1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2  |
 |
yavuz eren
15 yıl önce - Pts 09 Hzr 2008, 00:32
Afyonlu Cinci Efe
Asıl adı Süleyman TUNÇ. Kurtuluş savaşı gazilerinden, Afyon Hocalar ilçesi Devlethan köyünden. O dönemde Anadolunun her tarafından öyle efe filiz saldı ki işgalci, sömürgeci yunanlılara karşı inanın saymakla tükenmez. Şu anda Cinci Efe hakkında bir araştırma yapıyorum, eğer fırsatım olursa kitaplaştıracağım. Size çok kısa bir hikayesini aktarmak istiyorum. Anlatılanlar doğrultusunda ;
"Köyden bir kadın yunan subaylarının çadırına girer çıkar, o çevre ve kişiler hakkında bilgi verir, yapılacak her şeyi önceden düşmanlara ispiyon edermiş. Cinci Efe olayı duyunca malum kadını odun toplamaya gidiyoruz diye dağa götürür, toplattığı odunları bir meydana yığdırır. Sonra kadını odunların arasına diktiği kazığa bağlar ve verir ateşi..."
|
 |
Mehmet Kasım
|
 |
ahmet_ozbuluk
14 yıl önce - Cmt 25 Ekm 2008, 15:00
Gaziantep Savunmasında Destanlaşanlar- MOLLA MEHMET (KARAYILAN)
Molla Mehmet KARAYILAN 1888 yılında Pazarcık a bağlı Höcüklü köyü Kürt Elif mezrasında kıl çadırda doğmuş olup, Besni nüfusuna kayıtlıdır.
Asıl adı Mehmet’tir.Malatya Akçadağ ilçesi Söğütlü köyü imamından Kur’an dersleri almıştır. Köyde ara sıra Namaz kıldırdığı için ona Molla denildi. Babası Memo bir köy kavgasında elindeki kılıçla köy halkının tamamını mağlup ettiğinden iyi dövüştüğü için ona Karayılan gibi kayıp gidiyor demişler. Bu nedenle Karayılan unvanı ona babasından kalmıştır.
Molla Karayılan Malatya, Pazarcık, İslahiye ye kadar uzanan bölgede yaşayan Atmalı boyunun Kabalar oymağındandır. Malatya Askerlik Şubesinden gönüllü olarak Seferberliğe ve Erzurum Doğu cephesinde Kazım Karabekir komutasında Kurtuluş Savaşına katılmıştır. Gösterdiği başarılardan dolayı madalya almıştır.
Cephede yaralanınca, Erzurum Hastanesine kaldırılmış, daha sonra Malatya hastanesine gönderilerek orada tedavi gördükten sonra terhis edilmiştir.
Köyüne dönen Karayılan Kabalar oymağının beyi olarak seçilmiş, Malatya ve Pazacık civarlarında ortalığı kasıp kavuran eşkıya Boz oyu yakalayıp ağaca asmış bu davranışından dolayı Askeri komutandan mükafat almıştır. Doğu cephesi komutanı Kazım Karabekir den bir gün kendisine bir telğraf gelir; “Düşman Kilitsen Antep’e girmek üzeredir, düşmanı Antepe sokmayınız gözlerinden öperim. Komutanın Kazım Karabekir” Karayılan bunu bir emir kabul etti ve savaş hazırlıklarına başladı. Ancak Antep henüz Karayılanın adını duymamıştı. Atmalı aşiretinden 82 gönüllü akrabasını çete olarak topladı. 1600 baş hayvanını satarak hiç kimseden yardım ve destek almadan çetelerini donattı.
Annesi Ayşe “Yavrum sen bu kadar malı mülkü satıp nereye gidiyorsun? Sen deli misin?” diyor. Karayılan; “Ana Ana sen doğuda Rusların- Ermenilerin yaptıklarını görseydin, şimdi sende durmaz giderdin” dedi.
Kadeşi Süro mamo yu Maraş a gönderdi, üç katır yükü silah satın aldı. Kimseye bilği vermeden kendi köyünden çeteleriyle birlikte geceden Karabıyıklı köyünde pusu kurdu. Maraş a giden Fransız kuvvetlerini perişan etti. 50 kadar Fransız askerini esir aldı, esirlerini kendi köyüne götürerek hergün onları koyun eti ile besliyordu. Karayılan Antep e gidince esirleri Pazarcık Kaymakamına teslim etti. Adını Karabıyıklı cephesi ile Antep e ve Türkiye ye duyuran Karayılana Heyet-i Merkeziye tarafından görev verilmek üzere davetiye çıkarıldı. Dülük köyüne gelen Karayılan eşkıya Samlı Kel Ahmet i bu köyde ağaca astı. Kılıç Ali ile bu köyde tanıştı.
