1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
Alper Minaz
16 yıl önce - Prş 08 Mar 2007, 14:05
TSK'nın Medya Notları.(MEDYADA AKREDITASYON )
Askerin medya notları!
Genelkurmay'ın medya kuruluşları için hazırladığı güvenilirlik değerlendirmesi raporu sızdı. Raporda hangi gazeteci ve kurumun hangi 'hata'ları yaptığı tek tek anlatılıyor...
"Akreditasyon kelimesi 'itimatname vermek', 'güvenilir sıfatı vermek' anlamlarına gelen Latince 'acreditus' kelimesinden türemiştir. Anlamı; 'resmi olarak yetkilendirmek, icazet vermek, uygun görmek'tir. Aynı kökten türeyen 'credentials' kelimesi, 'kimlik kartı, itimatname, referans, ruhsat' gibi anlamlara gelmekte olup, 'press credentials' ibaresi de 'gazeteci kartı' anlamında kullanılmaktadır."
Bu cümleler, bir sözlükten değil, Genelkurmay İkinci Başkanlığı'na Kasım 2006'da sunulan, hangi medya kuruluşları ile hangi gazetecilerin Türk Silahlı Kuvvetleri'yle ilgili haberleri izleyebileceğini belirleyen, medya kuruluşları hakkında ayrıntılı değerlendirmeler yapan 'ANDIÇ' başlıklı belgeden alındı. 'Akredite Basın ve Yayın Organları Yeniden Değerlendirmesi'ni amaç edinen belgede, medya kuruluşları ile gazeteciler 'TSK yanlısı' ve 'TSK karşıtı' olarak sınıflandırılıyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nde 28 Şubat süreciyle birlikte başlatılan ve 10 yıldır düzenli olarak sürdürülen medya kuruluşlarına ilişkin 'güvenilirlik' (akreditasyon) değerlendirmesinin sonuncusunu Nokta dergisinden Ahmet Şık ele geçirdi. Dokuz adet, toplam 52 sayfa olan 'hizmete özel' yazılar arasında daha önce akredite olmuş gazete ve televizyonların TSK ile ilgili yaptığı haberlere 'artı' ve 'eksi' notlar verilerek düzenlenmiş bir değerlendirme cetveli de yer alıyor.
Daha önce Uzan Grubu'nun elinde olup, TMSF (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) tarafından satışı gerçekleştirildikten sonra yeniden yapılanma içine giren Star gazetesi ile aşırı milliyetçi sağcı Yeni Çağ gazetesi hakkında özel bilgi notlarının bulunduğu değerlendirme yazılarından biri de Radikal gazetesinin bir yazarına ayrılmış. Yeni Şafak, Vakit, Zaman, Evrensel, Birgün, Özgür Gündem gibi gazetelerle Kanal 7 televizyonunun zaten akredite olmadıkları için değerlendirme dışı tutulduğu 'hizmete özel' yazılarda, medya grupları, gazeteler ve televizyonlar hakkında özel değerlendirmelere yer veriliyor. Genelkurmay'ın akreditasyon uygulamasında yapacağı yeniden değerlendirmeye ilişkin önerilerin de bulunduğu yazılarda, medya kuruluşlarında bazı gazetecilerin isimleri de zikredilerek 'akredite edilmemeleri' gerektiği açıkça belirtiliyor. Buna göre Radikal'den dört gazeteci, Takvimden bir gazeteci, SKY Türk televizyonundan bir yorumcu, Jane's Defense Weekly dergisinden bir gazeteci, Haber Türk televizyonundan iki gazeteci, Kanal Türk televizyonundan da bir gazeteci olmak üzere toplam 10 kişinin TSK'daki akreditasyonunun iptali isteniyor. Bunun yanı sıra Halka ve Olaylara Tercüman ve Star gazetelerinin yeniden yapılanma içinde olmaları gerekçe gösterilerek akreditasyonlarının askıya alınması, TGRT televizyonu ile Kanaltürk televizyonunsa 'bir müddet izlendikten sonra' akreditasyonunun 'devamı ya da iptal edilmesi' için karar verilmesi isteniyor.
Gazeteler
Ocak-Eylül 2006 tarihlerini kapsayan 'Gazetelerde Yer Alan Haber ve Yorumların Değerlendirmesi' başlıklı EK-A belgesinde, gazetelere TSK'yı ilgilendiren haberleri için 'olumlu' ya da 'olumsuz' oluşuna göre 'artı' ve 'eksi' diye notlar verilmiş. TSK değerlendirmelerine göre, Ocak- Eylül 2006 tarihleri arasında TSK'yı ilgilendiren haberlerde Posta gazetesinin 65 artı notuna karşın 22 eksisi; Hürriyet'in 195 artısı, 46 eksisi; Milliyet'in 150 artısı, 40 eksisi; Radikal'in 66 artısı 84 eksisi; Yeni Çağ'ın 206 artı, 27 eksisi, Cumhuriyet'in de 156 artısı, 21 eksi sivar. Star gazetesininse artı ve eksi puanları 71-71 eşit. 'Hizmete özel' bilgi notunda gazetelerin 'olumlu-olumsuz haber istatistikleri' bir de her ay için çizilen grafiklerle anlatılıyor.
