İSTİB Başkanı Kopuz, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre Türkiye'nin 80 tarımsal üründe dünyanın en büyük 10, 51 üründe ise ilk 5 üreticiden olunduğunu belirterek, "Tarımsal ihracatımızdaki artış da sürüyor." dedi.
Alıntı:
İstanbul Ticaret Borsasından (İSTİB) yapılan açıklamaya göre, Borsa'nın mayıs ayı Meclis toplantısında konuşan İSTİB Başkanı Ali Kopuz, dünya gıda pazarının küreselleşme eğiliminin sürdüğünü, dünya tarihinde gıda pazarının hiç bugünkü kadar küreselleşmediğini ifade etti.
Endüstriyel üretim ve lojistik sayesinde büyüyen küresel gıda pazarının salgın, iklim değişikliği, bölgesel savaşlarla darbe alsa da gelişmesini sürdürdüğünün altını çizen Kopuz, son yıllarda yaşanan sorunların küresel bir gıda krizi riskini artırdığına dikkati çekti.
Kopuz, bu riskin ülkelerin gıdada kendi kendilerine yetme kaygı ve talebini doğurduğunu, bunun da güçlü bir gıda stoku eğilimini başlattığını, Çin'in tahıl stoklarının dikkat çekici boyutlara ulaştığını, bugün 282 milyon ton olan toplam dünya buğday stokunun yarısının sadece Çin'in stoklarında bulunduğunu aktardı.
Bu eğilimin, gıda krizini derinleştirme ihtimali olduğuna dair uyarılar olduğunu belirten Ali Kopuz, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bazı uzmanlara göre gıda stoku ve dış ticareti azaltacak önlemler, krizi derinleştirebilir. Uzmanlar bu krizin aşılmasında, üretimin artırılması doğrultusunda alınacak tedbirlerin, daha etkili olacağı uyarısında bulunuyor.
Örneğin Dünya Bankası tarafından yayınlanan 'Gıda Krizini Engellemenin Dört Yolu' başlıklı makalede, gıda ticaretinin engellenmemesi, yoksul kesimlere yardım, tarım desteklerinin artırılması ve kalıcı gıda güvenliği için gıda sisteminin dönüştürülmesi gerektiği belirtiliyor. Hükümetimiz bu konuda doğru adımları atıyor.
Ülke ihtiyaçlarını tehdit eden bir durum olmadıkça, gıdada dış ticaret kısıtlamalarına gidilmiyor.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı, hem yoksul kesimlere hem de tarıma yönelik tedbirler artarak sürüyor. Öte yandan, yıllardır tarım ve gıda sistemimizin geliştirilmesi çalışmaları da aralıksız yürütülüyor.
Ancak hem pandemi hem de savaşlar dolayısıyla artan gıda fiyatları, satın alma gücünün de düşmesiyle önemli bir sorun olarak gündemimizdeki yerini koruyor. Bu sorunun kısa vadeli tedbirlerle çözülmesi de mümkün görünmüyor. Her zaman söylediğimiz gibi, en az savunma kadar stratejik bir sektör olan tarım ve gıdanın gelişmesi için ileri teknoloji kullanımıyla verimliliği ve üretim miktarını artırmamız gerekiyor. Bunun yanında ürünlerimizin, özellikle dış piyasalara katma değerli bir biçimde ulaşmasını sağlamak için de çabalarımızı geliştirmeliyiz."
"Katma değerli ürün desteklenmeli"
Türkiye'nin önemli bir tarım ülkesi olduğunu belirten Kopuz, "FAO verilerine göre 80 tarımsal üründe dünyanın en büyük 10 üreticisinden biriyiz. 51 üründe ise ilk 5 üreticiden biriyiz. Tarımsal ihracatımızdaki artış da sürüyor. Ancak katma değerli ürün konusunda kendimizi geliştirmeliyiz." ifadelerini kullandı.
Kopuz, fındık, incir, kayısı, kiraz üretiminde dünyada ilk sıradayken, bal, nohut, karpuz gibi birçok üründe de dünya ikincisi olunduğunu aktardı.
Elma, domates, koyun peynirinde üçüncü sırada, mercimek, ceviz ve ayçiçek yağında dördüncü, zeytinyağında ise beşinci sırada yer alındığını bildiren Kopuz, 2021 yılı tarımsal ihracatın 25 milyar dolar olduğunu, bu senenin ilk iki ayındaysa 4,5 milyar doların aşıldığını hatırlattı.
Ali Kopuz, şunları kaydetti:
"Ancak, dünyanın en önemli tarım ülkelerinden biri olmamıza rağmen, bu ürünleri katma değerli bir biçimde ihraç edemediğimiz için, yeteri kadar kazanç elde edemiyoruz. Tarımsal üretimimizi artırmanın yanında, katma değerli bir biçimde sunumu için de radikal adımlar atmamız gerekiyor. Çok sık gündeme geldiği için fındık örneğini ele alalım. Dünya fındık üretiminde 660 bin ton ile açık ara birinciyiz, dünyadaki fındığın üçte ikisini biz üretiyoruz ama verimliliğimiz çok düşük. Eğer fındık tarımında verimliliği artırırsak, gelirimizi en az ikiye katlayabiliriz. Öte yandan fındığın hammadde olarak ihracı yerine, işleyip katma değerli olarak ihracına başlayabilirsek, milli gelirimizi çok daha fazla artırabiliriz. Bu nedenle, tarımsal desteklerin yanında katma değerli ürünleri artıracak bir destek sistemine de ihtiyacımız var. Odağına katma değerli üretimi alarak yapılacak her türlü çalışmanın müspet sonuçlarını göreceğimize inanıyorum."(AA)
Klasik usulle tarım yapıldığı sürece ve hele ki klasik usulle tarım yapıpta devletten teşvik alıp o parayı kahve köşelerinde yiyen köylülerimiz olduğu sürece bi cacık olmaz tarımda, kimse ümitlenmesin...
Klasik usulle tarım yapıldığı sürece ve hele ki klasik usulle tarım yapıpta devletten teşvik alıp o parayı kahve köşelerinde yiyen köylülerimiz olduğu sürece bi cacık olmaz tarımda, kimse ümitlenmesin...
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.
31.12.2021 tarihi itibariyle İl + ilçe merkezleri ve Belde + köylerde yaşayan nüfusun Belde + köy yaş sıralaması aşağıdaki tabloda görülmektedir.
Belde + köylerde yaşayan 15-59 yaş arası nüfus (kadın + erkek) 3.255.707 kişidir.
2.255.707 kişinin yarısının belde ve köylerde yaşayan kadınlar olduğunu varsayarsak, belde ve köylerde kahveye gitme POTANSİYELİ olan nüfusun 1.627.853 olduğu görülür.
1.627.853 kişiden kaç kişi klasik usulle tarım yapıpta devletten teşvik almış olabilir?
Türkiye'nin tarımdaki ümidi 1.627.853 kişi içindeki bir kaç yüz kişiye mi bağlıdır?
Türkiye'deki klasik usulle tarım yapanların sayısı ilkokul 1. sınıf öğrencileri sayabileceği kadardır.
Bunlar da zaten teşvik şartlarını karşılayamazlar.
Ciftci tarim üretecegine tesvik verilen paralarla dolar almadigini nasil bilecegiz?
Günümüzün Türkiyede ciftcilere ne kadar güvenebiliriz artik?
Yakup bu konu da hiç bilgin yok kusura bakma. Teşvikler faturasız projesiz verilmiyor. Geçen yıl teşvikle sulama borusu aldık. Başvuru için 3 ayrı firmadan fiyat teklifi aldık, para bizim hesabımıza hiç geçmedi direk işi alan firmaya yatırıldı. Sonra da ilçe tarımdan görevliler gelip boruları tarla da sistem kurulmuş şekilde kontrol edip, tek tek sayarak, markasını kontrol ederek onay verdi.
Hep yazıyorum tekrar yazayım, devlet teşvik vs. vermesin, köstek olmasın yeter.
Kendi kendine yetebilen ülke hikayesi eskidendi. Üretim arttı ama nitelik ve yeterlilik süştü. Kent köy dengesi çoktan bozuldu ve yanlış tarım politikaları bunu bitirdi. Zaten a kalite ürünler ithal ediliyor. Alt kaliteler iç pazarda dönüyor
Türkiye'de pancar kota ile ekilirdi. Her çiftçinin bir kotası vardı. Bu kotalar o kadar değerliydi ki, çiftçi pancar ekmese o yıl ki kotasını başka bir çiftçiye kiraya verse çok ciddi gelir elde eder, kiralayan çiftçi de pancar ekerek iyi para kazanırdı. Hem fabrika kazanır, hem kota sahibi kazanır, hem üretici hem de tüketici yani halk kazanırdı. Şeker ucuzdu.
Çiftçiler pancar kotalarının artırılması için siyasetticilerin kapısında yatardı. Pancar kotalarını artırmak pek çok siyasetçinin seçim vaadiydi.
Şimdi kota sıkıntısı yok, fabrikalar pancar ekin diye çiftçiye yalvarıyor. Ancak eken yok.
Bugün geldiğimiz noktada 0 gümrük ile 400 bin ton şeker ithal edeceğiz. Tabi bulabilirsek.
20 yılda tarımdan anlayan bir tane tarım bakanı gelmedi. Doktoru geldi, ilahiyatçısı geldi, iktisatçısı geldi ama ziraatci gelmedi. Mehdi Eker ziraatçi değil veterinerdi.
Pakdemirli tüm tarımsal verileri manipüle etti. Külliyeye pembe bir tablo sundu. Ortada büyük bir yangın vardı ama hayvan sayımız artıyor, tarımsal üretimimiz artıyor yalanlarına herkezi inandırdı. En güzel yaptığı şey medyada show yapmaktı.
Ama birgün gerçekler suratımıza çarpıldı. O rakamların hepsinin hikaye olduğu ortaya çıktı.
Bugün o 20 yıllık o kudretli iktidar sallanıyor.
Ve buna tarımın iyi yönetilmesi neden oluyor.
Allah devletimizin ve milletimizin yardımcısı olsun.