Antep e giren Karayılan 82 çetesi ile birlikte Karagöz Camii ne yerleşti. Daha sonra çetesi 150 yi buldu. Bu arada Karayılan Antep cezaevinin kapılarını aştırmış hükümlerin ellerine silah vermiş çetesine yeni gönüller katmıştır.
Elmalı cephesinde 1. ve 2. Ağcakoyunlu cepheleri, İkizkuyu cephesi, Nizip yolu savaşları, Mağarabaşı savaşları ve Kurbanbaba savaşına katılan Karayılan; İkiz kuyu cephesinde Fransız katar kolunu perişan etmiş, Fransız kumandan Norman kolundan yaralanarak Halep e kaçmıştır. Normanın hanımı ise Karayılanın cephesine esir düşmüştür.
Hanım iki ay çetelerle birlikte kalmış mütarekeden sonra başkarakolun orda hanımı Normana teslim edilmiştir. Antep in teslim olmasından sonra, Fransızlar yardım dağıtırken çeteler yardım almaya gelmezler, Normanın hanımı bizzat ismen onları çağırtarak kocası normana “Ne istiyorlarsa onlara fazlasıyla ver. Onlar bana dokunmadılar, iki ay boyunca bana bir hanımefendi gibi baktılar” deyince Norman çetelere ne istediklerini sorar.
Çetelerde silah ve mermi istiyoruz dediler. Bunun üzerine silah ve mermiyi ne yapacaksınız diye sorulunca size sıkacağız dediler.
Karayılan 24 Mayıs 1920 sabahı kalkar her zaman olduğu gibi beyaz kefenini giyer, sabah namazını kıldıktan sonra kamçı ve gümüş saplı kamasını Karagöz camii Mehmet Ömere teslim eder “Hocam ben cepheden dönersem emanetimi geri verirsin. Şehit olursam bunları köydeki kızım Selvi ye verirsin” der.
İşte o gün bu gündür 24 Mayıs 1920 Sarımsak tepede zorlu bir savaştan sonra düşman kaçmaya başlayınca sevinerek mevzi değiştirmek ayağa kalkan Karayılan,Hayri Efendinin bağının çitinin üzerinden geçerken talihsiz bir kurşun göğsünü parçalamıştır. O gün kendisi ile birlikte 19 arkadaşı daha şehit olmuştur. Sarımsak tepe Karayılanın son cephesi olmuştur. Antep iki ay içerisinde kader arkadaşı olan iki kahramanı kaybetmiş olup Şahin Bey ve Karayılan’ın şehadetinden sonra Antep pek fazla aşlığa dayanamadan telsem olmuştur. Antep’liu bu savaşta 6347 şehit vermiştir.
Antep halkı Karayılan’ın ölümünden sonra Karayılan’ın ardından şu ağıtı yakmıştır:
Karayılan der ki gelin oturak
Kilis yollarından kelle getirek
Fransız adını bütün batırak
Vurun Antepli’ler namus günüdür
Vurun çetelerim namus günüdür
Atına binmiş de elinde dizgin
Girdiği cephede hiç olmaz bozgun
Çeteler içinde yılanım azgın
Vurun Antepliler namus günüdür
Vurun çetelerim namus günüdür
(Mehmet Demir ATMALI'nın "Gaziantep Savunmasında Destanlaşan Karayılan" isimli makalesinden alıntıdır.)
