1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
fyilmaz
16 yıl önce - Sal 13 Şub 2007, 19:17
Nasreddin Hoca - [KÜLTÜR]
Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu köyünde 1208 yılında dünyaya gelmiştir. Bu köy Hoca’nın doğduğu günlerde, Anadolu Selçukluları ile Bizans arasında sınır bölgesiydi.
Okumayı yazmayı din bilgisini ve Arapça’yı babasından öğrenmiştir. Sivrihisar Medresesinde ilim tahsilini tamamlamıştır. Hortu köyü imamı olan babası ölünce, onun yerine imam olmuştur. Sonra Akşehir’e yerleşmiştir. O senelerin ünlü alimlerinden olan Seyyid Mahmud Hayrani ile Seyyid Hacı İbrahim Sultan’dan ders görmüştür. Akşehir’de müderrislik ve kadılık yaptığı söylenir.
Çok sayıda fıkraları ve nükteleri ile ün salan Nasreddin Hocayı çirkinlik, kabalık ve açık saçıklıkla beraber düşünemeyiz. Sözleri kimseye batmaz. Her aşırı söz ve davranışa karşı, Hoca’nın söz ve davranışları da usulüne göredir. Yaşama savaşında, sırtını akla, uyanık zekaya ve hazır cevaplılığa dayamıştır. Onda herkesin iyi veya kötü, aşırı veya az gelişmiş yönlerini seçip izleyebiliriz.
İnsanlığın onun yaşantısına gülmesini de şu rivayete dayandırırlar:
Nasreddin Hoca, tasavvuf şairi Nesimi ve ünlü Hallacı Mansur’la arkadaşmış. Üçü de evliyadan bir müderrisin Konya medresesinde şakirdi imişler. Bu müderrisin bir koyunu varmış. Müderris her gün onu keser, yüzer, pişirir, üç şakirdi ile birlikte bir güzel yer, sonra kemiklerini bir yere toplar ve postunu üzerine örterek dua edermiş, koyun da dirilirmiş.
Bir gün müderrisin yokluğunu fırsat bilen bu üç kafadar hocalarının yaptığını yapmaya karar vermişler. Hocaları yapar da bunlar yapamaz mı? O kadar keramet kendilerinde de var. Mansur kesmiş, Nesimi yüzmüş. Nasreddin de karşılarına geçerek, “Yaparsınız, yapamazsınız.”diye gülüp durmuş. Nesimi ile Mansur, koyunu dua ile diriltmişler ama, aceleden ayak kemiklerinden birini bir kedinin aşırdığını görmemişler.
Canlanan koyun bu yüzden topal kalmış. İşi anlayan ve canı sıkılan müderris: “Dilerim Allah’tan” diyerek Mansur’un kesilerek, Nesimi’nin derisi yüzülerek ölmeleri, bu işe katılmamakla beraber engel de olmayan Nasreddin’e de, dünyanın sonuna kadar insanların, insanlığın gülmesi için beddua etmiş.
Fıkraları dilden dile, nesilden nesle dolaşan Nasreddin Hoca 1284 yılında Akşehir’de vefat etmiştir.
|
 |
Armağan Örki
16 yıl önce - Sal 13 Şub 2007, 19:34
Türbesi de ayrı bir espridir.
Önünde, dünyanın ortası yer alır ve türbeye, onun üzerine çıkıp bakmak yeğlenmektedir.
Ayrıca türbeyi muhafaza eden demirler arasından içeri rahatlıkla girilebilir; ama iş Nasreddin Hoca'nın türbesini korumak olduğundan, kapısında da kale kapılarında olan büyük demir bir kilit vardır bir diğer nükte olarak.
Diğer yandan, Nasreddin Hoca'ya uydurulan kimi fıkralar, ne yazık ki onun düşündürücü özelliğini çürütmektedir.
Ör:/ Nasrettin Hoca, Ay'a ilk ayak basan astronotlar için düzenlenen geceya katılmış. Böbürlenen astronotları görünce de, "Ben o gece Ay'ı kuyudan çıkartmasaydım, siz böyle ....... böbürlenirdiniz." demiş.
