Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 4
Necmettin K.

9 yıl önce - Pts 07 May 2007, 20:31

Boşanmış ailelerin çocukları,olaydan en az etkilenmesini sağlamak için anne-babalar neler yapabilir?

  Boşanan anne-babalar birbirlerinden ayrıldıklarını,çocuklarından ayrılmadıklarını unutmamalıdırlar. Çocuk anne ve babasının kokusunu ve vücudunun temasını hissetmelidir.

  Çocuğun anne-babasından yeterli derecede ilgi ve saygı görmeye her zaman ihtiyacı vardır. Ayrı olsalar bile anne-baba çocuğundan bu ilgi ve sevgiyi kesinlikle esirgememelidir. Özellikle çocukla birlikte geçirilmesi planlanan zamanlar ertelenmemeli ya da yerine başka programlar konulmamalıdır.

  Ayrıldıktan sonra anne ya da baba çocuklarına birbirlerini kötülememeli,olumsuz yönlerini anlatmamalıdır. Hatta ,eşinden alacağı intikama çocuklarını asla malzeme yapmamalıdır.

  Boşanmadan sonra yaşanacak değişikliklerle ilgili çocuk bilgilendirilmeli,çocuğun hayatını çok fazla olumsuz etkileyeceği düşünülen değişiklikleri (şehir,okul değişikliği vb.)hemen yapmaktan kaçınmalıdır.

  Çocuğun bakımı,eğitimi vb. gerekli olabilecek ekonomik problemler halledilmiş olmalıdır. Ancak mutlu olacağı düşüncesiyle çocuğun maddi yönden istediği her şey de yerine getirilmemeli,dengeli davranılşmalıdır.
  En azından kendisinin daha kaç yıl yaşayacağının garantisi var,ölümü sonucu çocuğun bu standardı nasıl devam edebilir diye düşünülmelidir.

  Çocuğun anne-babasını yeteri kadar görmesi sağlanmalı,eşe olan kızgınlıktan dolayı çocuğun nane ya da babasını görmesi engellenmemelidir.
  Bu konuda ,baba otoriteyi,anne sıcaklığı temsil etmektedir,birisinin aşırı ya da eksik olması çocuğu dışarı sevkedecektir. Bu durumdaki bazı genç kızların orta yaşlı erkeklerle çıkması,veya genç erkeklerin orta yaşlı kadınlarla çıktığı görülmektedir. Bu da anne ve baba yakınlığının kurulmamasının bir tezahürüdür.

  Çocukta var olan ya da boşanma sonrası ortaya çıkabilecek olumsuz davranışlar boşanılan eşle özdeşleştirilmemelidir. (Ne olacak babsının oğlu işte,annesi gibi pasaklı vb.) Çocuğu hem ruhsal hem de fiziksel gelişimi hem anne hem de baba tarafından takip edilmelidir.
  Özellikle,boşanmış aileler de,baba eğer kızı ile birlikte yaşıyorsa annesinin vasat özellikleri üstün özellikmiş gibi iltifat etmeli,normal becerileri mahir bir uzman işi gibi anlatılmalıdır. Bu kız çocuğunun annesinin eriştiği noktayı baz alıp onu aşma hırsını aşılaması açısından önemlidir.

  Boşanma sonrası çocuğa karşı geliştirilecek tutumlar konusunda hem anne hem de baba ortak hareket etmeli ve tutarlı davranmalıdır. Annenin hiçbir şekilde olmasını istemediği bir şeye babanın izin vermesi iyi sonuçlar doğurmayabilir.
  Babanın izin vermediği bir davranışı anne,"sen benim kızıma yasaklayamazsın"diye tepki vermemelidir.Bundan sonra babnın yasakladığı her normal davranış anneye iletilecek ve anne tarafından uygun olmadığı bilinmesine rağmen,belki kıskançlıktan, belki yeteri kadar ilgilenememekten ,pişmanlıktan vb. sebeplerden tepki gösterilecektir. Çiftlerden herhangi biri egoist davranmamalıdır. Gerekirse psikiyatristlerden yardım almalı ve bunun için asla gurur yapmamalıdır.