http://gazianteplim27.reklam_link.com/karayilan-sahinb ...00471.html
|
 |
ahmet_ozbuluk
14 yıl önce - Cmt 25 Ekm 2008, 15:07
Gaziantep Savunmasında Destanlaşanlar- ANTEPLİ ŞAHİN
ANTEPLİ ŞAHİN
Anadolu coğrafyasının bağrından çıkardığı yiğit evlâtlardan biri de ''Ayıntablı Şahin Bey''dir. Antepli Şahin, kahramanlar diyarı Anadolu-İslâm karakolunun, hamiyetperver ve vefakâr bekçilerindendir. Sanki o, gidip de geri dönmeyen şanlı Osmanlı akıncılarının son temsilcilerindendir. Cennet yurdumuza ''ebediyet mayası'' çalıp Müslüman Türk'e ''ebedi vatan'' kılarak; onun bize aidiyetini, bugüne uzanan çizgide damgalayan, şüheda kafilesinin kutlu bir neferidir. Şahin Bey, Millî Mücadele henüz başlamadan önce Antep'te verdiği destansı direnişle, vatan sevgisinin kendisinde tam manasıyla temerküz ettiği bir simge olmuştur. Vatanı, mel'un düşman çizmelerine çiğnetmemek için göğsünü siper etmiş ve kendini hiç çekinmeden, severek vatanına feda etmiştir. Şahsın da, vatan için ölmenin ne kadar güzel ve yüksek bir duygu olduğunu temsil ve tescil etmiştir. Çanakkale'yi geçilmez ilân eden ruh ve şuur neyse; Şahin Bey'i kahraman yapan; onunla donanıp bedeniyle vatanını geçilmez kılan da aynıdır.
Askerlik hayatı ve kahramanlığa hazırlık
Asıl adı Mehmed Sait'tir. 1890'da Anteb'de fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve 4 yaşında öksüz kalmıştır. '' Şahin Bey'' ismi; din ve vatan yolunda gösterdiği efsanevî kahramanlıktan ve insan üstü gayretten ötürü kendisine güzel bir lâkap olarak yakıştırılmıştır. Şahin Bey; 1899'da Yemen'de başlayan askerlik hayatında arka arkaya, Trablusgarb, Balkan ve l. Cihan Harplerini görmüş ve Anteb'deki müdafaa şaheserinin provasını bir bakıma buralarda yapmıştı. En son 1917 Ekiminde, Sina Cephesinde teğmenliğe yükselmişti ve bunun serencamı da, daha sonra hak edeceği kahramanlık sıfatına yaraşır keyfiyetteydi. Bağlı olduğu alay, Araplar tarafından sarılıp komutan da şehit olunca, teslim olmak isteyenler çıkmıştı. Fakat Şahin Bey, teslim taraftarlarını hapsetmişti. Kendisi de, alayın geri kalanını gece karanlığından faydalanarak, çok sarp ve çetin bir geçitten geçirmek suretiyle kurtarmayı başarmıştı. İşte bu hizmet ve kahramanlığı, onu başçavuşluktan teğmenliğe getirmişti. Daha sonra, Umumı Harbin bitimine yakın, Mısır'da İngilizlere esir düşmüş; ancak Mütarekenin imzalanmasıyla birlikte serbest kalıp, önce İstanbul'a sonra da memleketine dönmüş ve hemen Kuvâ-yı Milli- ye Hareketi'ne katılarak Kilis yolunun Ulumasere Köyü civarının reisliğini üstlenmişti. Antep müdafaası öncesinde gösterdiği eşsiz kahramanlığa da burası sahne olacaktı.
Antep cephesinde cihat çağrısı
Burada fevkalâde ibretamiz olan durum ise, uzun harp yılları boyunca hasretini çektiği eşi ve yavrusu ile yalnızca bir ya da iki gün beraberkalması ve ertesi gün hiç durmadan yeni vazifesinin başına dönmesiydi. Kısa müddet içinde, civar köylerden yaklaşık 200 civarında gönüllü yiğitten oluşan bir kuvvet tedarik etmekte gecikmemişti. Çeteler, akın akın Şahin Bey'in karargahına gelip emir altında ölünceye kadar savaşacaklarına dair söz veriyorlardı. Bunda, Şahin Bey'in, bütün köylere dağıttığı; şahdamarlarına hitap edip ruhlarını ateşleyici şu beyan- name, çok muazzam bir tesir icra etmişti: ''Namusunu, iffetini ve dinini sevmeyen varsa; karılar gibi evde yatsın!'' Daha da yetinmeyip köyleri tek tek dolaşan Şahin Bey, onlara; yabancıların ve Ermenilerin zulüm ve tazyiki, tarih boyunca hür ve efendi olarak yaşayan soyumuzun fıtrı kahramanlığı, esaret ve boyunduruğa karşı direnme lüzumu ve millî haysiyet, şeref ve vatan müdafaasının kutsallığı, minvalinde telkin ve tembihlerde bulunuyordu. Teşkilâtını tamamlamasının hemen ardından Şubat 1920'den itibaren Kilis-Antep kara- yolunu kapatmış ve buradan Fransız kuvvetleri- ne kuş uçurtmamaya başlamıştı. Çünkü bu yol, Antep'teki Fransızların her türlü ihtiyaçları açısından kan damarı mesabesindeydi. Şahin Bey, Kilis'ten başlayarak; Kızıl Burun, Kertil ve Ulumasere olmak üzere, üç yerde müdafaa hattı oluşturmuştu. Yol üzerinde aldığı müdafaa düzeni ve tahkimatın, millî harekât ruhuna ters olduğunu söyleyen arkadaşlarına ise içini şöyle dökmüştü: ''Düşman bu yoldan geçerse, ben Anteb'e hangi yüzle dönerim; hemşehrilerime ne yüzle bakarım? Son fişeğimi yakıncaya kadar tek başıma da olsa, buradan geçmek isteyen düşmanla çarpışmaktan asla vazgeçmem! Şayet, düşman geçerse göreceksiniz; naşımın üzerinden geçecektir!''
