Ana Sayfa 892 bin Türkiye Fotoğrafı
Türklerin Uygarlığa Katkısı
« önceki   123 ... 111213   sonraki »
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
BEHÇET VOLKAN
8 yıl önce - Sal 25 Tem 2006, 09:09

Tarih yazmak; tarih derinliğinin, açıkça bilinmeyen olaylarını, bilimsel olarak saptanmış tarih gerçekleriyle çelişmeyecek biçimde, bilinenler yardımıyla, olabildiğince doğruya yakın yorumlama-tasımlamalar yaparak ve bilinenlerle birleştirerek, sürekliliği olan bir hikayeleştirme yapmaktır.

Böyle bir çalışmayı cumhuriyet başlatmıştır, ancak, Atatürk sonrası dönemde bu savdan dönülmüştür. Neden? Cumhuriyet, kendi tarih tezi , dil tezi, dünya görüşü, iddiası, ideali, hedefi bulunan bir yapıdır. Atatürk kadar bağımsızlıkçı olmayanların bu tür iddiaları olamaz. Onlar, kime yamanmışlarsa onun tarihini, dil felsefesini, iddiasını, hedefini benimsemek zorunda kalırlar.


Bugün, her alanda, dünyaya dayatılan, Batı bakış açısıdır. Batının tarihe, dile bakış açısı ise nesnel olmaktan uzaktır. Çünkü nesnel bakışla baktığınızda Batı kocaman bir sıfırdır. İkibin beşyüz yıllık bir geçmiş. Son beşyüz yılı uğrulama zenginlikle cilalanmış, aşırma bir uygarlık, insanlık değerlerinden yoksun  bir ‘uygarlık’.

Bu nedenle Batı; tamamı son birkaç yüzyılda uydurulmuş terminoloji üzerine dil ve tarih tezler kurmuştur. Tarihi anlaşılmaz bir biçimde; sürekliliği olmayan, hep doğup doğup ölen, birbirinin devamı olmayan halkların tarihi olarak yazmıştır. Batının yazdığı tarihin özeti için, 'geçmiş bilinmemektedir' denilebilir. Tek netlik şurdadır: Hiç bir tarih gerçeğiyle uyuşmayacak biçimde, Avrupadan çıkardıkları halklara hızlı bir Orta Asya turu attırdıktan sonra, yeniden Avrupaya getirirler. Bundan da murat şudur: Onbinlerce yıldan beri Asyadan uygarlığı batıya taşımış halkları yok saymak, onlara ait uygarlık miraslarına, dile, kültüre sahip çıkmak.

Ben, çocuk yaşlarımdan beri soyumun tarihini,  insanlık tarihini merak ettim. Bu konuda ne bulduysam okudum. Eleştirdim. Yorumladım. Benim de kafamda, tarih gerçekleriyle çelişmeyen, bilinmeyenlerin bilinenler yardımıyla yorumlandığı, dilin tarihe tarihin dile destek verdiği, bir tarih bakışı oluştu. Bunu, çok özet olarak, sizlerle paylaşmak istiyorum:

Onbinlerce yıl önce, uygarlık Avrasyada uç verdi. Avrasya iç deniz ve gölleri çok olan bir bölgeydi. Verimliydi. Asyanın çok kuzeye kalan bölgeleri, uygarlığın yeşeremeyeceği kadar  soğuk, verimsiz idi. Güneyi ise, insanı düşünmeye zorlamayacak denli, hazır yiyeceklerce zengindi. Orta ise bu koşulların en orta-karar olduğu bölgeydi. Buradaki insan; düşünmek zorunda kalacak kadar sıkıntı ve arayış içinde, düşündüğü-çabaladığı sürece ulaşabileceği, potansiyel bolluklar içindeydi. Bu bölge; Karadeniz-Hazar-Aral-Baykal-Balkaş şeridi boyuncadır.  Bu dönemde bu coğrafyada, Türklerin adı  Tur, Ti, Uz, On, Hun, Tik, İy, Ud, Ço, Çen, Kaç, Nur.... gibi tek heceli sözlerdir. Bu dönemde tüm kelimeler neredeyse tek hecelidir ve bir kavramın onlarca  karşılığı vardır. Bu nedenle Türk sözünün de çok karşılığı vardır. Bugün  çeşitli Türk boylarının farklı ada sahip olmalarının sebebi budur. Bu adlar rasgele farklı adlar olmayıp, birbirinden doğmuş, tüm diğer kavramlarla aynı düzen içinde gelişmiş, birbirinden doğuş kanunları belli olan sözlerdir.
Ve bu sözlerin gerçek ve ortak anlamı 'halk' dır.

