1 milyon Türkiye fotoğrafı
|
 |
Necmettin K.
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 02:27
Batılılaşma Sürecinde Aydın'larımıza Bir Bakış
Osmanlının son dönemlerinde biraz ilim ve irfan yapmış aydınlar genelde üç kısma ayrılmaktaydılar.
Birinci kısım, Allah, yaratıcılık, kulluk ,sadakat ve takva arasında, ilmi bilen, ilmin gayesinin kulluk ve halifeye sadakat olarak görmekteydiler.
İkinci grup, materyalist Avrupacı insanların takva ile Allaha daha yakın olmaktan çok, Batıya ve yeni gelişmelere inanan insanın değer yargılarını sürekli geliştirip değiştirmesine inanmaktaydılar.
Bir başka grup ise pekala ikisininde birleştirici noktalarına bakarak çağdaş aydın ancak değerlerinden, inançlarından ayrılmayan köklü gelişmeler yaşanarak ancak yeni değerler eski değerleri inkar etmeyecek, örneğin tıpta insanı onama ve tamir etmeye (cerrahi ürolojik piskolojik) çalışarak ancak yaratanın gücünü ve sana verdiği yetkiyi inkar etmeyeceksin yeniyi alırken senin olan eskiyi kültürü vede dili inkar etmeyeceksin diyen akımdı.
Batıcı aydınlar köklü değerlerin yerine bilim zihniyeti ve teknolojiyi koyarak çağlaşlaşılacağını savunurlarken bu bilim ve teknolojinin ne olacağına karar verememişlerdir.
Bilim adına düşünceyi öne çıkararak, düşüncenin ve siyasi hürriyetin en başta değişmesine inananlar mutlakiyetten mutlaka meşrutiyete geçmeyi şart bilmişlerdir.Daha fazla hürriyet ile her türlü mesaleyi çözeceklerini sanmışlardır.
O dönemde ilk defa halk-aydın çatışmasının tohumları atılmıştır.Nitekim o dönemde,Namık Kemaller hürriyet isterken bize bağlı olan Romanyanın bir çocuğu ve aydın olan Panait İstrati "dünyanın en hür diyarı Osmanlı Ülkesidir.Tanrıya ve Padişaha çatmadıktan sonra insan orada herşeyi yapmakta serbsettir" diyordu.
Oysaki 19. yüzyılda Aurupanın materyalist bilimcilerinin fikirleri bir çok Osmanlı münevverinin başını döndürmüştür.Çünkü Osmanlı Ülkesinde Abid'in, Arif'in Şeyh'in müridi ve etrafının çokluğu, ileri görüşlülüğü, kan davaları ve bazı sulh olmamış çatışmalarda etkin rolleri ile bilinirlerken, batıda atlı arabaları ,şimendifer seyahatleri, uşakları, hizmetkarları ve bildikleri yabancı diller ile özel hediye edilen dünyada eşi olmayan eşya ve mücevherlerle anılmaları garip değilmidir???
Bazı aydınların Fransızca mı yoksa İngilizce mi konuşması veya Almanca bilmesi gerekirmi tartışmaları yaparken Ziya GÖKALP birleştirici bir tutum takınıp bu duruma Türkleşmek- İslamlaşmak ve muasırlaşmak formülü ile yaklaşmaktadır.
Batılı aydınlar halkı küçümseyerek kendi bilgilerinin tartışılmasına bile müsade etmemişlerdir.Bilim ve teknikte girdikleri yarış sonrasında üretimi geliştirerek güçlü duruma gelmişlerdir.
Bizim aydınlarımız ise sadece bugüne kadar şiirin, romanın, müzğin yozlaştığını acımasızca eleştirmişler sanki yozlaşan şiiri ve romanı onlar yazmamış sanki orta asya müzik kültürünün yerine batılı veya batısız yoz müziği kendileri icat etmemiş yada getirmemişler gibi sorumluluğu üstlenmemişlerdir.
Eskiden alimler hayır işlerini önce kendileri yapar daha sonra talebelerine ve çevrelerine tavsiye edelerdi.Şimdi ise aydınlar çevreye emredip kendileri hayırla ilgilenmemektedir.Atalarımız nesli yok olmakta olan hayvanlar için vakıf kurup koruma sağlarken şimdi aydınlar hayvanları korumayı tevsiye edip kendileri bu hayırdan uzak durmaktadırlar.
Aydınlar ve devleti idare eden bürokratlar" halk için devlet yerine devlet için halk" sentezi olşturmuşlardır.
Gerçek aydınlar konularında insanlığın önüne koydukları hizmetle ancak kulakları sağır olunca alıkşlanıp, geceleri sevgi gösterisi karanlığa yapılmıştır.Fakat keramaeti kendinden menkul insanların nankörlükleri fırtınalar yaratıp gökgürültüleri ile sağanaklar doğurmuşlardır.
Eskiden alimlere iltifat edince utanırlar toplumdan kaçarlar sanki suç işlemiş gibi günaha sahip çıkarlardı.Bir ramazan günü Bağdat'ta teravihten sonra vaaz vermek üzere gelen Muhittini Arabi ,çok sayıda halkın kendini iftara yakın karşılamaya geldiğini görünce heybesinden kuru ekmek çıkarıp yemeğe başlamış.
Zaten yolcu olanın oruç tutması farz olmamasını kullanan alim böylece halkın iltifatı yerine azarına mashar olmuş ve şükedip;
-Yarabbim, ya onların karşısında nefsim azsada zalim olsaydım, demiş.
Milli ve dini değerlere önem vermeyenler bağnaz olur.İlmin ve aklın gereğini yapamazlar, kendi hükümlerini tahkik yani inceleme ve detaylandırma yaparak objektif olmayı sağlayamazlar.
Aydın, ne pahasına olursa olsun belli bir görüşü savunan ve başka görüşlere saldıran adam değil, hakikati arayan adamdır.
Hülasa, biz aydın ve çağdaş olabiliriz.Yönümüz batıya bakabilir, ama batıcı olamayız.Zira ne biz batının bireyci, bencil ekonomik özellikleri ağır basan madde insanına benziyoruz, ne de batı toplumları toplumsal, sosyal, insanı özellikleri ağır basan Türk insanına benziyor.
Fakat öyle kötülükler yaptılar ki yıkılan yapılır, kuruyan yeşertilir, kaybolan hayalleri gözünüzün önüne getirmeniz çok zordur.Bizleri batının suçlamasına, iftira atmasına eyvallah ama bizi bizim çocuklarımızın suçlaması ve yargısız infazı işte buna tahammül gerek, sabır gerek, olgunlaşmak gerek.
Hülasa daha dünyada cehennem azabı ve ateşi ile dost olamayanlar hiç tanımadıkları cenneti nasıl arzu edebilirler???
|
 |
Necmettin K.
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 21:38
Gökten inen cehennem ateşine karşı yapacak bir şey yoktu.İki saat sürdü saldırı. Tayyareler Şeria batısındaki çıplak yamaçta bir lekeyi andıran Eriha köyüne doğru uzaklaşırken ,Binbaşı Vecihi sözlü raporu almaya başladı:
"Yedi yaralımız var!"
"Atlar?"
"On atımız öldü!"
Savaşı tarih yapanlar,ya da ordu karargahına rapor yazanlar için çok anlamı yoktur ölen atların.Oysa süvariler için durum böyle değildir. Ölen atlarının başına tüfeklerini yere dayayıp bakakalan süvariler gözyaşlarını içlerine akıtırlar.Eğilip atın başını okşarlar ve bir daha geriye bakmadan koşar adımlarla uzaklaşırlar.
Binbaşı Vecihi arkadan gelen sese döndü:
"Bu kadar çabuk mu dağılacaktı 8. Ordu?"
Binbaşı Nezir sorusuna yanıt beklemiyordu.Onunkisi yalnızca bir hesaplaşmaya kapı aralamaktı. Binbaşı Vecihi,içinde biriken öfkeyi birden boşalttı:
"Geç bile oldu!"
"..."
"Azizim,daha bir yıl evvelinden Mustafa Kemal Paşayı bile isyan ettirmediler mi?"
Binbaşı Vecihi atını,kenarları tıraşlanmış bir kaya gibi dimdik inen yamacın dibinden uzanan patikaya sürerken sesini yükseltti:
"Alman Mareşallerine teslim edilen ordunun karargahında Alman subayların sayısı Türklerden çok! Cephe kararları nerede verildi?"
Binbaşı Nezir,3. Süvari kumandaının sözünü sakınmadan ,herkesin söylemekten kaçındığı gerçekleri haykırıvermesiyle ünlü olduğunu bildiğinden kendi içinde kabaran hesaplaşmayı ona yaptırmak ister gibiydi.
"Herhalde İstanbul'da değil!
"Ne İstanbul'u? Bu harbe İstanbul mu karar verdi? İngiliz buralarda ne istiyorsa Alman da onu istiyor.
"Zannımca bu çok doğru !Mustafa Kemal Paşa bir yıl evvel "Yabancı kumandanlar emrinde perişan olacağız"diye yazmıştı."
"Ne oldu yazdı da? Enver, her zamanki gibi bıyık altından gülüp geçmiştir."
"Orası ayrı bahis! Zaten Almanlar bedevi aşiretlerini bizim paramızla kendi hesaplarına uygun teşkilatlandırdılar."
"Haklısınız! Kendi ceplerinden dağıtsalar neyse;bizim devlete borç yazıyorlar. Herkesin dilinde Lawrence var! Azizim! Söylermisin,demiryolu işletmeciliğini Türklerin elinden alıp Almanlara kim verdi? İngiliz Lawrence mi?
Yukarıdaki bölümü,Mustafa Yıldırım'ın 58 Gün adlı,Hicaz dan Hataya kadar çekilmek zorunda kalan ve ihanete uğrayan Türk ordusunun ve Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemalin yaşadıklarını anlatan kitaptan aldım.
15 Eylül 1918 de yaşananlarla ,şimdiki yaşananlar arasında fazla bir fark,mantalite açısından bulunmamaktadır.
Kırılan,yıkılan hep bizden,gidenler hep bizden,mağluplar hep bizden,kazananlar hep onlar olmuşlardır.
Ve ne acıdır ki! Bizi bu hallere düşürenler de yine bizim aydınlarımızdır.
Kimileri,İngilizlerle birlik olmamızı,kimileri Almanlarla dünyaya hakim olacağımızı savunurken,şehit olacak Türk evlatlarınn acılarını yine Türk analarının çekeceğini anlatanlar olmadı.
Yine ,günümüzde,başkaları adına savaşlara katılmamızı isteyenler oldu. Ancak çok şükür,talih bir kez bu Milletin evlatlarından yana oldu ve tüm aydınlara rağmen ,Türk ordusu Irak'a girmedi.Eğer Türk ordusu bugün Irak'ta ABD ile işgal kuvvetleri olsalar dı,şehit ailelerinin evlerindeki yangın ülkenin her tarafını sarardı.
Çok unutkan bir milletiz,aydınlarımızın ,bizi bu savaşa sokmak için ne kadar çabaladıklarını çabuk unuttuk.
Saygılarımla...
|
 |
Necmettin K.
16 yıl önce - Prş 17 May 2007, 22:54
AYDINLARLA NASIL KARANLIKLARA GÖMÜLÜYORUZ?
Ülkemizde en alt tabaka adi,utanılacak suç,tecavüz ve katliamdır.
Toplumları düzenli ve sosyal bir yaşama zorlayan kurallar vardır. Töre,Din,Ahlak ve hukuk kurallarıdır.
Bazen hukuken cezalandırmadığını,töre,bazen de ahlak kuralları men eder. Alkol kullanımı yasalarla men edilmez,büyük kızkardeş bekarken küçük kardeşi istemeyi töre men ederken,ahlak kuralları,pijama veya iç çamaşırı ile sokağa çıkmayı men eder.
Avrupalı ve bizim batıcı aydınlarımız,bu yüce ve necip millete hergün tecavüzcü ve katil diyerek hakeret ederken karşılarında hayır iftira diyenleri karanlık ilan etmişlerdir.
Ermeni soykırımı(!)vardır,hatta kadın ve çocuklara tecavüz edildi iddiaları bu millete yapılacak en son küfür olmalıdır.
Ülkemizin her yerinde tecavüz,hele çocukların ırzına geçeni,cezaevinde mahkum ! yasalarına göre cezalandırıp,toplumun örf ve adet kurallarını uygulayanlar,asla başka milletlerin çocuklarına ve kadınlarına bunu yapamazlar.
Eğer dünyanın herhangi bir yerinde ıssız bir orman veya arazide bir çocuğa tecavüze yeltenilse ,hayatı pahasına mani olmak isteyen ilk fert Türk evladı olacaktır. İnanıyorum ki ,yine dünyanın en azgın nehrinde veya bataklığında boğulmak üzere olan çocuğu kurtarmak isteyen yine Türk insanı olacaktır. Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Haber bültenlerinde,yine yaz gelmek üzere,su kanalları,ırmak veya göletlerde yalnız boğulan duydunuz mu? Mutlaka onu kurtarmak isteyen arkadaşı,komşu veya anne babası da çocukla boğulmuştur.
Kurtaramayacağını bile bile arkadaşını veya herhangi bir vatandaş için canını feda etmek sadece bize mahsustur.
Öyle ise ,bu millete hakareti kendisine onur ve paye edinenlerin,akılları ve vicdanları ellerinin ve kalemlerinin yazdığı,dillerinden dökülenle aynı kanaatte değillerdir.
Tarihin derinliklerinde kalan şeref, haysiyet ve üstün insani duygularla dolu kalan olayları ve gerçek aydınların düşüncelerini sizlere aktarmak yine biz inanaların vixdani bir sorumluluğu olacaktır.
Geliboluda hastane gemisine bir tek top mermisi atmayanların hastanesini,silahsız masum tabip,hemşire,hastabakıcı erler ve yaralılarla havaya uçuran ve arkasından yakan zihniyet,malesef içimizden kardeş bulmuşlardır.
Karanlık duygu ve düşünceleri ile bu milletin geleceğini ve evlatlarının aydınlığını karatmaya bizim haysiyetli aydınlarımız izin vermeyecektir.
Temenni ediyorum,ama temin edilmesinin mutlaka sağlanmasının temenni ile olmayacağına da inanıyor ve gayret bizden ,destek inananlardan,takdir yüce Allah ve şehitlerden olsun.
Saygılarımla...
|
 |
Kazandibi
16 yıl önce - Cum 18 May 2007, 04:57
"Türk-İslam Sentezi'nin Üstünlüğü -VS- Batı Özentisi Laik Sözde Aydın Hainler"
| Alıntı: |
| Yine ,günümüzde,başkaları adına savaşlara katılmamızı isteyenler oldu. Ancak çok şükür,talih bir kez bu Milletin evlatlarından yana oldu ve tüm aydınlara rağmen ,Türk ordusu Irak'a girmedi. |
Aslında 3 evet oyu daha olsa izin verecektik, ama hayır oyu veren CHP'nin "minimum 267 evet oyu gerekir" itirazı sayesinde ABD askerlerine izin vermedik.
Yoksa Abdullah Gül ABD'ye gidip çoktan "at pazarlığı" yapmıştı bile (32 milyar dolar sözü almıştı).
RTE, "yakın dostu" Bush'a verdiği sözü tutamadığı için çok mahçup oldu.
Neyse ki AKP'den birkaç sağduyulu milletvekili çıktı da, RTE'nin ikazına rağmen "hayır" oyu verdiler.
TOPLAM OYLAR:
* EVET: ABD askerleri Türkiye'yi kullanabilir: 264
* HAYIR: ABD askerleri Türkiye'yi kullanamazlar: 250
http://edition.cnn.com/2003/WORLD/meast/03/01/spr ...index.html
Sonuç ilk açıklandığında dünya basınının önde gelen kuruluşları (BBC ve CNN gibi) "Türkiye 264 evet oyu ile ABD askerleri için gereken onayı verdi" haberini geçtiler (çok iyi hatırlıyorum).
Ancak birkaç dakika sonra düzeltme yapıldı: "Muhalefet partisi CHP'nin 'minimum 267 evet oyu gerekir' itirazı yüzünden tasarı kabul edilmedi."
Ertesi gün "her daim hükümet yanlısı" bütün gazeteciler (en başta Ertuğrul Özkök tabii ki) CHP ve Baykal'ı topa tuttular, "ABD ile aramızı bozdu" diye.
Küçük bir hatırlatma ( gitti 32 milyar dolar )
http://www.cndyorks.gn.apc.org/caab/articles/us-t ...rangle.htm
http://www.freerepublic.com/focus/news/847621/posts
|
 |
ahmet.ersungur
16 yıl önce - Cum 18 May 2007, 09:27
Bizim aydınlarımız tamamen Fransız etkisi altında kalıp Fransız ekolü içindedir Fransız ne yapsa ,dese doğrudur mantığı ile hareket eder.Onun için Türklüğe,Türke hakaret et nobeli al,dış ülkelerde saygı gör mantığındadır çünkü fransız onu yapıyor,hiç duydunuzmu aydınlarımızı bir şehit cenazesine gittiğini ailesine Türk milletine baş sağlığı dilediğini yoksa bir terörist cenazesine gittiğini ailesine baş sağlığı dilediğini acaba hangisi Fransız ne derse bizim aydın yapar.Ama yüce Türk ulusu onlara gerektiği zaman kısa kes AYDIN havası demesinide bilir.Onlar gibi aydın olacağıma Taş devrinde yaşamaya razıyım...
|
 |
Necmettin K.
16 yıl önce - Cmt 19 May 2007, 01:17
| Alıntı: |
Levon Panos DABAĞYAN
11-Kasım-1933 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. “Yeni İstanbul Gazetesi”, Son Havadis Gazetesi”, “Yeni Gazete”, “Bu Gün Gazetesi”, “Hakikat Gazetesi”, “Yeşil Belde Gazetesi”, “Exspres Gazetesi”, Orta-Doğu Gazetesinde çalıştı, Hala Önce Vatan ve daha birçok gazetede yazarlığa devam etmektedir.
DEMEK OSMANLI BİZDENMİŞ
‘Sadece bir ülke için değil, umum cihan için tarih en güvenilir rehberdir.
Yeter ki, dürüst yazılmış olsun.'
Levon Panos Dabağyan
Daha dünlere kadar; ‘gericiliğin kaynağı' ‘geri kalmışlığın' başlıca sebebi ve de ‘anaları kafir soyundan' olan (!) Padişahları milletimize tanıtabilmek için yazdığımız (Padişah Anaları), (Osmanlı Sarayında Cinsel Eğilimler) vs. gibi, pek kaliteli (!) tanıtımlarla sergilediğimiz ve de hiçbir zaman kendimizden saymadığımız Osmanlı Devlet-i Alisine. Bugünlerde kalkmış her türlü yönü ile sahip çıkabilme yarışına hep birlikte katılmaktayız...
Sebep? Sebebi şu: ‘Efendim Ermeniler, Osmanlı-Türk Devlet-i Alisi'ni ‘soykırımcılıkla suçlamakta imiş' de ondan... Peki, mademki, bir bozuk soydan geliyorlardı. Madem ki, Türk Milletine hiçbir faydaları dokunmamıştı vs. Bu gayret, bu çaba niye, niçin?...
Niçinini sizler söyleyemezsiniz. Çünkü, gerçeği itiraf çok, ama pek zordur. En iyisi biz söyleyelim ve böylece o malum uğursuz meseleye de ayrı bir açıdan bakarak, hayırlı yönde katkıda bulunalım!..
(Kayı Boyu) Osmanlı'nın ‘kan şeceresi' tahliline değinerek; ‘Padişahların anaları şu ırktandı, şu ırktandı gibi safsatalarla sözde o büyük varlıkları lekelemeye kalkanlara kesin cevabım şudur ve her daim de bu olacaktır:
(Acaba sizlerin ve sizin gibi iddialar ileri sürenlerin kanları, yüzde kaç Türk kanı ile bağlantılıdır?... Türk Boylarının Orta Asya'dan göçleri asırlara dayanmaktadır. Dolayısıyla hangimizin Türk, hangimizin Ermeni veya bir başka ırkın mensubu olduğumuz, kesin şekilde belirlenemez. Mesela, şayet benim soyum ciddi şekilde araştırılırsa, belki ben Türk çıkarım. Bir başkasının şeceresi incelenirse belki oda Ermeni çıkar...)
(Nitekim ‘DANIŞMAN GAZİ'nin ‘Ermeni Asıllı' olduğunu açıklayan kaynaklar mevcuttur.)
Bakınız: (URFALI MATEOS VEKAYİ-NEMASİ ‘952- 1136') Sahife:225 ‘Türk Tarih Kurumu Yayını' – ‘1962'
Bir ülkenin ‘Tarihi ile mevcudiyetiyle' hemen her şekilde sahibi ve yegane efendisi durumundaki bir kavim hemen hiçbir şekilde atalarını dedikodu mevzu yapmaz. Ve vicdanı ve karakteri sağlam olan hemen hiçbir kimse; böylesi bir hafifliğe tenezzül etmez. Hele Müslüman Türk insanı ise asla!
Ve şimdi kalkmışız, ‘Bizim atalarımızın hiçbir kusuru yoktur diye feryadı basmaktayız!...Evet atalarımız herhangi bir hata işlememek için ellerinden geleni yapmışlardır. Lakin, vatana ihanet edenler, Osmanlı Devlet-i Alisi'ni yoklara karıştırmak isteyenler hiç de dürüst mücadele vermemişler ve her daim yüce devletimizi sırtından hançerlemişlerdir. Hem de hiçbir vicdanı acı duymadan. Nitekim o malum Ermeni meselesinin altında bu aşağılık icraat yatmakta ve ne acıdır ki, ‘İttihatçılar Hınçak-Taşnak' işbirlikçilerini kendilerini gözardı ederek, ortaya sadece bir Ermeni problemi sürmektedirler....
Türkçülük mefhumuna gelince, Türkçülük hareketini başlatan padişahların en başında gelenlerinden birisi de Sultan 2. Murat Han'dır ve ‘Türkçülük tarihi açısından, son derece önemli bir sima olarak dikkatleri çekmiştir.
2. Murat Han , ‘Türk Milliyetçiliği' mefkuresini, P.Wittek'e göre, gençliğinde Amasya Sancağı'nda Valiliği esnasında mezkur mahalin dolaylarından aldığı kültürle benimsemiştir. Mezkur bölge eski Türk ananelerini muhafaza etmiştir ki, Çelebi Mehmet'in kazandığı ‘milliyet ruhu' ile Yıldırım Beyazıt'ın Ankara bozgunundan sonra, bu ruhla ‘Osmanlı-Türk Devletinin' toparlanabilmesinde başlıca rol oynamıştır. Mahdunu Sultan 2. Murat Han'a ‘Türkçülük akımı' aşılayabilecek derecede ‘Milli şuur' telkin edebilmiştir.
Muhakkak ki, Sultan 2. Murat Han, ‘Türk Milliyetçiliği' tarihinde, kendine has ve gayet parlak bir mevkiye sahip olmaya hak kazanmış büyük bir Türk Sultanı'dır.
Keza; ‘kızıl sultan, pinti Hamit' gibi aşağılayıcı yakıştırmalarla daha çok anılan Sultan Abdül Hamid Han'ın hemen herkesten önce, merhum Mustafa Kemal Paşa'yı keşfetmiş ve onun olağanüstü bir kişiliğe sahip olduğunu sezerek, Gazi hazretlerinin kişiliğini dikkate çekmiş ilk büyük şahsiyet olmakla da bilinmesine rağmen bu yönü ile hiç mi hiç dile getirilmez!...
Her ne ise, bu konuyu da bir başka yazımızda şayet nasip ise ele alarak, siz değerli okuyucularımıza sunmaya çalışacağız.
Tekrar buluşabilmek dileğiyle, selam ve sevgiler.
|
Hakikatleri yazacak kadar yürekli Ermeni yazarın olacağını dünya tahmin bile etmek istemezdi.
Bizdeki inkarcı ve iftiracı hainlerin aksine hiç olmazsa inandıklarını yazması takdir edilecek bir hadisedir.
Bizlerin dünyadaki dostlarımızla diyalog eksikliğimiz ve onlara ulaşmayan aydınların cezasını bir millet çekmektedir.
|
 |
Armağan Örki
16 yıl önce - Cmt 19 May 2007, 02:02
| Alıntı: |
| Bizim aydınlarımız tamamen Fransız etkisi altında kalıp Fransız ekolü içindedir |
Konu başlığı "aydınlarımız", "Osmanlı'nın bir dönem aydınları" değil...
TDK'dan:
Aydın: Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver.
Şu yukarıda yazan önadlara bakıp böyle bir insan arıyorsak Türkiye'de, bu insan ne ABD'den, ne Avrupa ülkelerinin birinden, ne Araplar'dan, ne de diğerlerinden etkilenmemiştir, onlara yönelik çalışmaz...
Ha, ama biri okumuştur ve halkta etkileme gücü vardır, tutup ona aydın diyorsanız, tanımlamamızda sorun var demektir...
Ör: Orhan PAMUK... Adam okumuş, çala çırpa kitaplarda yazmış, medenî (!) kurumlardan ödüller falan da almış, açık sözlülük özelliği adına kendi ulusunu lekelemiş... E peki bu adam görgülü ve ileri görüşlü mü? Hayır! O hâlde aydın değil... 
|
 |
|
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|