Fransızlara meydan okuması
21 Şubatta, Fransız komutana yazdığı mektupta, bu tavır ve hissiyatını, büyük bir cesaret ve kararlılıkla ortaya koyup, meydan okumaktan da geri kalmamıştı: ''Antep-Kilis yolunda asayiş temin edilmiştir. Fransızlardan gayrı her- kes, mesuliyetim altında tehlikesiz seyahat ede- bilir.'' Gerçekten de Şahin Bey, pek çok defa Fransız kuvvetlerini pusuya düşürmüş ve fazlaca zayiat verdirerek Anteb'e geçmelerine müsaade etmemişti. Şahin Bey'in kahramanlıkları Anteb'de duyuldukça, halkın maneviyat ve morali hat safhaya ulaşıyor ve her geçen gün Kuvâ-yı Milliye'ye olan inanç ve güvenin daha da artmasına sebebiyet veriyordu. Şahin Bey'le baş edemeyen Fransız garnizon komutanı, 21 Şubatta Antep Mutasarrışığına bir mektup gön- dererek, ona ait kuvvetlerin yoldan çekilmesi şartıyla anlaşma teklifinde bulunmuştu. Aynı gün Şahin Bey de, Fransız komutana, milletimizin hürriyet ve bağımsızlık duygularına tercüman olan şu sözlerle adeta haykıracaktı: ''Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresin- de bir damla Türk kanı karı şıktır. Her bucağın- da bir atanın mezarı vardır. Adı belli olmayan zamanlardan beri, Türkler bu topraklarda yaşamaktadır. Türk bu topraklara, bu topraklarda Türk'e ısındı, kaynadı. Sade siz değil; bütün dünya bir araya gelse, bizi bu topraklardan ayıramaz. Sonra, sen hiç ömründe 'Türk esir yaşayamaz' diye duymadın mı? Namus ve hürriyet için ölüme atılmak ise bize, Ağustos ayı sıcağın- da soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Sizler canı kıymetli insanlarsınız. Çatmayınız bize. Bir an evvel topraklarımızdan savuşup gidiniz. Yoksa kıyarız canınıza!'' Ancak Fransızların laftan anla- maya ve durmaya pek niyetleri yoktu. Nihayet, 24 Martta altı bin kişilik tam donanımlı bir Fransız takviye kolu, Anteb'e vasıl olmak üzere yola çıkacaktı. Yol boyundaki Kuvâ-yı Milliye birlikleriyle çok kanlı çatışmalar yaşanmıştı. Fransızlar, birliklerimizi top ateşi ve makineli tüfek yağmuruna tuttuklarından dolayı, fazla bir varlık gösterememiştik.
