1 milyon Türkiye fotoğrafı
|
 |
hurşit saral
16 yıl önce - Prş 09 Ağu 2007, 18:08
İnsan özbenliğindeki "bilinmeyen"i bilme yeteneği
Merhaba sevgili dostlar.
Site üyesi bir arkadaşımızın özelden yazıp yanıt beklediği bir konu hakkında aşağıdaki metni yazdım.
Arkadaşlar bu yazı metni asla bir dinsel yazı değildir. Lütfen dinsel içerikli soru-yanıt'larda bulunmayalım.
Bu yazı tümütle bir ruhbilim-felsefe yazısıdır.
[DEJA VU : Fransızca bir kelime olan ‘déjà vu’, Türkçede ‘daha önce görülmüş’ anlamını taşıyor. Açıklamak istediği durum ise şu: Özel bir anı ya da birtakım koşulları, aynı şekilde daha önceden de yaşamış olduğunuzu hissetme hali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez yaşadığı bu duygu, şaşırtıcı, anlaşılmaz, gizemli ve evet ürkütücüdür. Araştırmacılar ‘déjà vu’ ile ilgili bazı açıklamalar yapmaya çalışsalar da, bu tuhaf hissin nedeni, bir gizem olmayı sürdürüyor.]
[Yukarıda belirttiğim konu hakkında aydınlatabilecek misiniz bizi?
Evet bu olayı daha önce yaşamıştım, görmüştüm dediğim anlar çok oluyor..
Sizden bir başlık beklemekteyim..
Sevgilerimle..]
**********************
İNSAN ÖZBENLİĞİNDEKİ “BİLİNMEYEN”İ BİLME YETENEĞİ
“İnsansal ruh”, “tinsel” bir varlıktır. Ama “güç / kuvve” durumunda vardır. Öteki tinsellerden de bu özelliğiyle ayrılır. “güç” durumundan “iş” durumuna geçişi, bedende iken ve bedenin durumlarıyla gerçekleşir. Bu, herkesin algılayabileceği bir gerçekleşmedir.
“Güç” durumdaki varlığın da: bir maddesi, bir de biçimi olur.
“İnsansal ruh”un varlığının tamamlanmasını sağlayan biçimi de algı ve düşünmenin kendisidir.
Öyleyse özbenlik yani insansal güç yani algılayıcı özbenlik yani nefs-ün natıka, önce, “güç” durumunda vardır. Algıya, tümel ve tikel / “külli ve cüz-i” biçimleri almaya hazır durumda… Sonra gelişmesini ve varlığını “iş” durumuna ulaştırarak tamamlar.
Bedenle ve bedene ilişki kurarak gerçekleşir bu. Bu ilişki kurma da, bedenin duyularıyla algılananların ve bunlardan çıkarılan tümel anlamların o özbenliğe varmasıyla olur.
Bundan ötürü özbenlik, “iş” durumunda bir algıya kavuşunca tam bir düşünce-algı gerçekleşinceye dek biçimleri birçok kez düşünür. Böylece yineleyerek düşünürken kendiside olgunluğa, eksiksizliğe ulaşır. Maddesiyle biçimiyle ortaya çıkar. Madde ve biçim gibi giderek bütünlüğe ve olgunluğa ulaşır onunki de. Onunki birbiri ardından gelen algılarla biçimi olgunlaştırıp gerçekleştirmeğe girişerek sağlanır.
[Algılayıcı] Özbenlik, “iş” durumu aşamasına geçip kendini tamamladığı zaman, bedenle birlikte olduğu sürece, kendisi için iki tür algı oluşur:
Biri: Cismin araçlarıyla olan algı. Bu algıyı ona, bedendeki duyu-algı yolları kazandırır.
Diğeri: Doğrudan doğruya, hiçbir aracın yardımı olmaksızın gerçekleşen algı.
Ne var ki, bedene, duyulara ve duyuların uğraştırıcılıklarına gömülü bulunduğu için algılayıcı özbenlik, ikinci tür algıdan yoksundur. Neden ki, duyular her zaman onu dış dünyaya doğru çeker.
Algılayıcı özbenlik doğuştan önce cisimli / bedensel algıları almaya yatkın özellikte olduğu için…
Bununla birlikte kimi zaman da, dıştan içe doğru dalışta bulunur. O zaman bedenin örtüsü bir an için kalkıverir. Bu da, ya her insanda bulunan bir özellikle olur; nasıl ki böylr bir durum, her insanda uyku sırasında gerçekleşebilir. Ya da, yalnızca bir kesim insanlarda var olan bir özellikle olur. Kendilerine bilinmeyenin kapılarını açan gizemciler / tasavvufçularda görüldüğü gibi.
Bunlardan hangisiyle olursa olsun, bir an için örtü kalkınca, algılayıcı özbenlik kendi üstünde bulunan “en yüce kurul / el melcü’l-al’la” varlıklarını görebilir. Çünkü algılayıcı özbenlikle, o varlıklar arasında, varlık yönünden yakın bağ vardır. O varlıklar ruhsal / tinsel varlıklardır. Algılayıcı özbenlik de “salt algı”dır. Onlar da “iş” durumunda birer “akıl”dır. Onlar da öteki varlıkların biçimleri ve gerçekleri bulunur.
Öyleyse, o varlıkları görünce algılayıcı özbenlik de onlardaki biçimlerden azçok belirebilir o anda. Ve algılayıcı özbenlik, birtakım bilgiler kapıp alabilir.
Algılayıcı özbenlik, o algılanmış biçimleri, kimi zaman, “düş” gücüne verir. Bu güç de alışılmış kalıplara döker onları.
Algılananlar, sonra, ortak duyu”ya başvurulup yansıtılır.
Kişi de bunlara dayanarak bilinmeyenden haber verir ya da önceden algıladığını biçimsel anlamda da görür.
Hoşçakalınız.
* Yazı metnimin ana kaynağını; Büyük Endülüslü Bigin-Tarih Toplumbilimi'nin kurucusu İbn Haldun'un; özellikle "Mukaddime" adlı yapıtı oluşturmaktadır. Hurşit Saral
|
 |
Zafer
16 yıl önce - Prş 09 Ağu 2007, 18:49
| Hurşit Saral demiş ki: |
| ...kimi zaman da, dıştan içe doğru dalışta bulunur. O zaman bedenin örtüsü bir an için kalkıverir. Bu da, ya her insanda bulunan bir özellikle olur; nasıl ki böyle bir durum, her insanda uyku sırasında gerçekleşebilir. Ya da, yalnızca bir kesim insanlarda var olan bir özellikle olur. Kendilerine bilinmeyenin kapılarını açan gizemciler / tasavvufçularda görüldüğü gibi. |
İnsanın içinde ki bilinmeyenini bilme özelliğini merak eder dururdum açıklayamazdım..
Hep bir perdeden bahsedilir; sırları saklayan..
Dıştan içe dönülmesi gerektiğini anladım..
Gerçekleri görebilme umuduyla..
Sevgilerimle..
Özünü kanıksayabilen Zafer..
|
 |
alim80
16 yıl önce - Prş 09 Ağu 2007, 19:48
İnsanlar beyinlerin çok küçük bir bölümünü kullanabiliyorlar.
Dolayısı ile beynimizin gerçek kapasitesini hala tam olarak bilmemekteyiz.
Bence önsezi vb. şeylerde beyinle alakalı. Kanımca bazı insnalar birşeyleri hissederken farkında olmadan beyninin bilmediği bazı özellikleri kullanıyor olabilirler.
|
 |
Hakan Aslantürk
16 yıl önce - Prş 09 Ağu 2007, 21:29
Dejavu hususunda Descartes'ın düşüncelerine göz atarsak;
Descartes, de javu olayını ruhlarımızın daha evvelki hayatlarında yaşamış olduğu olaylar neticesinde gerçekleştiğini söyler. Yani Descartes'a göre ruhlarımız bedenlerimizden önce de hayyatta fakat başka bedenlerde hizmet veriyordu.
Bugün ise, geçmişte yaşadıklarımıza benzer olaylarla karşılaştığımızda, benzer cümlerleri duyduğumuzda dejavu yaşıyoruz.
Anlayabildiğim kadarıyla Descartes, tinlerin döngüsünden bahsediyor. Ölmüyorlar, bedenden bedene taşınıyorlar ve taşınırken de bazı yaşanmışlıkları beraberinde getiriyorlar.
Fakat tabii olarak bu durumun katiyetinden söz etmek mümkün değildir.
|
 |
KORATES
16 yıl önce - Prş 09 Ağu 2007, 21:32
Hursit agabey herzaman cok güzel konulara deginiyorsun ilk önce tesekkür etmek ve konuya söyle baslamak istiyorum...aslinda insanlarin baskalarindan önce söyle bir kendini aratirmasi ve kesfetmesi gerektigini hepimiz biliyoruz ..ama gelgelelim bu ise hic yanasmiyoruz ..belkide korkuyoruz ve cekiniyoruz ..Bunu cok erken kesfeden insanlar hayatini basarilarla sürdürüp ardindan sayisiz eserler birakmistir.. icuzay dedigimiz o bilinmeyen sandigimiz ama kesfedilmeyi bekleyen potansiyellerin farkinda olup, ice yönelerek kendimize adim adim yaklasarak ..kendimizi kendi özbenligimize varmadan yolda nice yeteneklerimiz ile karsilasip asil gücümüzün farkinda olabilecegimizi bilmek mi istemiyoruz ..?Aslinda cok zahmet isteyen cok mücadele isteyen öylesine zor ki bu is o yüzden yanasmiyoruz...cünkü bütün egolarimizdan ilk önce bir kopmamiz gerekiyor ,saf benligimizin aynadaki yasimasini görebilmek icin aynayi ilk önce egolarimizdan olusan o tozlardan bir silmemiz gerekiyor..Nefs ile mücadele inanilmaz zor ..cok saglam bir karakter bunlardan koptugumuz zaman olusacaktir..Bu nu basarabilenler peygamberlerdir diyorum ..bu isi cözen onlar.. bu isi yarim cözmüs insanlar kendileriyle barisik ve agizlarindan bal akan insanlar ..yüzde yüz cözenler ise zaten bu dünya da bedenen yasayip ruhen asmis insan ötesi olmuslardir..Bunun en güzel örnegi Hz Mevlana Celaleddin Rumi ..De javu ye gelince ..beyin iki lob dan olusuyormus arkadaslar sol lob ve sag lob diye ikiye ayriliyor ..biri digerinden 0,5 saniye az calisinca böyle bir önceden yasadim olayi oluyormus ve bu bize bir kac saniye gibi geliyormus ....bilimsel aciklamasi böyleymis..
|
 |
Arda 2023
16 yıl önce - Prş 09 Ağu 2007, 21:56
Evet "de javu" ilginç birşey gördüğümüzü daha önce gördüğümüzü sandığımız, yaptığımızı daha önce yaptığımızı sandığımız birşey.
Ancak bilmediğini bilmek çok daha ilginç bir şey(Yaşamamış olsam inanmazdım)Şimdi size yaşadığım olayı anlatacağım.
Galiba 2 sene önceydi büyük ihtimalle Şubat. Bağdat caddesinde arabadayım arabayı dayım kullanıyor, Göztepe ışıklara ya yaklaştık ya da o anda ışıkları geçtik tam hatırlayamıyorum. Sağ tarafıma bakıyordum birdenbire kafamda bir şey oldu; bir düşünce geçti. O düşünce sol taraftaki reklam panosunda turuncu lacivertli bir Türkcell reklamı olduğunu söylüyordu. Baktım reklam gerçekten de oradaydı!!!
Oradaki o reklamaı daha önce görmediğime eminim nasıl olduğu konusundada bir şey söyleyemeyeceğim ama gerçekten çok ilginçti 
|
 |
|
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|