Verimliliği arttırmalıyız. Çiftçi yıllarca sübvansiyona alıştırıldı. Devlet eliyle rekabetsiz ortamda kotalı üretim ve şişirme fiyatlar üzerinden malesef verimsiz üretime alıştırıldı. Bu sistem çöktü. Şu anda bunun sancıları yaşanıyor.
Verimde çok gerideyiz. Mevcut tarım gelirimizi kısa sürede ikiye katlamamız mümkün. Ama çiftçilerde ve tarım sektörünün diğer kollarında zihniyet devrimi olmalı. Üretim ve verim odaklı değiliz. Destekleme gelsin, mazot ucuz olsun, oy vermeyiz muhabbeti aldı başını gidiyor.
Katılıyorum.
Eğitimli insanların, ziraat mühendisliği bilgisi ile yapılan tarıma ihtiyacımız var. Eski kafa yapısı ve mantığıyla işler sürdürülemez. Ayrıca, verimi artırmanın yolarından biri, ekim alanlarını büyütüp, maliyetleri düşürmek ile mümkündür.
Verimliliği arttırmalıyız. Çiftçi yıllarca sübvansiyona alıştırıldı. Devlet eliyle rekabetsiz ortamda kotalı üretim ve şişirme fiyatlar üzerinden malesef verimsiz üretime alıştırıldı. Bu sistem çöktü. Şu anda bunun sancıları yaşanıyor.
Verimde çok gerideyiz. Mevcut tarım gelirimizi kısa sürede ikiye katlamamız mümkün. Ama çiftçilerde ve tarım sektörünün diğer kollarında zihniyet devrimi olmalı. Üretim ve verim odaklı değiliz. Destekleme gelsin, mazot ucuz olsun, oy vermeyiz muhabbeti aldı başını gidiyor.
Günümüzde verimi arttırmak için ilk yapmanız gereken şey para harcamak. Paranız olacak ve toprağa yatırım yapıp kalitesini arttıracaksınız ki toprakta size geri versin. Türkiye'de toprak kalitesi sürekli düşüyor çünkü çiftçi para kazanıp toprağa bakamıyor. Mesela topraklarımızın organik miktarı çok düşük çünkü çiftçi hayvan gübresi kullanamıyor, gübre bulsa bile uygun şekilde kullanamıyor.
Yurtdışın da yeşil gübreleme çok yaygın. Adamlar arpa, buğday vs. ekip diz boyuna geldiğinde tarlayı sürüyor ki toprağın azot ve organik madde miktarı artsın. Bizde bunu yapacak kadar zengin çiftçi zor bulunur.
Verimi arttırmak için sulu tarım lazım, ülkede elektrik pahalı, sulama ekipmanlarının neredeyse hepsi ithalata dayalı. Bir tarlaya sondaj yapıp elektrik bağlatmak için minimum 100 bin TL lazım, dolayısı ile tarlanın bu yatırıma değecek boyutta olması lazım ama tarla boyutu Türkiye'de çok büyük sorun. Tarlaya su getirmek yetmiyor, bunun borusu var, fıskiyesi var, filtresi var, gübre tankı var hepsi para.
Bunların hepsini hallettikten sonra işin eğitim kısmı geliyor. Eğitim kısmı genç nesil, babalardan dedelerden işi devraldıkça bir şekilde kendi kendine oluyor ama en önemli eksik tarıma yatıracak sermaye olmamasında.
Yukardakilere katılıyorum. Akıl katkısı çok farkeder. Mesela dünyanın en değerli arazisine bir havalimanı daha yapılıyor turizm için. Kilometrelerce kıymetli toprak yok edildi. Aynı zamanda Konya bozkırını sulamak içinse 1000 metre yukarıya su basıldı. O bozkır gerçekte iki yılda bir ekilmesi gereken topraklara sahipti. Çukurova ise yılda iki ürünü güle oynaya veren topraklara sahip.
Bizim acilen ekmek diyetini terketmemiz lazım. Düşünme ve mantık sorunumuz var. Net.
Anadolu platosunun bir tarım diyarı olmadığını kendimize yetemeyeceğimizi kabul ettiğimizde bazı şeyler ucuzlar bazı ürünler zamlanır. Şahsen ben et yemek isterim, ucuz et. Ekmek 10 tl olsun, et 20 tl. Ekmeği 4 e, eti 40 a yemek istemiyorum.
Günümüzde verimi arttırmak için ilk yapmanız gereken şey para harcamak.
Verim ile verimlilik farklı kavramlar.
Alıntı:
Bunların hepsini hallettikten sonra işin eğitim kısmı geliyor. Eğitim kısmı genç nesil, babalardan dedelerden işi devraldıkça bir şekilde kendi kendine oluyor ama en önemli eksik tarıma yatıracak sermaye olmamasında.
Sorun eğitimsizlik değil. Sorun zihniyet bozukluğu. Çiftçimiz üretken olma derdinde değil. Sübvansiyon peşinde. Komuşdan birkaç metrekare arazi çalma peşinde. Bilgiyi talip olan bir şekilde elde eder.
Bahsettiğin pahalılık kısmının farkındayım. Üretken zihniyette çiftçiler oldukça yatırım yapan da olacaktır. Bu gözler neler gördü...
Urfa Harran'a Koç Holding tarım yatırımı yaptı. Kimsenin hayatında görmediği sistemler getirdi. Beklenen şey neydi? Muhteşem bir verimlilik ve yıllar içerisinde orada yapılanları görüp çevre çiftçilerin işi öğrenmesi ve gelirlerini ikiye, üçe katlamaları. Pek ne mi oldu? Çevredeki köylüler damla sulama borularını kestiler. Koç Holding de apar topar kaçmak zorunda kaldı. Şimdi oradaki köylüler aşırı sulama yapıp toprağı tuzlamakla meşgul
Devletin bazı kararlar vermesi gerekiyor. Üretecek miyiz, ithal mi edeceğiz? Üreteceksek nerede, nasıl, ne kadar gibi soruların cevaplandırılması lazım. Sürekli olarak gıda enflasyonu konuşuluyor. Lütfen gübre, mazot, ilâç, işçilik ile gıda fiyatlarını mukayese eder misiniz? Tarımın bu şekilde tartışılmasından rencide oluyoruz. Zemherinin soğuğunu, yazın sıcağını bilmeden, arazide hiç çalışmamış, bir tarım ürünü nasıl ve hangi koşullarda yetiştir bilmeden kullanılan ifadeler düşündürücüdür. Tek sorun fiyat değildir. Onlarca yıl önce halledilmesi gereken sorunlar tam önümüzdedir. Tarım yapmaya elverişli, altyapısı tamamlanmış, yeterli ölçeğe ulaşmış arazilerde biz çiftçilerin de, kendimizi yenileyip, geliştirip dünya ile rekabet edebilecek ürünler üretmemiz lazım. Abdurrahman Yıldırım, bir çiftçini önerdiği tarıma kurtuluş reçetesini yazdı
Alıntı:
-Çiftçi üretimi terk etmesinin nedenlerini, yapılan masrafların 1.5 yıl gibi uzun zaman sonra geri alınmasına, tahsilat sorunu yaşanmasına, hallerde üreticiye yer verilmemesine, hal komisyoncularının büyük çoğunluğunun çiftçi malını komisyon karşılığı satmamasına, ürünü alarak kendilerinin satmasına, kısaca küçük çiftçinin malını pazara sokması için her türlü engelin çıkartılmasına dayandırdı.
-Üretimi terk eden çiftçi “Sorun çiftçinin ürününü satamaması. Zaten küçük çiftçi pazara girebilse bu fiyatlar düşecek… Çiftçi ürününü satamazsa bu işi bırakır ki, zaten bırakıyor. Bir gün pazara gittiğimizde cebimizde para olsa dahi olacak sebze bulamayacağız. İş buraya gidiyor” demişti.
ÇİFTÇİNİN REÇETESİ NE DİYOR?
Bu görüşlere katkı da geldi, kısmen eleştiri de. Bu katkılardan birine daha bugün yer veriyoruz. Yine ismi bizde ve halen de üretici olan çiftçinin tarım sektörünün kurtuluşu için yazdığı reçete şöyle:
“Tarımın kurtulması için iktidarın seçimi kaybetmeyi göze alması gerekir. Çünkü gönüllülük esası aranmaksızın tarım arazilerinin birleştirilmesi ve modern sulama sistemleri altyapılarının tesis edilmesi gerekir. Bunun sancılı bir süreç olduğu kesin ama birçok sorunun çözümü de burada.
DÜNYA İLE REKABET
-Tarımdaki sorunlar nedir diye bakarsak verim alınamayacak kadar küçük arazi yapısı, verimi direkt etkileyen yeterli ve dengeli besleme yapılamaması, hastalıklarla iyi mücadele edilememesini görürüz.
-Tarım yapmaya elverişli, altyapısı tamamlanmış, yeterli ölçeğe ulaşmış tarım arazilerine sahip biz çiftçilerin de, kendimizi yenileyip, geliştirip dünya ile rekabet edebilecek ürünler üretmemiz lazımdır.
-Hatta pazarlama ve kooperatifleşme konusunda adımlar atmamızın ön koşulu olarak gördüğüm yukarıdaki konular artık ertelenemez duruma gelmiştir.
ÜRETECEK MİYİZ, İTHAL Mİ EDECEĞİZ?
-Devletin de bazı kararlar vermesi gerekiyor. Üretecek miyiz, ithal mi edeceğiz? Üreteceksek nerede, nasıl, ne kadar gibi soruların cevaplandırılması lazımdır. Bu yanıtlar verildikten sonra gerekli planlamayı yapabilecek durumda mıyız? Bence hayır.
-Bunun yanında sürekli olarak gıda enflasyonu konuşuluyor. Lütfen tarımın girdilerini, yani gübre, mazot, ilâç, işçilikteki fiyat artışları ile gıdadaki fiyat artışlarını mukayese eder misiniz? Tarımın bu şekilde tartışılmasından rencide olduğumuzun bilinmesini isterim.
ZEMHERİNİN SOĞUĞUNU YEMEDEN OLMAZ
-Konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan,zemherinin soğuğunu, yazın sıcağını bilmeden, arazide hiç çalışmamış, bir tarım ürünü nasıl ve hangi koşullarda yetiştir bilmeden, hastalığı derdi nedir, tabiat ana ne gibi sürprizler hazırlamış farkında bile olmadan kullanılan ifadeler düşündürücüdür.
-Tek sorun fiyat değildir. Onlarca yıl önce halledilmesi gereken sorunlar tam önümüzdedir.”
EN ÖNEMLİ YAPISAL DEĞİŞİKLİK
-Bir çarpıcı mesajın ardından ikincisinde de dersler dolu.
Tarımdaki en önemli yapısal değişiklik, çok küçük arazilerin birleştirilmesi olur. Ancak hiç bir iktidar bir daha seçilmeyi göze almamazlık yapmaz yapamaz. Böyle bir siyasetçi yok. Yapan da başarılı olamaz ve iktidara gelemez zaten.
TOPLULAŞTIRMA FORMUL GEREKTİRİYOR
-Bu durumda arazi birleştirilmesinin zamana yayılı olması gerekir. Mülkiyet haklarına ve tapuya zarar vermemek gerekir.
-Ancak tarımdaki sorun da acil. Bu durumda tapu devrini gerektirmeyen, sadece kullanım hakkı veren kiralama yoluna gidilmesinin yolu açılabilir ve bunun altyapısı hazırlanabilir. Böylece toplu ve şirket bazlı üretim gündeme gelirken verimlilik de artabilir.
KİRALAMANIN DİĞER YARARI
-Ama aynı zamanda ekilmeyen, biçilmeyen küçük arazi ve tarla sorununu da çözer. Köyden kente göçün belki de finali yaşanıyor. Artık kırsal kesimde büyük oranda yaşlılar kaldı. Tarım arazilerinin sahipleri kentlerde çalışıyor ve miras yoluyla çok küçüldüğü için araziler ekilip biçmeye değmiyor.
-Ayrıca tapu ve çok hisseli araziler sorunu da var. Kiralama aynı zamanda hissedarların anlaşmazlıkları nedeniyle işlenemeyen arazilere de bir çözüm olabilir.
KAYNAK: : HABERTURK.COM.TR
RECETE BELLI. AMA ACI BIR SÜREC OLUR.. BUNU KIM GÖZE ALIR..?
Devletin bazı kararlar vermesi gerekiyor. Üretecek miyiz, ithal mi edeceğiz?
Bu yabancı oyuncu meselesine benziyor. Sanki kulüplerin altyapıda yerli futbolcu üretmesine yabancıların engel olduğu gibi bir saçmalık. İthalat olduğu için mi Afrika ülkeleri seviyesinde verimlilik ile çiftçilik yapıyorsun çiftçi kardeş? İthalatı keselim de sen iyice sal kendini. Tüm kışı kahvede geçir.
Alıntı:
Lütfen gübre, mazot, ilâç, işçilik ile gıda fiyatlarını mukayese eder misiniz?
Ederiz. Soğan fiyatları dolar, avro, japon yeni, ham petrol, altın, işçilik, gübre, mazot ne istersen hepsinden fazla arttı.
Alıntı:
Zemherinin soğuğunu, yazın sıcağını bilmeden, arazide hiç çalışmamış, bir tarım ürünü nasıl ve hangi koşullarda yetiştir bilmeden kullanılan ifadeler düşündürücüdür.
Diğer ülkelerdeki çiftçiler havuzlarda kokteyl yudumluyor herhalde. Ne hikmetse sizden kat ve kat fazla ürün alıyorlar birim alanda. Ve sizden çok daha düşük fiyata satabiliyorlar ürünlerini. Bahsettiğim ülkelerde mazot da işçilik de bizden pahalı. Sübvansiyon bizden yüksek ama zaten çok daha ucuza satmak zorundalar.
Alıntı:
Tarımın bu şekilde tartışılmasından rencide oluyoruz. Tek sorun fiyat değildir. Onlarca yıl önce halledilmesi gereken sorunlar tam önümüzdedir. Tarım yapmaya elverişli, altyapısı tamamlanmış, yeterli ölçeğe ulaşmış arazilerde biz çiftçilerin de, kendimizi yenileyip, geliştirip dünya ile rekabet edebilecek ürünler üretmemiz lazım.
Tarımdaki temel sorunumuz bilinçsiz ilaçlama, gübreleme vs. gibi şeylere bağlı olarak düşük verimdir. Hiçbir sebep sizin 1950'lerdeki dünya normları seviyesinde verimlilik almanıza bahane olamaz. Zaten dünya fiyatlarının çok üstünde satıyorsunuz ürünleri gümrük duvarları sayesinde.
Tarım ve hayvancılık politikamızın komple elden geçmesi lazım.
Ziraat fakultelerinin öncülüğünde, tarımın ve hayvanciligin bilimsel yapılması gerekiyor. Cahil köylü kafası ile yürümez artık. Adamlar çok daha az su ve gübre ile daha fazla ürün alıyorlar.
Bu yabancı oyuncu meselesine benziyor. Sanki kulüplerin altyapıda yerli futbolcu üretmesine yabancıların engel olduğu gibi bir saçmalık. İthalat olduğu için mi Afrika ülkeleri seviyesinde verimlilik ile çiftçilik yapıyorsun çiftçi kardeş? İthalatı keselim de sen iyice sal kendini. Tüm kışı kahvede geçir.
O iş öyle olmuyor malesef. Mesela Türkiye'nin buğday konnusun da Rusya ve Ukrayna ile fiyat olarak yarışması mümkün değil. Adamlar başka hiçbir şey yetişmeyecek uçsuz bucaksız milyonlarca dönüm arazide dünyanın buğdayını yetiştiriyor ve ona göre düşük fiyatla satıyor. Hollanda yağışsız haftası olmuyor ve bir kere sondaj çalıştırmadan dönümden 1 ton buğday alıyor. Sen aynı verimi almak için binlerce lira elektrik faturası ödemek zorundayken nasıl Hollanda'nın buğdayı ile yarışacaksın?
İthalatın zararı önünü görememektir. Sen haspel kader ithalat durumu yokken bir plan yapıp ona göre ürün seçip ekim yapıyorsun, hasat zamanı hop diye ithalat lafı çıktığı anda fiyatlar çakılıyor. Bunu yaşayan çiftçi de ekmeyi bırakıyor, mal mı zarar ederek eksin?
Alıntı:
Diğer ülkelerdeki çiftçiler havuzlarda kokteyl yudumluyor herhalde. Ne hikmetse sizden kat ve kat fazla ürün alıyorlar birim alanda. Ve sizden çok daha düşük fiyata satabiliyorlar ürünlerini. Bahsettiğim ülkelerde mazot da işçilik de bizden pahalı. Sübvansiyon bizden yüksek ama zaten çok daha ucuza satmak zorundalar.
Teknolojik ilerlemişlikleri ve o teknolojiyi kendileri ürettikleri için rahat ve ucuza ulaşabilmeleri sayesinden neredeyse kokteyl yudumlayarak iş yapıyorlar. Yurtdışında işçilik pahalı da mekanizasyon saolsun tek bir kişi elini çamur yapmadan binlerce dönüm tarla işleyebiliyor. Açın Fransa'daki çiftçi protestolarını izleyin. Adamların altında ki en kötü traktörün Türkiye fiyatı milyonlarla ifade ediliyor.
Alıntı:
Tarımdaki temel sorunumuz bilinçsiz ilaçlama, gübreleme vs. gibi şeylere bağlı olarak düşük verimdir. Hiçbir sebep sizin 1950'lerdeki dünya normları seviyesinde verimlilik almanıza bahane olamaz. Zaten dünya fiyatlarının çok üstünde satıyorsunuz ürünleri gümrük duvarları sayesinde.
Tarım'daki asıl sorun çiftçinin parası olmamasıdır. Çiftçinin parası olacakki toprağa yatırım yapıp verimi arttıracak. En basitinden elin çiftçisi 2-3 yılda bir yeşil gübreleme yapar. Arpa buğday ekip diz boyunu geçince toprağı beslemek için tarlayı sürer. Bizde bunu yapacak parası olan çiftçi bulamazsın. Bir tarlaya su getirmek istesen sadece sondaj ve elektrik çektirmek 100 bin lira'dan başlıyor.
Bizim bütyük problemlerimizden biri de tarlaların aşırı şekilde bölünmüş olmasıdır. Yabancı ülkelerde alabildiğine aynı aileye ait tarlalar var. bizde ise miras yüzünden bölüne bölün tarladan bahçeye evrilmiş tarlalar var. geç olsa da yasalaştı artık bölünemeyecek ama geç kalındı.
Tarlalar büyüdükçe, makineleşme ve otomasyon fırsatları doğuyor. Elin oğlu el değmeden tüm tarlasını sürüp, ekip, biçebiliyor. Bizde çoğu iş hala el işçiliği.
Diğer taraftan çiftçinin parasının olmaması bir problem olsa da, esas problem milletimizdeki çalışmadan zengin olma arzusunun ağır basması.