Destansı gayretleri ve son taarruz
Savaşın üçüncü gününde Şahin Bey, hiç uyumamıştı. Oradan oraya koşarak, kumandanlara yeminler ettiriyor ve vatan için ölmek zamanının geldiğini hatırlatarak; azim, irade ve mukavemetlerini kamçılamaya ve bilemeye çalışıyordu. Onunki, bir tür son dakika çırpınmalarından ibaretti. Son gece mehtap altında, millî kuvvetlerin reis ve efradını davet ederek; ölünceye kadar bu son müdafaa hattında tutunmaları için yemin ettirmiş ve onlara şöyle seslenmişti: ''Allah'ın yanına açık alınla gitmeliyiz. O'nun dinini, O'nun bayrağını çiğnetmemeliyiz! Kanımız bu toprakları sulayacak! Kimse bir adım geri çekilmeyecek! Gelin yemin edelim!'' Askerlerini ise, şu canhıraş yakarışlarla yüreklendirmeye ve cesaretlerini ihtizaza getirmeye çabalıyordu: ''Haydi aslanlarım, yiğitlerim! Düşman çok olsa da bir şey yapamaz. Biz kendi vatanımızı koruyoruz! Allah bizimledir; korkmayın!'' 26 Mart sabahı Fransız kuvvetleri bir defa daha taarruza geçecekti. Kuvâ-yı Milliye birliklerini bir bir eriten Fransızlar, son olarak Şahin Bey'in kuvvetlerine yüklenmiş ve en ağır top ve makineli tüfeklerle saldırmışlardı. Bu amansız taarruza; kan kusturan bu cehennem ateşine sadece tüfekle mukabelede bulunmanın hiçbir mana ifade etmeyeceğinin; bunun ölümle eşdeğer olduğunun farkında olan Şahin Bey'in kuvvetleri, daha fazla dayanamamış ve geri çekilmeye başlamıştı.
Kahramanca şehadeti ve efsaneleşmesi
Yanında bulunan arkadaşları çekilmek için yalvarmalarına rağmen Şahin Bey, yerinde sanki çakılıkalmış ve siperi terk etmemişti. Dönmesi için ısrar edenlere; devleşen bedeniyle yeni bir istiklâl meş'alesi yakma ahdini tazeleyerek cevap vermişti. Adeta, vatan aşkıyla dolu yüreği şaha kalkmış; sanki tek başına vatan olmuş ve Yavuz Bülent Bakiler'in ifadesiyle; ''yumruklarım memleket kadar büyük'' dercesine kükremişti: ''Sizler hiç merak etmeyin! Düşman arabaları benim cesedimi çiğnemeden, benim vatanım Anteb'e giremez; sizler müsterih olun!'' Tek başına elinde silahıyla Fransızlara ate ş et- meye devam ediyordu. Şahin Bey, kendisini kaybetmiş gibiydi. Son savunma hattı olan Elmalı Köprüsü'nün taşlarını siper alarak, sel gibi akıp gelen düşmana, tüfeğindeki son fişeği sıkıncaya dek saldırmış ve son gücü ve nefesiyle de şöyle haykırmıştı: ''Allah'ım din ü devletini kurtar! Alçak düşman, gel sen de beni süngüle!'' Mermisi bitince, bu sefer süngüyle düşmana hücuma kalkmıştı. Lâkin, gayet kalabalık, modern ve güçlü olan bir orduya böylesi bir mücadeleyle karşı koymanın; bir başına elde kazmayla koskoca bir dağı delmeye kalkışmak-tan başka bir anlamı yoktu. Sonunda Şahin Bey, Fransız piyadelerinin süngü darbeleri altında şüheda kafilesine katılıp o tatlı şerbeti; ölümün güzel olduğu bir kutlu günde içmesini bilmişti. Şehadetine tanık olan emrindeki birlik komutanlarından Ali Nadi (Ünler), adeta bir kartal gibi onun göğe yükselişini, şöyle anlatmaktadır: '' Şahin Bey, beygiri zorluyor; etrafına düşen mermilerden ürken beygir yerinden kımıldamıyordu. Şahin Bey'e: 'Duracak vakit kalmadı, çekilelim' diye seslendim. Bu seslenişi işitip işitmediğini bilmiyorum. Beygirden atladı ve şoseye doğru koşmaya başladı. Şehadetini daha sonra öğrendim. Düşman birlikleri uzaklaştıktan sonra, savaş yerine gelen köylüler, Elmalı Köprüsü'ne yakın bir yerde cesedini bulmuşlardı.” Çatışmadaki Fransız yüzbaşısı Andrea Lefeure Tailon, daha sonra kaleme aldığı anılarında, Şahin Bey'in, dillere destan cesaret ve atılganlığı hakkında,şu takdir ve hayranlık yüklü cümleleri sarf edecekti: ''Bir avuç Türk müfrezesi, inanılmaz şekilde direniyordu. Kalbimizde hırs değil, takdir hissi vardı. Başlarında genç bir adam vardı. Subayları olmalıydı. Allah bilir ya, ateş etmek istemedik. Yürüdük. Süngülerine davrandılar. Ne yazık ki, savaşta kahramanları da öldürmek gerekiyor; hedefe varmak için. 10 dakika sonra, baştaki genç subay ve arkadaşları, diğerleri gibi süngü çatışmasında hayatlarını kaybetmişlerdi. Anteb'e erzak yetiştirdik; ama o genç subayın hayali, bütün Kilikya maceramızda bizi bir gölge gibi kovaladı!''
