1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
sabahattin kayış
16 yıl önce - Cmt 10 Mar 2007, 15:47
Bir Yazarı Tanımak: Necip Fazıl Kısakürek...
Türk yazarlarımız denince ülkemizin yetiştirdiği son yüz yılın en önemli şahsiyetlerinden, Necip Fazıl Kısakürek üstadımız akla gelmeden olmaz,
26 Mayıs 1904'te, Perşembe günü sabaha karşı, İstanbul'da büyük bir konak'ta doğdu.
Kayıtlı bir şecereyle, Alâüddevle devrinin şeyhülislâmı Mevlâna Bektût Hazretlerine dayanan ve Osmanoğullarından daha eski bir familya olan Dülkadiroğullarına bağlı "Kısakürekler" soyuna mensuptur.
Babası, Mekteb-i Hukuk mezunu, Bursa'da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve kısa ömrünün son senelerinde Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunmuş, gayet enteresan ve alakaya değer bir insan olan Abdülbâki Fazıl Bey (öl. 29 Kas?m 1920); annesi, Girit muhacirlerinden bir ailenin kızı, kayıtsız şartsız teslimiyet örneği, derin ve fedakâr bir müslüman-Türk kadını Mediha hanımdır. (öl. 10 Haziran 1977)
Hayat hikayesini ve daha geniş bilgi için http://www.necipfazil.com/ adresinden istifade edebilirsiniz..
Necip Fazıl Kısakürek, şiirleri, kitapları, Nazım Hikmet ile söz düelloları ve de meşhur savunmaları ile bilinir..
Kendi yaptığım Necip Fazıl Kısakürek kaligrafisi
Bir CD kapağı çalışmam
Bir CD kapağı çalışmam
CD kapağı içinden kucağındaki oğlu Mehmet Kısakürek
CD çalışması için ailesinden bana yollanan Necip Fazıl Kısakürek'e ait kendi el yazısı ili şiirleri
Pierloti' mezarlığında meftundur, Allah Rahmet eylesin, Ruhu şad olsun
|
 |
ozanfus
16 yıl önce - Cmt 10 Mar 2007, 18:33
ellerinize, yüreginize saglık..tanımayı isteyeceğim şairler arasında ilk başta NECİP FAZIL KISAKÜREK geliyor...
DÖNEMEÇ
Bir gündü, hava ılık
Ve cadde kalabalık
Bir kadın sapıverdi önümden dönemece;
Yalnız bir endam gördüm , arkasından, ipince.
Ve görmeden sevdiğim, işte bu kadın dedim,
Çarpıldım sendeledim.
Bir gündü mevsim bayat
Ve esmekte hayat.....
Dönemeçten bir tabut çıktı ve üç beş adam;
Yalnız bir ahenk sezdim, çerçevede bir endam.
Ve tabutta , incecik, o kadın var, anladım;
Bir köşede ağladım.....
GURBET
Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!
Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet
Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..
NECİP FAZIL KISAKÜREK
En son ozanfus tarafından Cmt 10 Mar 2007, 19:15 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
ozanfus
16 yıl önce - Cmt 10 Mar 2007, 18:45
bu şiirinide sizinle paylaşmaktan onur ve gurur duyuyorum...bir doneme damgasını vuran en bilindik şiirlerinden bir tanesi..
SAKARYA TÜRKÜSÜ
insan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya
bir yanda akan benin öbür yanda sakarya
su iner yokuşlardan hep basamak basamak
benimse alın yazım yokuşlarda susamak
her şey akar su, tarih, yıldız, insan ve fikir
oluklar çift birinden nur akar birinden kir
akışta demetlenmiş büyük küçük kainat
şu çıkan buluta bak bu inen suya inat
fakat sakarya başka yokuş mu çıkıyor ne?
kurşundan bir yük binmiş köpükten gövdesine.
çatlıyor yırtınıyor yokuşu sökmek için
hey sakarya kim demiş suya vurulmaz perçin?
rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur
sırtına sakaryanın türk tarihi vurulur
eyvah eyvah sakaryam sana mı düştü bu yük
bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!...
ne ağır imtihandır başındaki sakarya...
binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?..
insandır sanıyordum mukaddes yüke hamal
hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal
yalnız acı bir lokma zehirle pişmiş aştan
ve ayrılık, anadan, vatandan, arkadaştan
şimdi dövün sakarya dövünmek vakti bu an
kehkeşanlara kaçmış eski günleri an
hani yunus emre ki kıyında geziniyordu
hani ardında çil çil kubbeler serpen ordu
nerede kardeşlerin cömert nil, yeşil tuna
giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna?
mermerlerin nabzında hala çarpar mı tekbir?
bulur mu deli rüzgar o sedayı allah bir!
bütün bunlar sendedir bu girift bilmeceler;
sakarya kandillere katan döktü geceler...
vicdan azabına eş, kayna kayna sakarya,
öz yurdunda garipsin öz vatanında parya!
insan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu
geldi ölümlü yalan gitti ölümsüz gerçek;
siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
kafdağını assalar belki çeker de bir kıl
bu ifritten sualin kılını çekmez akıl
sakarya saf çocuğu masum anadolunun
divanesi ikimiz kaldık allah yolunun
sen ve ben gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız
rengimize baksınlar kandan ve çamurdanız!
akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
aldırma böyle gelmiş bu dünya böyle gider!
bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz
sen kıvrıl ben gideyim son peygamber kılavuz
YOL ONUN VARLIK ONUN GERİSİ HEP ANGARYA
YÜZÜSTÜ ÇOK SÜRÜNDÜN AYAĞA KALK SAKARYA.....