Nasreddin Hoca, düşündürücü ve güldürücü özelliği ile Anadolu'da ve çevre coğrafyalarda tanınan büyük bir insan, Akşehir'in simgesi olan bu önemli kişiyi gene başkaları sahiplenmeden koruma yolları arasak iyi olur...
|
 |
ünalbey34
16 yıl önce - Sal 13 Şub 2007, 20:31
(+)
(+)
Not:Resimler alıntıdır.Sadece Nasrettin Hocayı resimlerle tanıyabilmek için koydum
İşte Nasrettin Hocadan birkaç tane fıkra.Birazcıkta gülelim.Allah rahmet eylesin.Komik insanmış...
AĞAÇ YÜRÜMEZSE
Nasreddin Hoca'ya yapılan sataşmalar tükenip bitmez. Akşehirliler bir gün Hoca'ya takılır ve sorarlar: - "Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?" Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar: - "Her halde öyle olmalı." - "Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize de görelim!" Hoca: - "Pekala şimdi size bir numara yapalım" der.. Karşısında durmakta olan çınar ağacına; - "Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!" der. Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır. Akşehirliler: - "Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!" diye gülünce Hoca: - "Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür", der.
SECDEYE KAPANIRSA
Bir gün Hoca, yol üstü bir hana inmiş. Han Nuh Nebi'den kalma bir yer.. Her tarafı delik deşik; adeta çökmeye ramak kalmış. Hoca'nın yüreğine bir korkudur düşmüş ama, ne desin? Nihayet bir söz arasında: - "Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor, beşik mübarek!" diyecek olmuş ama, hancı baba hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak: - "Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakka tesbih çekiyor!" demiş. Hoca'nın közü küllenir mi? Gözlerini hancının gözüne dikerek: - "Peki ama", demiş; "ya bu tavan boyle tesbih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak?"
BİZEDE UĞRADI
Nasreddin Hoca'ya dert yanıyorlar: - "Yahu Hoca senin karın çok geziyor." Hoca: - "Olur mu canım? O kadar gezse arada bir bizim eve de uğrardı."
HZ. İSA
Nasreddin Hoca, bir köyde vaaz veriyormuş. Laf arasında Hazreti Isa'nin göğün dördüncü katında olduğunu söylemiş. Vaazdan sonra, bir kadın Hoca'ya yanaşmış: - "Hazreti Isa, orada ne yer, ne içer?", demiş. Hoca'nın tepesi atmış: - "Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip, içtiğimi sormazsın da, Allah'ın peygamberini sorarsın!"
SANANE
Bir gün Nasreddin Hoca eve doğru yürüyormuş, bir arkadaşı arkadan seslenmiş "aman hoca gördün mü biraz önce geçen helva kazanı ağzına kadar doluydu". Hoca istifini bozmadan "bana ne" demiş. Arkadaşı, "ama hoca helva kazanı sizin eve gidiyordu, buna ne dersin?" demiş; hoca yine istifini bozmadan "o zaman sana ne?" demiş.
[ Tuğralı resimler silindi.Lütfen tuğralı resim yüklemeyelim- Gözde - Sal 13 Şub 2007, 22:02 ]
|
 |
İhya Vural
16 yıl önce - Çrş 14 Şub 2007, 15:01
NASREDDİN HOCA hk.
NASREDDİN HOCA.
Nasıl olduysa Hoca eşeğinden düşer.Mahallenin çocukları etrafına toplanıp,kıkır-kıkır gülüşüp alay etmeye başlarlar.
Hoca:
''Aman çocuklar,bu kadar gülecek ne var?,ben zaten inecektim''.Der.
Nasreddin Hoca,
İnsanlara doğru yolu gösteren,iyilikleri bildiren,kötülüklerden sakındıran bir veli idi.Cemiyetteki bozuklukları,mizahla karışık,insanların anlayacağı dil ve üslub ile kısa,manidar latifeler halinde anlatan kişidir.
Nasreddin Hoca,fert ve toplumu her yönü ile çok iyi tanımış,cemiyetteki aksaklıkları nüktelerle dile getirerek,onları düşünmeye ve doğruya sevketmiştir.
Nasreddin Hoca'nın bir fıkrasını daha anlatarak yazımı sonlandırmak istiyorum:
Nasreddin Hoca,bir gün pazar da 10 akçeye aldığı 10 odunu,9 akçeye satıyormuş.Etraftan sormuşlar:
''Hocam bu ne iştir,hiç böyle ticaret olurmu?.''
Hoca gayet sakin cevaplamış:
''Olsun önemli olan işi nasıl yaptığın değil,insanların seni iş yaparken görmesidir.''
İhya VURAL.
|
 |
ünalbey34
16 yıl önce - Çrş 14 Şub 2007, 20:55
| Alıntı: |
Nasreddin Hoca (1208 - 1284)
Türk halk bilgesi. Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur.
Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü. Babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi. İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır.
Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.
Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir.
Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur.
Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar genellikle halk arasında geçer. Hoca, soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur.
Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak kendini toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez. Onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar.
Bu konuda başka bir çelişki sergilenir. Gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.
Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.
Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın, Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir. |
| Alıntı: |
Bizim Tekir Nerede?
Hoca’nın canı bir gün etlice bir yahni ister...
Kasaba gidip bir okka et alır, eve gönderir.
Hoca’nın karısı yahniyi pişirirken komşuları çıkagelir. Gözü gönlü tok, eli açık olan kadıncağız komşularına yahni ikram eder. Komşular, yemeğin tamamını yiyip bitirir ve dönerler evlerine.
Bütün gün yahni özlemiyle akşamı zor eden Hoca evine döner. İştahla oturur sofraya. Biraz sonra karısı önüne bir tabak bulgur aşıyla bir kaşık koymaz mı? Hoca hiddetlenerek sorar ne olup bittiğini.
“Efendi,” der karısı, “Eti bizim Tekir yedi.”
Bu sözü duyan Hoca sinirlenerek eline bir sopa alır ve Tekir kediyi aramaya koyulur. Bir süre sonra Tekir görünür, bir deri bir kemik... Yürüyecek gücü yok, iskelet gibi...
Hoca şaşkın: “Hatun, yahnilik eti şu bizim Tekir mi yedi?” diye sorar. Karısı da “Evet Efendim, o hınzır yedi.” diye cevap verir.
Bunun üzerine Hoca alır eline el terazisini ve tartar Tekir kediyi... Tam bir okka çeker Tekir. Bunun üzerine karısına şöyle çıkışır
Hoca: “Hatun! Şu gördüğün bizim Tekir tam bir okka geldi. Öyleyse, yahnilik et nerede? Şayet et bu ise bizim Tekir nerede?” |
http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=567
Rahmetli ölse bile bizi hala güldürebiliyor.Okuduğum hiçbir fıkra onun fıkraları kadar kaliteli olmamıştı.Ancak günümüzde nasreddin hoca fıkraları kafadan uydurularak suistimal ediliyor ve nasrettin hocayla dalga geçiliyor...
|
 |
Atilla DÜNDAR
16 yıl önce - Çrş 14 Şub 2007, 22:10
Nasreddin Hoca'yı, felsefesini, dünya görüşünü ve yaratıcı dehasını anlatmak, onun yaptığı her işte ve söylediği her bir anlamlı sözde aslında çok güzel mesajlar verdiğini bilmek gerekir. Türbesi üzerindeki yazıda "Yazı bâkî, ömür fânî, kul âsî, Rab affedicidir." sözleri yer almaktadır. Nasreddin Hoca'nın sosyal hayatla ilgili fıkraları zengin bir konu çeşitliliği göstermekte, toplum hayatının hemen hemen bütün alanlarını kapsamaktadır. Bunların çoğunda mizahıyla, güler yüzüyle ders veren bir halk eğitimcisinin olumlu davranışını görürüz.
Nasreddin Hoca bir çok fıkrasında halkımızın meselelerini pratik bir şekilde hâllederek hadiseler karşısındaki tavrı ve eleştiri becerisi, kullandığı dili ile Anadolu insanının duygularına tercüman olmuştur.
Hoca'nın temsil ettiği sıradan bir kurnazlık değil, o pratik zekânın arkasında doğruyu, iyiyi, güzeli, sabır ve dürüstlüğü telkin eden bir akıl yürütme sistemidir adeta. Nasreddin Hoca'nın fıkralarını okurken, fıkraların arka planındaki ana temayı anlamaya çalışmamız gerekir.
|
 |
asıya
16 yıl önce - Prş 15 Şub 2007, 00:31
Nasreddin Hoca kıvrakbir zekaya sahip,kuvvetli bir mizah gücü olan,hazır cevap;her durumda ve şartta güldürebilen,güldürürken düşündüren bir insandır.Bu özellikleri ile Hoca halk filozofu olarak karşımızda durur.
Hoca ev yaptırırken ustaya, döşeme tahtalarını tavana, tavan tahtalarını döşemeye çakmasını
söylemiş.
Usta nedenini sorunca:
-"Yakında evleneceğim.İnsan evlenirse evin altı üstüne gelir,derler.İki masraf etmeyeyim." demiş.
Gülmemek elde değil.
Birisi Akşehir Gölü'nde yıkanmak istemiş. Orada bulunan Hoca'ya:
- "Yıkanırken ne yana döneyim? diye sormuş.
Hoca:
-"Elbisenin olduğu yana dön." demiş
|
 |
ultrhasan42
16 yıl önce - Prş 15 Şub 2007, 01:23
Farklı zamanlarda yaşanmış bazı ince halkın özünü yansıtan olaylar da,Nasreddin hocanın kıvrak zekası ve nükteli tarzı nedeniyle ona uyarlanır buna bir örnek fıkra da Nasreddin hocayı Timurlenk zamanında yaşamış gibi anlatır;
Birgün zalim timur *ava çıkacaktır. yanına saraydan birkaç adamla birlikte Nasreddin hocayıda alır.Sarayın en huysuz atı da Nasreddin hocaya verilir.Av esnasında birden yağmur bastırır ve timur dahil diğer herkes atını teper ve hızla saraya gider fakat Nasreddin hocanın atı ne yaptıysa bir türlü koşmaz hoca efendide hemen elbiselerini çıkartıp altına lır ve saraya gelir onu kupkuru gören timur da hocaya;
-nasıl olurda o huysuz koşmaz atla gelmene rağmen böyle kupkuru kaldın der.
Hoca da ona atın kerametli olduğunu üzerlerinde bir bulutla geldiğini söyler.sonra timur tekrar ava çıkar ve bu sefer kerametli atı hazırlatır ve tekrar ava çıkılır av esnasında ğyine yağmur bastırır bu sefer hoca dahil herkes atını teper saraya kaçar.timur saraya sırılsıklam gelip hocaya sorar;
-hani bu atın neresinde keramet hoca efendi! der.hoca da ona;
-sen de elbiselerini dürüp altına koysaydın o zaman keramet gösterirdi,der
*görüldüğü gibi Nasreddin hoca timur devrinde yaşamamasına rağmen bölge halkı o devirde timurdan zulüm gördüğü için bu olayı Nasreddin hocaya yakıştırır dolasıyla Nasreddin hocanın fıkraları halkı yansıtır halkı yaşatır o yüzden yğüzyıllarca ağızdan ağıza yayılmıştır.
|
 |
metin canbalaban
16 yıl önce - Sal 20 Şub 2007, 11:17
(+)
Nasredin Hoca'nın 'Parayı veren düdüğü çalar' diye bilinen fıkrasını konu alan minyatürü.
Ömer Karuk Atabek'in Türk İslam Süsleme Sanatları adlı kitabından.
Parayı veren düdüğü çalar
Bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını almışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış.
Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:
- Peki, olur...
Çocuklardan yalnız biri, elinde para olduğu halde, Hoca'ya şunları söylemiş:
- Şu parayla bana bir düdük getirir misin ?
Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen
Hoca'nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.
Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış.
Ötekileri bağırmaya başlamışlar:
- Ya bizim düdükler nerede ?
Hoca'nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:
- Parayı veren düdüğü çalar.
|
 |
...Mert...
16 yıl önce - Cmt 12 May 2007, 11:12
| Alıntı: |
FIKRALARA YAKLAŞIM
Hoca fıkralarını doğru anlamak ve benzerlerinden ayırmak için uzmanların ortaya koydukları kimi ölçüler vardır. Bu doğrultuda Şükrü Kurgan’ın ölçülerine bir göz atmakta fayda vardır: Ona göre; bir fıkranın Hoca’ya ait olduğunun göstergeleri şunlardır:
a)Bir fıkrada sarhoşluk ya da içki varsa, o fıkra Hoca’ya ait olamaz. Çünkü Hoca, içkiyi günah sayan Müslüman Türklerin gülmece tipidir.
b)Bir fıkrada ahmaklık, budalalık varsa ve bir sıkıntıdan kurtulmak için aptallık taslamak, zekâyı gizlemek değilse, bu fıkra Hoca’nın değildir.
c-)Hoca’yı mal-mülk, köle-cariye sahibi gösteren, onun misafirlerine altın tabaklarla yemek ikram ettiğini anlatan fıkralar O’na ait değildir. Çünkü Hoca, ömür boyu yoksulluk çekmiştir.
d-)Bir fıkrada çapkınlık, iffetsizlik, kadın ihaneti varsa, bu anlatılan Nasreddin Hoca’nın değildir.
e-)Bir fıkrada Nasreddin Hoca, hasis gösteriliyorsa, o anlatılan gerçek değildir; zira Hoca, fıkralarında hasisliği yerer.
f-)Bir fıkrada Nasreddin Hoca, maddi kuvvetle güçlü bir insan, çevik bir delikanlı canlılığında gösteriliyorsa, bu fıkra Hoca’nın olamaz. Nasreddin Hoca, güçlükleri Dede Korkut gibi akılla çözer.
g-)Bir fıkrada, dalkavukluk, iki yüzlülük, çıkarcılık varsa; Nasreddin Hoca, bir paşa veya büyük bir adamın emrinde gösteriliyorsa bu anlatılan O’na ait olamaz.
h-)Bir fıkrada, Hoca, dik başlı, dilediğini zorla yaptırabilen bir kişilik gösteriliyorsa bu anlatılan O’na ait değildir.
ı)Bir fıkrada Hoca, nesnel kuvvetle güçlü bir insan, genç, çevik bir delikanlı gibi gösteriliyorsa Hoca’nın olamaz. Çünkü o sorunları kaba kuvvetle değil akılla çözümler.
i-)Bir fıkrada, tasavvuf, ezel, ebed meseleleri anlatılıyorsa bu anlatma Hoca’nın olamaz. (Çünkü bunlar, ulu orta konuşulacak konular değildir.)
j-)Son olarak, bir anlatma uzunsa, anlatılması dakikalar sürüyorsa, bu fıkra da Nasreddin Hoca’ya ait olamaz.[1]
Bir başka uzmanın görüşlerine göre de Nasrettin Hoca’nın fıkralarında bulunması gereken özellikler şunlardır:
“İncelik, vurgulayıcılık, edebe uygunluk, çıkarcılıktan uzaklık, dobra dobralık, aşağısamazlık, hoşgörülük, insanlara karşı sevecen ve yumuşaklık, iyimserlik, kendine güven duygusu taşıma, ilkellik ve bencilliği yerme, kötü niyet ve düşünceleri gülünçleştirerek sergileme, barışçıl ilişkiler kurma, teklerin ve toplumun aksaklıklarına ışık tutma, gösteriş ve sahteliği eleştirme, yaşarlılık, öğreticilik, yanında boş inançları hırpalama, tembellik ve hazır yiyiciliği kötüleyip çalışmayı kutsama, bürokratik davranışlarla alay, kendi nefsini eğitme, iffete saygı, biçeme değil öze dönük değerlere yönelme, iffete saygı, sağlam bir sağduyu ve mantık
www.hocanasreddin.net
|
Değerli üyelerimiz günümüzde internet sitelerinde ve fıkra kitaplarında dolaşan birçok uyduruk fıkra var ve bunlar halkı yanıltmaya ve Nasrettin Hocayı yanlış tanımamıza neden olabilmektedir.Ben de bu nedenle sizleri Nasretttin Hocayı yanlış tanımamız için bu yazıyı yayınlamakta yararlı buldum.Umarım sizlere fayda sağlayabilmişimdir.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|