İsmail ÇOLAK Diyanet Aylık Dergi Şubat 2004
ANTEPLİ ŞAHİN
Ben Antepliyim, Şahin’im ağam.
Mavzer omuzuma yük.
Ben yumruklarımla dövüşeceğim.
Yumruklarım memleket kadar büyük.
Hey, hey!
Yine de hey hey!
Kaytan bıyıklarım, delişmen çağım
Düşman kurşunlarına inat köprü başında
Memleket türküleri çağıracağım.
Bu dağlarda biz yaşarız, bu dağlar bizim dağımız.
Namusumuz temiz, bayrağımız hür
Analarımız, karımız, kızımız, kısrağımız
Burda erkekçe döğüşür
Bir bayrak dalgalanır Antep kalesi üstünde
Alı kanımdaki al, akı alnımdaki ak
Bayraklar içinde en güzel bayrak
Düşüncem senden yanadır
Hep senden yanadır çektiğim kahır
Bu senın ülkende, senin gölgende
Düşmesin kara kalpaklar, kirlenmesın duvaklar
Korkum yok ölümden kâfirden yana
Alacaksa alsın beni şafaklar.
Hey, hey!
Yine de ey hey!
Al bayraklar altında kara bir kartal gibi
Yaşamak ne güzel şey.
Bir sır var bu mavzerde, attığım gitmez boşa
Çıkmış bir eski savaştan
Türk ün bir karış toprak parçası için
Destanlar yazacağız yeni baştan.
Yıktım toprağın üstüne bir sarı kurşunla birini
Çıktı karşıma biri,
Çıktıkça çektim tetiği bismillâhlarla beraber
Vurdum alnından kâfiri.
Bu kaçıncı kurşundur, bu kaçıncı bismillâh
Bu kaçıncı ölüdür?
Bir türkü söylenir siperlerde her sabah
Vurun Antepliler namus günüdür!
Ben Antepliyim Şahin’im ağam
Mavzer omuzuma yük
Ben yumruklarımla dövüşeceğim
Yumruklarım memleket kadar büyük
|
 |
ahmet_ozbuluk
14 yıl önce - Cmt 25 Ekm 2008, 15:20
Gaziantep Savunmasında Destanlaşanlar- ŞEHİT MEHMET KAMİL
ŞEHİT MEHMET KAMİL
21 Ocak 1920 Cuma günü, 14 yaşındaki Mehmet Kamil annesiyle dedesinin evinden geliyorlardı. İkisinin de sırtında hasır örmek için dedesinin evinden aldıkları parçalar vardı. Fransızlarla harp daha başlamamıştı. Vakit akşam üstüydü. Fransızların fırın olarak kullandığı bir binanın önünden geçerken, Kozanlı tarafından gelen birkaç Fransız askeri birden Mehmet Kamil'in annesinin önünü kesip peçesini açmak istediler. Mehmet Kamil'in annesi bir yandan bağırıyor bir yandan da peçesini açmak isteyen Fransız askerlerine karşı kendisini müdafaa etmeye çalışıyordu. Anasının saldırıya uğradığını gören Kamil yerden aldığı taşları Fransız askerlerine atıyordu. Tam o sırada ortalığı bir çığlık kapladı.Mehmet Kamil, Fransız askerlerinin tüfeklerinin süngüsüyle şehit edilmişti. Mehmet Kamil'in katledilmesiyle Antep müdafaasının ilk şehidi verilmiştir.
Ökkeş Dilek, oğlu Şehit Kamil'in Şehadeti üzerine, kendisine teklif edilen 200 Fransız Altınını kabul etmeme asaletini göstererek; "kana kan, cana can isterim" demiştir. Antep Heyet-i Merkeziye'si bu asil davranışı üzerine 50 altın yardım yapmıştır kendisine. Şehit Babası olarak Ökkeş Ağa'ya maaş bağlanmıştır.