Necip Fazıl Kısakürek
En son ozanfus tarafından Cmt 10 Mar 2007, 19:36 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
yasin.yılmaz
16 yıl önce - Cmt 10 Mar 2007, 19:03
Necip Fazıl KISAKÜREK
ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP
Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı?.. Belki... Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler, bugün "maruzât"!
Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!
Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!
Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!
Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.
Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.
Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
|
 |
sercan_10
16 yıl önce - Cmt 10 Mar 2007, 19:24
Türk Edebiyatı'nın unutulmaz şairleri.Şairlerin ustası.Şiire kattığı tat hala kalp damarlarmızda gezmekte ve daha nice insan kendi benliğini onun şiirlerinde bulmaktadır.Düşünceleri duygu potasında eritip şiir olarak önümüze sunar.Çile adlı eserinin önsözünde şairliğe annesinin ufacık bir lafıyla başladığını yazar.Hastane odasında annesi hastalardan birinin şiir kitabını göstererek "keşke sen de böyle şair olabilsen" sözü üzerine üstad edebiyat tarihine damga vuran bir sanatçı olmuştur.
benim beğendiğim bir kaç şiiri:
Beklenen
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir katibi mi...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sümbül kokan
Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
Kaldırımlar 1
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
Sakarya Türküsü
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..
|
 |
İhya Vural
16 yıl önce - Cmt 10 Mar 2007, 20:18
Necip Fazıl Kısakürek hk.
AĞLAYAN ÇOCUKLAR.
Kafesli evlerde ağlayan çocuklar,
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümüz önünde parlar,
Buruşuk buruşuk ağlayan bir yüz.
Ne vakit karanlık kaplasa yeri
Başlar çocukların büyük kederi,
Bakınır korkuyla gözleri:
Ya artık olmazsa gündüz?
Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece;bir siyah el gözümü bağlar,
Duyarım,içime sığınmış ağlar,
Bir ufacık çocuk,bir küçük öksüz...
Necip Fazıl Kısakürek.
Şiirlerinde aradığım güzellikleri bulduğum şair-yazarlardan biridir.Doğa,vatan ve insan sevgisini onun şiirlerinde bulurum.Çeşitli defalar haksızlığa uğramasına,aralıklarla uzun müddet hapis yatmasına rağmen şiirlerinde kin ve intikama rastlayamazsınız.Bu yüzden olsa gerek,her görüşün üyesi,her ideoloji mensubu,onu sahiplenmeye, kendilerindenmiş gibi lanse etmeye çalıştılar.Haklıydılar da,o tüm insanların gönlüne hitap eden,gönlü sevgiyle dolu,tüm insanların şairi idi.Bu yüzden olsa gerek,Necip Fazıl Kısakürek'in şiirlerini severek ve beğenerek okurum.
İhya VURAL.
|
 |
Mustafa Taşlı
16 yıl önce - Cmt 10 Mar 2007, 21:04
Necip Fazıl'ın kendi hayatının dönüm noktasını anlattığı harika şiiri.
Aynalar
Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
|
 |
Mustafa Kumbar
16 yıl önce - Cmt 10 Mar 2007, 23:05
Üstad'ın mezarı İstanbul Eyüp'te Eyüp Sultan Camii-nin hemen yanında bulunan Eyüp Sultan mezarlığı'ndadır.
Gidip ziyaret etmek isteyenlere biraz detay : İstiklal Madalyası sahibi , Mareşal Fevzi Çakmak'ın mezarına ayrılan patika yol üzerinde bulunmaktadır.
Kendi sesinden şiirleri
Mustafa Kumbar
|
 |
osmancık
16 yıl önce - Pzr 11 Mar 2007, 00:28
Sabahattin Kayış bey'e açtığı başlık için öncelikle teşekkür etmek gerekir.
bir de ricam var, Merhum Necip Fazıl, daha çok şairliğiyle öne çıkmıştır.
(başlığı bir şairi tanımak şeklinde değiştirsek?)
UTANSIN
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylân, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Eski çınar şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa, bırak utansın!
Ey binbir tanede solmayan tek renk,
Bayraklaşmıyorsan bayrak utansın!
1964
|
 |
Ahmet Çamlı
16 yıl önce - Pzr 11 Mar 2007, 00:58
Necip Fazıl Kısakürek Türk edebiyatının yetiştirdiği çok büyük yeteneklerden biri, her bir şiirinde farklı düşüncelere dalıyor insan. Çok üzüldüğüm bir nokta var. Necip Fazıl'ı bir kesimin, Nazim Hikmet'i başka bir kesimin sahiplenmesi ve sadece kendilerinin sanatçısı gibi gösteren insanlar türk şiirinine ve Edebiyatına ne kadar zarar verdiklerinin farkındalar mı acaba.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|