1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 3  |
 |
turan kaya
16 yıl önce - Prş 17 May 2007, 14:59
Foto Saray da popüler bir işyeri idi.
Okul için ilk fotoğrafı orada çektirmiştim.Yıl 1963.
Beyoğlu nda.
Alıntı = Abdullah Biraderler ve aynı dönemde ün yapan Febüs Efendi'nin yanı sıra ilk Türk fotoğrafçıları arasına ünlü bir isim, Nikola Andriomenos'u da katmak gerekir. Abdullah Biraderler'in yanında, çıraklıktan yetişen Nikola, bir süre sonra bu atölyeyi satın alarak, kendi adına bir fotoğrafhane kurmuştur. Daha sonra padişah fotoğrafçısı olarak sarayda dersler vermiş, 1929 yılında ölünce yerini oğlu almış ve daha sonraki yıllarda, Beyazıt Meydanı'nda bulunan bu fotoğrafhane FOTO SARAY adıyla Beyoğlu'na taşınmıştır.
Şİmdilik fotoğrafını bulamadım.
|
 |
Akın Kurtoğlu
16 yıl önce - Prş 17 May 2007, 17:37
BİR TAHMİS KLÂSİĞİ:
"KURUKAHVECİ MEHMED EFENDİ ve MAHDUMLARI"
1871’de kurulan ve günümüze kadar gelebilen, Şehr-Istanbul’un ender ticarethanelerinden birisi de, Eminönü’ndeki “Kurukahveci Mehmet Efendi”dir. Mısır Çarşısı’nın Balıkpazarı/Hasırcılar kapısının karşı çaprazına düşen köşebaşı, aynı zamanda “Tahmis Sokak”ın ve de dolayısıyla meşhur kurukahvecinin bir asırdan fazla süredir hizmet verdiği mekânıdır. Aslında, Mısır Çarşısı’nın o meşhur 6 kapısından biri olan bu kapı, aynı zamanda “Tahmis Kapısı” olarak da anılır halk arasında...
Tahmis; “Kahve kavrulan yer” mânâsında olup, Kurukahveci Mehmed Efendi'nin de dükkânının bulunduğu kurukahvecilerin yoğunlukta olduğu yerleşime ve bu alanı diklemesine geçen sokağa isim olarak verilmiş, yüzyıldan bu yana da değişmeden gelebilmiştir. Sokağa kıvrılmanızla birlikte o nefis kahve kokusu burun direğinizi titretir, insanın belli belirsiz başını döndürür. Mistik, Osmanlı mirası çok özel bir sokağa girdiğinizi hatırlatır size... Zaten bu bölge, İstanbul’un kokularıyla meşhur semtlerindendir. Mısır çarşısının o baharat kokulu otantik havasından çıkmanızla, Tahmis’in köşesinde kahve kokusu karşılar bu sefer de...
Günümüzde Tahmis sokakta Mehmed Efendi’nin dükkânından başka bir kahve imalâthanesi ve satış yeri kaldı mı artık, bilemiyorum ama, kaldıysa bile, asıl Mehmet Efendi ve Tahmis sokak kelimeleri birbirlerini çağrıştırırlar... Öyle bir zanaata vâkıftırlar ki, şehre kahve ağırlıklı olarak buradan dağıtılır. Her kesimden ve gelir seviyesinden insanlar, bu kahveyi tüketirler.
Taze kavrulmuş çiğ kahveyi dibeklerde öğüterek hazır vaziyette satışa sunmasından ötürü, isminin başına; “Kurukahveci” ekini alan Mehmet Efendi’nin bu mahareti, günümüze de kalitesinden ödün vermeden gelebildi.
Kurukahveci Mehmet Efendi’yi daha okuma-yazma bilmediğim yıllarda öğrenmiştim. “Karaköy-Haydarpaşa-Kadıköy” arasında çalışan şehirhatları vapurları, iskeleye yanaşacakları zaman yolcular hareketlenir ve üst kattaki merdivene doğru yığılırlar. Vapurun yanaşması, halatların bağlanması, iskelenin atılması için geçen bu 3-4 dakikalık sürede yapılabilecek en iyi ve zaman geçirici aktivite, bolca etrafa bakınmak ve çeşitli yerlere asılan reklâmları okumaktır.
İşte, “Kurukahveci Mehmet Efendi”nin o meşhur logosu da, aşağı yukarı bütün vapurların merdiven sahanlığının karşısına düşen ahşap duvarda, hemen hemen aynı yerde ilişikti o yıllarda (şimdilerde vapurun künyesinin asılı olduğu duvarın tam üstünde). Okuma bilmememe rağmen, firmanın o akılda kalıcı logosunu (zannedersem grafikerlerin duayeni meşhur İhap Hulusi’nin nefis bir çalışmasıdır) vapur yanaşana kadar detaylıca incelerdim. Saçları “kurukahveci” kelimesiyle, gözleri ise Mehmet Efendi ve Mahdumları kalıbının çift “M”siyle oluşturulan ve elindeki fincanı yudumlamakta olan bir insan sureti... İlkinde bunun ne olduğunu valideme sorarak cevabı almış ve belki de “M” harfini ilk defa Mehmet Efendi’nin gözlerini oluşturan şekillere bakarak öğrenmiştim.
Yenilerden bilmeyenler olabilir, hatırlatalım hemen: “Mahdum” kelimesi Osmanlıca’dan günümüze aktarılan, “Oğul/erkek evlât” anlamında bir kelimedir. Mehmet Efendi’nin bu dükkânı kurup ticaret siciline kaydettikten sonra, oğullarıyla birlikte işi sürdürdüğü ve onların da firmada söz sahibi olduklarını imâ etmek amacıyla “mahdumları” ibaresini ticârî ismine eklettiği kuvvetle muhtemel...
1930'larda Mehmet Efendi'nin mahdumları, dükkânlarının önünde toplu halde poz verirlerken...
Eskiden firma isimleri, şimdiki gibi yalnızca Ltd, AŞ gibi eklerle sonlanmazdı. O yılların janrına göre; "..... ve şeriki”, “..... ile şürekâsı”, “..... ve mahdumu/mahdumları” gibi enteresan eklerle de tamamlananlar olurdu. Mehmet Efendi ticarethanesi de bunlardan biriydi işte...
Bir zamanlar steyşın otomobiller ile şehirdeki bakkallara paketlenmiş kahve dağıtımının olduğu bilinse de, bunlara ya yetişemedim, ya da hatırlayamıyorum. Şubesinin Galatasaray’da olduğu, ama günümüzde bu şubenin faaliyette olup olmadığını ise bilemeyeceğim. Belki bilenler vardır aramızda...
Kurukahveci'nin, şehre paket paket kahve dağıtan eski araçlarından birisi...
Valide'm ve teyzem, hep birlikte “Aşağı”ya (yani Sirkeci-Eminönü’ne) alışveriş için inildiği vakit, Mısır Çarşısı’ndan geçilerek muhakkak Tahmis sokağa da uğranırdı. Bizimkiler buradan hem öğütülerek paketlenmiş kahve tozu, hem de bir miktar öğütülmemiş çekirdek halinde kahve alırlardı. Öğütülmemiş olanı, evde rahmetli peder bey içindi. O’nun avuçiçi kadar bir kahve öğütme makinası vardı ve taze kahve çekirdeklerinden bir avucunu buna doldurup, çıkrık marifetiyle, hemen o anda çekerek toz haline getirdikten sonra (ya da kimi zaman metal havanımızda döverek) valideye havale edip pişirtmekten ve bu şekilde içmekten son derece keyif alırdı. Öğütülen paketler ise misafir ikramları için dolabın bir rafına istiflenirdi. Bu minik aletle taptaze kahve çekirdekleri öğütülürken, tıpkı Tahmis sokaktaymışım gibi hissederdim kendimi. Odanın içine, Mehmet Efendi’nin dükkânındaki kadar olmasa bile, yine de burun titreten harikulâde bir râyiha yayılırdı...
Dükkân, Tahmis sokağın köşebaşında iki katlı ahşap-kârgir karışımı bir binaydı. Sonradan burası “Art Deco” tarzında restore edildiyse de, yine de eski çizgilere sâdık kalındı. O yıllarda köşebaşını tutmanın verdiği avantajla her iki cephesindeki pencerelerden de satış yapılır ve bekleyen müşteriler daha çabuk işlerini görürlerdi.
Günümüzde de aynı yerde ticaret hayatını sürdüren “Kurukahveci Mehmet Efendi”nin, daha yüzyıllar boyu bu faaliyetini sürdürmesini, İstanbul’un o kendine özgü hoşluklarından, güzelliklerinden olmaya devam etmesini, eskiyi hatırlatma misyonunu, diğer eski değerlerimizle birlikte üzerinde taşımasını temenni ederiz.
İbrahim Akın KURTOĞLU
|
 |
Mine Beyaz
16 yıl önce - Cum 18 May 2007, 09:34
| Alıntı: |
| Günümüzde de aynı yerde ticaret hayatını sürdüren “Kurukahveci Mehmet Efendi”nin, daha yüzyıllar boyu bu faaliyetini sürdürmesini, İstanbul’un o kendine özgü hoşluklarından, güzelliklerinden olmaya devam etmesini, eskiyi hatırlatma misyonunu, diğer eski değerlerimizle birlikte üzerinde taşımasını temenni ederiz. |
Simdi, 'Akın Bey bu kadar güzel, uzun uzun yazmış, ekleyecek birşey kalmış mı?' diye düşünüyor olabilirsiniz ama konu eskiler olunca laf kolay kolay bitmiyor Ben de Istanbul'un kendine özgü hoşluklarından biri olmaya devam ederken Kurukahveci Mehmet Efendi'nin Dünya'nın öbür ucundaki varlığını paylaşayım istedim. Kahveye özel konuda çok uzaklarda Türk Kahvesi bulmanın keyfinden bahsetmiştim bahsetmesine de bunun Kurukahveci Mehmet Efendi olduğunu söylememiştim sanırım.
Bu kutusu Bu da hala üzerinde duran fiatı
Evet, mekan Güney Kaliforniya'da küçük bir Türk Bakkalı. Raflarda Türkiye'den birşeyler görmüşsünüz, içinizi ülkeler arasındaki mesafeler biraz kısalmış gibi bir his kaplamış, ilerliyorsunuz ve gözlerinize inanamıyorsunuz. Rafta o yılların eskitemediği marka! Hemen kapıyorsunuz bir iki kutu. Kapıyorsunuz ama yine de içinizden 'Aslında şu kahve taze taze çekilip küçük kağıt paketlerde de ne güzel kokardı' diye geçirmeden olamıyorsunuz. Eve geliyorsunuz, teneke kutunun plastik kapağını çıkarıyorsunuz, üstünde açılacak bir kat daha var. Onu da geriye çekmenizle mis gibi koku sarıyor her yanı! O zaman 'Iyi ki hala varsınız, iyi ki taa buralara kadar yetişiyorsunuz' diye geçiyor insanın aklından.
Kurukahveci Mehmet Efendi ve Mahdumları'na diyeceğim şudur ki sadece Istanbul'da kalmadığınız, Türkiye tadını benim gibi uzakta olanların ayağına kadar getirdiğiniz için bin yaşayın!
|
 |
Tunc
|
 |
yılmaz büktel
16 yıl önce - Cum 18 May 2007, 10:35
hoop durun bakalım. aç karnına kahve içilir mi maazallah karnınız ağrır. önce karnınızı doyurun. Bunun içinde İstanbul da gidecek çok eski adres var ama benim için en eskisi ve o günlerde en ulaşılabilir olanı Sultanahmetteki Halk köftecisidir.
SULTANAHMET HALK KÖFTECİSİ
Bilenler bilir, Sultanahmet Halk köftecisinin yukarısında ve az aşağısında HALK KÖFTECİSİ namını taşıyan iki köfteci dükkanı daha vardır ama zannımca bunlar orijinalin taklitleri olup, aslının şöhretinden istifade etmektedir ama haklarını yemeyeyim bu istifade durumu da yaklaşık benim gördüğüm 30 yıl boyunca devam ediyor.
İstanbulda yaşamımı öğrenci ve memur olarak sürdürdüğüm 1975-1985 yılları arasında Sultanahmetteki Halk köftecisinin yaşamımdaki yeri ekonomik bir çözüm olması hesabıyla daima önemli olmuştur. Sultanahmet, Şifahamamı sokaktaki öğrenci evime girdiğim kış akşamları genelde soğuk ve boş bir evle karşılaşırdım tabii Sultanahmetteki Halk köftecine uğramamışsam. ancak genelde haftanın en az 4 günü buraya uğrar, açlık durumuma göre nefis turşu biber eşliğinde, 1 ya da 1.5 porsiyon köftemi yarım somun ekmekle beraber paket yaptırır ve adeta köftenin sıcağıyla ısınmış öğrenci evimde akşam yemeğimi kemal-i afiyetle yerdim.
Söylediğim gibi bu o yıllarda en ekonomik doyma çözümlerinden biriydi. ancak Sultanahmetteki Halk köftecisi son 20 yıldır kazandığı haklı değişimin de etkisiyle bir değişim dönemine girdi. önce fransching(doğru mu yazdım bilmiyorum) sistemiyle adını kiraladığı şubeler açtı, edirne de bile şubesi vardı. Ancak bu şubeler aslının lezzetini yakalayamadığı gibi, ekonomik te değillerdi. zaten sanırım bu şubelerin pek çoğu kapandı. ikinci değişim döneminin logosu yanılmıyorsam Sultanahmet köftesi sultanahmet te yenir gibi bir şeydi. yanı köklü firma sizi köfte yemeye Sultanahmete çağırıyordu. bu değişim dönemiyle faaliyetini sürdürdüğü, binanın tamamına sahip olan firma, binanın irili ufaklı tüm odalarını köfteseverlerin kullanımına açtı. her iki değişim döneminde konumu itibarı ile Sultanahmetteki Halk köftecisi artık turistik bir lokanta olmuş ve fiyatlarıda biraz daha yükselip, öğrencilik dönemimin ekonomik lokantısı olmaktan çıkmıştı. Bugün Sultanahmetteki Halk köftecisi, tüm mekanlarıyla turistik bir lokanta olarak, kendi yerinde icra-yı sanat eyliyor. artık bende öğrenci değilim ve her istanbul a gidişimde bu nefis lezzet için, yaşamımın 10 yılını geçirdiğim eski semtimi yadetmek için yolumu Sultanahmete düşürüyorum.
Firma turistik olmayı bilerek mi seçti, konumu mu bunu ona zorladı bilinmez ama lezzet aynı olsa da Sultanahmetteki Halk köftecisi artık turistik Sultanahmetteki Halk köftecisidir
En son yılmaz büktel tarafından Cum 18 May 2007, 11:37 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
Selcuk Aral
16 yıl önce - Cum 18 May 2007, 11:21
| İbrahim Akın KURTOĞLU demiş ki: |
| E, ben “Keskin Color Kartpostal Mağazası”nı anlatacaktım, di mi? Lâf uzadı, bakın unuttum anlatmayı... Artık bunu da bizim kuşaktan bir başkası anlatıversin bir zahmet... Şayet anlatan çıkmazsa da, yarın ben anlatırım... |
Önsöz:
Aslinda ayni kusaktan olmadigimiza göre (Hahaha...) benim lâfa karismam biraz abes kacacak ama hic olmassa ben de 2 resimle katilayim. Sen gene (bir zamanlar – halâ ordami bilmiyorum) Babaliden cikarken gelen ilk sokagin (Solu Ebussud, sagi Asirefendi Caddesi <-- Eyy... aslanim beee... Bir zamanlar tasini-topragini tanidigim, tozunu-camurunu yuttugum memleketim) sol kösesinde zemin kattaki bu firmanin hikayesini anlat.
Keskin Color
Sevgili WOW’cular !
Asagida görmüs oldugunuz Istanbul hakkinda Almanca olarak yazilmis (resimleri kendi kartpostallarindan mütesekkil <-- hemen hemen tamami) bu iki kitapcik bir Keskin Color Mamulatidir. Takriben 35 senedir benim kütüphanede dururlar. Ben ayni nesile mensup bir cogumuz gibi bu seriye ait olan kartpostallarin hepsini tanirim. Hatta zaman zaman WOW’da da nostaljik bölümlerde gözüme carpmaktalar.
Hosca ve dostca kalin
NOT: Benim Dr. Faruk (Öncan) Keskin Color’un alttaki kitabindaki *Titel Fotografi* vakti zamaninda görseydi. Rahat resim yamuk duruyor diye *Seyri-Sefer’den* men ederdi. Hahaha...
En son Selcuk Aral tarafından Cum 18 May 2007, 11:26 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
Cem Telgeren
16 yıl önce - Cum 18 May 2007, 11:26
İstanbul'un tarihe malolmuş bir mekanı da Büyükdere vapur iskelesidir. Daha doğrusu buradaki denizle cadde arasında kalan tüm yapılar tarihidir. Bu caddede yürürken adeta yıllar öncesine yürüyüş yaparsınız. Kendinizi bir anda 2000 li yıllardan soyutlayıp 70 li,60 lı ve hatta 50.li yıllarda hissedersiniz. Hele cadde tarafından iskele binasına girdiğinizde binanın o mistik yapısı kendine has kokusu sizi bir anda tarihe yolculuğa çıkarır. İçinde bulunduğunuz yıl sanki caddede kalmıştır.Siz iskele binasına değil de sanki bir zaman tüneline girmişsinizdir.
İşte bu tarihi iskele binasında tarihi bir mekan vardı. Niko Dondurmacısı. Hemen hemen tüm Sarıyer'lilerin bildiği bu dondurmacının dondurması gerçekten nefisti. Dondurmalar o yıllarda şimdiki gibi fabrikasyon değildi. Her dondurmacı kendi sattığı dondurmasını kendisi üretirdi. İşte bahsettiğim Niko Dondurmacısı da dondurmasını kendisi üretiyordu. Ama ne yapıyordu içine ne koyuyordu bilmiyorum ben o kadar lezzetli dondurmayı başka hiç bir yerde yemedim. Gerçekten nefis bir dondurması vardı Tarihi Büyükdere İskelesi'ndeki Tarihi Niko Dondurmacısının..
Yıllar sonra Büyükdere Kazıklı Yolu Yapılıp da Büyükdere Sahilindeki o güzelim tarihi binaların denizle olan aşklarına belediye tarafından tıpkı filmlerdeki kötü adamlar misali son verilince Büyükdere İskelesinin de görevi sone ermiş oldu. İskele binası bir kenara atılmış olmanın verdiği eziklikle adeta çöktü ve dünyaya küstü. Niko Dondurmacısına gelince O da bu durumda fazla direnemedi ve kapandı gitti. Bizlere de damaklarımızda Niko Dondurmacısının o nefis dondurmasının unutulmaz tadıyla artık hoş bir nostalji olan o güzel günlere duyduğumuz özlem kaldı.
|
 |
Baraküda_Turgay
16 yıl önce - Cum 18 May 2007, 11:41
Tarabya'da Dondurmacı Veli
Yine eski İstanbullu'ların özellikle sahil ahalisinin iyi bildiği bir yerdir.
İlk kez kağıt helva arası dondurma yine dondurmacı Veli'ye aittir.Oğlu (Bülent abi) ile Tarabyadan arkadaş olduğumuz için,Dondurma yapımı esnasında yanında çok bulunurdum.Hatta çevirme esnasında yardım ederdim.
Eski usullerle yapılan dondurmanın lezzetine ise doyum olmazdı.Bakır kazanların (bidonun daha incesi) içine malzeme dökülür,daha sonra ahşaptan yapılma daha büyük bir fıçının içine konur,bakırla ahşap arasında kalan boşluğa ise buz parçaları yerleştirilerek,saatlerce döndürülürdü.
Sonuç mükemmel lezzetteki kağıt helva arası dondurmalar...
Kış aylarında ise yine sahlep yapılır,oda bakır semaver içinde işlem görürdü..
Eğer yolunuz Tarabya'ya düşerse Veli'nin dondurmasından yemeden geçmeyin derim.
|
 |
hurşit saral
16 yıl önce - Cum 18 May 2007, 12:25
Merhaba arkadaşlar.
Benim sözetmek istediğim "mekan", bir dönem değil İstanbul'un tüm dünyanın odağında olan bir mekandı(r).
Ne yazık ki, "hain zaman" adını anımsatmama cezası verdi belleğime, bu en evrensel yerin.
Tarihsel Sultanahmet Meydanı, anayol üstünde Sultanahmet Durağı, karşısında Halideide Edip Adıvar büstü ve anıtı, tam bitişiğinde; üç katlı kafe mi? Lokanta mı? Muhallebici mi? Gizli dövizci mi? Uluslararası iletişim merkezi mi?. Bunların tümüne de evet!
Sultanahmet meydanı'nın en popüler ve "dünyasal" olduğu 60'ların sonları tüm 70'lerde; meydanın kuzey yönü boylu boyunca turist karavanları, adete karavan mahallesi. Gitar sesleri, başkaldırı şarkılarında B. Dylon, J. Baez öykünmeleri.
Okul çıkışları, okul kırışları ya da en ufak bir boş zaman diliminde Küllük-Sultanahmet arası mekik dokuyan Kızlı-erkekli bizler. "çiçek çocukları"nın başkaldırısına; bizim de toplumsal başkaldırı adına saygı duymamız.
Bu mekanda ne muhallebiler yedik, ne kahveler içtik, ne en üst katta gitarlı-sazlı-tefli fasıllar geçtik. Ne adresler aldık-verdik. Ne Katmandu düşleri gördük... Ne güzel düşlerdi bunlar.
Arkadaşlar... Burayı hele de adını anımsayanlarınız var mı? Ama yaşça 35-40'ların üstünde olması gerek kanısındayım.
Aslında, bu konuda İbrahim Akın Kardeşimden umutvarım doğrusu.
Bir de arkadaşlar; şu en az üç çeyrek'lik geçmişi olan, bizden çok önceki kuşakların olduğu gibi bizden sonra da birkaç kuşagın değişmez üniversiteli mekanı "KÜLLÜK'ü anlatan bir kardeşimiz bu sayfaları bezese.
Dostça sevgilerimle, hoşçakalınız.
|
 |
yılmaz büktel
16 yıl önce - Cum 18 May 2007, 17:16
hurşit,
sanırım PUDDING SHOP u kastediyorsun.
yanlış adrese sormuşsun, o yaşlarda akın'a annesi bira içmesine izin vermediği için o bilmez . sultanahmet te 10 yıl yaşamış biri olarak ben bilirim. her nekadar bugün bira içmiyorsamda, ilk gençlik biralarımı turist arkadaşlarımızla burada içmiş, capuçino ile il kez burada tanışmış idik
|
 |
sayfa 3  |
ANA SAYFA -> İSTANBUL - Haberler ve Sohbet
|