Ve Antep Şehit Kamil'e sahip çıktı. Şehit Kamil'in adı Merkez İlçelerimizden birisine verildi. Şehit Kamil Belediyesi, Şehit Kamil Caddesi, Şehit Kamil İlköğretim Okulu, Şehit Kamil Kültür Sitesi'ne adı verildi. Ayrıca Şehit Kamil'in Anıtı dikildi.

|
 |
Oguzhan34
14 yıl önce - Pzr 26 Ekm 2008, 02:26
“Bu ülke uğruna gene cepheye koşa koşa giderim. En azından inandığım bir şey uğruna savaşırım. Şehitlik uğruna.. Vatanım, milletim, dinim uğruna.”
Sıhhıye Onbaşısı Veysel Turan , 18 Mart 2006
Şanlı mücadelenin son kahramanlarından :
Sıhhıye Onbaşısı Veysel Turan
(1899 - 25 Mart 2007 )
1899 yılında Konya’nın Sarayönü İlçesi’nde doğdu .Abdülkadir Bey'in oğludur . Veysel Turan çocuk denecek yaşta atıyla , Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’nın ordusuna katılıp, süvari olarak görev yaptığı 1’nci Tümen Hücum Taburu bünyesinde Dumlupınar, Sakarya ve 2’nci İnönü Savaşları ile Büyük Taarruz’da görev aldı. Tarihi kaynaklara göre Mustafa Kemal Atatürk'ün savaş alanındaki şehitleri taşıması emrini verdiği Veysel Turan, katıldığı tüm cephelerde 300’den fazla şehidi savaş alanında sırtında taşıdığı biliniyor. Savaşlarda başarı ile görev yapan Turan’a bu nedenle ’ÜSTÜN HİZMET MADALYASI’ verildi. Zafer kazanıldıktan sonra Sarayönü'ne dönüp çiftçiliğe başlar. Biraz da ticaretle meşgul olur. Nesibe Hanım'la evlenen Turan 2'si erkek, 5'i kız toplam 7 çocuk ve 25 torun sahibiydi.Kızı Semiha Turan ile Konya’nın Selçuklu İlçesi’nde yaşıyordu.
Savaşlardaki başarısı Üstün Hizmet Madalyası'yla ödüllendirilen Turan, yaptıklarını anlatırken, böbürlenmekten hoşlanmadığını söylemişti.2003 yılında verdiği mülakatta:
"Vazifemizdi yaptık. Bunda övünülecek bir şey yok. Şimdi kudretim olsa, memleketimiz bir tehlikeyle karşılaşsa, yine aynı şeyleri yaparım. Afyon'da, Sakarya Meydan Muharebesi'nde, Eskişehir'de, 2. İnönü Savaşı'ndaydım. Büyük Taarruz'da bozguna uğrayan Yunan kuvvetlerini İzmir'e kadar takip ettik. Bazen 100 atlıyla başlardık savaşa, 8-10 kişi kalırdık geriye. Ölülerimizi defnetme fırsatı bile bulamadan, yeni bir cepheye doğru sürerdik atımızı.Mustafa Kemal Paşa'yı defalarca gördüm. Hep yorgun ama dimdik ayaktaydı, keşke bu dünyadayken o da birazcık dinlenebilseydi."
Şanlı mücadelenin son kahramanlarından 108 yaşındaki Sıhhıye Onbaşısı Konyalı Veysel Turan , kalp yetmezliği ve tansiyon nedeniyle kaldırıldığı Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 25 Mart 2007 yılında vefat etti.
Mevlana Müzesi yanındaki Selimiye Camisi’nde çok sayıda üst rütbeli asker ve vatandaşların katıldığı askeri törenle Üçler Mezarlığı'na defnedildi.
|
 |
ercu
14 yıl önce - Pzr 26 Ekm 2008, 15:28
Ahmet Hamdi Martonaltı (Telgrafçı Hamdi Bey)
Alıntı:Telgrafçı Hamdi Martonaltı 1891 yılında Manastır’da dünyaya geldi. Hamdi Martonaltı’nın babasının ismi Ahmet Efendi, annesinin ismi ise Habibe Hanım’dır. Ahmet Efendi Manastır’da varlıklı bir ailenin çocuğudur. Manastır’da “Ağalar” diye anılırlardı. Hamdi Bey, ilk eğitimini annesinden aldı. 1911 yılında Dere-i Bala Kasabası’nda telgrafçılığa başladı. Sırp işgal ve zulmünün artması üzerine babası Ahmet Efendi ailesi birlikte İstanbul’a göçtü. Manastırlı Hamdi Bey, 1919’da İstanbul Merkez Postanesi’nde telgraf memuru olarak göreve başladı.
