1 milyon Türkiye fotoğrafı
|
 |
Armağan Örki
16 yıl önce - Prş 08 Mar 2007, 20:31
Temel Sorunumuz Üzerine
TEMEL SORUNUMUZ ÜZERİNE
Ülkelerin demek yerine ülkemizin diyerek konuyu sadeleştirerek genel anlamda ülke sorunlarına değinmek istiyorum. Her ne kadar yasalarca belirlenip güvence altına alınsa da günümüzde pek çok farklı kutup, birbirlerinden bağımsız ve farklı olarak amaçlarını açıklıyor. Kimileri toplumumuzun çağdaş toplumlar seviyesinin üzerine çıkılma ülkümüzü amaçlarken, kimileri ceplerindeki akreplerin doyurulma gayreti içinde ve kimileri de bu doyurma amacını dış güçlere devrederek ülkesini satabilecek bağlamda görevlerini yerine getirme gayreti içinde... Tüm bunların oluşum nedenleri ve gelişme süreçleri mazide kaldı. Bugün bize kalan ise sonuçları yaşamak; fakat sorunumuz bu sonuçları hangi durumda yaşayacağımızdır. Allah büyüktür deyip her şeyi olduğuna mı bırakacağız, devletadamlarının yönetimine güvenip gözlerimizi boyamalarına mı izin vereceğiz, kendimize dokunmadığını sandığımız bu yılanların yaşamasından kaygı duymadan yaşam seviyemizi mi düşünmeyeceğiz; yoksa bırakalım şehitlerimizi, ailemizi, gelecek nesillerimizi, en azından kendi çıkarlarımızı düşünerek devlet için bir şeyler mi yapacağız?..
Kişi, eğer kişisel çıkarlarını devletinkinden önde tutarsa, sadece kısa vadeli yararlar elde edebilir; ki bu da, ondan olacak çocukların ve onların çocuklarının derin bir çukura atılacağı anlamına gelir. Kişi, devletinin çıkarlarını kendininkinden önde tutarsa, uzun vadeli toplumsal yararlar görecektir. Kişi, toplumun en ufak parçası olduğundan, toplumuna sağladığı yarar kendisine dönecektir. Bu durumda gerek kendini, gerek çevresini, gerek geleceklerini düşünen kimselerin toplum çıkarlarına hizmet etmesi farzdır. Türkiye'nin anahtarlarını ABD ve diğer sömürgeci ülkelere satanların bugün çocuklarının feci bir durumda olduğu şüphesiz bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Allah'ın, mazlumlarla birlikte olduğu gerçeğinden şüphe duymamak gerekir. Görüyoruz ki haram malları ciğerlerinden (çocuklarından) çıkmakta. İman tahtası eksik olan bu hainler, bugün rahat etse de, diğer tarafta tüm haklarımız ile yakalarında olacağımız gerçektir.
Tüm bunlar görünüp bilinen şeyler. Peki, ulusal ve buna bağlı olan kişisel çıkarlarımız için devlet uğrunda neler yapılabilir? Sorunlar ve nedenleri tam bilinmeden buna çözüm getirmek olanaksızdır. Kanserin nedeni ve tam olarak ne olduğu bilinmeden ilacını hazırlama peşinde koşanların, karanlık içinde boşa top vurdukları açıktır sanırım.
Ekonomimiz iyi olmadığından eğitim sistemimiz gelişmiyor, eğitim sistemimiz iyi olmadığından kaliteli eleman ve özellikle devlet yöneticileri oluşmuyor, bunlar oluşmadığından ekonomi daha da kötüleşiyor, daha da kötüleştikçe dış güçlerin içimize sızması daha da kolaylaşıyor, bunlar içimize girdikçe ekonomi daha da batıyor ve bu zincir böyle uzayıp gidiyor. 1930'lara gelirken Dünya'da oluşan ekonomik sıkıntıdan ülkemizin nasıl erdem içinde kurtulduğunu Atatürk'ün devletçilik politikasına bağlamak en mantıklı yoldur. "Henüz yeni kurulup zorlu savaşlardan ağır antlaşmalar ile çıkan devlet, nasıl olur da bir anda kalkınabilir?" sorusunun tek yanıtı "Devletçilik"tir. Bunun dışında kapitalizm veya liberalizm ya da komünizm gibi ekonomik yollara başvuranların Türkiye yararına iş yapacağını hayal etmek bile olanaksız. Şimdi diğer soru: Bu devlet o durumdan nasıl daha da geriye gitti?..
Marshall yardımlarının ve bilinen kimi kurum/kuruluş/vakıf tarzı toplulukların nedeni ile ülkemiz bugünlere sürüklenmiştir. İki tane (iyi niyetle yapıldığına inandığım) askerî darbeyi geçiren ve birçok farklı siyasî yönetimce ele geçirilen ülkemiz, bir türlü ülküsü olan çağdaş toplumlar seviyesine çıkamamıştır ya da Atatürk'ün ölümünün ardından bu seviyeden geri düşmüştür. Hiç şüphe yok ki, KÖY ENSTİTÜSÜ gibi adam gibi adam yetiştiren okulların kapatılması ve bugüne dek eğitim politakasında zararımıza bir şeylerin değiştirilmesi ya da ortadan kaldırılması sonucu kültürümüz başta olmak üzere pek çok şey sömürgecilerin yararına (bizim zararımıza) değişmiştir. İllere üniversite açarak oy beklentileri sonucu pek çok gencin dünyası yıkılmakla kalmıyor, toplumsal düzeninde temellerine dinamit çakılmış oluyor. Eğer ki, aynı oradan iş sahaları da açılsa, her ilimizde bir ya da birkaç üniversite olmasından kimse rahatsızlık duymayacaktır. Pek çok değerli bilim adamının ve düşünürün beyin göçü ile ülkesini terk etmesi gösterir ki, ülkemiz de eğitim/bilim umursanmıyor.
Farklı dönemlerde farklı yönetimleri başa getirdiği hâlde ülkesine henüz bir çivi çakılmamış olan yurttaşın sudan çıkmış balık gibi sersemleşmesi olağandır. Bunda en büyük etken politik gurupların etkileme yöntemleri ve icraatlarıdır. Etkileme demişken:
"Olanaksız Güç:
Fiziksel etki: Güç kullanarak
Sosyal: Sosyal baskı ile
Olanaklı Güç:
İkna ---> a. Baskı/Zorlama (Materyal, statü, ruhsal)
b. Teşvik
c. Öneri verme" *
İşte Türkiye'deki sorun da buradan kaynaklı gibi. Şöyle ki kesinlikle demokrasiye uymayan olanaksız gücü kullanan aşırı sağ ya da sol guruplar halkı sindirip bezdirdi. Olanaklı gücün baskı/zorlama şeklini, siyasî partilerin yakın çevrelerine uygulaması sınıfsal ayrımlara neden olurken, teşvik yolunu medya patronları gibi kimselere uygulayanlar halkın uyutulmasına neden oldular. Öneri verme işi ise, sadece Atatürk'ün benimseyip gündemde tuttuğu yoldu.
Bu dar kalıplar içinde eğri ile doğruyu ayırt edemeyen halk (özellikle eğitimsiz veya yetersiz eğitimli kimseler) yanlış seçimler sonucu kendi geleceklerini kötü etkilediler. Bu yanlış seçimi sağlayan ise, Atatürk ilkelerinin yavaşça ve hissettirilmeden önce zayıflatılması, sonra da zedelendirilmesidir. Son olarakta bu ilkelerin ortadan kaldırılmasıdır. Bugün devletçilik gibi bir politikanın terk edilmesi, sanırım en etkili ve somut örnek olsa gerek.
Medyamızda yayınlanan programların kalitesi ve içeriği ise apayrı bir sorun bizim için. Dizilerin, yarışma programlarının, çocuk ve kadın programlarının, magazin içerikli haberlerin, spor programlarının, boş ve yararsız haberlerin ve tartışma programlarının halkımızı uykuya sokma amacı içinde bir çalışma olduğu ne yazık ki acı bir gerçektir. Sömürgecilerin temel amaçlarından biri, hedefleri almaktır; ancak yöntemlerinde farklılıklar vardır. Topraklarımızda yaşayan Osmanlı en basit yöntemle karşılaşmış ve savaşmıştır. Savaşla sorunlarını halledemeyen sömürgeciler, bu kez soğuk tarzı benimsemiş ve Türkiye'ye bu sistemi uygulamaya başlamıştır. Bu soğuk yöntem ise, halkın devletle arasına nifak tohumları dökmek, halkın kardeş katili oluşunu sağlamak, çıkar yollarının tümünü sömürgecilere bağlı olduğunu empoze etmek, fikir savunucularını parmaklarında oynatmak gibi şeyleri kapsar. Bugün hiçbir çıkarımız olmayan NATO ve Gümrük Birliği'ne katılmamız da, Avrupa Birliği kapısında emek harcamamızda bu kapsamlı ve köklü şer çalışmalarının sonucudur. Henüz dilini doğru dürüst bilmeyen ilköğretim öğrencilerine İngilizce ve hatta kimi yerlerde farklı dillerde de eğitim vermek ya da bu dilleri öğretmek, geleceğimizin bir numaralı sorunu gibi gözükmektedir. Şöyle ki, her yabancı dil dersinde, öğretilen dilin ana ülkesinin de kültürü anlatılır. Bu genelde ABD ya da İngiltere olur. Direkt olmasa da, dolaylı yoldan bu kültürler/yaşam tarzları övülüp teşvik edilir. Doğal olarakta öğrencide toplumuna karşı soğukluğun ilk aşaması kaydedilmiş olur. Alkol, uyuşturucu gibi yollarla bu çocukların fiziksel ve ruhsal sağlıkları da iyice zarar görmüş iken, bir de mezun olduklarında iş bulamayıp iyice yıkıldıklarında devlete iyice küseceklerdir. Eğitim birliğimiz olmadığından (kâğıt üzerinde vardır) sırf bu yabancı dil sistemini irdelemek doğru olmaz. Dinî eğitim veren okullar (devletçe açılanlar ve özel kişi ya da vakıflarca açılanlar) bir yanda, standart (dersaneci/kapitalist) devlet okulları bir yanda, yabancı kökenli özel okullar bir yanda, normal özel okullar bir yanda iken sınıfsal ayrımların oluşumunun önüne geçmenin yolu yoktur. Tek çözüm, eğitimi standartlaştırmaktır. Diğer yandan kitle iletişim araçlarının yayınladıkları saptırıcı yayınlar (dinî, sosyal, ırksal, ekonomik, kısaca kültürel yanıltıcı şeyler) düşmanlarımızın elindeki en büyük silah. Medya devlerinin beslenip kışkırtılması sonucu halk arasında katil, cinsel sapık, uyurgezer seçmen, hortumcu türü tiplerin türemesi; toplumun temel unsurlarının kısır bir döngüye dönüşmesine neden olmaktadır.
Günümüzdeki bu ağır ve yanlış yaşamın nedenini ilk olarak eğitime, ikinci olarak medyaya ve genel anlamda ise politikacılarımıza bağlamak doğru olur. Şöyle ki binamız ne yazık ki çürümüştür. Bu binanın artık daha da geliştirilmesi olanaksızdır. Temelden yeni bir inşaata başlamak daha doğrudur diye düşünüyorum. Peki bu bina, içindekilere zarar vermeden nasıl yıkılıp Atatürk stili ile yeniden kurulabilir? Eğer bina yıkılırsa içindekiler de ölecektir ve bu insanları başka binalara aktarmakta (dış göç) aptalca olacaktır. O hâlde binanın çürümüş duvarlarını yıkıp, kolonlarına zarar vermeden yeni duvarlar inşa etmek mantıklı bir yol gibi geliyor. Kolonlarımız, TSKca korunan ve Atatürkçe oluşturulmuş sağlam şeyler. Duvarlarımız ise, Atatürk ardından gelenlerce oluşturulan ve çürümesi için her yola başvurulan yapılar. İşte bizim hedefimiz bu duvarları yıkıp kolonlara uygun duvarlarımızı inşa etmektir.
İnancım, ne Atatürk, ne İslam, ne Türklük, ne de diğer unsurlar üzerinde politika yürüterek insanları yanlarına çekmeye çalışan hainlere güvenmememiz gerektiğini söylüyor. Kul ile Allah arasındaki bağı kimse etkileyemez ya da Atatürkçülük gibi eşsiz bir mantığı kimse kendine uyarlayıp yaşama (özellikle politikaya) sokamaz...
Köklü ve inançlı bir çaba gerektiren bu çalışma için her guruptan, her kurumdan, her kimsenin tüm ruhları ile çalışmaları ve ulusal amacımıza (ülkümüze) hizmet etmeleri erdemimiz için tek yoldur. Tabi işte tüm sorunların bir diğer unsuru ise bu erdem amacının yolunu belirlemekten çıkıyor. İnsanlar nasıl doğru yolu seçecekler, nasıl hangi politikanın doğruluğunu belirleyecekler, kime güvenip kime arkalarını dönecekler, mesele de burada. İnançlarımız uğruna çaba sarfetmek, gerek kültürümüzün, gerek dinimizin emridir. O hâlde elimizi vicdanımıza koyup kalbimizin sesini dürüstçe dinlemek ve her şeyde Türkiye maddesini her şeyden önde tutup toplum çıkarlarını düşünmek, işlerimizde her çağda geçerliliğini sürdürebilecek olan tüm Atatürk ilkelerine bağlı kalmak, kültürümüzü anlamak, düşmana güvenmemek, kardeşlerimize bakış açılarını değiştirmelerinde her türlü insanî etkiyi yapmak görevimizdir. Bu görev, bugün bir kişi ile başlayıp yarın tüm kitleleri peşinde sürükleyebilir. Bu topraklar için Malazgirt'ten bu yana milyonlarca şehit verdiğimizi ve vermekte olduğumuzu bir an olsun unutmamak ve bu yüce insanların Allah katında bizlerin duacısı olduğunu bilmek, hakkın sahibine döneceği ilkesine sadık kalmak bizi başarımıza imza attırcaktır.
* DANZIGER, James N., Understanding The Political World, Seventh Edition, University of California, Part 1
Saygılar;
Armağan ÖRKİ
|
 |
Atilla Durmaz
16 yıl önce - Prş 08 Mar 2007, 20:49
sagol
Epey uzun yazmissin, vaktim vardi okudum. Bu site iyi bir tartisma zemini sagliyor.
Ben valla surda dogru demissin, burada haksizsin olayina girmeyecegimm, yazi iyi.
sadece 'beyin gocu' ile ilgili deneyimlerimi aktaracagim.
Yillardir, Amerika, turkiye arasi kimi is nedeni , kimi baska neden senede 3 sefer gider gelirim.
Amerika' yida , turkiyeyide tanirim, bilirim.
Yolda, piril piril, ogetim uyeleri, gozler cin gibi, ..her biri bir sey kesfetmis, yolda laptop' la ugrasir, benden is fikirleri alir. genc, zehir gibi turk vatandaslari. amerikan universitelerinde, kimi profesyonel kendini gostermis, kimi isadami. Adam diyor, arastirmasi uzerine calistigim mikroskbu (ozellikli tabi), turkiye bir odaya koysada bulusu turkiyede yapsam, donsem,..inanin %95' i boyle.
donenler gordum, turkiyeden..aglamakli. adam der, akdeniz universitesinde docent'tim. amerikadan donmusdum. bilimden baska her seyi yaptik,.burokrasi, malzeme yoklugu, ic dolap ve duzenler ziyadesiyle yordu. kaciyorum.
nelere gorduk arkadasim, birisi TPAO' da genel mudur yardimcisi 10 sene once kanada'ya gelip en buyuk petrol yataklarini bulmus. turkiyede sekreterim sendikali benden cok alirdi demede.
ben kendimden bahsetmeyeyim,..gecelim gitsin..
kaybimiz cok, derdimiz cok vesselam.
|
 |
Armağan Örki
16 yıl önce - Cum 09 Mar 2007, 13:55
| Alıntı: |
| Pek çok değerli bilim adamının ve düşünürün beyin göçü ile ülkesini terk etmesi gösterir ki, ülkemiz de eğitim/bilim umursanmıyor. |
Sevgili Atilla Abi, demek istediğim bilimadamlarının kötülenmesine çalışmak değil. Demek istediğim, ülkenin öyle bir kötü durum da oluşu ki, bu insanların geçimleri ve çalışmaları için yurtdışına gidişleri. Çok acı bir durum bu. Neden bizim Rusya, ABD veya Japonya seviyesinde teknolojik gelişmelerimiz olmuyor. İçler acısı olan durum budur. Eminim ki dışarıya giden insanlarımızın kalbi bu topraklarda kalıyor ve bunun suçlusu onları oraya gitmekte mecbur kalan söz sahipleri...
|
 |
Ömer3510
16 yıl önce - Pzr 01 Nis 2007, 02:43
| Alıntı: |
| O hâlde elimizi vicdanımıza koyup kalbimizin sesini dürüstçe dinlemek ve her şeyde Türkiye maddesini her şeyden önde tutup toplum çıkarlarını düşünmek, işlerimizde her çağda geçerliliğini sürdürebilecek olan tüm Atatürk ilkelerine bağlı kalmak, kültürümüzü anlamak, düşmana güvenmemek, kardeşlerimize bakış açılarını değiştirmelerinde her türlü insanî etkiyi yapmak görevimizdir. Bu görev, bugün bir kişi ile başlayıp yarın tüm kitleleri peşinde sürükleyebilir. |
aslında bu kısım tüm herşeyi özetliyor..........
Her şey de Türkiye bunu ne kadar başarabiliyoruz?
Başarmak için mücadele ediyor muyuz...
Hepimiz Türkiye'yi seviyoruz....(gibi gözükenlere ne demeli... )
İşte geleceği görebilmek......göremiyouz....Bu yetenek sadece bir kişide vardı.*
Ama maalesef gelen dışarıdan ve içeriden tehlikelerle boguşan ülkemiz bölünmeler yaşamakta.
Düşmanlarımız o fırsatları çok iyi buluyor ne yazık ki....
*Bu kişi M.Kemal ATATÜRK 'tü
Aslında Herşeyi Atamız Gençliğe hitabesinde özetledi ve bize müthiş eselerler bıraktı.........
Bizim tek ihtiyaçımız...Atatürk'ü yüreğimizde hissedip onun mücadele ettiği gibi etmeye çalışmak.
O zaman kitlerler peşimize takılır büyürüz ve önümüzde hiç bir engel kalamaz,ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar eninde sonunda yıkılmaya mecburdurlar...!!!.............(inanmayanlar kurtuluş mücadelemize baksınlar..)
|
 |
Aysun Dündar
16 yıl önce - Prş 23 Ağu 2007, 23:36
Türkiye beyin göçü en fazla olan 34 ülke içinde 24. sırada yer almakta olup, maalesef iyi eğitim gören yüz kişiden 59’unu elinden kaybetmektedir
“Sermayenin ve beynin vatanı yoktur, dikkat etmezsek kaçırırız”
|
 |
|
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|