1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
Akın Kurtoğlu
16 yıl önce - Cmt 21 Nis 2007, 00:13
Bir Zamanlar İstanbul'da Yazlık Sinemalar Vardı... - [NOSTALJİ]
FATİH'TE YAZLIK BİR SİNEMA
Uzun yıllar evvel, Fatih'te (Yavuzselim-Malta arasında) "Madalyon" sineması vardı. Bu, açık (yazlık) bir sinemaydı. Bir tarafı Fevzipaşa Caddesi'ne, diğer tarafı da Malta Çarşısı'na sırt verirdi. Yazları Mayıs ayında sezonu açılır, sonbaharda okulların açılmasıyla kapanırdı. Yıl içinde ortalama dört-beş ay kadar hizmet verirdi. Kışın da açık otopark olarak kullanılırdı. Genellikle aileler tarafından çok revaçta olup, bilhassa 21:00'deki gösterim hıncahınç dolardı. Hakikaten de şimdilerde, o yıllardaki bu uygulamaları göremeyen jenerasyona yazılı basında sürekli olarak anlatıldığı üzre, tahtadan eğri-büğrü iskemleleri mevcuttu ve bu iskemleler aynı hizada olmaları için, arka ayaklarından uzun ve ince kalaslarla birbirlerine raptedilmişlerdi. Sıranın sol başında ayağını iskemlesine çarpan bir seyircinin bu titreşimi, sıranın diğer ucuna kadar sirayet ederdi. Bu sandalyeler renk renktiler (Tıpkı o yıllarda İstanbul'un muhtelif semtlerinde sıklıkla rastlanan, salaş ama bir o kadar da kafa dinlendiren naif çay bahçelerinde olduğu gibi: Cihangir, Hisar, Salacak, Sarayburnu, Şişhane, Bomonti, Yenikapı, Emirgân, Beşiktaş Barbaros, Göksu...). Kırmızı, mavi, sarı, beyaz, turuncu, yeşil renklerde karışık olarak bahçede sıralanmıştı sandalyeler...
Akşamları evde yemek alelacele yenildikten sonra çabucak yola koyulunur ve 10 dakika mesafedeki sinemaya giden yokuş tırmanılırdı. Sinemada çekirdek fiyatı biraz pahalı olduğundan, yol üzerindeki kuruyemişçiden kabak çekirdeği ve ayçiçeği birbirine karıştırılarak 250 gram kadar alınırdı. Valide hanım sakız leblebisini sevdiği için, rahmetli bebâm ondan da 100 gram kadar alırdı. Giriş kapısı yan sokak tarafındaydı. Burada beton-ahşap karışımı eğreti ve ayaküstü bir gişeden biletler tedarik edilerek, filmin oynatılacağı bahçe tarafına geçilirdi. Oldukça büyük bir duvar bembeyaz badana ile boyanmıştı. Etrafına, çepeçevre renkli ampuller ve floresanlar monte edilmişti. Duvarın altında da uzunlamasına "Dyo", "Güney Sanayi", "Ak-Fil", "Olimpos Gazozu içiniz", "Eti Bisküvileri", "Anadol" gibi rengârenk reklâm panoları asılıydı...
Herkes yerine geçer, sabırsızca badanalı duvara bakarak bir an evvel vaktin gelmesini beklerdi. Bir süre sonra bütün renkli floresanlar söndürülür ve duvara filmin jeneriği aksederdi. Saat akşamın dokuzu olduğu için, filmin ilk on-onbeş dakikası alacakaranlıkta dönerdi. Görüntüler hafif flu olurdu. Saat dokuzbuçuğa yaklaşınca, etrafa gecenin karanlığı artık tamamen çöker, film rengârenk ve net bir şekilde akar olur, seyir güzelleşirdi...
Gösterdikleri filmler de, yerli-yabancı karışık olurdu. Valide hanım yerli filmleri görmek isterken, rahmetli bebâm yabancı filmlere ilgi duyardı. Benim içinse hiç farketmezdi. Yerli-yabancı... Önemli olan film seyredebilmek... Haftasonları ise Cuma ve Cumartesi geceleri iki film ardarda verilir, buna paralel olarak bilet fiyatları da biraz daha artar, gece bitiş saati de yarıma sarkardı...
Antrakt olduğu zaman derinlerden bir gong sesi duyulurdu. Işıklar yeniden yakılırdı. Hemen herkes Malta tarafındaki tuvaletlere koşuştururdu. 10 dakika içinde ifrazat meseleleri halledilir, yeniden salona (daha doğrusu avluya) dönülürdü. O yılların gözde sinema yiyeceği; "Alaska" ve "Frigo" adlı parlak metalik ambalâj kâğıtlarına sarılı tatlılardı. Muhakkak birer tane aldırtırdım. Valide hanım bunlardan almamızı her ne kadar istemese de, yine de allem edip kallem edip bunlardan aldırmanın yolunu bulmak hiç de zor değildi: Kısa süreli bir surat asma ve ağlama triplerine girme... Beşinci dakikanın sonunda elimde Alaska ve Frigo'lardan birer numuneyi tutar halde keyifle sağıma soluma bakınmaya devam ederdim.
Film sırasında çekirdek yemek yasaktı ama, yine de akış esnasındaki kısa süreli sessizlik anlarında, yoğun bir çıtırtı sesi hissedilirdi. Ayrıca film sırasında cıgara içmek de serbestti Dudak üstü çizgi şeklindeki ince bıyıklarıyla aile reislerinin ellerinde tütünleri, onlar da kendilerine göre ânın keyfini çıkartırlardı.
Her filmde muhakkak en az bir-iki defa film kopardı. Daha doğrusu ruloların akışında bir düzensizlik olur ve şeritler boşa sarmaya başlardı. Badanalı sahne duvarına akseden görüntüde önce sesler gider, ardından görüntü kayar, şekiller yan taraftaki apartmanın duvarına doğru meyleder, sonra da film tamamen dururdu. Derhal floresanlar yakılırdı. Film göstericisi, bahçenin en arkasındaki yüksekçe ve briketle çevrili kulübesinde saran ya da kopan filmi telâşla tamir etmeye uğraşır, ama bu gecikme uzadıkça seyirciler (adeta, içten gelen haince bir zevkle ); "Makiniiiisttt!... Seeessss... Uyumaaa!..." nidalarıyla etrafı velveleye verirler, bu seslere sürekli ve yoğun ıslıklamalar karışır, garibim makinistin eli ayağına daha bir dolanırdı. Neden sonra film kaldığı yerden devam etmeye başlar, sesler kesilir, bu durumu seyircilerin bir kısmı alkışla taltif ederlerdi.
Ailelerde yeni serpilen genç kızlar varsa, bunlar genellikle anne-babalarının tam arasına oturtulur, yanlarına yabancı birilerinin oturmasına böylelikle set çekilirdi. Yine de o yılların yırtık delikanlıları ne yapar ederler, bu kızlardan gözlerine kestirdiklerini kaş-göz işaretleriyle antraktta büfenin olduğu tarafa gelmeleri konusunda iknaya çalışırlardı. Vukubulan bu gizli kapaklı ve üstü örtülü haberleşmeler, göz kırpmalar, ailenin babası tarafından farkedildiğinde ise (-ki, çoğunlukla farkedilirdi) ortam biraz gerilir, kız hafif yollu azarlanır, heyecanlı delikanlıya ise ters bakışlar fırlatılırdı... Ama o yılların gençleri şimdilerde kimi zaman rastladığımız o meşhur arsız-yüzsüz, sonradan kente gelen densiz, terbiyesiz ve cühelâ takımından olmadıkları için mesele uzatılmaz, konu çabucak kapanırdı...
İkinci kısımda hava biraz serinler, yaz günü geceleri olmasına rağmen (o yıllarda İstanbul'da yaz akşamları da nisbeten serin olurdu, şimdiki gibi fırın kapağı açılmış gibi bunaltıcı bir hava hissedilmezdi), kadın ve çocuklar hırkalarını giyerlerdi. Çocukların yarısından fazlası zaten ebeveynlerinin kucakları dibinde ilk uykularına dalarlar, ilk saatteki o yoğun çocuk uğultusu nisbeten hafiflerdi. Ebeveynler daha bir rahat şekilde filmin sonunu takip edebilme şansına sahip olurlardı.
Avluya bakan kısımda; bahçe tarafları, dolayısıyla balkonları dönük olan evlerde de ışıklar söndürülmüş olur ve o konutlarda ikamet edenlerin ailecek balkonlara iskemlelerini atarak, filmi takip ettikleri görülürdü. Her gece her gece aynı filmi seyretmek sıkmıyordu demek ki onları. Öyle ya, televizyon mu var sanki evlerde?... Boş boş oturacaklarına kimbilir kaçıncı kez aynı sahneleri seyrediyor olurlardı. Belki de evlerine gece gelen misafirlerine bu şekilde bir ikram için, aynı filme tekrardan katlanıyorlardı kimi zamanlar...
Film gece 11 civarı sona erip de dışarı çıkılırken, bir sonraki filmin afişlerine kısaca göz atılır ve gidilip gidilmeyeceği konusunda ayaküstü karar alınır, gün belirlenirdi.
1970'lerin İstanbul'unda film seyretmek bile, paralı ve biraz uğraşılarak ulaşılabilinen bir zevkti. Şimdiki jenerasyon, zahmet çekmeden onlarca filmi kumanda düğmesinin marifetiyle odalarının başköşelerine getiriyorlar. Bundan ötürü daha mı şanslılar acaba, yoksa o yıllarda haftada bir-iki defa yaşanılan ve ailecek gerçekleştirilen bu törensel zevkten mahrum kaldıkları için bizlere göre daha mı şanssız sayılırlar? Bilinmez... Şahsen, kendi adıma düşündüğümde ben çok memnunum o günlerde yaz geceleri hep birlikte film seyrettiğimiz için... İyi ki de vakt-i zamanında ailecek bu tarz basit etkinliklerin kenarından-köşesinden faidelenmişiz. Şimdi geriye dönüp de baktığımızda, gönlümüzü titreten güzel anıların oluşmasına vesile olmuşlar...
İbrahim Akın KURTOĞLU
|
 |
fundaa
16 yıl önce - Cmt 21 Nis 2007, 00:34
Bir zaman Istanbul da Küçükyalı semtinde Hayal ve Ipek isimli iki tane yazlık sinema vardı. şimdi yerlerini apartman blokları doldurmuş minderlerini kapiştigimiz, afislerini meraklan bekledigimiz. çoçukluk sinemalarımız
|
 |
sabahattin kayış
16 yıl önce - Cmt 21 Nis 2007, 01:51
Evet yazlık sinemaları iyi hatırlıyorum, TV siz bir dönemin en önemli eğlence mekanlarından biriydi yazlık sinemalar, Eyüp'te Yeni Melek ve Silahtarağa'da yani mahallemizde Çınar sinemaları vardı, yazlık üstü açık, genellikle siyah beyaz film izlenirdi, o dönemde yabancı (Ecnebi) filmler renkli olarak geliyordu, briketten duvarlar bahçenin etrafını çevirmiş ağaçlara renkli lambalar yerleştirilir ışıklı ve çekici bir ortam sağlanırdı. Dev çınar ağaçlarının gövdelerine dikey olarak iki film afişi asılırdı biri bu haftanın vizyon filmi gösterilirken, yanında da gelecek haftanın afişi , sinemanın yakınlarında bir ağaca da Pek Yakında afişleri asılırdı.
Mahallemizde komşularla gidilecek gün kararlaştırılır, kol kola yürüyerek sinemaya gidilirdi.. Film bitiminde evlere dönerken filmin kritiği yapılır, bazen günlerce aynı film konuşulurdu..
Film başlamadan önce çekirdeğin her türlüsü ve gazozlar alınırdı zira sandalyeler arasında dolaşmak hem zor, hem de yasaktı..
Alaska ve frigoları nadir de olsa o dönemde tatma şansını bulmuşumdur..
|
 |
erkmen se
16 yıl önce - Cmt 21 Nis 2007, 02:21
Caddebostan'da şimdiki Caddebostan Kültür Merkezinin bulunduğu yerde;BUDAK Sineması vardı.Çocukluğumuzda BUDAK Sinemasındaki açık hava konserlerini unutamam.Güzel kaliteli filmler de gelirdi.Çekirdeklerimizi alıp giderdik.Sabahattin'in söylediği gibi Alaska ve Frigolar'da çok yenirdi,doğrusu.Ben İZMİR Karşıyaka'lı olmama karşın,Annem de Babam gibi Öğretmen olduğu için(Özellikle yazılı sınav zamanında biz okul öncesi dönemdeyken de sonra da) Beni Rahmetli Anneannemin yanına sık sık gönderirlerdi,Ben o yılları hem Caddebostan,Suadiye hem de İzmir Karşıyaka'daki yazlık sinemaları kıyısından köşesinden, yaşamış oldum.
|
 |
yılmaz büktel
16 yıl önce - Cmt 21 Nis 2007, 02:28
Akın, aynı sinemadan mı söz ediyorum bilmiyorum. anlatınca sen anlarsın. 1974de, istanbula temelli gelmeden önce ağabeyimi ziyarete gelmiştim. o yıllarda fatih camii çevresindeki medrese hücreleri, vakıfların öğrenci yurdu olarak kullanılıyor ve ağabeyimde bunlardan, ana caddeye bakan birinde kalıyordu. o zaman ki gözümle(16-17 yaş) o odalar bana lüks gelmişti. üstelik her akşam, metal çoklu tepsilerde nefis etli yemekler çıkıyordu. diyeceğim o ki ben bu yurtta ağabeyimin kaçak misafiri olarak bir kaç gün geçirdim ve burada her akşam ki eğlencemiz yazlık sinemada film seyretmekti. ama bunun için senin dediğin gibi bilet almamız gerekmiyordu. sinema fatih ana durağın karşısında medrese bloklarının bittiği yerde malta yönünde yer alıyordu. film için ilk yukarı çıkışımda çok şaşırmıştım. medresenin damına çıkmış kubbeler arasında dolaşarak perdeyi en iyi gören konumda, kubbe eteğine oturup, sırtımızı da kubbeye dayayarak filmi izlemeye koyulmuştuk. dama iki-üç kez çıktığımı hatırlıyorum belki de yurtta 15 gün kalmış olabilirim. ve kalabilmem herhalde yaz mevsiminde çoğu kişinin memleketine gitmiş olması sayesinde mümkün olmuştu.
Evet bu sinema Madalyon mu, yoksa bir başkası mı?
|
 |
Akın Kurtoğlu
16 yıl önce - Cmt 21 Nis 2007, 04:29
Evet, kesinlikle aynı sinemadan söz ediyoruz. Hatta bu yüzden medreselerde kalan öğrencilerle sinema görevlileri arasında sık sık tartışmalar yaşanırdı. Hatta bir defasında film arasında polis çağırıldığını ve bu polislerin öğrencilerden birkaçını alıp götürdüğünü dahi daha dün gibi hatırlıyorum...
Akın KURTOĞLU
|
 |
_serhat
16 yıl önce - Cmt 21 Nis 2007, 04:30
Yazlık sinemaları unutmak mümkün mü ?
Bir dönem Bursa setbaşı köprüsünün bitişiğinde yazıcıoğlu sineması vardı. Bildiğim kadarıyla Bursa merkezin tek açık hava sineması orasıydı. Fakat ondan ziyade beni etkileyen yazlık sinemalar , o zamanki sayfiye yerimiz olan Burgaz (şimdiki Güzelyalı ) daki sinemalardı. Küçücük Burgazda ikitane birden yazlık sinemamız mevcut du . Bir film iki gece oynatılır ve tıklım tıklım dolardı. Arasıra konserlerede ev sahipliği yapan sinemalar genç yaşlı, çoluk çocuk herkesin değişmez eğlence merkezi idi . Barış Manco yu Kurtalan ekspres ile, Cem Karaca yı Moğollar ile ilk orada canlı izleme imkanım olmuştu Unutulur mu o eski duygular , unuttuğumuz o güzellikler. Hırkasız gidilmezdi yazlık sinemalara, bir torbada çekirdek , insanın dikkatini bozardı arada gökden kayan bir yıldız, filmin sessiz anlarında kulaklara takılan ağustos böceklerinin sesleri unutulurmu hiç ? Işıklar yanar 15 dakika mola, bir telaş kaplar ortalığı , kimi tuvalete kimi kantine. Insanların saygıları vardı çevresine , dikkat ederlerdi sessizliği bozmamak için. O sessizlikde kulaklar alışırdı sinema makinesinin çır çır sesine, onsuz olmazdı. Filmin bitimi ile yanan ışıklardan dolayı, kamaşmış ve uykulu gözler ile insanlar, kimi uyumuş çocuğunu kucaklamış babalar ve filmin etkisinden henüz kurtulamamış ,ya yüzlerindeki tebessüm ile yada yaşlı gözler ile sinemayı terk eden insanlar.
Yazlık sinemada bir film daha bitti , iyi akşamlar dostlar.
|
 |
Necdet Cevahir
16 yıl önce - Cmt 21 Nis 2007, 04:57
| Alıntı: |
| Bir zaman Istanbul da Küçükyalı semtinde Hayal ve Ipek isimli iki tane yazlık sinema vardı. şimdi yerlerini apartman blokları doldurmuş |
Evet Funda Hanım maalesef onlarda kaçınılmaz sondan nasiplerini aldılar. Hayal ( Hülya'mıydı yoksa?)sineması tam camiinin yanında olduğu için ezan okunurken gösteriye ara verirdi. Daha geçen gün o sokaktan geçerken bunları düşündüm. İpek'in yerinde ise yıllardır benzinci var maalesef. Epey bir sanatçıda gelirdi o yıllarda. Mesela Edip Akbayram'ı daha ilk meşhur olduğu günlerde orada seyttiğimi hatırlıyorum. Sonra Bostancı'daki alt geçidin hemen yanında bir sinema daha vardı. Oda 10.30 dolaylarında geçen Ankara treninin uzun farları yüzünden 5 dakika perdeyi göremememize sebep olurdu. Çünkü tren Bostancı istasyonunda da durduğu için süre uzar bizde filmi seyredemezdik. Çok kızardık bu duruma Yine o civarda Küçükyalı İstasyonun'nun yanında Çınar Sineması vardı. 63 ise kışlık olmasına rağmen günde 2 seans yapardı. Ama filmleri daha kaliteli olurdu.
Cadde tarafında ise Erkmen'in dediği gibi en meşhuru elbette Budak'tı. Orası sadece bir sinema değil aynı zamanda büyük konselerinde düzenlendiği bir açık hava gösteri merkeziydi. Zaten şimdide kapalısını yaptılar Şaşkınbakkal'da Çınardibi, Caddebostan'da Ozan, Kızıltoprak'ta Toraman, eski Kent sinemasının yanında şu anda adını hatırlayamadığım bir başkası aklımda kalanlar. Tabii sayıları daha çokturlar ama ben bunları hatırlayabildim. Hepside süratle artan arsa değerlerinin ve ağızları sulanan müteahhitlerin, kısaca yükselen değerlerin kurbanı oldular. Sinemalarımızı geri isteyelim..
|
 |
Mine Beyaz
16 yıl önce - Cmt 21 Nis 2007, 06:26
Olmaz mı? Yaz gecelerinin en büyük eğlencesi...Onceleri aileyle, sonraları arkadaşlarla paylaşılan en büyük keyif. Yerlisiyle, yabancısıyla, gökyüzünde parlayan mehtabı, ışıldayan yıldızları ile yazlık sinemalar.
Benim için yazlık sinema tadı dokuz yaşımda, Yeşilköy'e yazlığa gitmemizle başlamıştı. Büyük bir evi iki aile kiralamıştık. Dayımlar, biz, anneannem, kuzenler, hep beraber. Sinemaya gidilecek akşamlarda akşam yemeği bir telaş yenilir, annelerin işi çabuk bitsin diye herkes bir el verir, sofrayı toplar, bulaşıklar yıkanır, 'Ceketleri unutmayın!', 'Geçen sefer yastıkları unutmuşuz!' 'Puseti nereye koydunuz?' gibi yapılan konuşmaların ardından yola koyulurdu. Ceket havanın hafif rüzgarlı olmasına önlem; yastıklar sinemada kiralananlara para vermemek, tahta iskemlelerde rahat oturabilmek için çare; pusetler ise kardeşim ve küçük kuzenim içindi.
Hatırladığım kadarıyla sinema Yeşilköy'ün merkezinde bir yerdeydi de bizim olduğumuz yere biraz uzaktı. Uzun bir yürüyüşten sonra hemen koşarak çocukların (bu ben ve diğer kuzenim oluyor !) rahat görebileceği bir yer bulunur ve keyifle film izlenmeye başlardı. Bu sinemanın özelliği içinde güzel bir dondurmacının oluşuydu. O zamanlar altı yaşında olan kuzenim film başlar başlamaz uyumaya başlar, on onbeş dakikada bir uyanıp 'Dondurma saati geldi mi?' diye sorar, sonra tekrar uykuya dalardı. "Dondurma saatinde' kaldılınca ise ayakta duracak hali olmaz, dikey bir şeklikde yere düşerdi
Sonra yazlarım Erenköy, Caddebostan dolaylarında geçmeye başladı. Buradaki bazı sinemalardan benden önce davrananlar bahsetmiş, ama olsun. Aynı gecelerde gitmedik ya Ben yine yazayım. Söylendiği gibi Budak sineması en büyük ve en kalitelilerindendi. Yabancı filmler oynatır, bazen de güzel konserlere ev sahipliği yapardı. Gençlik yıllarında 'Ne var anne yaa, şuracıkta işte, arkadaşlarla gideceğiz işte, n'ooolur!' larla başlayan konuşmalar genelde zaferle sonuçlanır, kazaklar bellere bağlanır (O zamanlar moda idi!) ve yola koyulurdu. Erken gidilirdi ki, kim gelmiş, kiminle gelmiş kolaçan edilebilsin. Hatta biraz sağa sola bakış atılıp 'o' da gelmiş mi, görülebilsin, nereye oturduğu üzerine kız arkadaşlarla yorum yapılabilsin Ara olduğunda ise boyunlar hafif yine uzar, gözlerle etrafı takip başlar, kola içileceği yoksa bile görmek ve görülmek için büfeye kadar gidilirdi. Bir de konserler vardı tabii. Amerikalı kızlar Beatles'a çığlık atadursun, o zamanlar bizim memleketteki konserlerde coşku, niye olduğu bilinmeyen nedenlerle beldeki kazaklar çıkarılıp, sağa ele alınıp sallanarak gösterilirdi. Bir de ıslık çalan çok olurdu.
Caddebostan;daki sinemalardan bir diğeri ise Ozan sinemasıydı. Türk filmlerinin izlendiği yer. 1969 yılı yazında gitmiştim bir gece. 20 Temmuz günü olmalı. Filmin ortasında birden ışıklar yanmış, bir anons duyulmuştu. Insanoğlu Ay'a ayak basmak üzere diye. Cok heyecanlanmıştık. Veeee, insanoğlu Ay'a ayak bastıııı......Islıklar, alkışlar ardı ardına gelmişti. Cok güzel, değişik birşeyler olacak sanmıştık herhalde Hoş bir heyecandı yine de.
Adını hatırlamadığım, aralarında Cem Karaca'nın da konserini izlemiş olduğum bir iki sinema daha vardı. Galiba Saşkınbakkal'daki bir tanesinin adı Ciçek Sineması'ydı...Nedense çıkış yolları hep topraktı. Insanlar dağılana kadar ortalığı bir toz bulutu kaplardı çoğunlukla.
Bazen düşünüyorum, insanoğlunun elinde artık bu kadar gelişmiş teknoloji, değişik eğlenceler varken niye o günler daha mutluydu diye...Herhalde az olunca insan bazı şeylerin kiymeti daha iyi bildiğinden olsa gerek....Ben yazlık sinemalarımı özlüyorum! Ya siz?
|
 |
Selcuk Aral
16 yıl önce - Cmt 21 Nis 2007, 13:43
| Akın Kurtoğlu demiş ki: |
| Artık bu başlığa bir ilişmek gerekli... Eski bir Fatihli olarak sen yazmayacaksın da kim yazacak, sorarım sana ağabey?! |
Sevgili Akin !
Makelen cok güzel olmus. Ayrica sana *Cmt 21 Nis 2007, 11:38 (+1) harika fotoğraf(lar)!*-Puanini veren bendim. Degerlendirmeyi böyle yapmamdaki sebep: Eserinin bir yazi olmasina ragmen, yillar önce yasanmisi gözlerimde bir fotograf gibi canlandirabilmis olmasindan, dolayi.
Ben bu sinemaya 300 metre uzaklikta, ayni cadde üzerinde dogmus ve yetismis olmama ragmen: Bu yaziya ilave edilmesi gereken, noksan kalmis bir taraf bulamadim. Istersen sadece Madalyon’da oynayan, kapida koskocaman, el ile yazilmis ve cizilmis (yani basli basina bir tablo, sanat eseri) iki afisten (benim aklimda kalan <-- daha dogrusu unutmasi mümkün olmayan) örnekler vereyim.
Laf aramizda bu filmlere en büyük rekabeti *Rüzgar gibi Gecti* yapmisti. Ama nedense o yaslarda, bu derece uzun, ask-ihtiras-intrika dolu bir filmi sonuna kadar seyretmeyi hic basaramamistim. Bizim büyükler ise, seyrederken sekiz olup mayismislar, hatta aglamaktan yetmedigi icin, birbirlerinden ödünc mendil bile almislardi.
Hahaha...
Hoscakal, sevgili yegenim...
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> İSTANBUL - Haberler ve Sohbet
|