1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 18  |
 |
alimemo
16 yıl önce - Cmt 16 Hzr 2007, 22:30
| Alıntı: |
| ABD de Irak için Turkiye'ye "gel, gel " yapıyor,tabii Turkiye Irak gelirse Turkiyede Ozaldan beri süregelen "Global Sermaye" iktidarı tuzla buz olacak ,yani Irak a gelecek Turkiye bugunkinden farklı olacak. |
Ulusalcı-Milliyetçi koalisyon çıkarsa sandıktan, böyle olması yüksek ihtimaldir. Eğer global sermaye tasfiye ediliyorsa bunun olması sağlanacak herhalde...? (Zira şimdiki iktidarın global sermaya referanslılardan kendisini soyutlaması zor görünüyor.)
| Alıntı: |
| Yeni dunya duzeninin "Consentional Hegemon" u malum nedenlerden ötürü sahnede henüz boy göstermek istemediğinden verilen mesajlar toramanca,Rusca ve Fransizca olarak verilmektedir,ama mesaj aynıdır. |
Toytonlar mıdır bu yeni hegemon?
Consentional diye bir sözcük yok sözlükte. Yanlış yazılmış olmasın?
| Alıntı: |
| Bakiniz yeni dunya düzenini iyi okuyan Iran in sinirlari fiilen Irak in bir bölümunü içine almıştır bugün,etki sınırları ise Akdeniz'e ulaşmıştır. |
Hamas yönetimindeki Gazze şeridi yani... Bağnaz mollalar bile bizimkilerden daha akıllı.
| Alıntı: |
| ABD Irak'ta batağa saplamamiştır ki, Turkiye saplansın. Sadece senaryoda ABD nin "batağa saplanma" sahnesi vardır,o kadar |
Doğru, ama görüntü de önemli. ABD bizden daha çok zaiyat vermektedir her gün. Kuzey Irak'a girdiğimizde bizim durumumuzun da farklı olması beklenemez. Türk kamuoyu nazarında bu, batağa saplanmak demek olacaktır. Bu durumda emri vermiş hükûmetin hızlı bir şekilde taban kaybetmesi sözkonusu olabilir, aynen Bush gibi. Üstelik Bush yönetimi, "yanlıştı ama zamanından önce çekilirsek çok fena olur, orası El Kaide yuvası olur" diye halkı korkutma şansına sahip. Her gün 5-10 Türk askerinin öldüğü bir Kuzey Irak'tan çekilmek için Türkiye'nin içinden yükselecek sesler çok daha gür olacaktır. Arjantin cuntasının Falkland macerası gibi olmasından korkarım ben.
Önemli sorular:
Kamuoyumuz "girelim" diyor ama hangi amaçla girilecek? Geçici olarak mı kalıcı olarak mı? Amaç PKK'yı ezmek mi, yoksa Barzani'yi tasfiye edip Kuzey Irak'a yerleşmek mi? İkinci seçenek çok daha büyük bir destek gerektirir büyüklerden. Türkiye'nin Kuzey Irak'ı alması, yeni dünya düzeninin kodamanlarının ne işine yarayacak? Kuzey Irak'ı almak bize ne getirecek, bizden ne götürecek? Kendi kızlarını sokak ortasında "imece usulü" taşla ezerek öldürenlerin TC sınırları içinde olmasının zararları hesap ediliyor mu?
|
 |
Kemal Bayır
16 yıl önce - Cmt 16 Hzr 2007, 22:50
| Alıntı: |
| Ulu önder Atatürk niçin, Afganistan, Pakistan ve İran ile CENTO paktını kurduğunu düşünmeliyiz. |
Sayın Necmettin K. Bey'in izni ile önemli bir düzeltmedir.
CENTO :
Ortadoğu'da Sovyet yayılmacılığını önlemek üzere, ABD bölge ülkelerini örgütlemeye kalkışmış ve
Türkiye ve Irak'ın katılımı ile BAĞDAT PAKTI'nı 26 Şubat 1955 'te kurmuştur.
Pakt, Arap Ülkelerinin tümüne açık olduğunu ilan etmiş ama Mısır'ın karşı çıkması ile genişleme
sağlanamamıştır. 1959 yılında darbecilerin isteği ile Irak pakttan çekilmiş İngiltere, Pakistan ve
İran'ın katılımları ile Cento, devrini tamamlayana değin sadece bu ülkelerle (5 Ülke) varlığını
sürdürmüştür.
|
 |
Muhammet ÇOLAK
16 yıl önce - Pzr 17 Hzr 2007, 00:17
Son 20 yıldır Dönemin lideri saddamın ve ABD nin İzniyle K.Irak a En az 20 defa girdik
Sonuç: Yİne aynı çözebildik mi..?
Bana göre K.Irak Bir pisikolojik savaş,
Psikolojik savaşın hedefi: Kuzey Irak mı, 22 Temmuz mu? Bunun cevabı 23 temmuzda belli olacak
Bana göre K.Irağa 1 martta girmeliydik.
Terörle mucadele Yöntemimizi değiştirmeliyiz. 35 tane teröristin peşine 10 bin asker le operasyon yapıyoruz.
Halbu ki Çok İyi yetişmiş Rambo gibi 100 askerimiz dağlarda Terör gibi gezecek, Onlar gibi hızlı hareket edecek
O zaman eminim ki teröristin hareket kabiliyeti zayıflar.
10 bin Askermi 35 teröristmi daha çabuk koşar.
Bana göre Yöntem tekrar gözden geçirilmeli..
|
 |
Metin Dağıstanlı
16 yıl önce - Pzr 17 Hzr 2007, 00:28
Kuzey Iraka sadece sınır ötesinde dağlık bölgeden sonra düzlük alanda sınır boyunca 15 20 kilometrelik bir güvenlik alanı ve tampon bölge olarak girip içteki pkk ile ıraktakilerin bağlantısını kesmek bile her şeye bedel ve tüm dünyayada pkk yok oluncaya kadar buradayız pkk yok olunca çekilme garantisi ilan edimeli.
Mart tezkeresi kabul edlip Iraka girseydik ,kanımca Iraktaki kürt devleti çoktan ilan edilmiş olurdu tezkerede 60-70 bin ABD askerinin Türkiyeye (güney Anadoluya )yerleşmesi birçok liman ve hava alanının ABD emrine verilmesi söz konusuydu ayrıca belirlenen bazı Hava alanlarımızda 250 ABD uçağı yerleşecekti o günlerdeki gazeteleri arşivlerinden bulup incelersek unutuklarımızı hatırlarız Ancak ABD Iraka gireceği belli olup 15 20 gün önce girilip kalıcı bir tampon bölge oluştuma cesaretimiz olsaydı buğün çok farklı olurduk
|
 |
umit1
16 yıl önce - Pzr 17 Hzr 2007, 08:36
| Alıntı: |
| Ulusalcı-Milliyetçi koalisyon çıkarsa sandıktan, böyle olması yüksek ihtimaldir. Eğer global sermaye tasfiye ediliyorsa bunun olması sağlanacak herhalde...? (Zira şimdiki iktidarın global sermaya referanslılardan kendisini soyutlaması zor görünüyor |
Pek o söylediğiniz koalisyonun çikabileceğini zannetmem..
Ama öyle veya böyle "Global Sermaye Türkiyede de tasviye edilecek ,bu açikça görülüyor.
| Alıntı: |
Toytonlar mıdır bu yeni hegemon?
Consentional diye bir sözcük yok sözlükte. Yanlış yazılmış olmasın |
Tabiki "Consentual" yazilmasi gerek.
Bu Hegemon un kim olduğunu anlayabilmeniz icin Varsova Paktinin tasviye sürecene neden Polonya dan başlandiğina ,neden bir Polonyalı bir Kardinal in Papa seçilmesine gerek duyulduğuna dikkat etmek gerekir..
2.Dunya savasindan sonraki donemin en tehlikeli komunist lideri ne Stalindi ,ne Mao idi nede Brejnev idi en tehlikeli lider Gomulka idi,çünki gelecekteki "Consentual Hegemon" u ve planı taa 60 li yillarda görmuş,ve işin daha kotusude bunu onlemek icin cesitli girisimlere baslamişti,bu yuzdende bir numarali hedef haline geldi.
Dunyada bugunki mücadelenin "Global Sermaye" ile "Guç" arasinda olduğu husunda genel bir mutabakat vardır,hatta bir çok kişi bu "Global Sermaye" denen olayın ardında Ingiltere nin olduğunu anlamiştır artik,ama nedense bu "Güç" denen şeyin ardında ne olduğu husunda rivayetler muhteliftir,böyle oluncada bu beni güldürür daima.
| Alıntı: |
| Kamuoyumuz "girelim" diyor ama hangi amaçla girilecek? Geçici olarak mı kalıcı olarak mı? Amaç pkk'yı ezmek mi, yoksa Barzani'yi tasfiye edip Kuzey Irak'a yerleşmek mi? İkinci seçenek çok daha büyük bir destek gerektirir büyüklerden. |
Her halde 1.seçenek için Genelkurmay ustune basa basa siyasi otoriteden görev istemezdi zannederim.
Zaten Turkiyenin fazlaca bir seçim şansi olduğunuda zannetmiyorum, "Resource Wars" dedigimiz tur savaslar baslamiş bulunmaktadır,kalan tabii kaynaklara suratle elkoyabilen ulkeler önümüzdeki donemu nispeten az hasarla atlatabilecekler digerleri ise yok olacaklardir,bunun açıkça soylenmesinde ve herkez tarafindan bilinmesinde fayda vardir.Degil binlerce,onbinlercede sehit verilecegi duşünulebilir ama bunun alternatifi Turkiyede yasayan milyonlarca kisinin "yokolmasi" dir.
Yani mesele Turk Kurt veya PKK meselesi degildir bundan çok daha büyüktür. 
|
 |
hekimkubilay
16 yıl önce - Pzr 17 Hzr 2007, 10:32
küresel sermayenin türkiyede def edilmesi için partiler aracı olamayacak. bunun seçilen partiyle alakası yok
|
 |
alimemo
16 yıl önce - Pzr 17 Hzr 2007, 23:50
| Alıntı: |
.Degil binlerce,onbinlercede sehit verilecegi duşünulebilir ama bunun alternatifi Turkiyede yasayan milyonlarca kisinin "yokolmasi" dir.
Yani mesele Turk Kurt veya pkk meselesi degildir bundan çok daha büyüktür. |
Girmezsek ne olur? Şeklinde düşünebiliriz. Sırf petrol müdür mesele, yoksa başka şeyler var mıdır?
|
 |
Metin_Tekin
16 yıl önce - Pts 18 Hzr 2007, 00:05
Genelkurmay farklı bir pencereden, siyasi otoride ise farklı bir pencereden bakıyor. Ancak gerçek olan bir netlik var: İstikrarlı bir dış (ulusal) politikamız yok...
|
 |
yasar_gul
16 yıl önce - Pts 18 Hzr 2007, 00:16
| Alıntı: |
| Ancak gerçek olan bir netlik var: İstikrarlı bir dış (ulusal) politikamız yok... |
Şayet istikrarlı bir dış politika olmasaydı bu kaos ortamı yaratılan bir dönemde kriz patlaması yaşardık. Böyle bir durumun olmaması istikrar lı bir dış politikanın olmasından kaynaklanıyor.
Evet dış politikayı izleyen şuan ki hükümeti devirme taktikleri aralıksız sürdüğü için sanırım seçimleri beklemek en doğru şeydir.
Kuzey Iraka şu an girmek ne fayda sağlayacak veya ne kadar zarar verecek ? bunlar karşılaştırıldığında ve tüm yönleri ile ele alındığında göreceksiniz ki oraya girmek mantıksızlıktır.
ÖNEMLİ : YILLARDIR ORADA 2 TABUR ASKERİMİZ MEVCUTTUR.BİZLER SAVAŞ İSTEMİYORUZ HELE DE IRAKIN PİSLİĞİNİ TEMİZLEMEYİ ASLA İSTEMİYORUZ.2 TABUR ASKERİMİZİN MEVCUT OLDUĞUNU BİLE BİLE HALA ORAYA GİRİLME İSTEĞİNDE OLANLARI FARKLI ANALİZ ETMEK GEREK !!!
|
 |
sipahi
16 yıl önce - Pts 18 Hzr 2007, 02:30
kimi siyasetçi, yazar, gazeteci girelim, kimisi girmeyelim diyor. terörist rakamları havalar da uçuşuyor. az takip ettinmi insanın bu konuda kafası karışıyor. hatta seçim malzemesi yapılmasına ben çok içerliyorum, herkes ağzından ve kaleminden çıkacak yorumları dikkatli yapması gerek... özellikle yetkililerin!
konuya çok farklı yaklaşan makaleyi size kopyala/yapıştır sunmak istiyorum, ilgimi çekti.
| MUSTAFA ARMAĞAN demiş ki: |
1924’de girecektik Kuzey Irak’a, Atatürk istemedi
Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon meselesi adeta bir ateş topu gibi elden ele gezerken, tarih yine imdadımıza koşuyor ve bazı eskimez ipuçlarını fısıldıyor kulağımıza.
1927 yılında İngilizlerin Irak’taki Baba Gürgür petrol kuyularından gümbür gümbür petrol fışkırmaya başlayınca bizi bir yıl önce kandırdıkları ayan beyan hale gelmişti. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, kurt İngiliz diplomatların blöfünü yutmuş, Musul petrollerini onların tahmininden de ucuza kapatmıştı. Ancak anlaşmanın üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra petrolden “hisse” değil de, gelirden “kâr payı” almanın korkunç tuzağına düştüğümüz görülünce içeride homurtular da yükselmeye başlayacak ve bugüne kadar devam edecektir.
İşte Lozan’ın eksik bıraktığı maddelerden birisi daha karşımızdaydı. İttihatçılardan başlayarak göz göre göre bir dizi hata işlemiş ve sonuçta Musul sözde Irak’a dahil edilmiş, böylece güney sınırlarımızı kesinleştirmiştik.
Sultan II. Abdülhamid’in petrol sahasını ailesinin şahsi mülkü haline getirmek suretiyle bir işgal durumunda kurtarma çarelerine başvurmasına karşılık İttihatçılar bu statüyü değiştirerek petrol sahasını hanedanın şahsî mülkü haline sokmuş, 1924’te ise hanedan yurtdışına çıkarılırken vatandaşlıktan da çıkartılınca Türkiye’nin elinde hiçbir kozu kalmamıştı. Öyle ya, kendi kanunumuzla vatandaşlıktan çıkardığımız hanedanın petrol sahalarındaki emlakinin hakkını nasıl savunacaktık?
En son olarak da uluslararası bir araştırma komisyonunun 1925 yılında Birleşmiş Milletler’e verdiği raporda “Türkiye Musul üzerindeki hukukî haklarından vazgeçmedikçe Musul’un bir başka devlete verilmesi imkânsızdır” demesine rağmen, yani Musul üzerindeki hakkımız tarafsız bir komisyonca da teslim edildiği halde elimizdeki kozları yeterince değerlendiremeden görüşmeleri sonuçlandırmıştık.
Artık Musul da, petroller de sözde Irak’ın, gerçekteyse İngiliz ve sonra da Amerikan petrol şirketlerinin kasalarını dolduran yağlı payı olmuş, kuyulardan gürül gürül çekilen petrolün kasalara akıttığı altınların şakırtısı ta Ankara’dan duyulur olmuştu. Türkiye’de meydana gelen her homurtuya içeride bir karışıklık çıkararak cevap veren emperyalizm, bu defa da Nasturi ayaklanmasına başvurmuş, güneydoğu sınırımızda yeni çıban başları icat etmeye koyulmuştu.
Henüz ikinci yaşına basmış bulunan Türkiye Cumhuriyeti, isyanı bastırmak için General Cevad Çobanlı’nın emrindeki Yedinci Kolordu’yu Diyarbakır’daki birliklerle de takviye ederek bölgeye sevk etmiş, hemen hemen tam mevcutlu bir ordu haline getirmişti. Operasyonun başına da Kurtuluş Savaşı’nın unutulmaz komutanlarından Cafer Tayyar Eğilmez getirilmişti.
Gören görüyordu. Bu tam tekmil ordu, herhalde sadece sınırlarımızın içinde bulunan bir avuç Nasturi isyancıyı bastırmak için düzenlenmiş değildi. Hedef daha büyüktü. İsyan bahane edilerek ve bir oldubittiye getirilerek Musul’a kadar sarkılacaktı. Fırsat bu fırsattı.
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve General Cafer Tayyar Paşa baş başa verip bu operasyonun nasıl gerçekleştirileceği üzerinde müzakerelerde bulundular. Müzakereler, yönetimin asker ve sivil kanatları arasında varılan tam bir mutabakatla sonuçlandı.
Böylesine güçlü bir desteği arkasına alan Yedinci Ordu da, Nasturi harekâtını büyük bir hızla tamamladı. Tamamlamakla kalmadı, sınırı geçerek Musul’a kadar sarktı.
Tabii harekâta şiddetli bir tepki veren İngiltere, Ankara’ya Musul’un derhal boşaltılması için sert bir nota verdi. Notalar birbirini kovalıyordu. İlkin bu tepkileri duymazdan gelen Ankara, işin ciddileşmekte olduğunu anlayınca Cafer Tayyar Paşa’ya Musul’u boşaltması emrini verdi. Cafer Tayyar Paşa, Raif Karadağ’a (Petrol Fırtınası, 1979, s. 209) bizzat anlattığı hatıralarında Ankara’dan gelen emirden şoke olduğunu belirtmiştir. Paşa, ‘bu fırsat bir daha ele geçmez’ deyip ısrarla Musul’da kalmak istiyor, Ankara’ya çektiği cevabî telgraflarında İngilizlerin başının belada olduğunu, bizimle uğraşamayacaklarını, notalarının da blöften ibaret olduğunu boşu boşuna haykırıyordu.
İngilizler gerçekten de blöf mü yapıyorlardı? Gerçekten de Irak’ta Araplara verdiği bağımsızlık sözünü tutmayan (ne ilginçtir ki, tutmayacağını bir tek Iraklılar bilmiyordu) İngiltere’ye karşı milliyetçi bir tepki dalgası yükselmekteydi. Kandırılmış Irak halkının İngiltere’ye güveni azalmıştı ve İngiltere, böyle sıkışık bir konumda Türkiye’ye açacağı savaşın nelere mal olacağını gayet iyi biliyordu.
Bu durumu içeriden teşhis eden Cafer Tayyar Paşa telgraflara direniyor, birliklerini inatla geri çekmek istemiyordu. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa kendisini bizzat Ankara’ya çağırdı. Uzun müzakerelerden sonra birliklerin geri çekilmesine karar verilmişti. Cafer Tayyar Paşa’nın Raif Karadağ’a anlattığına göre, Mustafa Kemal Paşa’yla aralarında şiddetli tartışmalar geçmişti. Kendisi “Musul’un Türk olduğunda ısrar ediyor ve boşaltma yoluna gitmek istemiyordu. Gazi ise yeni kurulan devletin İngiltere’yle arasının açılmaması ve yeni badirelere sürüklenmemesi için Paşa’yı tahliye hususunda sıkıştırıyordu.”
Bu uzun ve çekişmeli geçen müzakereler sonucunda karar verilecek ve ancak geri çekilmeyi kabul etmeyen Cafer Tayyar Paşa görevinden alınarak Musul boşaltılabilecekti.
Bugünkü sınır ötesi operasyonu savunan ve karşı çıkanlara tarihten bir ayna tutmaya çalıştım. Bilmem daha fazla söze hacet kaldı mı?
http://pazar.zaman.com.tr/?bl=14&hn=839
m.armagan@zaman.com.tr
|
aslında haberlerden anladığım kadarıyla gereken yerlerdeyiz ve arada bir topçular bombalayıp taciz ediyor.. en güzeli bu olsa gerek, hem psikolojik baskı, hem de arada bir yabancı maddelerin geçiş güzergahlarının dövülmesi. 
|
 |
sayfa 18  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|