hurşit saral
16 yıl önce - Cum 01 Hzr 2007, 17:06
İnsanlığın toplumsal ve uygarlık içindeki yaşantısı
İNSANLIĞIN TOPLUMSAL VE UYGARLIK İÇİNDEKİ YAŞAMI
Merhaba arkadaşlar.
Sunacağım bu yazı metnimin asallığını; Tarih Toplumbilimi’nin kurucusu İbn Haldun görüşleri doğrultusundaki devinim oluşturmaktadır.
İnsanların toplumsal yaşamaları bir zorunluluktur.
Düşünürler bunu şu sözlerle anlatır: “İnsan, doğuştan uygardır”. Yani insanlar için toplumsal yaşam, kaçınılmazdır.
Bu anlam; düşünürler-filozoflarca “Kent Yaşamı” diye anlatımlanır.
İnsan varoldu. Öylesine gelişti ki, yaşam ve kalıcılığı, yalnızca besinle sağlıklı olabilir. Sonrasında besinini aramaya yönelir. Doğal yapısındaki eğilim ve özelliğiyle kendine, besini elde etme güç ve yeteneğini elde ederek.
Ancak, insanın besinini elde etmeye tek başına gücü yetmez. Gerekseme duyacağı besini sağlamaya yeterli olamaz. Yaşamının asal özdeği olan besini insan tek başına sağlayamaz. Bir ölçüde sağlayacağı düşünülse bile; birçok iş ve işlemden sonra gerçekleşir, bu da. Tahılı öğütüp un, unu hamur, hamuru pişirip ekmek yapması gerekir.
Bu iç işten her biri için de kap-kacak, araç-gereç gerekli. Ve sözkonusu işler, bazı elsanatları olmadan sonuca ulaşamaz. Demirci, marangoz, çömlekçi gerekli. Kişi, diyelim tane olarak yiyor tahılı. Yine de bazı işlere; tanenin ekilmesi, biçilmesi, dövülüp başaktan çıkarılması gerek. Bunların tümü de elsanatı ve ustalık ister. Tüm bunlara ya da bir bölümüne bir kişinin güç yetireceği düşünülmez. Güçlerin birleşmesi gerekir. Gücünü türdeşleriyle birleştirmeli ki, yiyecek sağlanabilsin. İşbölümüyle, gerek duyulandan kat kat fazla besin üretilebilir.
İnsan kendini korumak için de türdeşlerinin yardımına başvurmak zorunda. Doğal yapıları gereği insanlar ve hayvanlar farklı varoluşsallık sunar. Bazı özelliklerde hayvan, insandan daha fazla pay alır. Atın güzü insandan büyüktür. Arslan ve Filin gücüyse kat kat büyüktür insandan. Hayvanlar arası düşmanlık doğaldır. Her hayvanda kendini savunmaya yarayan özel organlar gelişir. Kendisine yönelebilecek, başkasının saldırısını karşılamaya yarayan bir organ.
Hayvanların bu savunma organlarına karşılık, insanın eli ve düşünce dizgesi gelişir.
El; zanaat-uzmanlık için, düşünce’nin buyruğuna girer.
Bu sanat-uzmanlık, insanoğluna araçlar elde ettirir.
Bu araçlar, hayvanların kendilerini savunmaya yarayan organların görevini görür.
İnsan, yalnız başına, yabanıl hayvanlara gücü yetmez. Genellikle tek başına kendini savunamaz. Savunma araçlarını da tek başına yapıp kullanamaz.
Öyleyse, insan, türdeşleriyle yardımlaşmaya zorunludur. Bu yardımlaşma olmadığı sürece, yiyeceği, besini sağlanamaz. Ve tam bir yaşam süremez. Çünkü varoluşu gereği; yaşam, “besin ister” nitelikte oluşur. Yalnızken kendini savunacak silah da sağlanamaz. Tek başına silahtan yoksun kalır. Yem olur. Yalnız insan yaşantısı boyunca ölümle karşı karşıya kalır. Yalnız insan türünü de sürdüremez.
Yardımlaşmada, insan için yiyecek ve besin oluşur. Savunma silahı bulunur. Kalıcılığı ve türünün korunmasıyla ilgili amacı gerçekleşir.
Toplumsal yaşam; insan türü için kaçınılmaz zorunluluktur. Toplumsal yaşam olmasaydı, varlıkları olmazdı insanların. Yeryüzünün yaşanır duruma getirilmesi istenci gerçekleşemezdi.
Bu toplumsal yaşam, insanoğluna gerekli olunca ve dünyanın ancak insanlar aracılığıyla yaşanır duruma geldiği bir gerçek olarak belirince; insanları birbirine karşı koruyacak bir düzenleyici gerekmektedir.
Aslolan soru şu:
Bu düzenleyici bir önder mi? Yoksa bir dizge mi? Olmalı.
O düzenleyici; hepsine baskın gelen, hepsi üzerinde egemenliği olan bir düzenleyici. Öyle ki artık kimse, başkasına saldırmayı, başkasının hakkına geçmeyi düşünmesin. Doğrusu egemen olmanın anlamı da budur.
[O düzenleyici egemenliği olan erk, bugün bizde “Egemenlik kayıtsız-koşulsuz ulusundur” demekte.]
|