1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 4  |
 |
Murat Caner
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 12:11
%9 oyları olsa en çok 550/10 55 millet vekili çıkarırlar. Bence 10 tane millet vekili çıkaramazlar.
|
 |
Kartal
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 12:13
!
| Alıntı: |
| TSK olmasaydı şimdiye kadar çoktan ABD sömürgesi olmuştuk ve o günler uzak görünmüyor. |
Bu konuda TSKden daha onemli faktörler var!
Asil halkmimin halkimin iman gucu oldugu muddetce, halkin buyuk bir cogunlugu ABD yandasi olmadigi muddetce biz onlarin somurgesi olmayiz.
Ne zaman halki tamamen dininden uzak, hristiyan ya da ateist geleneklerine daha cok benimsetirllerse ozaman biz somurge oluruz!
|
 |
Arda Ç.
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 12:20
| Alıntı: |
Bu konuda TSKden daha onemli faktörler var!
Ne zaman halki tamamen dininden uzak, hristiyan ya da ateist geleneklerine daha cok benimsetirllerse ozaman biz somurge oluruz! |
Afrika'da müslüman sömürge devletler vardı, onlar da dininden uzak oldukları için mi sömürge oldular yoksa cahillikten mi?
Arapları 1.dünya savaşında "Osmanlı gavur" diyerek dini kullanarak kışkırtmadılar mı?
Tabi ki din önemlidir, bir toplumu oluşturan en önemli bağlardan biridir. Ancak, tek bağı diin olan bir toplum, sömürgeleşmeye mahkumdur. Ulus bilinci ve her zaman göreve hazır bir ordusu olan bir toplum hiç bir zaman sömürge olmaz.
|
 |
turker ustun
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 12:34
İrtica almış başını gitmişken, hükümet kendi çıkarları iiçin kanunları değiştitirken, hava kontrolümüzü izleyecek kotrol merkezinin kıbrıs rum kesimimninden denetleneceğini izinveren ve her sene bu yer için ülkemizin buraya ödenek ayırdığı biliyor musunuz. Dokunulmazlıkları kaldırmayan, kadrolaşama olmuyor deyip şimdiye kadar yaapılış en büyük kadrolamayı yapana hükümetimiz. Pkk konusunda vatan uğruna şehir düşenlerimize askerlik yatma yeri değildir diye bagıran biri var... Pkk sorunu hükümet kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiği sürece pkk da istediği gibi davranacak... Saygılarımla...
|
 |
kadirbaba
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 12:46
| Alıntı: |
| TSK olmasaydı şimdiye kadar çoktan ABD sömürgesi olmuştuk ve o günler uzak görünmüyor. |
Bizim anladığımız tanımda sömürge kavramı 1. ve en fazla 2. Dünya Savaşı'na kadardı. O tarihten sonra ülkeler sömürülmeye devam edildi ama büyük bir farkla; sömürülen farkında olmadan. Türkiye'nin eski anlamda sömürge olmamasının önündeki güç tabiî ki ordumuzdur. Ordunun gücü de millettir. Ama bu kolonize olmanın önündeki engeldir. Tüm dünyanın sömürüldüğü yöntemle ülkemiz zaten sömürülmektedir. Peki nasıl? Ekonomik enstrümanlarla. Koskoca iktisatçılar sabahtan akşama kadar televizyonlarda ekonomik verileri yorumlarlar, analiz yaparlar ama genel tablonun ne olduğunu bir türlü söyleyemezler. Oysa iktisadı birazcık bilen birisi bile çok önemli ipuçlarından dünyanın nasıl sömürüldüğünü görebilir. Bugün liberal, global, vs ekonomi enstrümanları diye geçmişteki büyük iktisatçıların dünyaya sundukları şey bunları yaparsanız sizi sömürürüzün kibar, bilimsel ve kalıbına uydurulmuş şeklidir. Yani eskiden deniz kuvvetleriyle zapt edilen koloniler bugün global ekonomiye entegrasyonla sömürülmektedir. Bu eskiye nazaran çok daha akıllıca bir seçimdir. Çünkü koloniler global ekonomiye entegrasyonu, yabancı sermayeyi çekmeyi, sıcak paraya bağımlı olmayı kendi istekleriyle yapmaktadırlar. Yani zor kullanarak değil gönüllü sömürülmekteler. Tabiî bunları iktisat biliminin referansıyla yaparlar, bilimin söylediğini uygulamanın doğru olduğunu düşünürler. Ancak o bilimin ne niyetle yazıldığını hiç düşünmezler. Sosyal bilimler fen bilimleri gibi değildir. Fen doğayı baz alır ve gözlemsel olduğu için gerçeklere dayanır. Yani kafadan yazılamaz, saptırılamaz. Oysa sosyal bilimler beşeridir. İhtiyaçlar neticesinde doğar. İktisat bilimini yazanlar da hizmet ettiği düşünce sistemine veya güce uygun bir sistematiği kurgular. Kurgulanmış bir şeyin referansı kendisi olduğu için sorgulanamaz. Kendi dinamiklerini kendisi yarattığı için oluşturduğu sanal dünyada bu öğretiye inananlar da gerçeği asla göremez. Hasılı Türkiye ekonomik açıdan sömürülmektedir hali hazırda. Sömürülürken Türkiye zenginleştiğini sanabilir ama bu zenginleşme sömürenlerin zenginleşmesinin yanında fakirleşme anlamına gelir. Türkiye'yi kim sömürüyor derseniz, bu Türk de olabilir, İngiliz de, Amerikalı da, Arap da, Yahudi de. Yeterki Türkiye'deki ekonomik enstrümanları kontrol eden güce dahil parası hem de çok parası olsun yeter. ))
|
 |
Kemal Bayır
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 12:57
Sayın Kartal'dan
| Alıntı: |
halkin buyuk bir cogunlugu ABD yandasi olmadigi muddetce biz onlarin somurgesi olmayiz.
Ne zaman halki tamamen dininden uzak, hristiyan ya da ateist geleneklerine daha cok benimsetirllerse ozaman biz somurge oluruz! |
İşin püf noktası burada.
Hiçbir yabancı güç gelip kimsenin bayrağını yerlere atmaz, atamaz.
Hiçbir yabancı güç gelip camileri yakıp-yıkamaz.
Hiçbir yabancı güç, yayınlayacağı bir genelge ile senin-benim sahip çıktığımız
değerleri geçersiz kılamaz. Amma !
Ülkelerin saygı duyulan değerlerini tek tek tesbit edip, o konularda yarattığı ikilemler,
üçlemler...le her iki tarafı da fiştekleyerek birbirine düşürüp en sonunda da herkeze
"Bize ne oldu da böyle olduk" demeye fırsat bırakmadan, yukarıda yapamaz denilenleri
o ülkenin halkına kendi elleri ile yaptırma becerisi göstermek emperyalist düşüncenin en
başarılı olduğu alandır.
Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için aralarında adeta işbirliği yaparak "Tavşana kaç, tazıya tut"
politikası güderler. Latin Amerika'da, Güney Asya'da, Afrika'da ve Arap Yarımadası'nda yeteri kadar
staj yapmış olan bu güçler, ülkelerin polisi ile ordusunu bile birbirine kırdırma becerisi (!)
göstermişlerdir.
İslami tehdit, İslami terör diye yaratmaya çalıştıkları ortamla birlikte ülkelerinde bu unsurları
barındırmaktan ve gözetmekten, ikili ve çoklu anlaşmalarla Müttefik saydıkları Ülkelerin başağrısı
olan bölücü unsurlarına siyasi platforrmlarda destek vemekten ve askeri malzeme ikmali konusunda cömert davranmaktan çekinmezler.
En önemlisi de sinsice uyguladıkları yöntemlerle, hedef ülkelerin halklarında "efsunlu tütsülerle"
beyinleri etkisizleştirmedeki başarılarıdır.
Kıymetli Arkadaşım,
Yaygın bir iç kargaşanın durduk yerde, "Hadi bu gün Ülke'yi karıştıralım" diyerek çıkabileceğini
zannetmiyorsun herhalde ? Oynanmakta olan oyunlarla, saygı duyulan değerler kişilere göre
çoktan farklılaştırıldı ve cepheleştirildi de, bizler farkında değiliz, kanımca.
Aynı noktadan çıkan iki doğrunun arasında 1 derecelik açı, 5000 metre sonra 85 metrelik
bir aralıkla sonuçlanmaktadır. Sosyal olaylarda farklı fikirler arasında sağlanamayan
uzlaşı 85 yıllık Cumhuriyet Tarihimizde, bahsettiğim güçlerin becerisi ile çoktan 85 metre
aralığını geçmiş durumda.
Ülke olarak AYNA'ya bakmanın zamanı çoktan geldi demek istiyorum.
|
 |
FatihBozkurt
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 13:03
Suları iyice ısınıyo vatansızların. Aslan Mehmetçik gereğini yapar.
|
 |
Oguz Sertopuz
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 20:21
| Alıntı: |
| TSK olmasaydı şimdiye kadar çoktan ABD sömürgesi olmuştuk ve o günler uzak görünmüyor. |
Bu ne demek ?.Bu ne Mesnetsiz bir İddia... Peki siz ne yapıyorsunuz?!. Siz Türk müsünüz ?.
Ordunun görevi ayrıdır.Kolluk kuvvetleri kimsenin siyasi projelerinde değildir bunu Asker kökenli birisi olarak söylüyorum,siyasi menfaatleriniz icabı ''özellikle sol kesim'' asker ile halk arasında,gruplaşmalara yol açmaktasınız...siyasi iktidar için sisler ardında gizlenen,Muhtıra yalaklığı ver dır dırından vazgeçin...Orduyu Rahat bırakın.Terbiyesiliğin Lüzmü yok...
Başımıza Çuval Geçirilirken de TSK Vardı değilmi ?.
|
 |
Kemal BULUT
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 21:20
Bu nasıl ortak?
Sınıflar sardalya kasası gibi...
60'şar 70'şer kişi sığışıyor çocuklarımız.
Öğretmenlerimiz, ameleden az kazanıyor.
Bu şartlarda AB'ye girmemiz mümkün mü?
Değil.
Peki siz hiç, bugüne kadar Avrupa Birliği'nin bir defa
olsun, "bu sorunu çöz, çözmezsen olmaz" dediğini
duydunuz mu?
Ben duymadım.
Ama eğitimle ilgili ne duyuyoruz hep?
"Ruhban Okulu'nu aç."
Sabahın 4'ünde giriyoruz hastane kuyruğuna... Kalp
ameliyatına bile 6 ay sonraya gün veriliyor...
Temel insan hakkımız yok yani!
"Al şu fonları, hastane aç" diyor mu?
Demiyor... Ne diyor?
"Limanları aç."
geçtiğimiz bayramda 380 kişi daha öldü. Her yıl küçük bir Avrupa
kenti kadar insanımız yollarda heba oluyor.
"Yollarını düzelt" demesi gerekmez mi?
Gerekir... Ama o ne diyor?
"Ermenistan'a yol aç."
Resmi olarak 2.5 milyon, gayriresmi olarak 10 milyon
işsiz var Türkiye'de.
Fas'ın Tunus'un Cezayir'in işsizini alıyor.
Bize duvar.
Bi tek kimi alıyor bizden?
PKK'lıyı.
İşçi suçlu. Terörist mağdur.
Bölücü posteri taşıyana "dokunma" diyor.
Atatürk posteri asana "indir onu" diyor.
AB üyesi İngiltere, kendi genelkurmay başkanına göre
bile, "elalemin ülkesinde işgalci."
Çıt çıkmıyor.
Bizim asker, "kendi toprakları üzerinde" uçak
uçuruyor...
Şiddetli itiraz.
Kınama.
El ele verip, Çanakkale'den Antep'e, İzmir'den
Urfa'ya, katlettikleri Türk'ün haddi hesabı yok.
"Soykırımcısın" diyor.
"Değilim" demek yasak üstelik.
Kendi ülkesinin şartlarına göre kanun çıkarmakla
yükümlü olan Meclis, "tercüme bürosu" na döndü...
Trafik suçu bile işlenmeyen ülkelerin kanunları bire
bir Türkçe'ye çevriliyor.
Sonra ne oluyor?
İt, uğursuz kol geziyor.
Namuslu vatandaş korku içinde.
Farz edelim, Akmerkez'e gittiniz.
Üstünüz aranıyor mu?
Aranıyor... Çocukların bile aranıyor.
Ama polis, şüphelendiği bir kişinin üstünü
arayabiliyor mu?
Arayamıyor.
Neden?
Çünkü artık, hakim kararı gerekiyor.
Akmerkez'deki güvenlik görevlisinin hakim kararına
ihtiyacı yok...
Devletin polisinin hakim kararına ihtiyacı var.
Buna "AB'ye uyum" deniyor.
Tatile gideceksiniz...
Mesela, Belçika'ya.
Vize vermek için, tapu istiyor, banka cüzdanı istiyor,
gidiş-dönüş
uçak bileti istiyor, kalacağın otelin rezervasyonunu
istiyor, şimdi yeni moda çıktı, kulaklarını gösteren 5
X 5 cm.boyutlarında fotoğraf istiyor.
Ama Fehriye orada.
Bir sınıf arkadaşım;gemi kaptanı,beyin kanaması geçirdi ve bir müddet İpanya'da hastanede yattıktan sonra felçli olarak Türkiye'ye dönmesi gerekti.Ama THY,apronda deve kesen THY hasta olduğu gerekçesiyle uçağa almadı,başka bir hava yolu şirketiyle,eşi ile birlikte gelebildiler. Bir başka sınıf arkadaşımın eşi MS hastası,Amerika'da yaşıyorlar,aynı sebeplerle yine THY tarafından;hastanın durumu belirtilerek bilet alınmasına ve Amerikan kanunlarının da bu tarz hastaların seyyahatinin yapılmasını,Amerikan hava alanlarında mecbur tutmasına rağmen,uçağa alınmadı ve arkadaşım halen kanuni prosedürlerle uğraşıyor.Kaldı ki eşinin bir an önce Türkiye'ye gelip hastaneye yatması gerekli,yeri hazır bekliyor. AB li bir vatandaş olsalardı ne olurdu acaba? Veya bilmemkim amcanın veya dayının,herhangibir AKP linin bir yakını olsaydılar nasıl oludu acaba?
DTP nin seçimi kilitleriz açıklamasına
Adını kendilerinin koyduğu kerametlerini kendilerinin bile bilemediği
Nebiçim aydınlarsa “Muhtıraya tepki “ lerinin yanında DTP nin bu açıklamasına hiç yorum yapmamaları.......
Hâlâ bir terslik yok mu burada?
Ben adıma AB liğine asla katılmak istemiyorum “BEN KEMALİM BEN TÜRKÜM”
|
 |
Kemal BULUT
16 yıl önce - Sal 15 May 2007, 21:50
Aşağıda adamların nasıl çalıştıklarının bir belgesini ekledim;Acaba bizim,konuşurken, vay be amma çok biliyor desinler diyebir sürü yabancı kelimeler kullanarak milleti beğenmeyen sözüm meclisten dışarı,aydın kesiminden kaç tanesi herhangibir milletler arası kuruluşa konuyla ilgili,Türkiye'nin haklılığını ifade eden bir yazı yazmıştır?Veya herhangi bir sivil toplum kuruluşunun konu ile ilgili,milletler arası bir kuruluşa yazılmış yazısını duyan,bilen var mı?Son olarak (kuşum) aydınların yayınladıkları bildiri herkesin malumudur. İsimleri tanıyorsunuzdur,devamlı birilerinin borazanı olmuş,çoğu yontmataş devrinden kalma kranlık kişiler.
Bölücü Kürt Örgütlerinin BM Sekreteri’ne Gönderdiği Mektup
"Kürdistan zengin yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarına ve kalkınmak için gerekli öteki tüm koşullara sahip olmasına rağmen, halkımız yoksulluk içerisinde yaşıyor. Bunun nedeni de yine söz konusu devletlerin izledikleri sömürü ve baskı politikasıdır. Sömürgeci devletler, hiç bir karşılık ödemeden Kürdistan’ın zenginlik kaynaklarına el koyuyor, onların halkımızın yararına kullanılmasına olanak tanımıyorlar."
Bölücü Kürt Örgütlerin mektubunun tam metni
Dünya Gündemi İstihbarat Servisi
TÜRKİYE, İstanbul: Sayın Ban Ki – Moon, Birleşmiş Milletler Örgütü Genel Sekreteri,
Ekselansları,
Federal Almanya Cumhuriyetinde faaliyette bulunan Kürt kültürel ve demokratik kuruluşları olarak, Birleşmiş Milletler Örgütü Genel Sekreterliği görevine başlamış olmanızı sevinçle karşılıyor, başarı dileklerimizi sunuyoruz.
Ekselansları,
Kürt halkı, kendine özgü dili, kültürü ve tarihi olan Ortadoğu’nun en eski halklarından biridir. O, 500.000 kilometrekareyi aşan büyüklükteki ülkesinde nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturmaktadır. Ancak ne yazık Kürt halkı bugün hala parçalanmış ülkesinin büyük bölümünde, ağır baskı ve tehditlerle yüz yüze yaşamını sürdürmektedir.
Ekselansları,
1639 yılında, Osmanlı İmparatorluğu ile İran arasında resmen paylaşılan ülkemiz Kürdistan, 24 Temmuz 1923 yılında İsviçre’nin Lozan kentinde yapılan bir antlaşma ile yeniden bölüşüldü ve bu kez iki yerine dört parçalı hale geldi. Kürt halkının temsil edilmediği bir konferansta ve onun istemlerine aykırı bir şekilde yapılan bu paylaşım antlaşması elbette meşru değildi ve halkımız da haklı olarak onu öyle görmedi.
Kaldı ki her biri Kürdistan’ın birer parçasını ellerinde tutan Türkiye, İran, Irak ve Suriye, demokratik temeller üzerine kurulmadılar ve buna bağlı olarak da Kürt halkının demokratik, kültürel ve politik haklarına saygılı davranmadılar.
Onlar, defalarca soykırıma dönüşen baskı ve terör politikası ile onu zorla asimile etmeye, sindirmeye ve yok etmeye çalıştılar.
Ekselansları,
Ne yazık ki Türkiye, İran ve Suriye devletlerinin Kürt politikalarında bugün hala olumluya doğru bir gidiş göze çarpmıyor. Her üç devletin sınırları içerisinde yaşayan 30 milyonu aşkın Kürt, temel hak ve özgürlüklerden yoksun durumda yaşamayı sürdürüyor. Örneğin, Kürtler kendi ana dilleri ile eğitim görme hakkına sahip değiller. Okullarda, Kürt kültürü ve tarihi ile ilgili hiç bir şey okutulmuyor. Kürt dili ve kültürünün korunması ve gelişmesi için devletçe herhangi bir önlem alınmıyor. İran’da tanınan sınırlı haklar bir yana bırakılırsa, radyo ve televizyonlar esas olarak Kürt kültürüne ve tarihine kapalıdır. Politik haklar yönünden de durum farklı değil. Kısacası, adı geçen devletler, halkımızın her hak istemine baskı ve terörle karşılık veriyorlar. Özellikle Türkiye`de, dinsel özgürlükler bakımından da ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Türkiye’de devletin resmi dini olarak kabul edilen İslam’ın Sünni mezhebi dışındaki dini inançlar baskı altındalar. Aleviler, Hıristiyanlar ve Yezidiler haksızlığa uğruyor, baskı görüyorlar.
Ekselansları,
Yukarıda kısaca değindiğimiz olumsuz koşullar, kalkınma ve yaşam düzeyi bakımından da varlığını sürdürmektedir. Kürdistan zengin yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarına ve kalkınmak için gerekli öteki tüm koşullara sahip olmasına rağmen, halkımız yoksulluk içerisinde yaşıyor. Bunun nedeni de yine söz konusu devletlerin izledikleri sömürü ve baskı politikasıdır. Sömürgeci devletler, hiç bir karşılık ödemeden Kürdistan’ın zenginlik kaynaklarına el koyuyor, onların halkımızın yararına kullanılmasına olanak tanımıyorlar. Kendisi hakkında karar verme ve kendi kendisini yönetme hakkına sahip olmayan Kürt halkı ise maalesef bu olumsuz durumu sona erdirebilecek olanaklara sahip değil. İnsanlara nefes aldırmayan baskılar, umutsuzluk ve yoksulluk ise Kürdistan’da aynı zamanda ciddi sosyal sorunların ortaya çıkmasına ve giderek büyümesine neden olmaktadır.
Ekselansları,
Ülkeniz Güney Kore’nin de içerisinde bulunduğu ABD öncülüğündeki müttefik güçlerin Saddam Hüseyin diktatörlüğünü sona erdirme operasyonundan sonra, Irak devleti sınırları içerisinde bulunan Kürdistan’ın güney parçasında, halkımız açısından yeni bir yaşam kurma yolu da açılmış oldu. Şimdi özgür olan Güney Kürdistanlılar, bir yandan hızla Saddam döneminde uğradıkları soykırımın yaralarını sarıyor, bir yandan da demokratik ve federal bir Irak’ı kurma mücadelesinde olağanüstü bir çaba harcıyorlar.
Kürdistan’da bulunan ülkenize ait askeri birlikler de bu konuda halkımıza yardım etmekteler. Şunu memnuniyetle belirtelim ki G. Koreli askerlerin dayanışması sadece askeri alanda yapılanlarla sınırlı değil. Onlar, bugüne kadar sosyal alanda da birçok projeyi gerçekleştirdiler. Halkımız, bu dayanışmadan ötürü, kardeş Güney Kore halkına minnettardır. Öte yandan, Kürt halkının bu durumu, onu, bölgede demokrasi ve barış istemeyen güçlerin hedefi haline getirmektedir. Ona en büyük tepkiyi gösterenler ise Irak’a komşu olan Türkiye, İran ve Suriye devletleridir. Çünkü her üç devlet de, Kürdistan’ın özgürleştirilmiş parçasındaki olumlu gelişmelerin, kendi sınırları içerisindeki Kürtleri etkileyeceğinden ve onların özgürleşme mücadelesine güç vereceğinden korkuyorlar. Bu nedenle de halkımızın, ülkesinin bu parçasında elde ettiği kazanımları kaybetmesi için yoğun çaba harcıyorlar. Türkiye, orayı sürekli olarak işgal tehdidi altında tutuyor.
Ekselansları,
BM Örgütü, kuruluşundan bu yana çeşitli alanlarda başarılı işler yaptı. O, yürüttüğü bu çalışmalarla, açlık ve hastalık tehlikesi ile yüz yüze bulunanların, doğal afet ve savaş kurbanlarının umudu haline geldi, saygınlık kazandı. Ancak biz Kürtler, BM Örgütü´nün ilgisi açısından kendimizi şanslı sayamıyoruz. BM Örgütü, bugüne kadar izlediği politika ile halkımızı adeta yok saydı, çektiği acılara ilgisiz kaldı.
Ekselansları,
Kürtler sayısal olarak şu an dünyamızda devleti olmayan ve kaderini belirleme hakkı gasp edilmiş en büyük ulustur. Kürt sorunu, temel hakları elinden alınmış, kölelik koşullarında yaşamaya zorlanan tehdit altındaki bir ulusun özgürleşmesi sorundur. Pratikte yaşananların da defalarca ortaya koyduğu gibi, bu soruna adil ve demokratik bir çözüm bulunmadan Ortadoğu’yu barışa ve istikrara kavuşturmak olanaklı değil.
Bu çerçevede Kürtler;
1. Dil, kültür ve kimlik haklarına sahip olmak,
2. Ekonomik ve sosyal kalkınma olanaklarından eşitçe yararlanmak istiyor, hem de BM örgütünce benimsenen “Halkların hak eşitliği ve kaderlerini özgürce belirleme hakkı” ilkesine göre kendi geleceği üzerinde söz ve karar sahibi olmak istiyorlar.
Görev yaptığınız dönemde, BM Örgütü´nün, Kürt halkının sorunlarına ve acılarına duyarsız kalmayacağını umarız. Saygılarımızla…
Mektubu İmzalayan Örgütler:
Kirmanc (Zaza) Dili ve Kültürü Enstitüsü-IKK, Berlin
İMKEV – Kürtler için Uluslararası İnsan Hakları Merkezi, Bonn
KOMKAR – Kürdistan Dernekleri Birliği, Köln
Kürd PEN, Bremen- Almanya
KOMJIN – Kürt Kadın Bürosu, Wuppertal
KOMCIWAN –Kürdistanlı Gençler Birliği, Dortmund
Alman-Kürt Dostluk Derneği – Hevalti, Köln
Alman-Kürt Dostluk Derneği – Hevalti, Bottrop
Alman-Kürt Dostluk Derneği – Hevalti, Duisburg
IKV/KOMKAR, Wuppertal
Ulusal Azınlıklar koruma Derneği, Münih
Alman-Kürt Dostluk Derneği, Hamburg
Kürt Topluluğu, Mannheim
Kürdistan İşçi Derneği, Nürnberg
Kürt Derneği, Bremen
Kürt Topluluğu Rhein-Sieg-Kreis
|
 |
sayfa 4  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|