Bu Avrasya insanı; konuşmayı, büyük aile ve boylar halinde yaşamayı, avcılığı, dini, tarım yapmayı, hayvan evcilleştirmeyi, göçerliği, yürüklüğü (mobilize olmayı ), denizciliği, yapıcılık ve kentleşmeyi, devletçiliği öğrendi.

Çevreye yayılma sonucu, Bugünkü Kuzey Avrupa, Güney Afrika, Hint Yarımadası ve Güney Çin dışındaki Eski Dünya topraklarının kalan bölümü bu Avrasya insanının ülkesi haline geldi. Türkler çeşitli adlar altında Çine, İndus-Ganj boylarına, Dicle-Fırata, Nil  boylarına, Kuzey Afrikaya,  ve Amerikaya yayıldılar.

Bu dönemde; Çin, Hint, Güney Afrika, Kuzey Avrupada yaşayanlar, henüz uygarlıkla tanışmamış, aile ve daha büyük toplum birlikleri kurmamış insanlardır. Bu insanların dili olmadığı için adları da yoktur. Uygar insan bunlara 'yabancı' 'öbürü' demiş, veya bu 'yabancı'lar, birlikte yaşamaya başladıkları Türk boyunun adını almışlardır. Örneğin Çinli'nin etnik bir adı yok. 'Çin ülkesinden olan' diye adlandırıyoruz. Peki Çin ne? Çin, Çeng Türk'ün adıdır (Şenestan=Türkistan, Dede Korkut Oğuznameleri s.18,Prof. Kırzıoğlu, Burhanettin Erenler Mat., !952,İst.). Gök Türk Kağanı'na batı Türkleri 'Çin Hakanı' demişler (Aynı kaynak s. 52). Doğu Karadenizde Türklerin adı (Hemşinlilerce) Çeng'dir(Her Yönüyle Rize, Muzaffer Arıcı s.24).

Türklerin Çine gidiş zamanı ön-hiyeroglif ( kayra kulıv = kutlu yazı) dönemidir. Çine giden Türkler ve yerli halkın karışmasından oluşan Çinli, öğrendiği yazıyı geliştirememiş, günümüze kadar hiyeroglifik olarak kalmıştır. Çindeki piramitler (Ünlü Beyaz Piramidi düşünün) bu döneme aittir. Son yıllarda bulunan ve gerçek boyutta topraktan askerleri barındıran piramit-kurgandaki asker yüzleri hiç de bugünkü anlamıyla Çinli değildir. 'Discovery Channel'da hep hayretle izlerim. Asaydaki her buluntuyu Çin'e mal etme alışkanlığındaki Batının uygar Çin dediği bu Çindir ki, yazıyı, Çinde hanedan olmuş Türklerin yerleştirmesine borçludur ve Türkler zorla götürmedikçe, komşudaki gelişmeyi bile sezecek yetenekte değildir. Tuvaların götürdüğü ilk hiyeroglif yazı hala  o haliyle durmaktadır.

İkinci büyük göç alanı Hindistandır. Türkler burada İndus Ganj (Türkçesi Geng Su. Bu bölgenin Türkçe  adı da Geng Yer  daha eskisi Keng-Ki' dir) boylarında Dicle-Fıratta olduğu gibi sulu tarım yapmışlardır.  İndus, Harappa, Mohenjo-Daro uygarlıkları bu süreçte oluşmuştur. Yazı, Gök Türklerde gördüğümüz Türk Oyma yazısının ilkel biçimidir. Hiyeroglifik yazının çok ilerki aşamalarında bulunulmaktadır.Bugün bu topraklarda Hintli değil Özbekler, Afgan bölükleri, Pakistanlılar (Urdu dili konuşanlar) ve bu unsurların Hindistan içindeki  devamı olan insanlar yaşar. Türkler tarih boyunca bu toprağa gelip gitmişlerdir, hükümet etme süreleri her milletten fazladır. Hint yarımadası ırk olarak karma-karışık olsa da dil olarak Dravit dilidir. Batının Dravit dediği Türkçe söylenişe çevrilirse Turağut olmaklığı gerekir. Bu da Tur'lar olmalıdır(Tür-ük-üt > Türküt gibi). Bu dönem piramit-ziggurattan çok, dev oyma heykeller ve üçgen kemerli yapılar dönemidir. Bu kültür dönemi tıpatıp Güney Amerika Maya kültürü ile aynıdır. Aynı dev oyma heykeller Balkanlarda Vlakların kalıntılarında vardır(Balak'lar). Balkan ve Kuzey Hindistan şehir adları tam paralellik içindedir. Peşa-ver, Sebiz-var, Katyavar, Elver, Taneşvar /   Temeş-var, Vuko-var, Uy-var, Zigetvar, Honetvar.

Bir Başka önemli merkez Mezopotamyadır. Burada yazı hiyeroglif-alfabetik geçişi aşamasındadır. Çinden ileri İndus'tan geri durumdadır. Ziggurat kültürü vardır. Bu açıdan Güney Amerikalılarla eş düzey uygarlığa sahiptirler. Sümer, Anadolu, Balkanlar, Kafkasya üzerinde etkiye sahiptir. İtalya-İspanya-İngiltere göçleri Anadoludan ve Güney Avrupa yoluyladır. Bunlar bu halkların destanlarında mitolojilerinde vardır. Sümerler tarihten silinmemişlerdir. Yerlerine de gökten zembille kimse inmemiştir. Bin yıl önce İtil Bulgarı gibi Türkçe konuşan Tuna Bulgarı nasıl bugün anlamadığımız bir dil konuşur durumdadır? Bunu Sümere uygulayalım. M.Ö. 7000 lerde bir Sümer kimliği var. M.Ö. 2000 lerde aynı yerde Başka bir kimlik var. Sami ırk. Sümerler bu topraklara yerleştiklerinde, tarım için işçiye ihtiyaçları vardı. Hindistandan, Afrikadan işçi getirildi. Melezleşen halkın zamanla  nüfus içindeki oranları arttı ve bu karışık ırk sayı çoğunluğu sayesinde iktidarı ele aldı. Sami ırkü, Hint+Asyalı(Türk)+Afrikalı karışımıdır. Dil Türk Dilidir. Dili sonradan öğrenen bu halklar,  dile hakim olmadıkları için dile kendilerince yeni yapılar, kurallar kazandırmışlardır. Ön ek, büküm gibi. Türkten  cır 'dua, şarkı, şiir'  sözünü öğrenen insanlar dile hakim olamdıkları için şiir yazan sözünü de bundan türetti ve sessizleri değiştirerek şair  dedi. Başkaları da bu işe büküm dedi. Türk Dili öte- 'ödemek'  sözünü aldıkları şivede mastar öt-üv olduğundan, itva şeklinde söylediler. Türk Dilinde öt- 'geçmek, sönmek', mastarı ötüv, bunu itfa 'söndürme'  diye söylediler. Türk Dilinde öt- 'öldürmek', mastarı ötüv,  bun idam şeklinde söylediler. Adamak 'ithaf etmek', mastarı adav, bunu ithaf şeklinde söylediler.
Türk Dilinde bulunan tu 'yapmak' sözünü ön ek yaptılar.

ulu 'yüksek'      >>     tealli 'yükselmek'
hala- 'sevmek'   >>     tealluk 'sevmek'
ag 'söz'            >>     taahüt 'sözleşme'
az-, azıv           >>     teassüf 'azmak' 'yoldan çıkmak'
ıs 'koku'           >>     teassüs 'kokmak'
avu 'yardım'      >>     teavvün 'yardımlaşmak'
baruk 'kut'        >>     tebarek 'kutsama'
....gibi...


‘’Hindistana gelen her yeni Türk dalgası , kendinden önce geleni Hintlileşmiş buluyordu’’  (Umumi Türk Tarihine Giriş,  Z. V. TOGAN s.153)

İşte Türkün merkezden bu çevre topraklara tarih boyunca akmış olmasının ve kalan ana kitleyle başkalaşmasının sırrı yukarıdaki tespitte yatar. Bu çin için de doğrudur, Hint  için de, pek çok coğrafya için de...

Mısır bir başka önemli göç yeridir. Hiyeroglif-Piramit kültürüne bakılırsa, Çinden sonraki yerleşme olması düşünülebilir. Buranın halkı Kobt olarak anılıyor. Bu 'sucu' 'gemici' anlamındadır. Gobi de  ‘su’ ‘deniz’  demektir.
hıv:su(Başkırt)
kamış:su (Türk Mitolojisi II, Ögel, s.415)
kamus:deniz(Şemsettin Sami)
kem:ırmak, su(Altay)( Uluğ Kem=Koca Su)

Kazım Mirşan’ın okuduğu yazıtlarda Mısırın en eski adlarından biri   SUBIS’tır. Günümüzdeki Süveyş adının kaynağının da bu olması gerektir. Daha güneyde Habeş ülkesi vardır. Dikkat edilirse (ş>t) Kob-t ile Hab-ş eş seslerden oluşur. Ve Habeşliler Afrikalı zenci değildirler. Yukarı Nil boylarına gelmiş Kuş devletini kurmuş Türklerin,Hintten getirilen işçilerle karışmaları sonucu ortaya çıkan Türk-Hintli melezidirler. Burada bir başka antik ülke  Sudan’dır. Bu da apaçık  SUV-D-AN  ‘sucu ülkesi’ dir.

KOP-IT
SUB-IS
SUV-IT    (SUV-IT AN >> SUDAN)

Habeş'ler ve Kobt'lar 'denizci' 'sucu' anlamındaki, Asyalı egemen halkın prestij adını benimsemişlerdir. Çünkü bunlarla temastan önce zaten dilleri ve adları yoktur.
E-Kopt>>>> Egypt oldu (Sümerde e-dub= tablet evi; E-Kobt= Kobt yeri)

Bizim bir de Kıp-çak  dediğimiz büyük, önemli bir bölüğümüz vardır.  Buradaki -çak eki 'kabile, boy, nesil'  anlamında Fin-Ogur  ve Altay  dillerinde yaşamaktadır. Yaniboyun adı Kıb'dır. Oğuz destanındada Kıpçak adını kökeni için söylenen şudur 'Bir Bey sal yapıp adaya geçişi sağladığı için ona Kıpçak adı verildi'. Ve nedense bu Kob-t  ülkesi  tarih boyunca Kıpçak'ların gözdesi olmuştur.

Kuzey Afrika  eski Mısır’ın kırsalı kimliğindedir. Batılının  TUAREG  dediği bu halk Türk göçerleridir. Çok sonraki tarihlerde Araplarla biraz karışmışlardır.  Tuareg’lerin hangi  adını alırsanız alın, Asyayla mutlak bir paralellik çıkar. Gerek dil, gerek kültür, gerek fiziki görünüş olarak. Okyanus kıyısındaki Tengiz şehriyle, içerdeki Turania gölüyle, koyuna baran  değişleriyle (baran-os > merinos olarak bize geri gelen) Türktürler.

Bu Avrasyalı  halk bir yandan da  Şimdiki  Amerika coğrafyasına akmayı sürdürmüştür. Bu süreçte yollardan biri  Bering’dir. Bu bir Türk sözüdür.

bere: büyük ırmaklar üzerine yapılan hareketli köprü veya sal  
per: boğaz (Çuvaş)
-ing: mastar eki, ad yapma eki (Türklük Bilgisine Giriş, Kaydarov-Ozarov)

Bu kök, İngiliz diline *beriş  ‘geçiş, geçek’ >> bridge ‘köprü’ sözünü vermiş, Arap diline ise mürur ‘geçiş, aşım’  sözünü vermiş. Bu kök bazı ağızlarda er-te- ‘geçmek’  olarak yaşamaktadır. Bunun  ber-  değişkesi (varyantı ) yaşıyor mu bilmiyorum.

Amerikaya giden ikinci yol  İskandinavya  geçergehidir.  Bu yol,  Türklerin bu coğrafyayı tanımaları ve oraya yerleşmelerini de doğurmuştur. En açık örnek Finlilerdir.  Nordiklerin  sagalarında, Amerikaya gidişten ve Türker adlı  kılavuz denizciden söz ediliyor. Türker adı Nordiklerde ‘Türk, Macar’ anlamına geliyor. Burada  İsveç   adı  da önemlidir. SWEDEN. Nil boyundaki   SUDAN   adının aynısıdır.  ‘Sucu  ülkesi’. Fin-Ogur  kaynakalrı, Rus  adının  Finlilerin  eski adı olan Rutsi  ‘sucu’   sözünden geldiğini yazarlar. Bu kök de belki bizim   rut-ubet (*rutumuş, cıvımış, sulanmış)   sözümüzle aynı köktendir.

Bütün bu bölgelerde, alfabe, mimari, din, dil, mitoloji ortaktır. Tuareg yazısı ile Viking runları o kadar benzerdir ki, Batılı  adam  bu yazıları Vikinglerin Kuzey Afrikaya getirmiş olduğunu bile söyleyebilmiştir.

Türklerin, merkezden kopup, çevre coğrafyalara yayılma sürecinde yanlarında işçi olarak getirdikleri Hindu göçmenler; bazı coğrafyalarda melezleşerek en kalabalık unsuru oluşturmuş ve toplumun asli unsuru durumuna gelmiştir(Sümer, Mısır, Habeş, Sudan). Kafkasya, Anadolu, Balkanlar ve Güney Avrupada ise asli unsuru oluşturacak kadar kalabalaık olamamışlar,  toplum içinde  tali ve marjinal unsur olarak kalmışlardır. Bu marjinal unsurlar, anılan coğrafyalarda genellikle ırmak boylarında yoğunlaşan Çingenelerdir. Balkan Çingeneliği  Tuna  boyu işçileridir.  Poşalar Kür-Aras  işçileridir. Bu işçilerin kendi etnik adları bulunmadığı için, prestij unsur olan Türklerin adlarını almışlardır.

Çeng 'Türk'        >> >>>>      Çeng-ane   'Türke benzer'
Kopt 'Sucu denizci' >>>>      Kıpti
Urum, Rum                          Rom

Türklerin çevreye yayılma sürecinden önce; Çin, Hint, Sanskrit, Fars, Sami, Arap  diye ne bir etnik vardır ne de kültürü.Dil ve dilin kökeni, uygarlık ve kökeni konuşulurken bu nokta çok önemlidir. Bu nedenle, batılı, Türk adını mümkün olduğu kadar yakın zamanlara çekmeye çalışır. Nasılsa  ağızlarından kaçırdıkları Orhun yazıtlarından başka belgeyi gözleri görmez, dilleri söylemez. Oysa, yalnız Tamgalı Say  bölgesinde Sayın Kazım Mirşan'ın  okuduğu gibi, binlerce yazıt vardır. H.N. Orkun'un  kitabında, Orhun dışında pek çok eski yazıt vardır. Kazım Mirşan'ın yakın arkadaşı Sayın Turgay Tüfekçioğlu'nun  ifadesine göre, Kırgızistan'da Saymalı Taş bölgesinde son olarak doksan bin yazıtın bulunduğu açıklanmıştır.

Kazım mirşan'ın  okuduğu metinler, dilin gelişim aşamalarını kavramış biri için, çok anlamlıdır. Bu metinler çok ama çok eski bir Türk Dili ile yazılmışlardır. Kelimeler tek hecelidir, ve her bir kavramın çok sayıda karşılığı vardır. Sümer dönemi bile tek heceden çok heceliye geçiş dönemini yansıtır. Bu on bin yıllarla ifade edilebilecek bir süreci işaret eder.

Türklerin bu on binlerce yıllık uygarlık maceraları süreci, Batılı adam için bir  yabani yaşam sürecidir. Bedeni bu koşullara göre evrilmiştir(Neandertal adamı). Yaradılış olarak tüm insanlar aynı olmakla birlikte, yaşam koşulları onları  birbirinden farklılaştırmıştır. Biri siyah adam olurken başkası beyaz olmuş, biri uygarlık yaratmış diğeri onu öylece almıştır. Kim ne derse desin, bugün, batılı adam bir hoyratlığı, kabalığı, etiksizliği, acımasızlığı, zulmü anımsatmaktadır. BU ÖZELLİK DE ONUN GEÇMİŞ DENEYİMİNDE YATMAKTADIR. Eğer batının insanı  benliğinden koparıp mankurtlaştıran propagandasına kapılmış değilseniz, manzara en iyimser bakışla budur.  Eğer uygarlığı, otomobiller, yüksek binalar sanıyorsanız, batıyı uygarlığın temsilcisi olarak görebilirsiniz. Hava kirlendi, su kirlendi, gıda kirlendi, bitki ve hayvan geni kirlendi,  tohum kirlendi, toprak kirlendi, deniz dibi kirlendi, gökyüzü kirlendi. Bu medeniyet değildir. Bunun adı  ‘MEDENİYETLE SONRADAN TANIŞAN AVRUPALININ, DÜNYAYI BİR YOK OLUŞA TAŞIMIŞ OLMASIDIR’.

Batı savaşı kaybetmiştir. Artık eski uygarlık  bölgelerini fiziki işgale başlamıştır. Hiç bir yöntem başarılı olamamıştır. Geng-Yer (İndus-Ganj havzası) işgal edilmiştir. Sümer toprağı işgal edilmiştir. Balkanlar  işgal edilmiştir. Türkistan  işgale çalışılmaktadır. Anadolu fiziki işgal dışındaki tüm araçlarla işgal halindedir. Bizim farkında olmadığıız, ama bize ait olan coğrafyanın tamamı işgal girişimi ile karşı karşıyadır.

Uygarlığın sahibi olan Avrasya, eğer iktidarı bu eski yabanilere bırakacak olursa, dünya gerçekten bir yokoluşa gidecektir. Bunun olmasını istemediğim gibi, bunu eşyanın tabiatına da aykırı buluyorum. Yani, eğer 'tarihin o durdurulmaz akışı' bizimle ise, batının zenginlik-güçlülük duvarı,  bize 'vız gelmelidir'.

Bu gücü kendimizde görmenin maddesel dayanakları vardır.  Batı korkunç bir propaganda savaşı ile gerçekleri gizleyerek yol almaya çalışmaktadır. Bu aynı zamanda korkunç bir bilimsizleşme girdabıdır. Bu batının sonudur. Bu bize güç verecek çok önemli bir gerçekliktir

                                                                   KAYNAK: ESKİ TÜRK UYGARLIĞI
                                                                                  ADNAN ATABEK


Yazının ilginizi çekeceğini umarım.


uraldinho
8 yıl önce - Sal 25 Tem 2006, 09:18

Alıntı:

Dünyadan genellikle bihaber oldukları herkesce bilinen Amerikali tanıdıklarımdan bile bana Mevlana Celaleddin Rumi’den, Türk kalp cerrahi Mehmet Oz’den, Yaşar Kemal’den bahsedenler oldu.  


Amerikalilar Celaleddin Rumi'yi belki de bizden daha iyi biliyordur. 1990larda Amerika'da en cok satan sair Amerikali yada Avrupali degil, Celaleddin Rumi imis. Mevlana ve Konya su an Turkiye'nin tanitim videolarinda kullaniliyor ama maalesef eserlerin cogu cagdas Turkce'ye cevrilmemis. Sebepleri biraz da dinsel ve politik.

Celaleddin Rumi Afganistan'da, o zamanlarin Iran Imparatorlugu, dogdugu icin Iranlilar bizden daha cok sahip cikiyor esasinda. Tanidigim Iranlilarin cogu Konyayi ziyaret etmek istiyor.


ilkera
8 yıl önce - Sal 25 Tem 2006, 10:05

YOGURT

Belki de farkinda olmadan uygarliga kazandirdigimiz bu ürün günümüzde  "Biyoteknoloji" biliminin temelini olusturmaktadir.  Bu durumda Yogurdu "Mutfak Kültürümüzden" ayri bir yerde degerlendirmek gerekir.


Necmettin K.

8 yıl önce - Sal 25 Tem 2006, 11:35

Türklerin uygarlığa katkıları saymakla bitmez.

    İnşaat tekniğinden anlayanlar bilirler,temel,sağlamlık,izolasyon,aydınlatma,alanı olumlu kullanma yapı tekniğinin önemli konularıdır.
    Türkler evlerini bulundukları ülkenin coğrafi konumuna göre en fazla güneş alacak şekilde bina etmişlerdir.
    Soğuk iklimlerde arazi yapısından faydalanıp kuzeyi toprağa dayamış ve güneyi evin ön tarafı olacak şekilde inşaa etmiştir.
    Elektrik ve kalorifer olmadığı dönemlerde aydınlatma için içeriden dar,dışarıdan geniş pencere kullanmış,yaktığı ateşin sıcaklığını tüm evin alacağı şekilde sistemleştirmiştir.
    Saatten önce zamanı güneşe göre tespit etmiş,günü en fazla yaşayacak şekilde hayatını planlamıştır.
   Tarım aletlerini icat edip,hayvanı tarımda kullanmıştır.
   Hayvan ehilleştirmede ve binicilikte ileri gitmiş ve at hayatının bir parçası olmuştur.
   Bunlar ve benzer konular geçmişte uygarlığa yapılan hizmetler açısından önemlidir.


Alperen_dt
8 yıl önce - Sal 25 Tem 2006, 17:12

Alıntı:
Uruldino
Ben bunu daha once okudugum ve duydugum var, ancak kahve meraklisi oldugum icin kahve tarihi hakkinda degisik makaleler okudum ve bu hikaye esasinda gercek degil. Viyana kusatmasindan once Avrupa'da kahve varmis.

Kahvenin kokeni dogu Afrika ve Yemen taraflari, ama Turk tuccarlar ile yayginlasti ve Avrupaya kadar gitti. Yani kahveyi Avrupalilara yine biz verdik ama yukaridaki hikayedeki gibi degil. Viyana kusatmasinda sonra halk arasinda zafer hikayeleri anlatilirkene zamanla sekil degistirmesi ile bu hale geldigi sanilmakta. Isin icinde kahve satmaya calisan tuccarlar da olabilir.


Haklisin

Kurukahveci Mehmet Efendisinin sitesinde Kahvenin tarihini anlatiyor.

Bu site harika

http://www.mehmetefendi.com/

Malesef biz kendi medeniyetimizi tanitmiyoruz    Yabancilar bazen Turk kulturunu bizden daha iyi tanitiyor. Tatil bolgelerimizde, niye adam gibi Turk Kahvesini bulamiyorum'da Neskafe bulabiliyorum yada daha kotusu Expresso. Expresso nedir? MIRRA'DIR!!! bizde Mirrah'da var ama yine tanitmiyoruz.

Bizde Kahve cesitlerimizi buyutebiliriz, yeni sekilerini yaratabiliriz...

Alıntı:
Uraldinho
Celaleddin Rumi Afganistan'da, o zamanlarin Iran Imparatorlugu, dogdugu icin Iranlilar bizden daha cok sahip cikiyor esasinda. Tanidigim Iranlilarin cogu Konyayi ziyaret etmek istiyor.


Yok, Rumi Selcuk Turk Devletin topraklarinda dogudu, Selcuk Turk baskentine goc etti ve yasadi.

EBU MANSUR MATURIDI, TARHAN B. UZLUG FARABI, AHMET YASEVI, HACI BEKTASI VELI, YUNUS EMRE, NASREDDIN HOCA........

Eger tanitirsak tum dunya bunlari okur, Nasreddin Hoca asinda daha unlu olmaya basladi ama yine daha calismak lazim.

Nasreddin Hoca hikayeleri, Balkanlardan, Kuzey Afrikaya, Orta-Dogudan Orta Asya/Turkistana kadar genis cografyada biliniyor!


Keske kendi yazarlarimizi ve siirlerimizi daha fazla okursak, daha iyi tanitabiliriz, cok zengin edebiyatimiz var...

Karacaoglan
Nedim
Nabi
Fuzzulli
Namik Kemal
Tevfik Fikret
Mehmet Akif Ersor
Neva'i
Kasgarli Mahmut
Yusuf Has Hajib
Nazim Hikmet
Fitnat Hanım
Dede Korkut
OghuzName
Koroglu
Nesati
Evliya Celebi
Asikpasazade
Ziya Gokalp
AtaTurk
Yasar Kemal
Cengiz Atamov

v.s v.s v.s

Bir kac arkadaslar bu sayfayi yazdik

http://en.wikipedia.org/wiki/Turkish_literature

Daha fazla bilgi bilenler sayfaya eklesin.

Bu sayfayida ben yazdim, Nava'i

http://en.wikipedia.org/wiki/Alisher_Navoi

Fuzulli

http://en.wikipedia.org/wiki/Fuzuli

Nedim

http://en.wikipedia.org/wiki/Ned%C3%AEm


Turkler her yonden, Uygarligi katkisi oldu, bilimde, edebiyatda, yemek-mutfagimizda, musiki, tibbide v.s v.s

Mesala Ulug Bey, gezegenleri buldu hatta senede  365 gun oldugunu dogru hesapladi ve ispatladi

http://www.dallog.com/tdsa/hukumdarlar/ulugbey.htm
http://www.atominsan.com/ulug_bey.htm


Burak Gün
8 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 16:45

Ordu sisteminde(10'lu sistem):Mete Han
Yönetimde:Divan, Kurultay
Mimaride:Başta Mimar Sinan ve diğer mimarlar
Gıda ve Yiyecekte:Yoğurt, Ayran, Ekmek,
Denizcilikte:Çaka Bey, Barbaros, Turgut Reis, Piri Reis
Ticarette:Ahi Teşkilatı, Loncalar
Bilimde:İbn-i Sina, Farabi, Gazali, Biruni, ve niceleri
Ve daha nice dallarda kültür, sanat, edebiyat, vb.
Her zaman dünyaya örnek olduk


EmrahMac

8 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 17:31

Türkler uygarlık tarihine çeşitli hizmetler vermiştir ve yapıtlar bırakmıştır.Türkler alnda başarılı çalışmalar yapmıştır.Örneğin; İbni sina (980-1037) en ünlü eseri el-kanun fıt-tıb (tıp kanunu), beş ciltlik ve yaklaşık bir milyon kelimelik bir tıp ansiklopedisidir.Bu eser batılı ülkelerin birçok üniversitesinde ders kitabı olarak okutulmuştur.

Akınyakup
8 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 19:35

Fatih Sultan Mehmet İstanbulu Feth ettiğinde,İstanbulda bulunan Şair,yazar,Sanatçı ve kültür sanat bilim içerikli bilimum kişi yanlarına aldıkları eserlerle İtalya ve yunanistana kaçmışlar ve Avrupanın Rönesansı başlamıştır.
   
    Bunlardanda anlaşılacağı üzere Avrupanın bu günkü seviyeye gelmesinin,yani sanat kültür ve bilimde ilerlemesinin yegane sebebi biz TÜRK'leriz.İstanbul Feth olmasaydı Avrupa hala karanlık bir çağda savrulup duracaktı.
    Bugünkü köklü kültür va sanat merkezlerinin köklü olması bizden kaynaklanmıştır.yani kültürün kaynağı biziz.


Ali Buğra ÇETİNKAYA
8 yıl önce - Pts 07 Ağu 2006, 01:50

arkadaşlar neymiş efendim türklerin hiç katkısı yokmuş  tarihe şimdi bişey diyecem sonra ceza yiyecem olmayacak yahu biz bu topraklara gelmeyeydik onlar daha temizlenmeyi tuvaleti bilmiyolardı kağıt barut bizim sayemizde ellerine geçti daha ne yüzle konuşuyolar bu adamlar biri şunlara bi su serpsin belki akıllanırlar ayılırlar kusura bakmayın çok doluyum inşallah ceza yemem

uraldinho
8 yıl önce - Pts 07 Ağu 2006, 03:49

Alıntı:
arkadaşlar neymiş efendim türklerin hiç katkısı yokmuş  tarihe şimdi bişey diyecem sonra ceza yiyecem olmayacak yahu biz bu topraklara gelmeyeydik onlar daha temizlenmeyi tuvaleti bilmiyolardı kağıt barut bizim sayemizde ellerine geçti daha ne yüzle konuşuyolar bu adamlar biri şunlara bi su serpsin belki akıllanırlar ayılırlar kusura bakmayın çok doluyum inşallah ceza yemem


Kağıt Avrupaya bizden gitmiş olabilir ama göndermeden önce kullanmasını öğrenseydik keşki... Yeterince okumuyoruz.


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET