapmaktadır. Bunların mühim bir kısmı bu topraklarda binlerce yıldır yaşamaktadırlar. Yani Farslar kadar toprakların sahibi olduklarına inanmaktadırlar. Oranlar değişmekle birlikte İran’ın etnik tablosu şu şekilde özetlenebilir:
Farslar % 50-60
Azeriler % 25-45
Gilaki-Mazenderiler (Hazar kıyılarında) % 8
Kürtler % 7-9
Araplar % 3
Lorlar (Lurlar) ve Kaşkay (Bir başka Türki kavim. Şiraz ve çevresinde – Güney İran- göçebe) % 2-3
Beluçlar (Afganistan sınırında) % 2
Türkmenler (Türkmenistan sınırında) % 2-%5
Diğerleri (Ermeniler, Yahudiler vd.)
Rakamlar çok değişken. Hatta bazı rakamları üst üste koyunca İran’ın nüfusu 100 milyonu dahi bulabiliyor. Bu da garip değil. Çünkü İran etnik grupları kendi içinde eritme özelliği olan bir ülke ve ayrıca siyasi maksatlı rakamlar da ortada dolaşıyor.
TÜRKLER: Bu gruplar içinde en önemlisi Türkler elbette. Türklerin bir kısmı bu ülkenin yerlisi. Yani hiçbir yerden göçmüş değiller. İranlılar. Diğer bir kısım ise 7. yüzyıldan bu yana göçle ve savaşlarla gelenler.
İran’da baştan başa sadece Türkçe ile anlaşmak bir dereceye kadar mümkün. Azeri yayınlarına göre İran hapishanelerinde hâkim dil de Türkçe.
Türk gruplar ağırlıklı olarak Azeriler ve Türkmenlerden oluşuyor. Azeriler daha çok Doğu ve Batı Azerbaycan eyaletlerinde yaşıyorlar. Azeri milliyetçilerine göre sayıları 30-35 milyonu buluyor. Yani nüfusun % 50’si. Tam tersi cephe ise oranlarını % 25’e kadar indiriyor. Ancak genel olarak uzmanlar İran’da Azeri nüfusun 20 milyonun üzerinde olduğunu kabul ediyor. Buna ek olarak karma evlilikler ve Fars bölgelerinde görünmeyen Azerilerin varlığı da kabul ediliyor. Azeri nüfusun en önemli özelliği belli bir coğrafyada odaklanmış olmaları. Yani yaşadıkları topraklarda çoğunluğu oluşturuyorlar ve ayrılmaları kağıt üzerinde en kolay olan grup. Buna rağmen Azeriler uzun yüzyıllar İran’da kendilerini azınlık olarak görmediler. Aksine İran’ı bir Türk devleti olarak dahi gördüler. İran’ın bir dönem şahları Türktü ve bunlar Osmanlı’nın başına ciddi sorunlar çıkardılar. Şah İsmail’in Yavuz’a yazdığı mektup Türkçe iken, Yavuz Sultan Selim’in mektubunun Farsça olduğu hatırlanmalıdır.1813 Gülistan ve 1828 Türkmençay anlaşmaları Azerbaycan’ı ayıran anlaşmalar oldu. Bu tarihten sonra Güney Azerbaycan İran etkisinde kalırken, kuzeydeki Azeriler Rus etkisinden kurtulma mücadelesi verdiler. Güney Azerbaycan’daki Azeriler İran toplumuna büyük oranda entegre olmasına rağmen Güney Azerbaycan sorunu İran’ı zayıflatmak isteyen ve Azeriler üzerindne siyaset yapmak isteyenlerce her daim canlı tutuldu. Bunun dışında sorunun kendi iç dinamikleri de Güney Azerbaycan sorununu bugünlere kadar getirdi. Azerilerin İran’a olan bağlılığı 20. yüzyılda ağır testlerden geçmiştir:
...
İran’da Azeri milliyetçiliğini güçlendiren en önemli gelişmelerden biri de şüphesiz Sovyet Azerbaycanı’nın 1991’de bağımsız olmasıdır. Bu bağımsızlık tek başına İran için yeterince kaygı verici iken, Halk Cephesi’nin heyecanlı lideri Ebulfez Elçibey’in pan-Azeri ve ötesinde Pan-Turancı yaklaşımı İran’daki endişeleri büyük bir korkuya dönüştürmüştür. Elçibey büyük ve birleşik bir Azerbaycan’dan bahsetmekte, bu hedefini tüm Türk dünyasının birlikteliğine kadar taşımaktadır. Elçibey bu konularda o kadar ısrarcıdır ki, 1970’li yıllarda Birleşik Azerbaycan da dahil olmak üzere fikirleri nedeniyle hapse dahi girmiştir. Elçibey hayalci-ütopik olarak nitelendirilse bile Azerbaycan’ın ilk günlerinde Aras nehrini aşarak İran Azerbaycan’ına geçmeye çalışan Azerilerin güneyde heyecan meydana getirdiği göz ardı edilemez. Elçibey’in Türk dünyasının genişlemesi halinde ise İran sadece Doğu ve Batı Azerbaycan eyaletlerini kaybetmekle kalmayacak, 3 yönden Türk kavimleriyle kuşatılmış da olacaktır. Böyle bir senaryonun Tahran’ı bölgede zayıflatacağı muhakkaktır.
Elçibey Güney Azerbaycan’a duyduğu özlemi şöyle dile getirmektedir:
“Aras’ın üstündeki şu Hasret Köprüsü’nden
Sana ulaşamadan, geçmek bana haz değil!”
Azerbaycan’ın bağımsızlığında önemli bir rol oynayan halk Cephesi daha 1988’de toplantılarında “Tebriz Tebriz” diye slogan atıyor, “Birleşik Azerbaycan” diye pankart açıyordu. Halk Cephesi bu yıllarda en çok Azerbaycan ile İran Azerbaycanı arasında ticari ve diğer ilişkileri geliştirmeyi hedefledi. Ancak bu çabalar İran tarafından karşılıksız bırakıldı. Bunun sonucunda 1989’da Nahçıvan’da Aras’ın kuzey kıyısında gösteriler yapıldı. Aynı yıl Güney Azerbaycan Ulusal Demokratik Hareketi’nin yıldönümü vesile yapılarak 12 Aralık’ta bir gösteri daha gerçekleşti. Elçibey, 1992’de devlet başkanı seçilmeden bir gün önce İran’ın parçalanacağını ve Azerbaycanların birleşeceğinden bahsediyordu. Elçibey devlet başkanı olduktan sonra bu kez uzlaşma arayan İran oldu ve kendisi defalarca İran’a davet edildi. Ancak Elçibey’in İran’ı ziyaret için sıraladığı şartlar İran’a göre ağırdı:
i) Ziyarete Tebriz’den (Azerilerin en yoğun olduğu şehir) başlanacak, sonra başkent Tahran’a geçilecek,
ii) İran’da Azerbaycan davası ile ilgili tüm tutuklular serbest bırakılacak,
iii) Güney Azerbaycan’da ulusal kültürün geliştirilmesine, Azeri dilinde eğitim yapılmasına, gazete-dergi ve diğer her türlü medya faaliyetine izin verilecek (1).
Bu talepler İran’ı fazlasıyla rahatsız etmiştir. Mutabakata rağmen Nahçıvan’da konsolosluk açan İranlılar Azerbaycan’ın Tebriz’de konsolosluk açmasına dahi izin vermemiştir. Azerbaycan’ın bu tür talepleri İran’da Azeri milliyetçileri arasında heyecana yol açmış ve bazı gösteriler de olmuştur. Elçibey bir adım daha ileri gitmiş ve Güney Azerbaycan’dan gelecek Türklere Azerbaycan vatandaşlığı verileceğini açıklamıştır. İran’ın buna karşı stratejisi bir yandan Elçibey’e karşı Aliyev ve diğer muhalifleri desteklemek, diğer taraftan İran’da Azerilerin ve Azerbaycan’ın eleştirilmemesi konusunda tedbirler almak olmuştur. Bu arada Azerbaycan’ı dengelemek için Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesi ve Türkiye ile Azerbaycan’ın ekonomik blokajının İran tarafından kırılması da dikkat çekiciydi.
Baba Aliyev ve Oğul Aliyev dengeli ve pragmatist birer politikacıdırlar. Ancak her Azeri devlet adamı için birleşik bir Azerbaycan’ın bir tür ‘Kızıl Elma’ olarak kalacağı da açıktır. Üstelik Azerbaycan petrol gelirleri ile zenginleştikçe bu hayal geniş kitlelerde bir ölçüde yankı bulacaktır.
ABD’nin Azeri ayaklanması için en çok Azerbaycan ve Türkiye’den beklentisi var. Ancak Azerbaycan, İran veya hergangi bir diğer ülke çatışmaya girmekten özenle kaçınıyor. Aliyev’in en önemli önceliği istikrardı. Öyle ki Ermenistan’la dahi silahlı bir çözümden özenle kaçındı. Azerbaycan’ın güçlenmesi için en önemli ihtiyacının istikrar ve barış olduğunu düşünüyordu Baba Aliyev. Oğlu da farklı düşünmüyor. Bu konuda Türkiye’nin de benzer bir tutum takınması Aliyev Yönetimi’ni rahatlatıyor. Ancak Washington da boş durmuyor. Bir yandan Karabağ konusunda Azerbaycan’a yardım vaadinde bulunuyor, diğer taraftan İran ile Hazar Anlaşmazlığı’nı istismar ediyor. Yakın bir zamanda Hazar kıytısında ve/veya Nahçıvan’da bir Amerikan üssü görür isek şaşırmayalım. Gerçi Azerbaycan İran ile yakın bir zamanda saldırmazlık anlaşması imzaladı. Bu anlaşma İran’a karşı Azeri topraklarında üs kurulmasını veya üs kullandırılmaısnı da yasaklıyor. Ancak anlaşmalar her şekilde yorumlanabilir. Olağanüstü şartlar yeni anlaşmaları getirebilir. Yine de Aliyev ABD-İran kavgasında arada kalan olmak istemiyor. Bu nedenle Nisan 2006’nın son haftasında Bush ile görüşen Aliyev açıkça “İran’a karşı operasyonda yokuz” mesajını verdi. Tıpkı Türkiye gibi, Azerbaycan da İran cezalandırılırken en ağır faturayı ödemek istemiyor. Dimyata pirince giderken, yani Güney Azerbaycan’a heveslenip, evdeki bulgurdan (istikrar ve ekonomik gelişme) olmak istemiyor.
Bu tabloya karşın ABD’nin Türkiye gibi Azerbaycan’ı da İran’a karşı kullanabileceği kozları az değil. Ayrıca İran içinde başlayacak bir iç savaşta bu iki devlet ne kadar sessiz kalabilir, bu da tartışılır. Tebriz’de bir halk yürüyüşü olsa ve İran güvenlik güçleri sivil Azerilerin üzerine ateş açsa gerilim kısa sürede İran ile Türkler arasındaki bir gerilime dönüşemez mi? Diğer bir deyişle ABD İran’daki yükü Türklerin sırtına yükleyemez mi?
KÜRTLER: Sadece İran’da değil, tüm bölgede ülkeleri istikrarsızlaştırmanın en önemli ve en kullanışlı araçlarından biri de Kürtler. Azerilerin tersine, daha çok dağlık bölgelerde yaşıyorlar. Bu nedenle silahlandırılmaları kolay. Dağ şartları nedeniyle eğitim düzeyi düşük, şiddete eğilimleri yüksek. Manipüle edilmeleri halinde silahlı bir ayaklanma zor değil. Ayrıca modern zamanların ilk ve tek bağımsız Kürt devleti Mahabad adıyla 1946’da İran’da kurulmuştu. ‘Mahabad efsanesi’ tüm Kürtçü ve Kürt hareketler tarafından önemli bulunmaktadır ve İranlı Kürtler de bu örnek nedeniyle kendilerini Kürt hareketleri içinde ayrıcalıklı görmektedirler.
Kürtler diğer etnik gruplar gibi bir çok kültürel haklara sahiptirler. Ancak farklı bir etnik grup olarak siyasi haklarda anlaşmazlık yaşanmaktadır. Özerk bir yönetim yoktur. Eğitimde Kürtçe kullanılmamaktadır. Bunlar da ayrılıkçı gruplarca kullanılmaktadır.
ABD’nin İranlı Kürtlerden olası bir operasyonda yararlanması şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak şaşırtıcı bir şekilde İran’da Kürt sorununda en çok kendisini kullandırmaya istekli grup PKK’dır. PKK, Barzani-Talabani örneğine özenerek ABD’nin ne kadar işine yararsa o kadar ayakta kalabileceğini düşünmektedir. Bunun için de son bir kaç yılda İran ile PKK arasındaki çatışmalar zirveye ulaşmıştır. Çok sayıda İran güvenlik gücü son bir yılda PKK teröristlerince öldürülürken, İran da sadece 2006 yılının ilk yarısında 100’den fazla PKK miltanını öldürmüş, bir kısmını da Türkiye’ye teslim etmiştir.
ARAPLAR: İran’daki bir diğer hassas etnik grup da Araplar. Saddam Hüseyin onları ayaklandırmak için elinden geleni yaptı. Ancak başarılı olamadı. Fakat belli olmaz. Saddam Hüseyin’in yapamadığını ABD yapabilir.
FARSLAR: İran bölünecekse belki de en önemli bölücü grup Farslar olacaktır. Diğer etnik grupların haklı talepleri ile haksız taleplerini biribirinden ayırt edemeyecek bir Fars milliyetçiliği ülkenin bölünmesini hızlandıracaktır. Böylece bazı durumlarda olmayan milliyetçi ve ayrılıkçı unsurlar dahi Farslar sayesinde oluşabilecektir.
SONUÇ...
İran’ı önümüzdeki günlerde oldukça zorlu günlerin beklediği ortada. Binlerce yıllık İran’ın birliğinin çatırdaması için sebep çok görünüyor. ABD, İran’la uğraşmakta kararlı, İran Yönetimi ise bu adımlara yeterli ve akılcı karşılıklar vermekten uzak... Türkiye ve Azerbaycan için ise en zoru başkasının savaşında taraf olmak zorunda kalmak olacak. Başkasının desteğiyle devlet kurmak, toprak kazanmak vs. Mümkün değildir. Hele hele bu başkası ABD gibi karnesi kırıklar ile dolu olan bir ülke ise...
Milletlerin tarihinde öyle olaylar var ki o milletlerin kültüründe ve tarihsel belleğinde inanılmaz ve derin izler bırakır. iran terkibinde olan güney Azerbaycan ve bağımsız kuzey Azerbaycan cumhuriyetini bir ayrılık denizi gibi ikiye ayıran ARAZ nehir’i de ister güneyde, isterse kuzey Azerbaycan’da haklın tüm hayat sahalarında ve özellikle şifahi halk edebiyat’ında çok derin etkileri olmuştur.
Kulaklarımıza çok aşina olan o meşhur Azerbaycan ayrılık türküsü, Türkiye’deki hakim kanının aksine bir aşk türküsünden ziyade, iki Azerbaycan halkının isteği dışında 1828 yılındaki türkmençay anlaşması ile İran ve Rusya arasında araz nehri sinir alınarak ikiye ayrılan parçalanmış bir milletin kavuşma özlemini canlandırır.
Geceler fikrinden yatabilmirem
Bilmirem men sene niye çatabilmirem…
Oradaki aşk ve ayrılık özlemi iki parçaya bölünmüş bir bedenin, bir ruhun ve bir canin içindeki özlemdir tutkudur…
Ama ARAZ deyince özellikle güney Azerbaycan halk folklorunda, en çok ARAZ türküsü bilinir.
ARAZ ARAZ EY ARAZ
Sultan araz han araz…
Men senden ayrılmazdım…
Zülüm ile ayrırdılar…
Görüldüğü gibi bu türküde ARAZ nehrine karşı bir nevi isyanla, özlem karışımı bir duygu sezilir.
ARAZ nehrinin başka bir önemi daha var ve o da Türkiye toprakların‘dada akmasıdır.
Yanı ARAZ’IN aktığı coğrafya tam anlamı ile bir TÜRK coğrafyasıdır.
Güney Azerbaycan gibi işgal altında olan bölümü olsa bile bence hala Türk varlığının gövdesindeki en önemli atar damardır.
ARAZ coğrafyası Adriyatik’ten Çin Seddi‘ne kadar Türk dünyasının çekirdeğidir, beynidir…
ARAZ’IN aktığı topraklar en az 2000 yıllık kadim Türk topraklarıdır. Birçok uygarlığın doğup dünyaya yayıldığı yerdir burasıdır.
ARAZ coğrafyasının bugün dünyanın en zengin yeraltı ve yer üstü zenginliklerine sahip olduğu bütün dünya tarafından bilinmelidir.
ARAZ 110 milyonluk Türkiye ve Güney Azerbaycan ve kuzey Azerbaycan Türklüğünün buluşup, kucaklaştığı yerdir.
ARAZ Türk milletinin iç ve dış kuşatmadan yorulmuş gövdesine akan temiz ve her zaman taze kandır.
ARAZ havzası gerek nüfus yönünden, gerekse jeopolitik ve doğal kaynaklar yönümden dünya dengelerini alt üst edecek ve 21’inci asrı TÜRK asrı kılacak güç dinamizmine sahiptir.
ARAZ kafaları Kars ve Edirne arasındaki haritalarda sıkılmış ve artık 150 binlik Kıbrıs ve 2,5 milyon Kerkük davasından etkilenmeyen umutsuz gençlik için en büyük heyecan ve ilham kaynağıdır.
ARAZ yeni bir vizyondur ve somuttur, yakındır O kadar yakin ki…
ARAZ gerçektir canlıdır. Öyle ki eğer Ankara varsa Bakû de var Tebriz’de var…
ARAZ ‘dan oğuz hanlar,Mehmet emin resul zadeler,elçi beyler, çohreganlilar ve Mustafa kemal Atatürkler doğdu ve hepside yaşıyorlar ve yaşayacaklardır sonsuza dek.
ARAZ Türk milletinin ikinci Ergenekon’dan çıkış noktasıdır
ARAZ bizden doğar ve bizde akar.
ARAZ damarlarımızdaki asil kan misali bin yıllardır akıyor ve akacaktır da…
1.Azeriler daha çok Doğu ve Batı Azerbaycan eyaletlerinde yaşıyorlar. Azeri milliyetçilerine göre sayıları 30-35 milyonu buluyor. Yani nüfusun % 50’si. Tam tersi cephe ise oranlarını % 25’e kadar indiriyor. Ancak genel olarak uzmanlar İran’da Azeri nüfusun 20 milyonun üzerinde olduğunu kabul ediyor.
2.Bu gün İran adı ile bilinen ülkenin yaklaşık olarak %40’ını ve başkent Tahran’ın en düşük tahminlere göre %60’ını Türk nüfusu oluşturmaktadır.