Amaç TSK'yı korumak
Belgeler, askerin 28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasında medyaya yönelik sıkı takibini, oldukça geliştirdiğinin de göstergesi. 'ANDIÇ' başlıklı belgede, akreditasyon uygulamasının TSK açısından 'bölücü-yıkıcı unsurlara destek sağlayanlardan' korunma amacı taşıdığı şu cümlelerle ifade ediliyor:
"1997 yılında, Genelkurmay Başkanlığı tarafından basın-yayın kuruluşlarının 'güvenilirlik' denetimine tabi tutulmasına başlanmasıyla; Anayasa'nın değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez esasları, İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nin vazgeçilmez ilkeleri çerçevesinde güvenilirlik düzeyi düşük basın-yayın kuruluşlarının TSK bünyesinde gerçekleştirilen faaliyetlere katılımı kısıtlanmış ve anılan faaliyetlere ancak güvenilirlik denetiminden geçen basın kuruluşları mensuplarının katılımı sağlanmıştır. Böylelikle, TSK'nın basın faaliyetlerinin; bölücü ve yıkıcı akımlara destek veren basın kuruluşları mensuplarının provokasyon ve kamuoyunu kasıtlı olarak yanlış bilgilendirme girişimlerinden korunması ile bunların askeri bölge, birlik ve tesislere girerek istihbarat elde etmeleri ve bunu bölücü-yıkıcı unsurlara iletmeleri ve askeri birlik, tesis, malzeme ve personele zarar vermelerinin engellenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca bölücü-yıkıcı unsurlara destek sağlayan, bunların propagandasını yapan ve yukarıda belirtilen ilke ve değerler ışığında güvenilir olarak değerlendirilmeyen basın-yayın kuruluşlarına akreditasyon verilmeyerek bunların kamuoyu nezdinde itibar görmemesi de sağlanmıştır."
Medyaya uzun takip
'Basın ve Yayın Kuruluşlarının Akreditasyon Yönünden İnceleme ve Değerlendirilmesi' başlıklı belgede, gazete, dergi ve televizyonlar tek tek 'güvenilirlik' bakımından sınıflandırılıyor. İletişim Daire Başkanı Kurmay Albay Mustafa Oğuz imzalı yazıya göre, TSK cephesinde basın kuruluşları özetle şöyle değerlendiriliyor:
POSTA
Türkiye'nin tirajı en yüksek gazetesi olan Posta'nın bir yazarının 'askerin siyasete olan müdahalesinden ve askeri harekâtlardan rahatsızlık' duyduğu vurgulanırken, üç yazarın adları zikredilerek "TSK yanlısı bir tutum sergiledikleri gözlenmektedir" değerlendirmesinde bulunuluyor. Gazetenin bir yazarı için de "Zaman zaman TSK aleyhtarı eleştirilerini dile getirmesine karşın, şehitler konusunda olumlu köşe yazıları yazdığı gözlenmektedir" deniliyor. Gazeteye ilişkin yapılan genel değerlendirme ise, "Gazetenin hem en çok okunan gazete olması, hem de marjinal yönelimlerden uzak, liberal-çoğulcu bir anlayış benimsemesi nedeniyle TSK'nın mesajlarını kamuoyuna iletmede önemli bir aracı olacağı, bu bağlamda akreditasyonunun devamının uygun olacağı değerlendirilmektedir" şeklinde.
HÜRRİYET
Hürriyet, "Ana damar medyanın en bilinen, köklü gazetelerinden biridir. Liberal-çoğulcu bir yayıncılık anlayışına sahiptir. Türk basınının amiral gemisi" diye anılıyor. Gazetenin TSK ile yaptığı "10 Mart 2004 tarihinde, Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğu iddiası ve 2'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı'ndan kaymakamlıklara gönderilen genelgede kamuoyunda 'sosyetik fişleme' olarak yer alan etnik, dini, marjinal ve diğer gruplara üye olan şahısların isimlerinin belirlenmesinin istenmesi haberi" anımsatılırken, bu haberleri yapan gazetecinin de adına dikkat çekiliyor. Gazetenin 10 Ekim 2004 tarihli "Kandil Dağı'nda PKK'yı sempatik gösteren" haberinin kamuoyunda tepki çektiği de vurgulanıyor. Gazetenin yazarlarına ilişkin yapılan değerlendirmelerde ise iki yazarın 'askeri harekatlara karşı oldukları' buna karşılık adı zikredilen beş yazarın ise 'genel tutumunun TSK lehinde olduğu' ifade ediliyor. Gazetenin bir yazarı hakkında ise, "Eski Genelkurmay Başkanı (E) Org. Hilmi Özkök döneminde olumsuz eleştirilere yer vermekle birlikte, genel olarak TSK yanlısı olarak tanınan bir yazardır" değerlendirmesi yapılıyor.
MİLLİYET
Milliyet gazetesiyle ilgili notlarda, "Liberal-çoğulcu bir yayın politikası benimsemekle birlikte, sol eğilimi olduğu bilinmektedir. Atatürkçülük konusunda net bir çizgisi vardır ve nesnel haber ve değerlendirmelere yer vermektedir" ifadeleri yer alıyor Milliyet'in TSK konusunda sansasyonal haberlere yer vermemesi de bir olumluluk olarak vurgulanıyor. Gazetenin yazarlarından birinin Şemdinli olayları nedeniyle TSK'yı eleştirdiğine dikkat çekilirken, dört yazarın adları verilerek, 'askeri harekâtlara ve askerin siyasete müdahalesine karşı' olduğu bilgisi yer alıyor. Bir yazar için de "Muhafazakâr görüşleri ekseninde TSK'ya eleştirilerde bulunduğu bilinmektedir" deniliyor. Diğer yazarlar "TSK konusunda olumlu bir tutuma sahip ve nesnel" diye değerlendiriliyor.
RADİKAL
Radikal'in akreditasyonunun 12 Mayıs 1999'dan beri devam ettiği anımsatıldıktan sonra "Doğan Grubu'nun merkez sol görüşlü gazetesidir. Okur kitlesinin AB grubu (Üniversite eğitimi görmüş ve gelir düzeyi yüksek) olduğu bilinmektedir. Köşe yazarlarının entelektüel birikimi ve deneyimi fazladır. Medya eleştirmenlerince İsrail'in Lübnan'a saldırısına en çok tepki gösteren gazete olarak anılmaktadır" değerlendirmesi yapılıyor. Radikal'in yazarlarından biri, 'TSK ile ilgili yorum yazarlarının piri' diye nitelendirildikten sonra bir başka yazarın adı zikredilerek, "TSK ile ilgili nesnel değerlendirmelerde bulunduğu saptanmıştır" deniliyor. Radikal'e ilişkin değerlendirmede ilgi çeken bir başka nokta da şöyle anlatılıyor:
"Radikal gazetesi TSK açısından dikkatle takip edilmesi gereken bir gazetedir. Zaman zaman TSK ile ilgili önemli çıkışlar yapabilmektedir. Mart-Temmuz 2005 tarihleri arasında şehit olan askerlerimizden 'öldü' şeklinde bahsetmesi tepki toplamıştır. 21 Temmuz 2005 tarihinde TSK tarafından düzenlenen medya brifinginde bu konunun gündeme getirilmesi üzerine, (...) çizgisini düzeltmiştir." Radikal'in yazarlarından biri için ayrı bilgi notu düzenlenirken, genel değerlendirme içinde de, "başarılı ve hırslı, bu yüzden ilişkilerde özel dikkat gerektiren bir gazetecidir" deniliyor. Radikal yazarlarından dördü için "TSK karşıtı" ifadesi kullanılarak, "Bu durumdan hareketle, kurumsal akreditasyonun yanı sıra kişi akreditasyonu uygulaması yapılmasının daha anlamlı olacağı değerlendirilmektedir" deniliyor. Radikal'e ilişkin sonuç değerlendirmesi ise şöyle:
"Gazetenin yazar kadrosunun çoğunluğunun TSK karşıtı sol eğilimli yazılar yazmalarına karşın, yönetim kadrosunun TSK'nın eleştirilerini dikkate aldığı; hedef kitlesinin AB grubu olması nedeniyle gazetenin Türk Basını'nda ayrı bir yeri olduğu, TSK ile ilgili konularda uzman kimi yazarların da gazetenin kadrosunda bulunması nedeniyle gazetenin akreditasyon halinin devam etmesinin yerinde olacağı; ancak TSK hakkında açık olumsuz eleştirilerinde ısrarlı olan köşe yazarları (...) kişisel akreditasyonlarının bir müddet askıya alınmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir."
REFERANS
Ekonomi ağırlıklı olması nedeniyle genel itibarıyla TSK ile ilgili nesnel değerlendirmelere yer verdiği; yanıltıcı ve yanlış bilgiler içeren haberlere yönelik olarak gönderilen tekzip metinlerini yayımlamaktan çekinmediğinden akreditasyonunun devamının uygun olacağı değerlendirilmektedir.