  Boşanma sürecinde anne-baba çocuğa karşı dürüst olmalı ,yalan söylemekten kaçınmalı ve güven duygusuna zarar vermemelidir.

  Taraflardan biri diğeri hakkında bilgi almak için asla çocukları kullanmamalı,hatta çocuğa nasıl davrandığı konusunda,sanki diğer eşe güvenilmiyormuş anlamına gelebilecek sual sorulmamalıdır.

  Çocuk kesinlikle anne-baba gibi düşünmeye zorlanmamalı, anne-baba tarafından biribrlerine karşı koz olarak kullanılmamalı ve taraf tutması beklenmemelidir.

  Çocuğa cinsiyetine uygun olarak yakın akraba çevresinden örnek alabileceği birilerinin destek olması,problemleri daha kolay atlatmasına yardımcı olacaktır.
  Çocukların boşanan eşlerin akraba ve yakınlarıyla yakınlık kurmaları asla kısıtlanmamalıdır.

  Kimsenin huzurunun bozulmaması dileklerimle...


yasar_gul

9 yıl önce - Pts 07 May 2007, 21:28

Öncelikle konu hakkındaki fikirlerini beyan eden Tüm Arkadaşlarıma Teşekkür ediyorum...
Değerli büyüklerimiz de belirttiği üzere bu sayı neye göre hesaplanıp çoğaldığı var sayılmıştır ?
İkincisi ise ; Çocuklarımızın sokak çocukları niteliğine düşmemesi için ne gibi önlemler almalıyız ?
Değerli Arkadaşlar...
Çocukların yetiştirilmesinde en büyük etken AİLE dir.Daha sonra yaşadığı çevre ve eğitim gördüğü okulun yönetimidir.Çocuklar psikolojik olarak en çabuk etkilenen kişilerdir.Dolayısı ile bir bant gibi her şeyi hafızalarında tutarlar.Ailelere bu konuda büyük görevler düşmektedir.Çocuğa verilen sevginin yanında ona özgüvenini kazanacak unsurlar da sunmak gerekir.Yanında olduğunuzu bilmesi gerekir.
Bir hata yaptığında kendisine kızmak yerine ceza sistemleri uygulamak gerekir.
Örneğin ; Çocuğunuz yattı odanın camını kırdı.Kendisine öfke ile kızmak yerine CAMI BİR MÜDDET TAKTIRMAZSINIZ.Bir kaç gün içinde üşüdüğünü anlayacaktır ve hatasını kavrayacaktır.Bu bir örnektir daha nice örnekler verilebilir.Ama her şeyin önünde gelen unsur sevgidir.Sevgiyi eksik etmemek gerekir. Kimlerle arkadaşlık yapıp yapmayacağını siz direk olarak söylemezsiniz.Çünkü kendisi nedenini kavramak zorundadır.Arkadaş ortamının sakıncalarını siz uygulamalı biçimde gösterirseniz zaten kendisi onları benimsemeyecektir.
Herşey Aileden gelir...
Sevgi ve Saygılarımla...


NiHaL

9 yıl önce - Pts 07 May 2007, 22:22

Aile içi şiddetli geçimsizlik,sevgisizlik,saygısızlık,eğitim eksikliği ve anne-babanın durumları...bence bunlar sebep...



Alper Y
9 yıl önce - Pts 07 May 2007, 23:07

ekonomi iyiye gidiyordu ya, işsizlik azalıyor, istikrar sağlanıyordu. ondan dolayı artıyor heralde sokak çocukları.

ali deneç
9 yıl önce - Sal 08 May 2007, 12:04

Ailede yaşanan ekonomik sorunlar,
Parçalanmış aileler,
Anne ve babalrın eğitim almamış olması,
Çoğunluk annelerin ev dışında çalışması,
Ailedeki çocuk sayısının fazla oldukları,
Babaların işsiz olması,


Necmettin K.

9 yıl önce - Sal 08 May 2007, 14:36

Sokak çocukları tabiri aslında yanlış bir tabir. Tam anlamı olmasa da karşılığı devletin resmi kuruluşu tarafından da"Korunmaya Muhtaç Çocuklar" olarak kullanılmaktadır.

  SHÇEK kurumundan alınacak resmi rakamlar sayının arttığını göstermektedir. Ancak ülkemiz dünya topluluklarından farklı özellikler sergileyen nadide bir millettir. Bunun sonucu olarak da resmi rakamların astronomik oranlarında korunmaya muhtaç çocuk ,akraba,köylüsü ve mahallelisi tarafından bakılmaktadır.

  Buna şöyle bir örnek vermek mümkündür;17 Ağustos depremini hepimiz hatırlarız,o gece elektrikler kesikti. Ertesi gün  TV seyrederken (belki bir gün sonra da olabilir.) altyazı ile enkazdan çıkan çocukların korunmaya ve bakıma muhtaç oldukları ve deprem bölgesi dışındakilerin evlerine alarak acılarını birnebze olsun dindirebileceği yazıyordu,hemen telofon numarasını arayarak,kardeş,anne ve çocuk ya da çocuklar,baba çocuk,ya da çocuklar olabilir,evime ve soframa ortak edebileceğimi bildirdim. Bir gün,bir hafta ve bir ay sonra bile ne yazıkki beni bu gurura ulaştıramadılar.

  Çünkü Necip Türk Milleti,Artvin-Hopadan,Hakkari'ye, Muğladan Edirneye,cesetlerini ve sağ kalanlarını almış götürmüşlerdi. Deprem bölgesinde ortada cenaze ve sahipsiz insan kalmadı. Sürekli aramam sonucu resmi bir başvuru olmadığını bildiren resmi kurumlar bizi farklı şekilde yönlendirdiler.

  İşte deprem sonucu anne-babaları veya bunlardan biri ölen çocuklardan akraba ve ebeveynlerinin yanına sığınanlardan daha sonra geçimsizlik veya itaatsizlik sonucu,ya da ebeveynin ölümü neticesinde korunmaya muhtaç olmuş olabilirler.

  Bir ikinci problem ise resmi kayıtlara düşmeyen vakalar var.Yani bir mahallede sahipsiz kalan çocukların polis veya hakim vasıtasıyla korunma altına alınmasına karar verilmediğinden sayıları resmiyete geçmeyenler var.

  Devletini ve kurumlarını asla hakir görmeyen ve hatta birçok kuruluşta gönüllü çalışan biri olarak sistemimizin ne kadar aciz olduğunun da farkındayım. Özellikle devletimiz ve kurumları aleyhine yazı yazmamayı sitede yasak olsun olmasın,kendi inancım ve ideolojim açısından ilke edinmeme rağmen sosyal kuruluşların rezaleti diz boyu değil minare boyunu bile aşmaktadır.

  Kendi korumalarında ki çocuklara bile sahip olamayan kurumların Milletin çocuklarına sahip olabilme ihtimali malesef çok acıklı bir durumdadır.

  Şu anda suç işlediği veya işleyebileceği varsayılan her çocuk koruma altına alınmalıdır. Hatta aile yanında kalanların bile derhal Devletin güvenliğine alınmalıdır.

  Kurumları en çok yıpratan yasaların eski ve aciz olması,devletin takipçiliği ve denetimciliğinin olmaması konuyu daha da vahim kılmaktadır.

  Kısaca toplum şunu bilmelidir;korunmaya muhtaç bir çocuk devlet için enaz üç birey maliyeti kadar bir masrafa malolmaktadır. Devlet vatandaşı için masraftan kaçmaz,ancak bu güçlü ve sosyal devletler için geçerlidir.

  Konunun daha varacağı yerlerin rahatsızlık vermemesi adına konuyu burada durdurmayı uygun görüyorum.

  Sağlıkla ve saygılarımla.



Necmettin K.

9 yıl önce - Prş 10 May 2007, 02:36

Savaşta yaralı bir asker,şehit askerden daha çok orduya zarar verir.

  Sebebi ise,şehit askeri elbiseleri ile birlikte vurulduğu yerde münasip bir mezar kazar,ya da savaşta ara sıra ateşkeslerde şehitleri defin imkanı bulabilirsiniz. Ancak yaralı askeri taşıyacak iki sedyeci ve onunla meşgul olacak tabip ve hastabakıcı gereklidir.

  Anadoluda bir halk deyimi vardır,"Ölüsü olan bir gün,delisi olan hergün ağlarmış". Korunmaya muhtaç çocuklar ülke ekonomisi,asayiş ve güvenlik,eğitim-istihdam açısından normal yaşamı sürenlerin aksine daha masraflı ve sorunludur.

  Bir evde sabit masraflar kişi başı değil,hane başıdır. Örneğin;yakıt masrafı,elektrik giderleri kısmen,kira hane başına yapılan masraftır. Hanede kaç kişi olsa da bu masraflar değişmez. Ancak korunmaya muhtaç çocuklar için bu masraflar katlanarak artmaktadır.

  Önce çocuklar için kurum idare binası,çocuk yuvası,çocukgelişim uzmanı,psikolog,bakıcı,ahçı,hizmetli gibi kadrolara ihtiyaç vardır.

  Bazen kurum yuvalarında bir çocuğun maliyeti aylık bir memur maaşından çok daha fazlaya gelmektedir. Bu masraflara kurum idaresi,bina ve arsa bedelleri de katılırsa,bir çocuğun masrafı aile yanında barınan çocukların enaz birkaç katıdır.

  Öyleyse 2x2=4 ettiğ gibi Devlet bu konuda yeni düzenlemeler yapmalı ve korunmaya muhtaç çocukların çoğalmasını engellemelidir.

  Bu şuna benzemektedir: Çok basit tedbirlerle atlatacağımız bir soğuk algınlığını hafife alarak zatürreye dönüşmesini beklemek gibi.

  TV kadın programlarında hergün bilindik görüntüler,hergün aynı olaylar;evden kaçan reşit olmayan genç kızlar,zorla alıkonmalar ve buna benzer saçma sapan hikayeler. Sonuçta ne olmaktadır?.. Araya giren karakol komutanı veya polis amiri ailelerin barışmasını ve genç kaçakların evlenmelerini sağlamaktadırlar.

  Tecavüzcüsüyle evlenen kadının hayatı ne kadar çekilmez olursa,çocuğunun hayatı çok daha fazla çekilmez olmaktadır.

  Devlet ,taciz,tecavüz,kaçırma ve benzeri olaylarda ailelere asla inisiyatif kullandırmadan olaya el koymalı ve cezaları caydırıcı yapmalı,hatta telkin ve baskıda bulunanları da suça teşvik,azmettirme ve suçluyu koruma suçlarından ağır cezaya çarptırmalıdır.

  Sadece bu konuda düzenlenecek yasalarla yüz binlerce çocuğun hayatı kurtarılmış olacaktır.

  Buna benzer tutum ve davranışlarıda daha sonra yazmak üzere hoşçakalınız.


Koray Cerit
9 yıl önce - Pts 18 Hzr 2007, 14:49

2000'li yıllarda ilgi çekici konulardan birisi de, dünya teknolojik olarak inanılmaz gelişmeler gösterirken, korunmaya muhtaç ya da özel hizmet götürülmesi gereken çocukların sayısının, gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere, dünya genelinde artış göstermesidir.

Bu çocuklara baktığımızda; evde dayak yiyen, sonra bu şiddete dayanamayarak sokağa kaçan, burada da suça itilerek yaşayan çocukların olduğunu görmekteyiz. Bu çocuklara sağlık dışı koşullarda  çalışan çocukları da eklemek gerekir. Hepsinin ortak özelliği bulundukları yaşın gerektirdiği yaşamı yaşayamamaları ve en çok gereksinmeleri olan ev sıcaklığından, ebeveyn ilgisinden, oyun oynamaktan  ve  sağlıklı  beslenmeden yoksun olmalarıdır.  
                   

                      BU DA GÜZEL BİR FAALİYET ( sokak çocukları yararına resim sergisi)
Alıntı:
Fotoğraf Sever,
Günümüz zor koşullarının aileler üzerinde yaptığı tahribat en çok çocuklarımızı etkiliyor. Bu durumun en acı örnekleri hiç şüphe yok ki ailelerini kaybeden veya onlardan kopan sokak çocuklarımızdır. Büyük şehirlerimizde bir otobüsün eksoz gazından ısınan veya duvar dibinde uyuyan çocuk görmek olağanlaştı. Böylesi bir olumsuzluğu gidermeye yönelik çabalara katkıda bulunmak üzere 16 fotoğrafçı, G-Tasarım ve ADANET; 32 fotoğraftan oluşan bir sergi hazırladık. Tüm gelirleri sokak çocukları yararına harcanacak sergimizdeki fotoğraflar alıcısına camlı çerçeve yapılarak iletilecektir. İlginizi bekler, iyi seyirler dileriz.


Bu kadar insan sokak çocukları için çalışıyorlar, zamanlarını ayırıyorlar ama hala sokak çocuklarının sayısı artmakta ne kadar azaltsalarda bir yandan da çoğalıyor sokak çocuklarının sayısı


sinemodabasii
9 yıl önce - Pts 18 Hzr 2007, 15:28

Nedenlerinden biri ailelerin aile planlamsından haberleri olmamaları evet ama bencede tek neden değil ailede huzur olmaması,sevgi olmamasıda büyük etken

hakan1616
9 yıl önce - Pts 18 Hzr 2007, 16:24

Neden sokak çocuklarının sayısı artıyor?
Bence başta ilk gelen etken;
Şiddetli geçimsizlik ve aile içi şiddet, çocuklarını döven anne babalar,
Anne ile babanın birbirlerine saygısız davranması, çocuklarının yanında kavgalar  etmesi. Sonunda boşanmalar.

Alıntı:
Sadece 2003 yılında boşananların 21 bin 805'inin çocuğunun bulunmadığı, 11 bin 695'inin bir, 9 bin 764'ünün iki, 3 bin 912'sinin 3, 1606'sının 4, 722'sinin 5 ve 604'ünün de 6 ve üzerinde çocuk sahibi olduğu belirlendi


Hepsini toplayınca, 2003 yılında 56887 çocuğun annesi babası ayrılmış. Bu çocukların kaçının şu anda sokakta yaşadıklarını tahmin edin.
Eğitim;
Okul yıllarımızda aile içi şiddete maruz kalmış çocuklara gerekli bir psikolojik destekte bulunulmaması, rehberlik hocalarımızın bazılarının bu konuların üstünde fazla durmamaları.
Toplum;
Sokakta yaşamakta olan çocuklara gerektiği gibi davranılmaması, sağlam bir yardım eli uzatılmaması,  onları hor görüp aşağıladıkça toplumdan uzaklaştırdığımızın, yabanileştirdiğimizin farkında olamayışımız.
Aile planlaması,
bazı yörelerimizde kadınları her sene doğum yapma aşamasına getiren bilinçsiz erkekler ve bu uygulamaya ağızlarını açamayan elleri kolları bağlı kadınlar. Ve bir doğum daha, sonrasında o yörelerde malum şartlarda büyüyen çocuklar gün gelince babasından, ''büyüdün ama bir baltaya sap olamadın'' azarını işitip dayağa maruz kalıp evlerini terk ediyorlar ve sokaklarda parklarda yatıp kalkan toplumun deyişiyle 'Sokak çocukları' oluveriyorlar.  
Ve tekrar dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz.
Bu sıralamaya daha bir çok faktörü koyabiliriz. Ve bütün bunların ceremesi dönüp dolaşıp tekrar bizleri buluyor, gün geliyor mala, cana kasteden birer birey oluyorlar.
Galiba suçu tek bir noktada aramamak lazım.



sayfa 4
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET