1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
hurşit saral
16 yıl önce - Çrş 01 Ağu 2007, 14:48
Şu bizim Kıbrıs(lılar)
Merhaba arkadaşlar.
KIBRIS(LILAR)
Biliyorum… Yazı metninin sonunda epeyce eleştiri alacağım.
Öncesinde; olgunun bana yabancı geldiğini duyumsayıp, gündemin içinde bulunduğumu anımsadığım ilk olay; Küba sorunuydu. Henüz ilkokul yıllarındaydım. Öğretmenimiz, aklımızın alıp almadığını düşünmeden, bize, dünya barışı, Sovyet tehlikesi, komünizm’den söz ediyordu. Kimse bir şey anlamıyordu ama yine de ortada hoş olmayan bir durum sezinleniyordu. Okul çıkışı hemen oyuna dalar unutur giderdik.
Öncesinde; Ortaokul’da karşımıza Kıbrıs Sorunu çıktı.
Bu kez çok daha farklıydı. Özellikle daha organizeydi etkinlik. Hafta sonları tüm okul ikişerli yürüyüş kolunda törenadım, okuldan kent meydanına değin gider-dönerdik. Yürüyüş boyunca “Kıbrıs Türk’tür Türk Kalacaktır. / Yunan p.. tir p.. kalacaktır, ya da “Ya taksim ya ölüm”, ya da “Ordu Kıbrıs’a” diye haykırır dururduk. Kent alanında bizden başka tüm orta-lise okul öğrencilerinin de katıldığını görürdük. Bazen haykırışlarımıza halk da katılırdı. Konuşmalar, söylevler, alkış cümbüşü içinde sesimiz kısılarak geri dönerdik. Bu “seremoni” yarı ders yılı boyunca sürdü.
Öncesinde; Kıbrıs konusunda beynimizin algıçları duyarlıydı.
Ortaokul yıllarının ergenliğindeki aklımız, bizi, Çin Sarayı”nı basan Kürşat yapıp duruyordu. Özgürlük uğruna ölmenin ötesinde ne olabilirdi.
Öncesinde; Hele bunu, her gün başyazarlık köşesinde sürekli canlı tutan Sedat Simavi’nin yazılarını okuyunca, insanın ordu’yu beklemeden, yüzerek Kıbrıs’a çıkası geliyordu.
Sonrasında o uğursuz “Jhonson Mektubu” bizi derinden yaraladı. Umarsızlığın ezikliği kapladı tüm ülkeyi. Kıbrıs, hep gelmemizi dört gözle bekleyen nazlıyar gibi algılandı beynimizde.
Kıbrıslı Türklerle! İlk karşılaşmam üniversite yıllarımda oldu. Aynı yurtta kaldığımız ya da okuliçi-kentiçi arkadaşlarımız oldu. Ama yavan olan bir şey vardı. Somut olarak bilemiyorduk ama vardı bir şey işte. Bir kere dokularımız uyuşmuyordu. Bir Kerkük’lü ya da Urumeli’li gibi kaynaşamıyorduk. Bizlerle arkadaş olmaya pek istekli değillerdi. Çok daha fazla bireysel ve benciydiler. Üstelik bu onlar için çok da doğal olarak karşılanıyordu. Bazı arkadaşların parası geldiği gün yaptığı balık-ekmek ısmarlamaları, onlara çok tuhaf geliyordu. Asla bir şey ısmarlamazlar, ara tatillerinde getirdikleri Kıbrıs’a özgün yiyecekleri bile, odada onca arkadaşları içinde açar, buyur bile demeden yerlerdi. Ülke ve örgenci sorunlarına son derece duyarsızlardı. Kıbrıs konusunda bile ilgisiz ve “fransız”dılar. O dönem anlayışına göre, solcu değillerdi ama sağcı da değillerdi. Ne oldukları belli değildi açıkçası. Tek düşünceleri okulu bitirip bir an önce İngiltere’ye gitmekti. Doğrudan söylemeseler bile kendilerini hep İngiliz yurttaşı gibi görüyorlardı.
Kıbrıs Barış Harekâtı’nda bile bunları göremedik. Biz yırtınıp dururken, bunların kayıtsızlığı kanımıza dokunuyordu doğrusu.
Sonrasında; Kıbrıs Öğrenci Derneği, bir bildiri yayınladı: “Türk Askeri de dâhil, tüm yabancı güçler Kıbrıs’tan çekilsin”. Şakası bile korkunç ama gerçek.
Sonrasında; Ada’ya gidenlerin-gelenlerin anlattıkları, ordu’ya karşı tutumları. Halkın Anadolu Türk’üne bakışı. Güney Carolania’da beyazların zencilere bakışı ve tavrı gibi Türklere bakışları. İğreti bir varlık gibi Türkiye’den göç edenlere davranışları.
Sonrasında; Fazıl Küçül-Rauf Denktaş ülkücülüğü dışında, yitirilmiş bir benliğe, bunca yatırımın nedeni? Her birini, Mehmetçiğin bir tırnağına değişmeyeceğim o “güruh”. Bunca yatırım, şehit olma niye? Beyler kendilerini Zeus soylu saysınlar diye mi? Bu küçükbeyler, dokunulmaz, tanrısoylu, ayrıcalıklı olsunlar diye mi?
Sonrasında; diyeceksiniz ki; orasının siyasal coğrafya açısından çok önemi var. Doğruya doğru. Kıbrıs bizim doğal uçak gemimiz. Ama, silah konuşlanmamız bile farklı. Stratejik düşman olarak bile Rumları görmüşüz ki, tüm namlular güneye çevrili. Oysa namluların ağırlıklı olarak doğu’ya-güneydoğu’ya çevrilmesi gerekmez mi?
Sonrasında; bana kalırsa en akıllıca davranışı İngiltere yaptı. Tüm insel sorunlardan arınarak birkaç askeri üs dışında kendini soyutladı. O üsler ki, her şeye bedel doğrusu.
Şimdisinde; Bizim de Dipkarpaz’da, Mağusa, Girne ve Levkoşe’de oluşturacağımız güçlü ve donanımlı üsler dışında, Kıbrısı, Kıbrıs Türklerine! Bırakmak. Nasıl olsa Zeussoylu bu halk, en akıllı kararlarını verir doğrusu.
Hoşçakalın. Benim kadim dostlarım.
|
 |
Armağan Örki
16 yıl önce - Çrş 01 Ağu 2007, 15:00
| Alıntı: |
| Yazı metninin sonunda epeyce eleştiri alacağım. |
Evet ilk eleştiriniz benden; ama düşündüğünüz üzere olumsuz değil, olumlu...
| Alıntı: |
| Bazı arkadaşların parası geldiği gün yaptığı balık-ekmek ısmarlamaları, onlara çok tuhaf geliyordu. |
Bunu bende pek anlamış değilim. Bugüne dek yalnız iki Kıbrıslı'ya bir şey ısmarlamışlığım var; biri 1985'te oraya göç etmiş olan oda arkadaşım ve diğeri de orijinal Kıbrıslı olan kardeşim. "Neden iki kişi?" diye sormanız doğaldır, şöyle açıklamak isterim; çünkü diğerleri sizi açık bir enayi olarak görür...
| Alıntı: |
| Biz yırtınıp dururken, bunların kayıtsızlığı kanımıza dokunuyordu doğrusu. |
9-10 ay öncesine dek, bende "Kıbrıs Türktür, Türk kalacak..." gibi haykırışlarda bulunur, kardeşlerimizin (!) ezildiğine inanırdım. Hâlbuki kardeşlerimiz bu durumdan hiç rahatsız değil. Şöyle ki, fabrikaların girişlerinde bulunan KKTC ve TC bayraklarının birlikte bulunuşundan ya da bayrakların yüksekliğinin aynı seviyede kalışından rahatsız olan kardeşlerimiz de var... Aynı zamanda, öğrenciye ve ordu mensubuna mal satmamak için elinden geleni neredeyse yapan esnaflarda bulunmakta...
| Alıntı: |
| Şimdisinde; Bizim de Dipkarpaz’da, Mağusa, Girne ve Levkoşe’de oluşturacağımız güçlü ve donanımlı üsler dışında, Kıbrısı, Kıbrıs Türklerine! Bırakmak. |
Yalnızca Karpaz'da üslenmek bile yeterlidir; ama o zaman da "işgalci, barbar Türkler" lafından kurtulamayız. Toptan çekilip kendi içimizde büyüsek ve askerî teknolojiye ayrılan payı artırsak daha doğru olur diye düşünüyorum...
|
 |
Fatih Can
16 yıl önce - Çrş 01 Ağu 2007, 17:55
| Alıntı: |
| Biz yırtınıp dururken, bunların kayıtsızlığı kanımıza dokunuyordu doğrusu. |
Eğer doğru bildiklerimiz yanlış ise dünya vatandaşlarını anlamamaya mahkum oluruz. Bizim dış siyasetteki tutarsızlığımız da, dış diplomasiden anlamayışımız da ve şu an içinde bulunduğumuz geri kalmışlığımız da bu yüzdendir. Bir de toplum olarak işgüzarlığı severiz genelde öyle ki evimizim önünde birisi bir kazı işi yapsa ona bile karışırız, dış siyasette de böyleyiz.
EE ne de olsa ilkokuldan beri gümbür gümbür savaşları alan tüm dünya hakimi Osmanlı,Hun,Selçuklu orduları ile gurur duyup "emperyal paranoyaklık" seviyesine çıkartılıyoruz sonra büyüyünce de aslında şu an bir hiç olduğumuzu anlayinca dünyada olup bitenlere anlama verememiz yani olaylara tepeden bakamamız da kaçınılmazdır.
Bir de Türküm demeyenlere Türklük yükleme gayretimiz vardır. Türkmene diyorum ya sen de Türksün ben de yok ben Türkmenim, Kıbrıslıya diyorum yok ben Kıbrıslıyım, Azeriye vs hep aynı. Anlamamız gerek.
|
 |
Eren Kurus
16 yıl önce - Çrş 01 Ağu 2007, 19:39
| Alıntı: |
| Kıbrıslı Türklerle! İlk karşılaşmam üniversite yıllarımda oldu. Aynı yurtta kaldığımız ya da okuliçi-kentiçi arkadaşlarımız oldu. Ama yavan olan bir şey vardı. Somut olarak bilemiyorduk ama vardı bir şey işte. Bir kere dokularımız uyuşmuyordu. Bir Kerkük’lü ya da Urumeli’li gibi kaynaşamıyorduk. Bizlerle arkadaş olmaya pek istekli değillerdi. Çok daha fazla bireysel ve benciydiler. Üstelik bu onlar için çok da doğal olarak karşılanıyordu |
Hursitin bu gorusune katiliyorum, bende kibrisli "soydaslarimizla" universite yillarinda tanistim ve ayni deneyimleri yasadim. Bizler, askeri Kibrista bir istilaci gibi gorduklerini, ve orada isimizin olmadigini soylerlerdi. O zamanlar degisik siyasi dalgalarla bogustugumuzdan fazla onemsemeden gecmistik. Zaten Kibrisin ne kadarini temsil ettiklride bellig degildi. Demekki, ayni olaylari yasiyan baska arkdaslarda varmis.
|
 |
Alperen_dt
16 yıl önce - Çrş 01 Ağu 2007, 22:50
100-150,000 Kibris Turku var, boyle bir kucuk nufusu yonlenderemiyorsak...yuh artik...
Bunun cozumu kolay, getir Afganistanin yada Himalayalarin bir kosesinden Cin yada Sovyet zulumunden vatansiz kalan bir Turk boyu ve Kibrisin ortasina yerlestir.
Inanin, oradan bidaha ses cikmaz, Turk boyu orduya ve devlete son derece bagli olur.
Kibris Turkleride Turkiyede guzel evler ve is verilerek, onlarin bir cogu Turkiyeye gider.
Eh, cozum nasil, Osmanli usulu
Neyse, Kibris Turklerin cogu anlatigin gibi degildir, aralarinda yasayan birisi olarak cogu Turklugune bagli ve ordusuna destek veriyor.
Kibrisi ulke gibi dusunmek yanlistir, bir kucuk yore olarak dusunulmeli, o yorenin koyleri var ve merkezi, onlar Turkiye Turklere karsi degiler, onlar disardan kim koyune gelip acayip acayip davranirsa onlara karsi cikar, her koy halki gibi. Malesef, Kibrisa giden Turkiye Turklerin bazilari, suc isleyen ahlaksiz meslegi olmayanlar gitti. Koy halkida dogal olarak onlari pek sevmedi.
Yani Turkiye'de sucda var, egitimli, meslegi olan, is kuranlar onlarin yerine gitseydi hic kimse sikayet olmayacakdi. Bunun uzerine, Sahte Rum Sempatisi ve sahipsiz bilincsiz toplumu ekle, boyle bir hale duseriz.
En son Alperen_dt tarafından Çrş 01 Ağu 2007, 22:59 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
ilkerl
16 yıl önce - Çrş 01 Ağu 2007, 23:16
Hurşit Bey
Yazdıklarınızı tek tek okudum,
Biliyormusunuz pek şaşırmadım,
Maalesef üzücü ama gerçeklerden bahsetmişsiniz...
Kıbrıs'a hiç gitmedim ama oraya gidip gelen eş dost da aşağı yukarı sizin bahsettiğiniz konuları anlatıyorlar,
Belkide, Yavru Vatan artık kendi ayaklarının üzerinde durmak istiyor,
Belkide bizlerin koruması olmadan yürümek istiyorlar,
Belkide tek başlarına ayakta kalmak istiyorlar
ama onlar hala bir bebek henüz emekliyorlar
Bu kadar düşman varken, Savunmasızken onları nasıl kurtların eline verebiliriz ki
Ah şu bizim Kıbrıs(lılar)
Sizleri çok seviyoruz...
|
 |
Necmettin K.
16 yıl önce - Prş 02 Ağu 2007, 00:23
Öncelikle butür konuları dünya hengamesi arasında Milli kütüphanesinin tozlu raflarından üşenmeden, yılmadan ve cesurca, Tam bir Türksoylu gibi davranıp, ulusumuzun kaynaşmaya muhtaç olduğu harcı arasına koyarak yaptığı inşaatlardan dolayı bir kere değil, kelimelerdeki harfler sayısınca şükranlarımı sunarım.
Belki iltifatlar ettiğimi veya beni okşadığı için teşekkür ettiğimi zannedenler olabilir.
Ama inanın herkesin sıcaklardan bunalıp serin bir yerlere kaçtığı veya nefsi hadiselerle meşgul olduğu saatlerde, bunları yazması ve kendi derdi ile birlikte hemhal etmesi küçümsenecek bir olay değildir.
1973 ve 1974 Yıllarını hatırladıkça, Kıbrıslı arkadaşların yaşama standartlarını hatırlayıp, bir de ODTÜ deki Gariban İsmail kardeşimi düşünerek, bu satırları okurken gözlerim doldu.
Değerli İsmail kardeşimiz, Saddamın Baas yönetimi tarafından fişlenmiş ve dışişleri vasıtasıyla emniyet güçleri tarafından,"Irak rejimi aleyhine çalıştığı" iddiasıyla sınırı geçtikten sonra kurşunlanarak infaz edildiği haberini aldık.
Kıbrıslı, doğuştan veya sonradan olma arkadaşım olmadı. Demekki benim bulunduğum debdebeli ortamlara üniversite camiasından bir tek Kıbrıslı düşmemişti.
Kesinlikle kardeşlerimizi uygun olmayan dille eleştirme ve yanlış ifadelerle ithamda bulunmak gibi bir hadsizlik yapmak bizim harcımıza zarar verir. Basından takip ettiğimiz düşüncelerini benimsemek ise hiç kendimize nefsimize yediremediğimiz bir durum olduğunu söylemek te hakkımız diye düşünüyorum.
İnşaallah aynı tasa ve aynı sevinçleri birlikte hisseder ve candaşlığımızı, soydaşlığımızı, kardeşliğimizi doya doya yaşarız.
Nice uluların kaynaştırdığı toplumlardan ve kocamışlardan olmak temennisiyle.
|
 |
Karani Eseroğlu
16 yıl önce - Prş 02 Ağu 2007, 04:55
Sitemizde değişik başlıklar altında Kıbrıs ve Kıbrıs'lı Türkler hakkında yapılan ve bana göre bazıları olumlu, bazıları olumsuz tüm eleştirileri ve yazılanları ilgiyle izliyorum.
1974 Barış Harekâtına katılmış, harekât öncesi ve sonrası tam 14 ay Kıbrıs'ta o insanlarla kader birliği etmiş, aynı havayı teneffüs etmiş biri olarak, çok fazla yazmak istemesem de o insanlar hakkında birkaç kelâm etmeye ve bazı anılarımı paylaşmaya ihtiyacım olduğunu düşünüyorum.
Eylül 1973. İskenderun'dan bindiğimiz Erkin çıkarma gemisi 16 saatlik yolculuktan sonra güzel bir sonbahar sabahı Rumların denetimi ve BM. Barış Gücü refakatinde Magosa limanına demir atıyor. O tarihlerde kalenin olduğu bölgede birkaç Türk mahallesi var, diğer yerler tamamen Rumlara ait.
Gemiden inerken kaledeki Türk bayrağını görünce hepimizin duyguları kabarıyor ve bayrağı selamlayarak iniyoruz. Lefkoşa'daki birliğimize gitmek için havadan helikopterler, karadan tanklarla destekli BM Barış gücü araçlarına binip hareket ediyoruz. Magosa kalesinde ki Türk mahallesine gelince konvoy duruyor. Halk üzerimize çiçekler atarak, sloganlarla ve gözyaşlarıyla bizi karşılıyor. Polis, bizleri kucaklamak için araçlara yüklenen halkı engellemekte zorlanıyor. O zaman 22 yaşımdaydım ve hayatımda hiç yaşamadığım bir olayı yaşadım ve bu anlatması mümkün olmayan duygu seli karşısında ilk defa ağladım.
Kıbrıs'ta harekât başlayıncaya kadar görev yaptığım birlik Gönyeli'de idi. Köyle garnizon içiçe olduğu için bazen yalnız, bazen de insanlarla iletişim kurmayı seven birkaç arkadaşımla birlikte eğitim ve nöbetlerin dışında Gönyeli'deki köy kahvesine ve esnaflara gider, köylülerle sohbetler ederdik. Kıbrıs Türkleri'nin Türklükleri, vatanseverlikleri, Anavatan dedikleri Türkiye'ye bakış açılarıyla ilgili örneklendirmelere girmeye kalksam sayfalar dolusu yazmam gerekir. Bu insanlarımızın en az bizler kadar vatanına, milletine, bayrağına Türkiye'ye bağlı olduklarına şahitlik edebilirim.
Kıbrıs'a ilk gidişimden tam 30 yıl sonra 2003 eylülünde bu kez 16 saatte değil, hem de İstanbul'dan sanırım 75 dakika kadar bir sürede tekrar gittim. Girne'deki Acapulco tatil köyüne yerleştik eşimle. Amacım tatil veya deniz değildi. Öncelikle 30 yıl önceki anılarımı tazelemek, uğruna canımızı ortaya koyduğumuz toprakları ve insanları görmek, 30 yılda yaşanan değişimleri izlemekti.
Bir hafta boyunca çok duygulu anlar yaşadım, anılarım oldu, gözlemlerde bulundum ve benim için sürpriz olan bazı dostlarımla görüştüm.
1973-2003 arası hakkında kısaca şunları söyleyebilirim:
- Yeni açılan birkaç karayolu, havaalanı ve üniversiteler dışında değişen önemli birşey olmadığını, aynı yoksulluğun sürdüğünü, buna neden olarakta yıllardır uygulanan ekonomik ambargo ve tanınmamanın getirdiği zorluklar olduğunu gözlemledim.
- Özellikle gençler arasında Kıbrıslılar ve Türkiye'den gelenler gibi suni bölünmeler olduğuna şahit oldum.
Türkiye doğumlularla yaptığım görüşmelerde genellikle söylenen şuydu: "Biz onlar için buralara gelip kanımızı akıttık, canımızı verdik, onlar için değmezmiş, bunların Türk'lükle alâkaları yok."
Kıbrıs doğumlu gençler de genelde şöyle konuşuyordu:" Tamam Türkiye geldi, bizi kurtardı ama her dakika bunu başımıza kakıyorlar, biz gelmesek şöyle olurdunuz, böyle olurdunuz, siz Türk değilsiniz"
Aslında iki tarafta da böyle düşünenleri anlamaya çalışmak eğitmek ve yönlendirmek gerekli.
Bunların bir çoğu 74 öncesi olayları yaşamadı, görmedi, belki de doğru dürüst okutup öğretilemedi.
60 ta kurulan ortak devlete atılan imzaların daha mürekkebi kurumadan yaşanan 63 olaylarını, 67 olaylarını, 73 olaylarını bu gençler çok iyi okumalıdırlar.
Türk askerinin oraya neden gittiğini, neden hala orada kalması gerektiğini herkese çok iyi anlatmamız gerekir.
Bizlerin de Kıbrıs politikalarında birçok yanlış yaptığımızı, harekâttan sonra Anadolu'dan adaya giden herkesin sütten çıkmış ak kaşık olmadığını kabul etmemiz, yaklaşık 80 yıl İngiliz kültürüyle yaşamış, yine de öz benliklerini yitirmemiş bu öz be öz Türk kardeşlerimize her yönüyle kucak açmamızı, onları anlamaya çalışmamızı ve birlikte hareket etmemizi düşünüyor, Kıbrıs'ta boş yere savaşmadığımıza inanıyor, hakkımı helâl ediyorum.
Bir de şunu hiç unutmayalım: Yunanlıların megalo-idea hayalleri hiç değişmedi.
Sevgilerimle.
En son Karani Eseroğlu tarafından Prş 02 Ağu 2007, 05:01 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
hürdoğan
16 yıl önce - Prş 02 Ağu 2007, 07:52
Hurşit Saral dostumun mesajının her satırına katılıyor ve kendisini tebrik ediyorum.
1970 öncesi tahsil hayatımda bir çok Kıbrıslı öğrenci arkadaşımız vardı,tamamı kendilerini bizden ayrı düşünürdü ve Kıbrısı bile beğenmez biz İngiliz iz derlerdi. Geçen süre içinde gördüm ki , başları sıkışmayınca Türkiye yi hatırlamıyorlar. Olsun Türkiye 74 Barış harekatında insanlık görevini yapmıştır vede anlayana insanlık dersi vermiştir. Daha önce Kıbrıs için ne verdik,ne aldık adıyla açılan başlığa göderdiğim mesajdan bir alıntı yapmak isiyorum.
"Kıbrıs Türk lerine gelince, adada yaşayanlar bilir.Dr. Fazıl Küçük,Rauf Denktaş kuşağı milliyetçiliği yok artık. Ada da 74 Barış harekatı öncesi olayları yaşayanlar bu gün elli yaşın üzerindeler.Onlar acıları,zulmü çeken nesil , Onlar Türkiye nin Türk askerinin ne demek olduğunu biliyor.
Bu gün Otuz beş yaşın altı ( yani nufusun söz sahibi çoğunluğu) Kendi ana babalarınla ters düşüyorlar. Türkiyeyi de istemiyor,Türk askerini de çünkü bunlar rum un mezalimini bilmiyorlar,bilmek de istemiyorlar.Bunlar yakınlarının gözleri önünde katledildiğini görmediler,toplu mezarlar gözleri önünde kazılmadı. Bunlar futbol sahalarına toplanıp işkence görmediler. Varsa yoksa Avrupa,AB,İngiltere hayali ! ""
T.C olarak Kıbrıs halkı için yaptıklarımızın kıymeti bilindi mi?. Takdir sizin....
|
 |
Fatih Can
16 yıl önce - Prş 02 Ağu 2007, 08:25
Anlatilan ve herkesin dilinde olan klasik soylemler disinda birseyler de duymak isterseniz Kibris ve Turkiye yakin tarihi hakkinda, Baskin Oran Turkiye Yakin tarihini okumanizi dilerim o zaman bu sitemkarliktan biraz vazgecilir sanirim.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|