GÖZCÜ
Gazetede TSK karşıtı yayınların hemen hemen hiç yayımlanmadığı, eleştirilerin de TSK'nın siyasi ve toplumsal arenada daha baskın bir konumda olması isteğinden kaynaklandığı, akreditasyonlarının devamının uygun olacağı değerlendirilmektedir.
SABAH
"Merkez-liberal çoğulcu yayın politikasına sahip" olduğu belirtilen Sabah'ta dört yazar için 'TSK karşıtı', dört yazar için "TSK lehine bir tutum içerisinde oldukları" değerlendirmesi yapılıyor. Sabah için yapılan genel değerlendirme ise şöyle: "Zaman zaman sansasyonel haberler yapmakla birlikte, kamuoyunu yönlendirmede etkili bir gazete olması, Türkiye'nin ikinci büyük medya grubunun en önemli gazetesi olması nedeniyle; bu tür haberleri yapan yazarlara kişisel akreditasyon uygulanıp, yönetim kadrosu asılsız haberler şikâyet ve bilgilendirme mektupları vasıtasıyla uyarılarak akreditasyonunun devamının TSK açısından fayda sağlayacağı değerlendirilmektedir."
TAKVİM
"Magazin ağrılıklı ve politik konularda nötr yayın çizgisi nedeniyle, Doğan Grubu'nun Posta gazetesiyle benzerlik göstermektedir" denilen Takvim'deki en önemli değişiklik, Haziran 2006'da 'TSK karşıtı' bir gazetecinin yazar kadrosuna dahil edilmesi olarak gösteriliyor. Değerlendirmede, bu gazeteciye akreditasyon verilmemesi gerektiği belirtiliyor.
AKŞAM
Gazetenin dört yazarı için "TSK açısından genelde olumlu", bir yazarı için "Asılsız bilgilere ve olumsuz eleştirilere yer vermektedir" değerlendirmesi yapılırken, bir yazarı "TSK'nın siyasete müdahalesine olumsuz yaklaşan yazıları dikkati çekiyor" diye eleştiriliyor.
H.O. TERCÜMAN
Gazetenin son dönemde yeniden yapılanma içerisine girdiği, daha milliyetçi bir eğilime sahip olduğu, gazeteye yeni yazarların eklenmeye devam ettiği, bu bağlamda akreditasyonunun devam etmesiyle birlikte bir müddet daha yakın takip altında tutulmasının uygun olacağı, gerektiğinde bazı yazarların kişisel akreditasyonunun kaldırılmasının yerinde olacağı değerlendirilmektedir.
VATAN
Genel yayın politikasının merkez-liberal çoğulcu olduğu bilinmektedir. Gazetenin genel yayın çizgisinin TSK açısından olumlu karşılanabileceği, akreditasyon durumunun devamının yerinde olacağı değerlendirilmektedir.
STAR
Gazetenin el değiştirmesiyle ilgili değerlendirmelerin ardından, Milletvekili Emin Şirin'in, TBMM'de 13 Mart 2006 tarihinde verdiği soru önergesi anımsatılarak, "Star gazetesinin muammen bedelinin çok altında bir fiyata, Fethullah Gülen'e yakınlığıyla bilinen isimlere satılmasının nedenlerini" sorduğuna dikkat çekiliyor. Değerlendirme özetle şöyle: Gazete el değiştirmiş, yönetim ve yazar kadrosu da sık sık değişmiştir. AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan'ın gazetenin gizli ortağı olduğu iddiaları gündeme getirilmiştir. Sol ve liberal görüşlere sahip yazarların görevine son verilmiş, muhafazakâr kimlikli yazarlar getirilmiştir. Kadrolardaki değişimin son günlerde tamamlanması nedeniyle, gazetenin yeni yayın politikasının incelenmesinin ardından, akredite durumunun bir müddet askıya alınmasının ve yakın takip sonucu edinilen kanaatlerle yeniden gözden geçirilmesinin uygun olacağı..."
CUMHURİYET
Cumhuriyet için, "Gazetenin nispeten düşük tirajına karşın, kökleşmiş, eğitimli ve statü sahibi bir okur kitlesi bulunduğu, Atatürkçü yayın politikasından taviz vermediği, gündeme ilişkin konulara mutlaka gazetede yer vermesi ve genel olarak TSK hakkında olumlu bir çizgisinin" olduğu değerlendirmesi yapılıyor.
TÜRKİYE
Gazetenin muhafazakâr kimliğine karşın akreditasyonunun devamı için hassas bir yayıncılık anlayışı içinde olduğu, bu bağlamda akreditasyonunun devamının fayda sağlayacağı değerlendirilmektedir.
DÜNYA
Genel değerlendirmede, "Gazetenin ilgili alanının ekonomi olmasına karşın TSK'ya ilişkin haberlere yer vermesinin, ekonomi çevrelerinde TSK'nın sesinin duyulması ve mesajların net bir şekilde iletilmesinin olumlu sonuçlar doğurabileceği" vurgulanıyor.
ORTADOĞU
Genel yayın politikası milliyetçi muhafazakârdır. MHP'nin yayın organıdır. Gazetenin yayın politikası doğrultusunda TSK ile ilgili olumlu bir yayımcılık yaptığı, akreditasyonunun devamının uygun olacağı değerlendirilmektedir.
YENİÇAĞ
Gazetenin aşırı milliyetçi politikası nedeniyle zaman zaman ağır eleştirilere yer vermesine karşın, TSK'ya yönelik genel tutumunun olumlu olduğu bilinmektedir.
THE NEW ANATOLIAN
Muhafazakâr bir bakış açısına sahip kimi yazarlarının köşe yazısı yazmalarına karşın; akademik kökenli yazarlar ile özellikle dış politika alanında uzman gazetecilerin de yazılarına yer verilmektedir. Gazete yöneticilerinin Kuzey Irak'ta riskli maddi bağlantıları olduğu, akreditasyon sonrası yayım politikasının dikkatle takip edilmesinin yerinde olacağı değerlendirilmektedir.
Ajanslar
ANADOLU AJANSI
En köklü, resmi haber ajansı olan Anadolu Ajansı'nın hükümet karşıtı haberleri görmezden geldiğine dair iddialar yayımlanmaktadır. Şubat 2006 tarihinde Başbakan Erdoğan'la çiftçinin Mersin'deki tartışmasını haber yapmaması eleştirilere neden olmuştur. Ajansın TSK ile ilgili haberleri nesnel olarak yansıttığı gözlenmektedir. Etkinlikleri en küçük ayrıntısına kadar duyurmaktadır.
ANKA
Önce iki muhabirinin akreditasyonlarının iptal edildiği anımsatılıyor. 30 Ağustos 2006'da ise, Zafer Bayramı resepsiyonuna ajansın genel müdürünün davet edildiğine dikkat çekiliyor. Anka için yapılan değerlendirmede, "Ajansın zaman zaman terör örgütü üyeleri için 'terörist' ifadesi yerine 'militan', 'gerilla' gibi ifadeler kullandığı gözlenmektedir' deniliyor.
Televizyonlar
Televizyonlarla ilgili genel olarak olumlu değerlendirmelere yer verilen bilgi notunda, "Türkiye'nin en çok izlenen haber kanallarından biri olan CNN Türk'ün; yönetiminde bazı sıkıntılar olmasına rağmen, akreditasyonunun devam etmesi gerektiği" belirtiliyor.
Show TV ve atv'nin ideolojik bir yöneliminin bulunmadığı belirtilen bilgi notunda, Kanal 1'le ilgili yapılan akreditasyon başvurusunun değerlendirmesinin sürdüğü de anımsatılıyor. SKY Türk'te ise bir yorumcu hakkında, 'radikal açıklamaları' nedeniyle akreditasyonunda sakınca bulunduğu belirtiliyor. NTV için 'objektif' bir kanal olarak söz edilen bilgi notunda, CNBC-e için "İzleyici profilinin daha eğitimli ve üst gelirli kişiler olduğu bilinmektedir. Verilmek istenen mesajların bu kesime de ulaştırılması amacıyla kanalın akreditasyonunun devamı uygun olacağı değerlendirilmektedir" ifadesi dikkat çekiyor. Murdoch'a satılan TGRT için "Kuruluşun yeni yayın politikasının yakın takibe alınması ile akreditasyonunun değerlendirmeye tabi tutulmasının fayda sağlayacağı" belirtilen bilgi notunda, Haber Türk televizyonunda iki gazetecinin akreditasyonlarının askıya alınması isteniyor. Kanaltürk televizyonu da TSK'ya göre sorunlu. Bilgi notunda, Kanaltürk'ün akreditasyonunun gözden geçirilmesi ve bir gazetecinin de akreditasyonunun kaldırılması görüşü ifade ediliyor.
TSK'nın bilgi notunda devletin resmi televizyonu TRT ve KKTC'nin televizyonu BRT-K'ya ilişkin de ilginç yorumlar var. Değerlendirmede, "TRT'nin son zamanlarda bilinen nesnel yayın politikasının dışında programlar hazırladığı, dini ve İslami odaklı programlara yer verdiği ve muhafazakâr bir kadrolaşmaya girdiği çeşitli basın kuruluşlarınca iddia edilmekte ve zaman zaman gözlenmektedir" denildi.
* * *
İsimler herhangi bir olumsuz gelişme olmaması için gizli tutuluyor.
TSK'nın yaptığı bence doğrudur. Bu nu fişleme olarak algılamamak gerekir. TSK, kendi iç güvenliğini sağlamak için bu tür girişimlere ihtiyaç duyacaktır. Zaten basın toplantılarında bazı konuları eleştirdiklerinde hemen siyasete müdahale ediyorlar diye yaygara koparanlar buna da bir kılıf hazırlayacaklardır.
Unutmayın! Ordu halkın yanındadır. ne gerekiyorsa onu yapar.
|
 |
Figen
16 yıl önce - Prş 08 Mar 2007, 23:43
MEDYADA AKREDITASYON
Medyaya uygulanan akreditasyon doğru bir uygulama mı? Özellikle TSK bu konuda çok hassas. Elbette güvenlik sorunları, ve sorumlulukları vardır, fakat ne kadar "tarafsız" davranabiliyorlar?
Örneğin Zaman gazetesi, Genelkurmay Başkanlığı’nın akredite basın kurumları listesinde olmadığı için askeri etkinliklere alınmıyor.
Zaman Gazetesi Washington Temsilcisi Ali H. Aslan’a Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt onuruna ABD’nin başkenti Washington’da Türk Büyükelçiliği’nde verilen resepsiyona gazeteci kilmliği ile alımazken, "vatandaş Ali" olarak davete katılması için davet ediliyor. Kendisi olayı şöyle aktarıyor:
| Alıntı: |
| ev sahibi Büyükelçi Nabi Şensoy olduğu için, ben davet edildim. Yalnız büyükelçilik yetkilileri, gazeteci değil, vatandaş sıfatıyla resepsiyona gelmemi rica ettiler. Eminim ki birçok askerî ve sivil yetkilimizin de yüreğini sızlatan, Türk misafirperverliğiyle, millî önderimiz Atatürk’ün çağdaş uygarlık düzeyi hedefiyle örtüşmeyen bu tür incitici uygulamaları ‘demokratik, laik, sosyal hukuk devleti’ olan Türkiye’ye yakıştıramıyor olsam da, hem büyükelçimize hem de Paşa’mıza şahsi saygım gereği ‘vatandaş Ali’ olarak davete icabeti tercih ettim.’ |
Sn Büyükanıtın sadece son ABD gezide değil, askerin birçok organizasyonunda bulunamıyor, bir kısım medya. Akreditasyon meselesi, Türk basını için ciddi bir problem bence.Uygulamanın hangi kıstaslara göre belirlendiğinin belli olmaması, tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Hrant Dink cinayetinde katil zanlısı Ogün Samast’ın Türk bayrağı önünde çekilmiş kamera görüntülerini yayınlayan ve “görüntüler jandarma karakolunda çekildi” iddiasını dile getiren TGRT’nin akreditasyonunun, Genelkurmay tarafından hemen iptal edilmesi yaşanan son olaylardan biri. Bu da gösteriyor ki, Türkiye’deki basının özellikle askerî kurumlar nezdindeki akreditasyonunda, ideolojik yaklaşımlar kadar, yayınlanan haberler de son derece etkili.
Bugün Genelkurmay akreditasyonu bulunmayan gazetelerin toplam tirajı 1 milyonu aşmış durumda. Bu da toplam tirajların beşte biri anlamına geliyor. Bu durumun, gazetelerin okurlarının da akredite olmadığı anlamına geldiği düşünülürse, aileleriyle birlikte en az 4-5 milyon sakıncalı gazete okuru sonucuna ulaşmak mümkün. Bir gazetenin ulaşabildiği insan sayısıyla çarpınca bu rakam geometrik olarak katlanıyor. Bunlara cumhurbaşkanlığı akreditasyonunda olmayan ve sayıları 12 milyonu bulan başörtülüler, imam hatipliler ve onların aileleri de eklendiğinde nüfusun yarısından çoğu ‘sakıncalı’ hale gelmiş oluyor. (Cumhurbaşkanımız Sn Sezer de bilindiği gibi kamusal alan da "akreditasyon" uyguluyor)
Tartışmanın muhataplarından biri de Başbakan Sn Erdoğan’ın uçağına aldığı gazeteciler oluyor. Özellikle bazı gazete ve gazetecilere daha imtiyazlı davranıldığı biliniyor. Örneğin Milliyet gazetesi yazarı Fikret Bila "yasaklı" .
Ben bu durumu çok doğru bulmuyorum. Her ne olursa olsun, farklı düşünen gazetecilere ve yayın kuruluşlarına yer verilmeli. Sonuçta belli bir kitle tarafından okunuyorlar ve bu anlamda temsil ediliyorlar.
|
 |
Alper Minaz
16 yıl önce - Prş 08 Mar 2007, 23:46
Genelkurmay: Adli soruşturma başlatıldı
Genelkurmay Başkanlığı, "basın yayın organları hakkında değerlendirme raporu hazırlandığı" şeklindeki haberlerin ardından, konuyla ilgili adli soruşturma başlatıldığını bildirdi.
Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yer alan açıklamada, "8 Mart 2007 günü Genelkurmay Başkanlığının basın yayın organları hakkında değerlendirme
raporu hazırladığı şeklindeki haberlere medyada yer verilmiştir. Konu ile ilgili adli soruşturma başlatılmıştır" denildi.
|
 |
ziya güney
16 yıl önce - Cum 09 Mar 2007, 17:24
Genel Kurmay Başkanlığının ülkemizdeki medya ile ilgili olarak rapor düzenlendiği yolundaki haberlerin doğru olduğunu düşünmüyorum.
Haberde raporun 2006 yılı başı ile 2006 yılı Eylül arasındaki dönemi kapsadığı belirtiliyor. Bilindiği gibi bu dönemin Genel Kurmay Başkanı E. org. Hulusi Özkök idi.
Birkaç gün öncesinde ise aynı medya organlarında E. Org. Hulusi Özkök'ün İzmir'den Ankara'ya gideceği ve adının Cumhurbaşkanlığı adayları arsında geçtiği yazılıyordu.
Bu iki haberi yanyana getirdiğimiz taktirde aynen Org. Yaşar Büyükanıt'ın Genel Kurmay Başkanı olmaması için yazılan, çizilenleri, şemdinli iddianamelerini hatırlayalım.
Bizce bu türden haberler Cumhurbaşkanlığı konusunda yapılan spekülasyonların, yazılan hayali senaryoların bir devamından ibarettir.
Esasen Genel Kurmay tarafından başlatılan soruşturma neticesinde olayın en kısa sürede aydınlanıp gerçeğin ortaya çıkarılacağına inanıyoruz..
|
 |
osmancık
16 yıl önce - Cum 09 Mar 2007, 18:03
doğru olduğuna inanmak istemiyorum.
|
 |
Armağan Örki
16 yıl önce - Cum 09 Mar 2007, 18:26
Açıkçası ben bu haberin topluma bilerek sızdırıldığı görüşündeyim; çünkü bir süredir toplum olarak ve özellikle de bir önceki Genelkurmay Başkanı döneminde, sürekli ordunun pasifliğinden ve bir şeyler yapması gerektiğinden yakınılıyordu.
Bu haber ile birlikte anladık ki ordumuz boş durmuyor ve dostunu düşmanını belirleme gayreti içerisinde.
Eğer ordu bu haberi direkt kamuoyuna sunsa idi, o zaman haberin pembe bir şey olduğu görüşü egemen olacak ve orduya güven çok az artacak ve hatta belli kesimlerde nefret katsayısı artacaktı.
Şöyle ki bu haber sanki sızdırılmış bir şey gibi gösterildi. Hâlbuki en az iki kişinin bildiği bir şey sır olamaz uzun süre ve mutluyum ki ordu bu stratejiyi uygulamış olabilir. Şimdi herkes ordunun olayların daha bilincinde olup çalıştığı görüşünde. Ordumuza inanıyor ve güveniyoruz.
|
 |
Atilla DÜNDAR
16 yıl önce - Cum 09 Mar 2007, 18:31
Medyada Akreditasyon uygulanması ve basında yer verilen rapor içerisinde gazeteleri ve köşe yazarlarını TSK yanlısı, olumlu düşüncelere sahip ve TSK ve askeri müdahalelere karşı düşüncelere sahip diyerek 2 gruba ayırmak, Demokratik, Laik ve Hukuk Devleti anlayışı ile ne kadar bağdaşmaktadır? sorusunu da beraberinde getirmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu olayla ilgili gerekli soruşturmalardan sonra, kendi görev ve sorumlulukları doğrultusunda kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapması ve önümüzdeki kritik Türkiye gündeminin bu konuyla bir takım gruplaşmalara, asker-siyaset-medya üçgeninde ülkeyi bir iç krize dönüştürmemesi tek dileğimizdir.
Ülke olarak birlik ve beraberlik içerisinde hem iç hem de dış olumsuzluklara karşı daha güçlü olmamız gereken böylesi bir dönemde, siyasetin ve ülke güvenliğinin ortak karar ve görüşlerle daha sağlıklı yürütülebileceği gerçeğinden sapmamak gerekir. Siyaseti bölmek, askeri bölmek, medyayı bölmek sonucunda hep halkı da beraberinde bölmek anlamına gelir ki, bu ülkemiz için geleceğe yönelik en büyük tehlike olur.
|
 |
Armağan Örki
16 yıl önce - Cum 09 Mar 2007, 18:52
| Alıntı: |
| TSK ve askeri müdahalelere karşı düşüncelere sahip diyerek 2 gruba ayırmak, Demokratik, Laik ve Hukuk Devleti anlayışı ile ne kadar bağdaşmaktadır? |
Sevgili Atilla Abi, bence siyasetle bağlantısı olmayan/olmaması gereken ordu, devletin geleceği için bir takım toplumsal konulara eğilmek zorundadır. Standart ve değişmez normların sürekli kâğıt üzerinde korunup zaman zaman ihlali vatanın yararına olacaktır.
Şöyle ki, a) Toplumun orduya olan güveninin arttığı görüşündeyim.
b) Ordunun, toplumsal kararlarda en büyük öneme sahip olan unsurlardan biri olan kitle iletişim araçlarını mercek altına alması, devletin hukuksal, lâik, demokratik yapısını güvence altına almak için güzel bir çalışmadır.
c) Aydın unvanı ile kulak verip dinlediğimiz kimselerin bu oalydan sonra daha dikkatli olacağı kuşkusuzdur...
Not: Şu günden sonra kitle iletişim araçlarında daha dikkatli ve ulusalcı yayın yapılacağı kesin gibi...
|
 |
Figen
16 yıl önce - Cum 09 Mar 2007, 19:01
| Alıntı: |
| Ordunun, toplumsal kararlarda en büyük öneme sahip olan unsurlardan biri olan kitle iletişim araçlarını mercek altına alması, devletin hukuksal, lâik, demokratik yapısını güvence altına almak için güzel bir çalışmadır. |
Bu ordumuzun mu görevi? Bizler elbette ordumuzu severiz, ve de ülkemizin coğrafi yapısı nedeniyle de birçok ülkeden daha çok ihtiyaç duyarız ordumuza, böylece de daha çok sahip çıkarız. Fakat TSK ülkenin bir kurumudur. Görev ve sorumlulkları bellidir. Devlet yöneticilerinin "emri" altındadır. Ne var ki sürekli cumhuriyetin ve laik düzenin koruyucusu olarak görülmekte ya da gösterilmektedir. Halbuki bu görev sivil halka, yani bizlere aittir. Asker ülke güvenliğinden sorumlu kurumlardan biridir. Eğer askerimize yukarıda bahsedilen denetleme "yükü" verilirse, demokratik , sivil bir toplumdan ne kadar bahsedebiliriz?
|
 |
Atilla DÜNDAR
16 yıl önce - Cum 09 Mar 2007, 19:09
| Alıntı: |
Sevgili Atilla Abi, bence siyasetle bağlantısı olmayan/olmaması gereken ordu, devletin geleceği için bir takım toplumsal konulara eğilmek zorundadır. Standart ve değişmez normların sürekli kâğıt üzerinde korunup zaman zaman ihlali vatanın yararına olacaktır.
Şöyle ki, a) Toplumun orduya olan güveninin arttığı görüşündeyim.
b) Ordunun, toplumsal kararlarda en büyük öneme sahip olan unsurlardan biri olan kitle iletişim araçlarını mercek altına alması, devletin hukuksal, lâik, demokratik yapısını güvence altına almak için güzel bir çalışmadır.
c) Aydın unvanı ile kulak verip dinlediğimiz kimselerin bu oalydan sonra daha dikkatli olacağı kuşkusuzdur...
Not: Şu günden sonra kitle iletişim araçlarında daha dikkatli ve ulusalcı yayın yapılacağı kesin gibi... |
Türk Silahlı Kuvvetleri elbetteki bu ülkenin değişmez güvenlik teminatıdır. Basın kuruluşlarının ve bu kuruluşların mensupları olan gazete yazarlarının denetlenmesi diye bir kavramı da Ordu'ya maledersek, o zaman devlet tanımımıza da bir anlamda ters düşeriz. Yazılı basının denetlenme işi ve hukuksal bağlamda gerekli yaptırımları uygulama işi Cumhuriyet Savcılıklarımızla yürütülmektedir -ki, işte bu noktada TSK'nın yaptırıma yönelmesi ya da görüş beyan etmesi Hukuk Devleti tanımlamasına ters düşecektir.
Türk Halkının TSK'ya olan güveni tamdır ve giderek de artmaktadır. Bu gürüşe aynen katılıyorum. Ve ilave etmek istiyorum -ki, güvenilebilecek ve güçlü bir orduya sahip siyasi iktidarlar, bu güveni benimsemiş bir toplumla birlikte her türlü zorluğa karşı gelebilecek güce de sahiptirler. Bir önceki mesajımda da anlatmak istediğim bundan sonrası için asker-siyaset-medya üçgenini karşı karşıya getirmek suretiyle bir krize sürüklenmemenin temennisidir.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|