Ana Sayfa 882 bin Türkiye Fotoğrafı
erkmen se

7 yıl önce - Pzr 11 Mar 2007, 02:02
Müziğin Türk Beşleri'ni Tanıyor musunuz? [KÜLTÜR-SANAT]


Yaklaşık 100 yıllık bir geçmişi olan saray orkestra ve bandosu Mızıka-i Hümayun, 1924'te Ankara'ya aktarılıp Riyaseti Reisicumhur Musiki Heyeti'de (Cumhurbaşkanılğı Senfoni Orkestrası) dönüştürüldü.
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının kurulması Cumhuriyetimizin Önderi Mustafa Kemal Atatürk'ün öneri ,yönlendirme ve çabaları ile gerçekleşmiştir.Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Çok sesli müzik çalışmaları da hız kazandı.Akademik  yaşamda ise çok sesli müzik alanında çığır açaçak olan Cumhuriyetin Türk Beşleri geliyordu.
Türk Beşleri olarak anılan Hasan Ferit Alnar, Ulvi Cemal Erkin, Cemal Reşit Rey , Necil Kazım Akses ve Ahmet Adnan Saygun, çoksesli müziğin gelişimine büyük katkıda bulundular.
İsterseniz gelin TÜRK BEŞlerini bir tanıyalım...
Adnan Saygun, (Ahmed Adnan Saygun) (d. 7 Eylül 1907, İzmir  ö. 6 Ocak 1991, İstanbul). Klasik batı müziğinde yapıtlar vermiş bir Türk bağdarı, müzik eğitimcisi ve budun müzik bilimcisidir (etnomüzikolog).
Ahmet Adnan Saygun 'un Yaşamı asiye tosun Önemli din bilginleri yetiştirmiş İzmirli köklü bir aileden gelen Adnan Saygun'un babası sonradan İzmir Milli Kütüphanesi 'nin kurucuları arasında yer alacak olan Mahmut Celalettin Bey'dir.
Adnan Saygun, daha ilkokul yıllarında başladığı müzik çalışmalarına, sanat eğitimine ağırlık veren bir okul olan İzmir İttihat ve Terakki İdadisi 'nde, 13 yaşında İzmir'de İsmail Zühtü 'den ders alarak sürdürmüştür. 1922 yılında Macar Tevfik Bey 'in öğrencisi olmuştur. 1925 yılında Fransız La Grande Encyclopedie 'den müzikle ilgili makaleleri çevirerek birkaç ciltlik büyük bir 'Musiki Lugati' meydana getirmiştir. 1926 yılında İzmir Erkek Lisesi 'nde bir süre müzik öğretmenliği yaptıktan sonra, 1928 yılında devlet bursuyla müzik eğitimi için Paris 'e gönderilen Saygun, Opus I sıra numaralı Divertissement adlı orkestra eserini de öğrenciliği sırasında bu kentte yazmıştır. Saygun'un bu bestesi 1931?de Paris'teki bir beste yarışmasında ödül kazanmış, Paris ve Varşova 'da seslendirilmiştir. Eser böylece, 1925'de Cemal Reşit Rey 'in yine Paris'ye seslendirilmiş bulunan iki eserinden sonra yurtdışında icra edilen üçüncü Türk orkestra eseri olmuştur.
1931'de Türkiye'ye dönüp bir süre müzik öğretmenliğinden sonra, 1934 yılında Cumhurbaşkanlığı Orkestrasını bir yıl boyunca yönettiği sıralarda, Türkiye'yi ziyaret edecek olan İran Şahı şerefine Atatürk 'ün bizzat talebiyle, ilk Türk operası olan op.9 Öz Soy Operası'nı yazmıştır. Devlet konservatuvarlarında etnomüzikoloji bölümleri açılması yönünde çalışmalar yapmış, ancak bunlar Atatürk'ün desteğine rağmen maalesef ilgili kurumlarca hayata geçirilememiştir. Yine 1934'de ve yine Atatürk'ün talebiyle Taşbebek operası nı bestelemiştir. Daha sonra İstanbul'a gidip İstanbul Belediye Konservatuarında öğretmenliğe geri döndükten sonra, 1936 Yılında ülkemize gelen Macar besteci ve etnomüzikolog Bela Bartok'a Anadolu gezisinde eşlik etmiştir. Birlikte özellikle Osmaniye dolaylarından derledikleri türküleri notalaştırmışlardır.
Saygun'un 1942'de tamamladığı Yunus Emre Oratoryosu 1946 yılında Ankara'da seslendirilmiş ve büyük başarı kazanmıştır. En önemli eseri kabul edilen bu eser, daha sonra Paris'te ve 1958'de Birleşmiş Milletler kuruluş yıldönümü verilesiyle New York 'ta ünlü orkestra şefi Leopold Stokowski yönetiminde seslendirilmiştir. Bu eserle Saygun, çocukluğunda İzmir Kemeraltı Çarşısı 'nın Dervişler Caddesi 'nde (bugün Anafartalar Caddesi) Mevlevi dervişlerden duyduğu ezgileri Avrupa ve Amerika'ya, Birleşmiş Milletler çatısı altına, sonradan eserin çevrileceği 5 ayrı dile taşımış oluyordu.
Yunus Emre'den sonra, Kerem, Köroğlu, Gilgameş gibi üç büyük opera, Atatürk'e ve Anadolu'ya Destan gibi koral eserler, 5 senfoni, çeşitli konçertolar, orkestra, koro, oda müziği eserleri, vokal ve enstrümantal parçalar, sayısız türkü derlemeleri, kitaplar, araştırmalar, makaleler yazdı. 1971'de yürürlüğe giren Devlet Sanatçılığı Kanunu çerçevesinde ilk Devlet Sanatçısı unvanı Adnan Saygun'a verilmiştir.
Orkestra, oda müziği, opera, bale, piyano üzerine birçok yapıtı olduğu gibi, etnomüzikoloji ile müzik egitimi konularında yayınları vardır. Çalışmaları ve diğer belgeleri Ankara 'da Bilkent Üniversitesi bünyesinde kurulan Ahmet Adnan Saygun Müzik Eğitim ve Araştırma Merkezi'nde bulunmaktadır.


Ulvi Cemal Erkin
Ulvi Cemal Erkin, (d. 14 Mart 1906  ö. 15 Eylül 1973). Türk klasik müzik bestecisi.
14 Mart 1906 tarihinde doğdu. Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra yetenekli gençler için açılan yarışmayı kazanarak Cezmi Rıfkı Erinç ve Ekrem Zeki Ün ile birlikte 1925'te devlet tarafından Paris Konservatuvarı'na gönderildi. Ayrıca, burada uzun yıllar Amerika'da kompozisyon öğretmenliği yapan ve ilk kadın orkestra şefi olarak da bilinen Nadia Boulanger ile Ecole Normale Musique'de kompozisyon çalışmıştır. 1930 senesinde Türkiye'ye geri dönerek Musiki Muallim Mektebinde piyano ve armoni öğretmenliğine başlamıştır.
Aynı sene Musiki Muallim Mektebi'nde öğretmen olarak göreve başladı. Aynı okulda öğretmen olan piyanist Ferhunde Remzi ile 29 Eylül 1932'de evlendi.
1943 Cumhuriyet Halk Partisi'nin açtığı beste yarışmasının büyük ödülü'nü Ahmet Adnan Saygun ve Hasan Ferit Alnar'la paylaştı. Ulvi Cemal Erkin bu yarışmaya Köçekçe ve Piyano Konçertosu ile katılmış ve Piyano konçertosu ödüle layık görülmüştür. Ulvi Cemal Erkin o dönemde verdiği bir mulakatta konçerto yazma fikrini kendisine ünlü piyanist Alfred Cortot'nun verdiği söylemiştir.
Bu piyano konçertosu aynı senenin 11 Mart'ında Riyaseti Cumhur Orkestrası tarafından şef Dr. Ernst Praetorius yönetiminde ve Ferhunde Erkin'in solistliğinde seslendirilmiştir. Dönemin Almanya büyükelçisi Franz von Papen'nin girişimleri ile 8 Ekim 1943 tarihinde bombardıman altındaki Berlin'de Berlin Şehir Orkestrası tarafından seslendirilmiştir. Berlin Şehir Orkestrası'nın Fritz Zaun yönetmiş solist yine Ferhunde Erkin olmuştur.
Ulvi Cemal Erkin, 15 Eylül 1972 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucunda hayata veda etmiştir.
Ulvi Cemal Erkin, Palm Academique, Legion d'Honneur şovalye ve officiale nişanları ile ufficiale derecesinde İtalyan Cumhuriyet nişanını almıştır. 1971 senesinde devlet sanatçısı olan besteciye ölümünden sonra 1991 senesinde Sevda-Cenap And Müzik Vakfı tarafından onur altın madalyası verilmiştir. PTT de 1985 senesinde besteci adına bir pul çıkartmıştır.


Cemal Reşit Rey
Cemal Reşit Rey, ( 25 Ekim 1904 Kudüs ? 7 Ekim 1985 İstanbul ) Cumhuriyet tarihinin ilk kuşak bestecilerinden, Türk Beşleri grubunun bir üyesi, Onuncu Yıl Marşı, Lüküs Hayat opereti gibi ünlü eserlerin yaratıcısı.
Konu başlıkları
 
1 Yaşamı
1.1 Çocukluğu ve Gençliği
1.2 Olgunluk Çağları
1.3 Son yılları ve ölümü

Yaşamı
Çocukluğu ve Gençliği
Babasının Kudüs mutasarrıflığı görevinde bulunduğu sırada doğdu. Müziğe küçük yaşta annesinden aldığı piyano dersleriyle başlamıştır. Daha sonraları İstanbul'a yerleşen aile İkinci Meşrutiyet'ten sonra, siyasi sebeplerden 1913 yılında Paris'e göçmek zorunda kaldı. Dönemin kültür başkentinde müzik çalışmalarını piyanist Marguerite Long'la devam ettirdi. I. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine ailesiyle İsviçre'ye giden Cemal Reşit, Cenevre Konservatuvarı'nda eğitimini sürdürmüş ve bestecilikte ustalık sınıfına kadar yükselmiştir. Babasının Dahiliye Nezaretine atanmasıyla anayurda dönerler ancak burada ders aldığı hocasının seviyesini aştığından 1920'de yine tek başına Paris'e dönerek Marguerite Long'la eğitimine kaldığı yerden devam ederken, Paris Konservatuvar'ında Paul Laparra ile bestecilik, Gabriel Faure ile müzik estetiği, Henri Defosse ile orkestra şefliği çalışmıştır. Cumhuriyet'in ilanından kısa bir süre önce Paris Konservatuvarı'ından mezun oldu.
1923'de 19 yaşında Türkiye'ye dönerek, Dar-ül Elhan'da henüz açılmış Klasik Batı Müziği bölümünün aynı zamanda genç Türkiye Cumhuriyeti'nde klasik batı müziğinin kurucuları arasında yer almıştır.
Olgunluk Çağları
Ankara ve İstanbul radyolarında uzun yıllar görev yapan Rey, yurtdışında sayısız konser verdi. Çoksesli Türk müziğini geniş kitlelere yaymak amacıyla, Türk halk müziği ezgilerinden yararlanarak, Lüküs Hayat (1933), Deli Dolu (1934), Saz-Caz (1935), Hava-Cıva (1937) gibi çok sevilen operetler besteledi. Bunların dışında konçertoları, senfonik şiirleri ve başka orkestra yapıtları da olan Rey, meşhur Onuncu Yıl Marşı'nın da bestecisidir.
Son yılları ve ölümü 1970'lerde Cemal Reşit Rey, Haldun Dormen'in sahneye koyacağı bir müzikalin siparişini alır. Erol Günaydın'ın librettosunu yazdığı Yaygara büyük başarı kazanır. Ardından Uy Balon Dünya isimli ikinci bir müzikal yapılır ama aynı başarıyı yakalayamaz. 1980'lerde Rey iyice kendi dünyasına çekilir. 1985'de Lüküs Hayat 51 yıl aradan sonra yine aynı sahnede İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenecektir. Cemal Reşit Rey, gala gecesi için özel olarak hastaneden çıkarılır ve Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'na getirilir. Eser yıllar sonra yine büyük bir başarı kazanır. Bundan kısa bir süre sonra İstanbul'da vefat etti.

Hasan Ferit Alnar

Hasan Ferit Alnar, (1906-1978) dünya müzikçileri arasında geleneksel müzikten gelerek evrensel müziğe geçen ve bu alanda uluslararası başarılar elde etmiş türk bestecilerindendir. Klasik Türk Müziği öğeleriyle Batı müziği tekniklerini bağdaştırma çalışmalarıyla tanınır.

Yaşamı
Küçük yaşta geleneksel sanat müziğine başlayan ve on dört yaşındayken İstanbul'da bir kanun virtüozu olarak ün yapan Alnar, ilk gençlik yıllarında özel olarak armoni, kontrpuan ve füg dersleri alarak yeteneğini çoksesli müzik alanına kaydırdı. 16 yaşındayken ilk bestesini yaptı. O yıllar İstanbul Sultanisi'nde okuyor, aynı zamanda geceleri, Darüt Talimi Musikisi topluluğuyla sahneye çıkıyordu. Yine o sıralar aynı toplulukla Berlin'e giderek Alman Polydor firması için birkaç plak doldurdu. Bu yolculuklarından birinde Berlin Yüksek Okul müdürü ve besteci Franz Schreker ile tanışan Alnar çok sesli bestelerinin Schreker'in ilgisini çektiğini görünce, bitirmek üzere olduğu İstanbul Mimarlık Akademisi'nden ayrıldı ve devlet bursuyla 1927'de Viyana'ya yerleşti. Viyana Devlet Müzik Akademisi'nin bestecilik bölümünde Joseph Marx'ın öğrencisi oldu, ardından Oswald Kabas ile orkestra şefliği çalıştı.
1932?de Türkiye'ye döndü ve İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda orkestra şefliği, Belediye Konservatuarı'nda müzik tarihi hocalığı yaptı. 1936da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'na (Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası) şef olarak atandı ve Ankara'da ilk opera temsilerini hazırladı. Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası'nın şefi Dr. Praetorius'un ani ölümü üzerine, orkestranın şefliğini 1946 yılında üstlenen Hasan Ferit Alnar, altı yıl boyunca sürdürdüğü bu görevi, sağlığının bozulması dolayısıyla bırakmış, bir süre sonra tekrar Viyana'ya yerleşip çeşitli orkestraları konuk şef olarak yönetmiştir. 1964 'te yurda döndükten sonra sanat yaşamını başkentte sürdürmüştür.
Yapıtlarında Klasik Türk müziği bilgisinden büyük ölçüe yararlanan Alnar'ın bu açıdan en çok dikkati çeken yapıtı, 1944-1951 yılları arasında bestelediği Kanun ve Yaylı Sazlar Orkestrası İçin Konçertodur. İlk kez 1958de yaylı sazlar dörtlüsü eşliğinde Ferit Alnar tarafından Ankara'da seslendirilen yapıt, daha sonra Cem Mansur yönetimindeki orkestra eşliğinde Ruhi Ayangil tarafından uzunçalara kaydedildi. Bu konçertoyla, Türkiye'de ilk kez geleneksel bir çalgıyı solo olarak değerlendirmiştir.
Türk halk müziğine de ilgi gösteren Hasan Ferit Alnar, halk müziği gereçlerini örneğin Prelüd ve iki Dans adlı orkestra yapıtında kullanmıştır. Bestecinin en çok seslendirilen yapıtlarından bir başkası da "Viyolonsel Konçertosu"dur. Sanatçı, Türkiyede çekilen tümüyle renkli ilk film olan Halıcı Kızın müziğini de bestelemiş ve kanunu kendisi seslendirmiştir. Klasik Türk Müziği alanındaki besteleri ise son dönemde sık sık seslendirilmeye başlamış ve kayıtları yayınlanmıştır.
Türk beşlerinin içinde yer alan Alnar, teksesli Türk Müziğinden yetişmiş olmasıyla ayrı bir yere sahiptir.
KANUN KONÇERTOSU
Ferid Alnar daha önce tasarladığı bu konçertoyu 1946 yılında Roma'da bulunduğu sıralarda yazmaya başlamış ve ertesi yıl Ankara'da tamamlamıştır. Kanun Konçertosu ilk defa 1951 yılında Viyana Radyosu'nda Viyana Senfoni Orkestrası işliğinde yayınlanmıştır. Alnar, daha sonraları konçertonun 3. bölümünü beğenmeyerek bu bölümü yeniden yazmıştır. İlk bölümü teması Giriftzen Asım Bey'in "Rast Peşrev"inden esintilidir. Kadansta kanun taksimi sergilendikten sonra,ana temanın tekrarlanmasıyla bölüm biter. İkinci bölüm kanun ve orkestranınm diyaloğunu saba makamının etkisinde mistik bir hava ile sürdürür. Hareketli üçüncü bölümde ana tema kanun ve orkestra tarafından birlikte işlenerek Rast Peşrevi'ne ulaşan çizgilerle sona erer.
Eser bestecisinin dışında Ruhi AYANGiL ( 1988, Ankara) ve Tahir Aydoğdu (1997,İstanbul,CRR Senfoni Ork.),2O-21 Kasım I998 Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şef T.Strugala tarafından seslendirilmiştir.7 Aralık 1998'de de SCA Vakfı'nın düzenlediği ödül töreni ile 1998 yılı en büyük ödülü cumhurbaşkanımız tarafından Ferit Alnar'a verilmiş, bu ödül töreni sonrası konçerto Anadolu Yaylı Çalgılar Dörtlüsü ve Tahir Aydoğdu tarafından tekrar seslendirilmiştir. Aynca 26-27 Şubat I999'da İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile şef Hikmet ŞİMŞEK yönetiminde Kanun Konçertosu Tahir Aydoğdu'nun solistliğinde tekrar seslendirilmiştir.

Necil Kazım Akses
Necil Kazım Akses, (d. 6 Mayıs 1908 - ö. 16 Şubat 1999). Türk klasik müzik bestecisi.
Konu başlıkları
 

Yaşamı
Müziksever bir ailenin çocuğu olan Akses, küçük yaşta keman dersleri almaya başlamış, on dört yaşındayken, Mesut Cemil'in viyolonsel öğrencisi olmuştur. İlk beste denemesini de bu yıllarda viyolonsel için yazdığı bir parçayla yapmıştır. Lise öğrenimi sırasında bir yandan İstanbul Belediye Konservatuarında Cemal Reşit Rey'in armoni sınıfına devam eden Akses, liseyi bitirince kompozisyon öğrenimi için Viyana'ya gider. Viyana Müzik Akademisinde 1926 yılında başladığı bu eğitimi, Kleinecke'nin viyolonsel, Joseph Marx'ın armoni, kontrpuan ve füg öğrencisi olarak sürdürmüştür. Akademiyi bitirdikten sonra Prag Devlet Konservatuarına geçen bestecimiz, burada Josef Suj ile kompozisyon, Alois Haba ile mikrotonlar üzerinde çalışmıştır.
1933 yılında Türkiye'ye dönen Akses, Ankara Devlet Konservatuarı?nın kuruluş çalışmalarını yürüten Paul Hindemith'e yardımcı olmuş, konservatuarın açılmasıyla kompozisyon öğretmenliğine getirilmiştir.
Necil Kazım Akses, yaratıcılığını 80 yaşından sonra da sürdürmüş, örneğin 5. Senfoni'sini bu dönemde yazmıştır. Onun Ankara Kalesi adlı senfonik şiiri, piyano için, Minyatürler, keman ve viyola konçertoları, orkestra için Konçertove Ballad'ı, beş senfonisi ve yaylılar için dört değerli Kuarteti, başlıca yapıtları arasında sayılabilir.
Ankara'da uzun yıllar kompozisyon öğretmenliği yapan Akses, 1948 yılında kurucusu olduğu konservatuarın müdürlüğüne, 1949 yılında Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne, 1954 yılında Bern, 1955 yılında Bonn Kültür Ataşeliğine atanmış, 1958 yılında Türkiye'ye dönünce Ankara Operası Müdürü olmuştur.
Necil Kazım Akses, çağımızın çeşitli kompozisyon tekniklerini ve stillerini yakından tanımıştır. Bülent Tarcan'a göre Akses'in yapıtları, Yeni  Romantik eğilimlerle Türk müziğinin birleşimidir. Besteci, büyük boyutlu yapıtları, zengin ve dolgun orkestralamanın, karışık ve yüklü bir üslubun adamıdır. Önder Kütahyalı'ya göre, yapıtları ilk dinleyişte dağınık bir izlenim bırakabilir. Uzun ve duygun cümleler, ana fikirlerin kesin çizgilerle belirlenmesinden kaçınma ve dolgun armoniler, bestecimizin başta gelen özellikleridir. Karanlık orkestra renkleriyle tonsuzluk izlenimi veren yoğun bir kromatizme de rastlanabilir. Son yapıtlarında belirli bir yumuşama ve aydınlık bir yazı görülmektedir. 1970 yılından sonra yazdığı yapıtlar, Orkestra Konçertosunda ve Bir Divandan Gazelde görüldüğü gibi, aleotorik (rastlamsal) bir yaklaşımı sergiler. Necil Kazım Akses'in yapıtlarının seslendirme hakkı SACEM'indir.
Yaratıcı çalışmaları yurt dışında da yankılar uyandıran Necil Kazım Akses, başarıları dolayısıyla çeşitli ülkelerden madalyalar, ödüller almıştır.


Bu grubun ortak amacı, geleneksel Türk Müziği temalarını kullanarak eğitimini aldıkları Batı Sanat Müziği değerleri içinde çağdaş çoksesli yeni yapı ortaya çıkarmaktı.

Sonraki aşamalarda, daha özgür çağrışımları hedefleyen her besteci, halk ezgilerinin renklerini ve gizemini kendine özgü bir yolla yorumlamış ve giderek bilinen halk ezgilerini doğrudan ele almak yerine, soyutlama yöntemleri ile farklı sentezlere ulaşmaya çalışmıştır.

Türk beşleri olarak bilinen kadro;Cemal Reşit REY, Ulvi Cemal ERKIN, Hasan Ferit ALNAR, Ahmet Adnan SAYGUN ve Necil Kazım AKSES'den oluşmaktadır.Türk beşlerinden sonra bu alanda, Nuri Sami KORAL, Kemal İLERİCİ, Ekrem Zeki ÜN, Bülent TARCAN, v.d. ikinci; Sabahattin KALENDER, Nevit KODALLI, Ferit TÜZÜN, İlhan USMANBAŞ, Bülent AREL, İlhan MIMAROĞLU, v.d. üçüncü; Muammer SUN, Cenan AKIN, Cengiz TANÇ, Kemal SÜNDER, İlhan BARAN, Yalçın TURA, Ali Doğan SİNANGİL, v.d. dördüncü kuşak olarak bu alanda ürünler vermişler ya da vermeye devam etmektedirler.

Bu kuşaktan sonra da yine bu alanda, giderek artan oranda bir çok besteci ürün vermeye devam etmektedir.Günümüzde ise bu alanındaki besteci sayısı 60'a yaklaşmıştır.
------
Evet,bugün birçoğumuz televizyonlarda bilmem kimin kimle, hangi şarkıyla meşhur olduğunu,magazinlerle,kitle kültüründeki bayağı ve sığ duyarsızlık ve zevksizliklerle haşır neşir olurken Türkiye Cumhuriyeti ile birikte yetişen sanat ve kültür dünyamızdaki büyük değerleri yeterince tanımıyor,araştırmıyor hatta onları bilmeden,okumadan geçiştirebiliyoruz.Dinlemeden,hissetmeden  onlar gibiler hakkında araştırmadan atıp tutmayalım.Bu gerçek sanatçılar,kültür adamları kolay yetişmiyor..Şairler de öyle,müzisyenler de,ressam ,Tiyatro ve Sinemacılar da..Onları tanırken kendimizi de daha iyi tanıyacağız.Sanatın işlevi de zaten yaratıcı ve estetik olarak doğa ile yaşamı tanımak değilmi? İşte size yeni bir başlık,Müziğin TÜRK BEŞLERi'ni Tanıyormusunuz?
Onların salt yaşam öyküleri değil,onların çok sesli müzik bağlamında,düşünce ,Felsefe,Akademik yaşam ve hatta çok sesli gelişmesini(Senfonik ) savunduğumuz Demokrasimize de büyük katkılarının olduğunu düşünüyorum..Gelin onları araştıralım,konuşalım,amaçlarını yararlandıkları  o muhteşem Anadolu'nun öz kaynaklarını gözden geçirelim,ama sonuçta kendi değerlerimizi doğru tanıyalım ve öğrenelim...
Kaynaklar:Müziği okumak-İrkin Aktüze-Pan yay.
               Ferid Alnar-Tahir Aydoğdu-Türkmusikisi.com
               Müzik Yazıları-Yalçın Çetinkaya-Kaknüs yay.
               Müzik Tarihi-Ahmet Say -Say yay.
               Türkiye'nin Müzik atlası-Ahmet Say-Borusan kül.san.yay.
               tr.wikipedia.org
               www.kultur.gov.tr
               www.beethovenlives.net/turkmuzigibilgi,htm


En son erkmen se tarafından Pzr 11 Mar 2007, 02:44 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi


erkmen se

7 yıl önce - Pzr 11 Mar 2007, 04:02






Türk Beşlerini tanımak için önce Ahmet Adnan Saygun'dan başlayalım..Kendisiyle beni İzmir Milli Kütüphanesinde Rahmetli Babam Ferruh Senan tanıştırmıştı.Ülkesini bu kadar çok seven,araştıran,yaşayan,ilerlemiş yaşına karşın yerinde duramayan bir insandı.Elleriyle ayakları ile çok yavaş tempolar tuttuğunu,konuşma aralarında bile hafif bir iç ıslık ile müzik eskizleri hazırladığını gözlemlemiştim,ben de  küçük yaşlardaydım ama karşımdaki bu büyük müzik insanını tanımak ilginçti,çünkü Ahmet Adnan Saygun bir de Müzik Öğretmeniydi.
Saygun'da Anadolu kültürünün izlerini ,Yunus Emre'yi ,zeybekleri görürsünüz.
Onları büyük bir çok sesli düzenleme,kompozisyon anlayışıyla yorumlayan bir müzisyenle karşı karşıya kalırsınız.

Saygun, etnomüzikoloji alanında pek çok inceleme yapmış; mod-öncesi ve mod-içi müzikler üstüne yaptığı araştırmalar bugün ülkemizdeki çoksesli müzik çalışmalarına ışık tutmuştur. Modal müziği ve geleneksel Türk müziği makamlarını İran-Yunan müzikleriyle karşılaştırmalı olarak incelemiştir. Bestecinin bütün çalışmaları modal yapıdadır. Anadolu halk müziğinin de Asya türküleri, Ural türküleri gibi; Macar ve Fin halk müziğinde görülen pentatonik yapıları araştırarak yayılışlarını incelemiştir.

Saygun, Atatürk'ün evrenselliğe ulaşabilecek nitelikte, ulusal bir Türk müziği yazılması arzusunu, kendine ilke edinmiştir. Sanatın kökünden ayrılmadan gelişebileceğine inanmıştır. Saygun, bestecilik sürecinin ayrı dönemler halinde incelemesini uygun bulmamıştır.

1934'te yazdığı Taşbebek ve Özsoy başlıklı tek perdelik operaları çoksesli Türk müziğinin bu daldaki ilk örnekleridir. Bestecinin bundan sonraki opera ve oratoryo çalışmalarında ve sahne kantatlarında genellikle gerçeği arayan insanın çilesi konu alınmıştır. Saygun, Türkçe'nin kendine özgü söyleyiş ve seslenişini gözönünde tutarak tüm vokal yapıtlarında doğru prozodinin kullanımına özen göstermiştir. Saygun'un bestelerinde halk ezgileri kadar halk masalları, destanlar ve İslam ilahileri de yer alır. Bestecinin modal armonileme anlayışı kendinden sonraki kuşakların tekniğini etkilemiştir. Yapıtlarının bir kısmının yayın hakkı SACEM'e ait olduğu gibi, bir kısmı Southern Music Publishing Co., New York ve bir kısmı da Peer Musikverlag'a (Hamburg) aittir. Yapıtları Bilkent Üniversitesi'nde korunmaktadır.
Bu bölümde Yararlanılan Kaynak:Çağdaş Türk Bestecileri-Evin İLYASOĞLU-Pan yayıncılık..


erkmen se

7 yıl önce - Pzr 11 Mar 2007, 12:07

Ahmet Adnan Saygun'la ilgili çalışmamıza kaldığı yerden devam ediyoruz,kendisine değinirken bestelerine  yer vermemek olmaz....
Besteleri Divertimento
1orkestra için
1930
2
Suit
piyano
1931
3
Ağıtlar
tenor ve solo erkek korosu
1932
4
Sezişler
iki Klarnet
1933
5
Manastır Türküsü
koro ve orkestra
1933
6
Kızılırmak Türküsü
soprano ve orkestra
1933
7
Çoban Armağanı
koro
1933
8
Klarnet, Saksofon, piyano ve vurma çalgılar için müzik
1933
9
Özsoy
opera
1934
10
İnci?nin Kitabı
piyano
1934 (Orkestra düzenlemesi 1944)
11
Taşbebek
opera
1934
12
Sonat
viyolonsel ve piyano,
1935
13
Sihir Raksı
orkestra
1934
14
Suit
orkestra
1936
15
Sonatina
piyano
1938
16
Masal
ses ve orkestra
1940
17
Bir Orman Masalı
orkestra için bale müziği
1943
18
Dağlardan Ovalardan
koro
1939
19
Eski Üslupta Kantat
1941
20
Sonat
keman ve piyano
1941
21
Geçen Dakikalarım
ses ve orkestra
1941
22
Bir tutam keklik
koro
1943
23
Üç türkü
bas ve piyano
1945
24
Halay
orkestra
1943
25
Anadolu?dan
piyano
1945
26
Yunus Emre
oratoryo,
1942
27
1. kuartet
1942
28
Kerem
opera
1952
29
1. Senfoni
1953
30
2. Senfoni
1958
31
Partita
viyolonsel
1954
32
Üç ballad
ses ve piyano
1955
33
Demet
keman ve piyano
1955
34
1. Piyano Konçertosu
1958
35
2. Kuartet
1957
36
Partita
keman
1961
37
Trio
obua, klarinet, arp
1966
38
Aksas Tartılar Üzerine 10 Etüt
piyano
1964
39
3. Senfoni
1960
40
Töresel Musiki
1967
41
10 halk türküsü
bas ve orkestra
1968
42
Duyuşlar
üç kadın sesi korosu
1935
43
3. Kuartet
1966
44
Keman Konçertosu
1967
45
Aksak Tartılar Üzerine 12 Prelüd
piyano
1967
46
Nefesli Çalgılar Beşlisi
1968
47
Aksak Tartılar Üzerine 15 Parça
piyano
1967
48
Dört Lied
ses ve piyano (orkestra içinde düzenlenmiş)
1977
49
Dictum
yaylı sazlar orkestrası
1970
50
Üç Prelüd
iki arp
1971
51
Küçük Şeyler
piyano
1956
52
Köroğlu
opera
1973
53
4. Senfoni
1974
54
Ağıtlar II
tenor, koro, orkestra
1975
55
Trio
klarinet, obua ve piyano
1975
56
Ballad
iki piyano
1975
57
Ayin Raksı
orkestra
1975
58
Aksak Tartılar Üzerine 10 Taslak
piyano
1976
59
Viyola Konçertosu
1977
60
İnsan Üzerine Deyişler I
ses ve piyano
1977
61
İnsan Üzerine Deyişler II
ses ve piyano
1977
62
Oda Konçertosu
yaylı çalgılar
1978
63
İnsan Üzerine Deyişler III
ses ve piyano
1983
64
İnsan Üzerine Deyişler 4
ses ve piyano
1978
65
Gılgameş
opera
1970
66
İnsan Üzerine Deyişler 5
ses ve piyano
1979
67
Atatürk?e ve Anadolu?ya Destan
solistler, koro ve ork
1981
68
Dört Arp İçin Üç Türkü
1983
69
İnsan Üzerine Deyişler 6
ses ve piyano
1984
70
5.Senfoni
1985
71
2. piyano Konçertosu
1985
72
Orkestra için Çeşitlemeler
1985
73
Poem
üç piyano için
1986
74
Viyolonsel Konçertosu
1987
75
Kumru Efsanesi
bale müziği
1989
Ahmet Adnan Saygun ile ilgili yky yayınlarından çıkan kitapta kendisi ile ilgili çok ilginç değerlendirmeler yapılıyor.Kitabın yazarı Emre ARACI..


"Sibelius Finlandiya, De Falla İspanya ve Bartók Macaristan için ne ifade ediyorsa Türkiye için onu ifade eden, Türkiye'nin büyük ve yaşlı müzik adamı." 15 Ocak 1991 tarihli İngiliz The Times gazetesinin ölüm haberleri sütununda yer alan bu cümle, tüm yaşamını büyük yapıta giden yolları aramaya adamış, en dipte yatan mirasına dek kazdığı "geleneği" Batı müziğinin çoksesli diliyle tüm dünyaya aktaran bir büyük bestecinin ve filozofun, Ahmed Adnan Saygun'un ardından yazılmış. "Türkiye'nin büyük ve yaşlı müzik adamı..." Saygun'u ne kadar iyi anlatan bir söz! Böyle bir sanatçının yaşamı ve yapıtları hakkında bugüne dek kapsamlı bir araştırma yapılmamış olmasının yarattığı boşluk da o kadar büyük!

Ahmed Adnan Saygun: Doğu-Batı Arası Müzik Köprüsü, bu boşluğu dolduruyor. Türk Beşleri'nin -kimilerine göre- en önemli ve yurtdışında en çok tanınan üyesi Saygun, besteci ve orkestra şefi Emre Aracı'nın dört sene süren titiz araştırmalarının, Londra-Paris-İstanbul-Ankara arasında dokuduğu mekiklerin, sayısız belge, anı ve dokümandan yaptığı derlemelerin sonucunda ortaya çıkan bu kitapta hem müzisyen, hem yurttaş, hem de birey olarak çıkıyor karşımıza. Kitap, Saygun'un yaşamına ve yapıtlarına bugüne dek hiç açılmamış pencereleri açmakla kalmıyor, yetmiş yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti'nde izlenen kültür-sanat politikalarına da anılar ve anlatılanlar aracılığıyla ışık tutuyor.



Saygun, Yunus Emre oratoryosunun başarılı prömiyerinden sonra, onu senelerdir görmezden gelen kimi bürokrat ve idarecilerin dikkatlerini yeniden üzerine çekmekle kalmaz, Ankara'da bulunan bazı yabancı diplomatların da kendisine ve sanatına ilgi duymalarını sağlar. Sonuç olarak devam etmekte olan Halkevleri müşavir ve müfettişliği görevinin yanı sıra, kuruluşunda dahi yer almasına izin verilmeyen Ankara Devlet Konservatuvarı'na 1946 senesinde resmen kompozisyon öğretmeni olarak atanır. Bunun yanında yurtdışından da bazı davetler alır; bunlardan ilki British Council aracılığıyla İngiltere'den gelir. Bu gezinin amacı Saygun'u çağdaş İngiliz müzik dünyasına tanıtmak, buradaki eğitim ve öğretim kurumlarını görmesini sağlamak ve dolayısıyla iki ülke arasındaki kültürel bağları kuvvetlendirmektir.

Saygun, savaşın izlerinin tazeliğini koruduğu ve pek çok tüketim maddesinin hâlâ karneye tabi tutulduğu Londra'ya 19 Ekim 1946 günü varır. Eşi Nilüfer hanıma buradan yazılan ilk mektup bu canlı tarihin en açık ifadesidir:

"Yanımda kâğıt getirmemiştim. Otelden ancak bir tek bu kâğıdı verdiler. Burada hiç bir şey bulunmuyormuş. Yarın biraz kâğıt bulmaya çalışacağım. [...] Lazar Levy'e ancak yarın yazacağım çünkü kâğıt yok."

İşin düşündürücü tarafı, kâğıdın bile zor bulunduğu Londra'da sanatsal faaliyetlerin kesintisiz olarak devam etmesi ve bir Türk müzisyenin büyük masraflarla misafir edilmesidir. Nitekim British Council yetkilileri Saygun için bir ay boyunca düzenli ve dengeli bir program hazırlamışlardır; bu süre zarfında Türk besteci konserlere götürülecek, İngiliz meslektaşlarına tanıtılacak, okul ve kursları inceleyecek, halk müziği uzmanları ile bir araya gelecek ve bir konferans verecektir. Gezi sadece Londra ile sınırlı değildir; Saygun İskoçya ve Galler bölgesini de içine alan kapsamlı bir Britanya turu için davet edilmiştir.

Saygun'un Londra'daki ilk etkinliği, Covent Garden'da İtalyan şef Victor de Sabata'nın idaresinde gerçekleşen bir konsere gitmek olur. Program Brahms'ın birinci senfonisi, Sibelius'un En Saga'sı ve Elgar'ın Enigma Varyasyonları'ndan oluşmaktadır. Ancak anı defterine yazdığı notlar Adnan beyin konserden hiç memnun kalmadığını gösterirken, onun orkestra şefleri ve orkestradan beklediği tınılar hakkındaki görüşlerini de aktarmaktadır:

"Sabata fazla İtalyandı. Mübalağalı hareketleri ile orkestradan elde ettiği şeyler çok zaman tezat teşkil ediyordu. Aktör şefler hiç bir zaman hoşuma gitmedi. Orkestra da iyi değildi. Trompet ve trombonların f[orte]'lerde sesi çatlatmaları sinirleri bozuyor. Obua'nın garip bir çalışı var. İhtizaz [vibrato] yapmak hastalığına tutulmuş. Bu meraka ilk defa Sir Thomas Beecham kapılmış. Öyle ki obua çalmağa başladığı zaman öteki sazlardan tamamıyla ayrılıyor ve lüzumundan fazla dikkati üzerine çekiyor, vahdet bozuluyor. Buna kornoların ve öteki bakır sazların tesiri de ilave olununca orkestradan iyi bir intiba almak tabi mümkün olmaz."

Kaynak:Ahmet Adnan Saygun/DOĞU BATI ARASI MÜZİK KÖPRÜSÜ
Yazan:Emre ARACI-YKY yayınları-2001
,,,,,,,,
Yunus Emre orotoryosu gibi bir Çağdaş bestesi ile ünü yurt dışına taşmış ulusal ve uluslararası bir değer Ahmet Adnan SAYGUN..Bu sayfalara kendisi ile ilgili değerlendirme ve yorumları sığdırmak gerçekten de olası değil.
Bu mesajların yüklendiği tarihlerde Bursa'da 9-10 Mart 2007 tarihlerinde Nilüfer Belediyesinin düzenlediği sempozyum,panel ,konser ve etkinlikler yapılmış olacak.Diyelim ki bu etkinliklere katılamadık,ama biraz da bizler böylesi sanat ve kültür insanlarımız ile olan etkinliklere duyarsız kalmıyormuyuz?....


bülent dizdar

7 yıl önce - Pzr 11 Mar 2007, 12:48

Alıntı:
Eser bestecisinin dışında Ruhi AYANGiL ( 1988, Ankara) ve Tahir Aydoğdu (1997,İstanbul,CRR Senfoni Ork.),2O-21 Kasım I998 Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şef T.Strugala tarafından seslendirilmiştir.7 Aralık 1998'de de SCA Vakfı'nın düzenlediği ödül töreni ile 1998 yılı en büyük ödülü cumhurbaşkanımız tarafından Ferit Alnar'a verilmiş, bu ödül töreni sonrası konçerto Anadolu Yaylı Çalgılar Dörtlüsü ve Tahir Aydoğdu tarafından tekrar seslendirilmiştir. Aynca 26-27 Şubat I999'da İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile şef Hikmet ŞİMŞEK yönetiminde Kanun Konçertosu Tahir Aydoğdu'nun solistliğinde tekrar seslendirilmiştir.


20 Ekim 2006 tarihinde Hocam Sayın Tahir Aydoğdu'nun Adana'da Çukurova Devlet Senfoni Orkestrasıyla birlikte seslendirdiği Hasan Ferid Alnar'ın kanun konçertosuna bizzat katılmış, hatta pravalarda bile bulunmuştum.  Buradan fotoğraflara ulaşabilirsiniz.


erkmen se

7 yıl önce - Sal 13 Mar 2007, 19:20
ULVİ CEMAL ERKİN


Sayın Bülent Dizdar'ın Adana'daki etkinliklerle ilgili linkini tüm arkadaşlarımızın izlemesini öneririm.


 

ULVİ CEMAL ERKİN:

ULVİ CEMAL ERKİN'in yapıtlarında da lirik bir Anadolu sesini ,motiflerini duyarsınız.Türk beşleri içinde en yetkin isimlerdendir.Anadolu'dan görünüm adlı programın müziği Ulvi Cemal Erkin'e aittir;
Anadolu'dan Görünüm'ün enfes müziği...........

Hareketli, insana mutluluk hissi veren orkestral bir parçadır. Adı Köçekçe, bestecisi ise Ulvi Cemal Erkin ki modern Türk müziğinin önde gelen isimlerindendir. Bu parçada Türk folklorüne ait motifler görülmektedir.



( 1906  1972 )
2.Senfoni
Allegro non troppo
Adagio
Finale : Allegro

       Çalışmalarında,müzik sanatının üç ögesi olan :Ezgi,tartı ve çokseslilik yönünden,geleneksel Türk sanat ve çağdaş yöntemlerle işleyerek onların dünyaca tanınmalarını sağlayan Erkin,in Türk kültürüne yaptığı büyük hizmet,yetiştirdiği birçok ünlü sanatçımızla daha da pekişmektedir.(yapıtı hakkında bestecimizden aldığımız bilgiye göre):Ulvi Cemal Erkin ,2.senfonisine 1952 de başladı,1958 yılında tamamladı.İlk kez 1958 yılında Kral Oehring yönetiminde Münih Filarmoni Orkestrası tarafından seslendirilmiş, daha sonra 25 Kasım 1965 te Türkiyeden Senfonik Müzik adlı programda bestecinin yönetiminde Pariste Fransız Radyo Senfoni Orkestrasınca icra edilmiştir.Türkiyede ilk kez 13 Şubat 1962 de Henry Swoboda yönetiminde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasınca seslendirilmiş,Mart 1963 te moskovadaki özel dinletinde Niyazi yönetiminde Sinema Senfoni Orkestrasınca icra edilerek plağa alınmıştır.
       2.Senfoni Erkinin çok sevdiği yapıtlarından olup,üç bölümden oluşur ; eserin Birinci Bölümü, sonat biçimindedir ve ilk temada Türk Sanat müziğinin ,İkinci tema da ise Türk Halk Müziğinin modal ve ezgisel etkileri belirgin şekilde kendini gösterir. Segah makamındaki İkinci Bölümün 10 ölçülük teması passacaglia tarzındaki 10 çeşitlemeye konu teşkil eder.Mevlevi ayinlerinin dinsel havası içindeki bu bölümde,sekiz çeşitleme bölümün doruk noktası olup bunu gittikçe durulan iki çeşitleme ve bir coda izler.
      Son Bölüm canlı bir köçekçedir. Daima yinelenen 9/8 lik (3+2+2+2) canlı bir temle ve rondo tarzında yazılmıştır.bu bölümün epizodları arasında ,ağır bir Zeybek, pastoral (kır işi) bir klarinet solo ve 7/8 ritmiyle oluşan bir dans geçer.
Eserleri
ŞAN VE ORKESTRA ESERLERİ
1 Bülbül ve Ayın Ondördü, soprano ve küçük orkestra için, 1932.
2 Yedi Halk Şarkıs, basbariton ve orkestra için, 1936  1939.
KORO ESERLERİ
1 İki sesli Halk Şarkıları, (On parça), 1936.
2 Yedi Halk Türküsü, Karma Koro İçin, 1943.
3 On Halk Türküsü, Karma Koro İçin, 1963.
4 Yedi Halk Şarkısı, Şan ve Piyano için, 1936.
ORKESTRA ESERLERİ
1 İki Dans büyük orkestra için, 1930.
2 Bayram, büyük orkestra için, 1934.
3 Köçekçelerorkestra için rapsodi, 1943.
4 1. Senfoni, 1944  1946.
5 2. Senfoni, 1948  1951.
6 Senfonik Bölüm, büyük orkestra için, 1969.
7 Senfonik Episodlar, (yarım kaldı), 1970 ? 1971.
KONÇERTOLARI
1 Piyano Konçertosu, 1942. İlk seslendirme Ferhunde Erkin.
2 Keman konçertosu, 1947.
SOLO ÇALGI VE ORKESTRA ESERLERİ
1 Konçertino, piyano ve orkestra için, 1932.
2 Senfoni Konçertant, piyano ve orkestra için, 1966.
ODA MÜZİKLERİ
1 Yaylılar Dörtlüsü, 1935  1936.
2 Beşli, piyano, iki keman, viyola ve viyolonsel, 1943.
3 Sinfonietta, yaylılar için, 1951 ? 1959.
PİYANO ESERLERİ
1 Beş Damla, piyano için, çocuklar için yedi kolay parça, 1931.
2 Duyuşlar, piyano için on bir parça, 1937.
3 Sonat piyano için, 1946.
4 Altı Prelüd, piyano için, 1965 1967.
KEMAN VE PİYANO ESERLERİ SAHNE YAPITLARI
1 Ninni, Improvisation ve Zeybek Türküsü, 1929 ? 1932.
2 Karagöz, çocuk oyunu için müzik, 1940.


  3 Keloğlan bale müziği, 1950.
OPERA ÇEVİRİLERİ
1 Pietro Mascagni/Cavalleria Rusticana, (Erkin ve Fuat Turkay).
2 Georges Bizet/Carmen, (Erkin ve Akses).
3 Charles Gounod/Faust, (Erkin ve Akses).
4 Giuseppe Verdi/Aida, (Erkin ve Akses).
5 Gioacchino Rossini/Sevil Berberi, (Erkin ve Akses).
6 Giacoma Puccini/İl Tabarro,(Erkin ve Halil Bedii Yönetken).
7 Giuseppe Verdi/Othello, (Erkin ve Akses).
8 Richard Strauss/Salome, (Erkin ve Saadet İkesus).
9 Ludwig van Beethoven/Fidelio, (Erkin ve Akses).

  Kaynaklar:Müziği okumak-İrkin Aktüze-Pan yay.
               Ferid Alnar-Tahir Aydoğdu-Türkmusikisi.com
               Müzik Yazıları-Yalçın Çetinkaya-Kaknüs yay.
               Müzik Tarihi-Ahmet Say -Say yay.
               Türkiye'nin Müzik atlası-Ahmet Say-Borusan kül.san.yay.
               tr.wikipedia.org
               www.kultur.gov.tr
               www.beethovenlives.net/turkmuzigibilgi,htm
               Perihan ERTAŞ-Prodüktör


m.yolaşan

7 yıl önce - Çrş 14 Mar 2007, 23:02
GÜNÜMÜZ TÜRK MÜZİĞİ VE KAYNAKLARI


Bugün radyoları açtığınızda kulağınıza gelen müzikten yola çıkarak geri dönelim. Bu günkü müziğin çeşitlerine ve kaynaklarına doğru uzanalım. Hangi başlıklarla karşılaşıyoruz: Doğal ki herşeyden önce pop müzik ve onun dalları olan Arabesk; özgün müzik; fantezi, aranjman (uyarlama), caz müziği, rock, metal, tekno müzik, vb. Bütün bu duyuşlarımızda Türk makamları ve ritmleri, teknoloji olanaklarıyla birleşip Batı normları içinde bir söylem yaratmakta. Bunların dışında hala bazı radyolarda (başta TRT olmak üzere) Klasik Türk Müziği (Türk Sanat Müziği veya Divan Müziği olarak da bilinir); Türk Halk Müziği ve Cumhuriyetten sonra bir bireşim (sentez) olarak gelişen Çok Sesli Klasik Müzik var. Bu duyuşlarımızın köklerine inice, bugüne ulaşan köprünün başında neler buluyoruz? Önce Türkler’in coğrafi yayılımıyla edindikleri kültür birikiminde müziğin yerine değinelim: Orta Asya’daki Şaman geleneğine bağlı olarak bugün elimizde en eski örnekleriyle (doğal ki özgün şekliyle değil) var olan müzik Askeri müzik, yani Mehter müziğidir. 1) ÖRNEK: MEHTER MÜZİĞİ Osmanlı ordusu yalnız savaşa giderken yanında Mehter bandosunu da götürmekle kalmaz, barış için de Avrupa kentlerine gittiğinde yine Mehter takımını götürürmüş. Onların sokaklarda yürüyerek verdiği konserler, güçlü vurma çalgıları ve değişik giysileri Batılı müzikçileri 18.yüzyıl ortasından başlayarak etkilemiş. Böylece Batıdaki senfoni orkestralarına katılan vurma çalgılar Mehter’in Kös, Nakkare gibi büyük davullarının etkisiyle oluşmuş. 2)ÖRNEK: MOZART- SARAYDAN KIZ KAÇIRMA UVERTÜRÜ Türkler’in Anadolu’ya yayılmaları ve Istanbul’u almalarıyla etkilendikleri, bu topraklarda daha önce var olan Bizans müziği de teksesli ve belli bir makam çerçevesinde. Altta etkin olan sürekli bas müziğe birazcık olsun derinlik katıyor. 3)ÖRNEK:BİZANS İLAHİSİ Türklerin İslam dinini kabul etmesiyle aktarılan dini müzik belli makamlara dayalıdır. Bu makamlar Arap ve İran kültüründen aktarılmıştır. Cami, Medrese ve tekkelerde terennüm edilen ilahiler, ezan, tekbir.. 4)ÖRNEK: TEKBİR-SALAD-YUNUS Türk müziği tarih boyunca Batı müziği sisteminden farklı bir ses sistemi içinde, kendi geleneğindeki makam ve usül yapısında ve tek sesli olarak gelişmiştir. Klasik Türk müziği ve Türk Halk müziği söze, dolayısıyla edebiyata dayalı müziklerdir. Klasik Türk müziği Divan edebiyatı; halk müziği, halk edebiyatı ile birlikte yoğrulmuştur. Klasik Türk müziği çoğunlukla saray çevrelerinde geliştiğinden, daha süslemeli ve dolaylı bir anlatıma, Farsça, Arapça gibi ağdalı dillere dayalıdır. 5)ÖRNEK: TUTİYİ MUCİZE Halk müziği ise saz şairlerinin, aşıkların elinde geliştiğinden daha yalın ve öztürkçe bir anlatıma sahip olmuştur. Halk acısını, sevincini manilerle dile getirmiş, ağıt yakmış, türkü çığırmış, bir yerde vakanüvist gibi olayların tarihini tutmuş, şarkıları belge halinde kullanmıştır. AKSAK ritm Türk halk müziğine özgü bir ritm çeşiti olup bugün uluslararası ansiklopedilere girmiştir. 6)ÖRNEK:AKSAK Ülkenin her yöresinin kendine özgü bir folklörü vardır. Orta Anadolunun Misket’i, Egenin Zeybeği, Karadeniz’in horonu gibi. 7)ÖRNEK:KARADENİZ-Çayelinde buldum seni Çoksesli Müzik: Osmanlı Sarayı’nın çoksesli Batı müziği ile tanışması dışardan gelen konuk orkestra ve opera dinletileriyle başlar. Bunlar müzikli oyunlar, orkestra konserleri, opera temsilleri, bale ve koro topluluklarının dinletileridir. Bu konuda belgelere dayalı en eski olay 1543’te imzalanan Osmanlı-Fransız antlaşmasından sonra I.François Kanuni’ye bir orkestra göndermesi ve bu orkestranın sarayda üç konser verişidir. Önemli bir Klasik Türk Müziği bestecisi olan III.Selim, Batı müziğini de merak etmiş, kız kardeşi Hatice Sultan’ın Sarayında bu müziği dinlemiş. Ve ilk kez III.Selim zamanında 1797’de Topkapı Sarayı’na Batı’dan gelen bir opera topluluğu konuk edilmiş, temsiller saray çevresinde büyük ilgi uyandırmıştır. Batı müziğinin eğitimi için ilk adımları II.Mahmut atar. 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı dağıtıp yerine Asakir-i Mansurei Muhammediye adlı orduyu kurar. Yeni orduya artık mehterhanenin müziği değil, yeni bir müzik gerekmektedir. Böylece “mehter” geleneğine hiç benzemeyen, Nizam-ı Cedid Ordusunun yürüyüşlerine eşlik edecek olan bir “Boru Takımı” kurulur. Başına ünlü İtalyan opera bestecisi Gaetano Donizetti’nin kardeşi Giuseppe Donizetti (paşa) getirilir. 1831’de Musika-yı Hümayun (Padişahın Müzik Topluluğu) adını alan topluluk, önceleri saray ve ordu bandolarına çalıcı yetiştirmekle ve Saray Bandosu olarak görev yapmakla yükümlüdür. Donizetti Paşa bunlara 1846’da yaylı sazlar bölümü ekleyerek bu nüveden bir de orkestra oluşturur. Tanzimat’la birlikte, 1839’da Istanbul’da açılan Fransız Tiyatrosu’nda sarayın dışında da müzikli oyunlar ve operetler oynanmaya başlanır. Batı’dan gelen sanatçıların bu temsilleri çoksesli müzik dünyasını zenginleştirir. Ardından 1840’lı yıllarda Naum Tiyatrosu’na gelen İtalyan opera kumpanyaları gündemdeki ünlü İtalyan operalarını sahneler. CUMHURİYET SONRASI ÇOKSESLİLİK Müziğimizin uluslararası bir dil konuşabilmesi için tekseslilikten çoksesliliğe geçmesi gerekmiştir. Böylece, Cumhuriyet ile birlikte birçok konuda olduğu gibi müziğimizde de devrim yaşanmıştır. Geleneksel müziklerimizin özü ile birleştirilen çokseslilik yapısı müziğimize yeni bir kişilik kazandırır. Cumhuriyetten birkaç yıl önce ve hemen Cumhuriyet’in ilk yıllarında Batı ülkelerine müzik eğitimine gönderilen besteciler yurda dönerek genç Türkiye ile yeni bir müzik dünyasına başlarlar. Türk Beşleri olarak bilinen bu ilk kuşak çoksesli Türk bestecilerimiz, aynı zamanda birer eğitimci oldukları kadar, konservatuvar ve orkestra gibi kurumların da kurucusu olmuşlardır. Türk Beşleri: Cemal Reşid Rey (1904-1985), Ulvi Cemal Erkin (1906-1972); Hasan Ferit Alnar (1906-1978); Ahmet Adnan Saygun (1907-1991); Necil Kazım Akses (1908-). Bu ilk kuşak bestecilerimiz, ilk dönem çalışmalarında, geleneksel ezgileri bozmadan çok seslendirme yoluna gitmişlerdir. Cemal Reşid Rey’in Anadolu Türküleri veya Katibim Çeşitlemeleri ÖRNEK: CRR-KATİBİM ÖRNEK:ALNAR’IN KANUN KONÇERTOSU ÖRNEK:AHMET ADNAN SAYGUN’UN YUNUS EMRE ORATORYOSU Sonraki kuşaklardan dünyaca ünlü bestecilerimizi de şöyle sayabiliriz: İlhan Usmanbaş, Cengiz Tanç, Bülent Arel, İlhan Mimaroğlu. Bu bestecilerin yapıtlarında artık bildik ezgiyi olduğu gibi değil, müzikteki yapının gerektirdiği şekilde değişime uğramış olarak duyarız. Arel ve Mimaroğlu dünyanın en önemli elektronik müzik bestecileri olarak tarihe geçmişlerdir. ÖRNEK: USMANBAŞ ÖRNEK. MİMAROĞLU Bütün sanat tarihinde olduğu gibi bir kuşak öncekine karşı çıkarak ama yine de onun birikiminden esinlenerek yeniliklere açılmıştır. Necil Kazım ile gelen Modernizm, Usmanbaş, Arel ile ileri noktalara varmış, Nevit Kodallı, Ferit Tüzün gibi bestecilerle yine halk ezgilerinin bildik renklerine dönmüştür. ÖRNEK:TÜZÜN ÖRNEK. YALÇIN TURA Daha sonraki kuşaklar içinde çoksesli müziğin eğitimi için beste yazanlar da halk ezgilerini ve makamsal yapıyı temel almışlardır. Örneğin: Yalçın Tura, Cenan Akın ve Muammer Sun, gibi. Daha DA sonraki kuşaklar çağdaş dünya müziğinin akımları içinde besteler yaptılar. Ali Darmar, Betin Güneş, Turgay Erdener, Kamran İnce, Sıdıka Özdil, Hasan Uçarsu, Mehmet Nemutlu ve Aydın Esen gibi. Bu bestecilerimiz Türk halk ezgilerinin renklerinden de yararlanıyorlar, popüler müziklerden, cazdan ve elektronik çalgılarla bilgisayardan da yararlanıyorlar. ÖRNEK. KAMRAN İNCE ÖRNEK. AYDIN ESEN -VE hala halk ezgilerinin renk ve ritmlerini pop-caz söylemiyle birleştirebilen bestecilerimiz çıkıyor: Fazıl Say gibi.-ÖRNEK: FAZIL SAY-NASREDDİN HOCA- Her müzik kendi içinde bir değer taşır. Her müzik iletişimi sağlar insanlar arasında kulağın büyülü yolculuğunu yapar. Kendi iç dünyamızın zenginliğidir.

erkmen se

7 yıl önce - Cmt 09 Hzr 2007, 01:59

Türk Beşleri'nin unutulmaz Büyük Müzisyeni Ahmet Adnan SAYGUN; Doğumunun 100.yılında anılıyor.Bu akşam Aya İrini'de solist olarak genç kemancı ÖZCAN ULUCAN ve SAYGUN'un öğrencisi Piyanist GÜLSÜM ONAY'ın katıldığı bir konser  düzenleniyor.ONAY SAYGUN'un 2.Piyano Konçertosunu da seslendirecek.
Prof.Dr.Ahmet Adnan SAYGUN'u doğumunun 100.yılında saygıyla anıyorum.


En son erkmen se tarafından Cmt 09 Hzr 2007, 02:02 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


bülent dizdar

5 yıl önce - Sal 07 Ekm 2008, 10:19



Cemal Reşit Rey

Cemal Reşit Rey'in hayatı yukarıda anlatılmış. Tekrar etmek istemiyorum.
Bugün 7 Ekim. Büyük bestecimizi ebediyete uğurladığımız gün.
Kendisini bir kez daha saygıyla anıyor ve en büyük eseri; 10. Yıl Marşını paylaşmak istiyorum.





10. YIL MARŞI

Çıktık açık alınla on yılda her şavaştan;
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
Demir ağlarla ördük Ana yurdu dört baştan.

Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.

Bir hızla kötülüğü geriliği boğarız,
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.
Türk'üz bütün başlardan üstün olan başlarız;
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız.

Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.

Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını,
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.
Bütünledik her yönden istiklâl kavgasını.
Bütün dünya öğrendi, Türklüğü saymasını.

Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.

Örnektir milletlere açtığımız yeni iz;
İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz;
Uyduk görüşte bilgiye, gidişte ülkeye biz;
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.

Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.


Söz :
Behçet Kemal ÇAĞLAR
Faruk Nafız ÇAMLIBEL


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET