spidervis
16 yıl önce - Prş 19 Tem 2007, 11:44
İçgüdü
Mesaj sayımdan da anlaşılacağı üzere, forumdaki ilk başlığım. Fakat, hep bu başlığı açmayı bekledim sanılmasın. Bu kadar geçmişe sahip bir forumda yeni konu başlatmanın oldukça zor olduğunu gördüm. O yüzden saygı duyduğum bir hocamın yazısını alıntı yaparak buraya taşımak istedim. 7-8 yıl öncesine ait bir yazı fakat daha önce çıktığı yerlerde yeterli ilgiyi görememiş. Genel olarak ağır denilebilecek bir terminoloji kullanıldığı için belki de böyle oldu fakat biliyorum ki forumda biyoloji ile uğraşan arkadaşlar var. Umuyorum tıpçılar da vardır ve bu ilgi çekici başlığa katkı veya olumsuz eleştiri sağlayabilirler.
İçgüdü
a. yöntem
bu konuyu, herkesçe bilinen klasik tanımların ötesinde bir tartışma ortamına katkıda bulunabilecek çerçevede ele almaya çalışacağım. ucu açık sorular olacak. kimi sorulara kendimce verdiğim yanıtların da tartışmaya açık olduğunu belirtmeme gerek yok.
b. kavram
öncelikle, ‘davranış’ ifade ettiğinden dolayı, ‘içgüdü’nün ne olduğunu anlamak için ‘davranış’ın ne olduğunu anlamamız gerekir. (bu konuda serol teber yeterince aydınlatıcıdır). yalnızca canlıların değil, tüm doğanın ve maddelerin bir davranışı olduğunu unutmamak gerekir. günümüzdeki genel geçer öğretilerde içgüdü den söz edilirken, onun doğuştan gelen ve sonradan öğrenilmeyen ‘ilkel’ davranışlar olduğu üzerinde durulur. ve üzerine, freud’tan alınan ‘üstbenlik’ kavramı örtülerek ‘normal insan’ kavramı icad edilir ve diyalektik felç edilir.
söz gelimi açlık ve bunun doyurulması ilkellik / gelişkinlik bağlamına oturtulabilir mi? öyleyse güneş ışınları da ilkeldir, çünkü milyonlarca yıldır orda vardır. sonradan öğrenilmemiş demek te, canlının evrim süresince edindiği deneyimleri ve birikimleri reddetmek, yaradılışa gönderme yapmaktır. canlıyı tür olarak değil, tekil olarak ele almanın bir açmazıdır. bu da tarihsel köksüzlüktür.
c. açılım
mecburen gen’lere değinmek zorundayım. canlının temel yapı birimi hücre değil, gen dir. viruslar bunun kanıtıdır. hücre, gen in bahçesidir. gen nedir öyleyse?
dağınıklığımı bağışlarsanız, biraz gerilerden alacağım. evren, kuarklardan, elektronlardan ya da bazı amorf enerji biçimlerinden oluşmuş bir çorba değilse, bu görüşü destekler nitelikte bir bulgu da şudur: milyonlarca çeşitlilikte ifade edilmesine rağmen gen aslında pek değişkenlik göstermiyor. değişken olan ve farkları üreten gen in sayısı ve dizilim sırasıdır. bugün, inorganik evren ile gen arasındaki mesafe mi, yoksa gen ile insan arasındaki mesafe mi evrimsel örgütlenme düzeyi anlamında daha uzun ve meşakkatlidir, yanıtı pek kolay değil.
artık ‘gelişkinlik’ ile ‘örgütlülük düzeyi’ ni eş anlamlı kullanmakta tereddüt etmemeliyiz. kendi anlamını sorgulayacak denli gelişmiş şu sinir sistemi, nihayet bir üst örgütlenmeyi işaret ve ifade eder. söylendiği gibi insan, doğaya ‘karşıt’ bir yaratık değil, doğanın bir olanağı olarak var olmuştur. o ‘karşıtlık’ doğanın diyalektiğindeki karşıtlıktır. bu bağlamda şunları saptayabiliriz: içgüdü, üzeri kazındığında altında iki şey görünür; birincisi ‘varkalma’dır, ikincisi ‘kendini yeniden üretme’dir. bildiğimiz bütün diğer içgüdüler bu iki amacı geliştirecek türevlerdir. İkinci amaç, birinciye hizmet etmenin dışında, daha iyiye ulaşmayı araştırma yöntemi ve daha gelişkin olanı kurma olanağını içermesi açısından bugünkü varoluşumuza ışık tutucu niteliktedir.
bugün insanoğlu için yakıştırılan bilinç, ilgi, merak, bellek, bilgi, örgütlenme, gelişme ve benzeri birçok kavramın maddenin devinim biçiminde içerilmiş potansiyel bir yönelim olduğunu öne sürebiliriz ki, canlılığı mümkün kılmıştır. bu yönelim öyle bir düzeyde ifade bulmuştur ki, kendi varlığını koruyan, geliştiren, çoğaltan, ortama uyan, ortamı değiştiren, mücadele eden ve mücadele ederken öğrenen, öğrendiklerini saklayabilen ve başka bireylere de aktarabilen, kendisine hizmet için ceşitli aracıları imal ve kontrol eden, hemcinsleriyle bir araya gelip koloniler kurmayı planlayabilen ve benzeri sayısız faaliyetleri yürütebilen bir düzeye erişmiştir. yanlış anlaşılmasın, yukardaki tarif insan için değil, gen için verilmiştir ve gen ile içgüdü arasındaki bağlantıya cevap niteliğindedir.
vurguyu geliştirmek babından, radikal genetikçi bir bakışla devam edelim ve ‘gen ölümsüzdür’ tezini ortaya sunalım. öyle ki, ölümsüzlüğünü garanti altına almak için çok uç koşullarda dahi varlığını sürdürebilecek mümkün olan her formda kendini üretmiştir, adeta bu yapıların içine ‘saklanmış’tır. bu yapılar kimi zaman bir böcek, kimi zaman bir istiridye, kimi zaman bir fil olagelmiş; bereket, bütün elbiselerini dinazor formunda biçtirmemiş![/b]
|