16 Mart 1920 günü, “Bu sabah Şehzadebaşı’ndaki Mızıka Karakolu’nu İngilizler bastı. Oradaki askerlerle çarpışarak neticede şimdi İstanbul’u işgal altına alıyorlar. Bilgi için arz olunur. Manastırlı Hamdi.” mesajı ile İstanbul’un İngilizlerce işgalini Ankara’ya bildirmeye başlamıştır. Zaman zaman ara vererek işgali naklen Ankara’ya ve Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmiştir. Hayatı pahasına büyük bir fedakarlıkla, telgrafhanenin de basılmasına kadar işgal ile ilgili edindiği her türlü ayrıntıyı bildirmeye çalışmıştır. Bu büyük fedakarlığının önemini Gazi, 1927’deki büyük nutkunda şu sözleri ile belirtmiş ve kendisini onurlandırmıştır: “Bu hamiyetli ve cesur Manastırlı Hamdi Efendi olmasaydı İstanbul’da geçen bu acı olayları öğrenmek için, kim bilir ne zamana kadar bekleyip duracaktık. İstanbul’da bulunan nazır, milletvekili, komutan ve teşkilatımız adamları içinden, bir kişinin çıkıp da, zamanında bize haber vermeyi düşünememiş olduğu anlaşılıyor. Demek ki hepsini heyecan ve çarpıntı kaplamıştı. Bir ucu Ankara’da bulunan telin İstanbul’da bulunan ucuna yanaşamayacak kadar şaşkın bir duruma gelmiş oldukları yargısına varmak, bilmem ki doğru olur mu? Telgraf memuru Hamdi Efendi sonradan Ankara’ya gelerek karargâhımız telgraf memurluğu yapmıştır. Kendisine borçlu olduğum teşekkürü, burada açıkça söylemeyi millî ve vatan görevlerinden sayarım.”
İşgalden sonra, yer yer kiraz küfelerinin arasında devam eden tehlikeli bir yolculuktan sonra Ankara’ya ulaşmayı başarmış ve Gazi’nin talimatı ile Ziraat Okulu’ndaki Heyet-i Temsiliye Karargâhı’na kendisi için kurulan telgrafhanede milli mücadeleye katılmıştır. Daha sonra Batı Cephesi Komutanlığı’na atanan İsmet Paşa’nın yanına, telgrafçı olarak atandı. Bu görevi sırasında I. ve II. İnönü zaferlerini, top sesleri arasında, karargâhtan Ankara’ya ulaştıran, Manastırlı Hamdi Bey olmuştur.
Cumhuriyetin ilanından sonra, terfi ettirilerek, Akşehir telgraf memurluğuna atanmıştır. Orada iki yıl görev yaptıktan sonra, Ankara Yenişehir Postanesi Müdürü olmuştur. Bu arada sağlığının bozulması üzerine, bir süre tedavi gördükten sonra, kendi isteğiyle Konya İstasyonu’na birinci sınıf memur olarak atanmış ve bu görevdeyken de emekli olmuştur.
Soyadı yasası çıktıktan sonra Gazi, İstanbul’un işgali sırasında gösterdiği yararlılığın hatırasına Manastırlı Hamdi Bey’e, ‘Martonaltı’ soyadını vermiştir.
Milli Mücadele’nin cesur telgrafçılardan, İstiklal Madalyası ile onurlandırılmış Manastırlı Ahmet Hamdi Martonaltı 9 Aralık 1945 günü Konya’da vefat etmiştir. Mezarı Konya’dadır
Ekleme: Gömülü olduğu Musalla mezarlığı ile Nalçacı arasındaki caddeye onun adı verilmiştir.
Allah ondan razı olsun.
|
 |
Oguzhan34
14 yıl önce - Pzr 26 Ekm 2008, 18:32
Milli Mücadele Kahramanlarından İpsiz Recep'in Rize Sahil parkındaki büstü
|
 |
Oguzhan34
14 yıl önce - Pzr 26 Ekm 2008, 19:31
Telgrafçı Hamdi Bey her yıl Konya'da anılıyor
Telgrafçı Hamdi Bey,her yıl çok sevdiği Mevlana’nın kenti Konya’da düzenlenen törenler çerçevesinde, mezarının bulunduğu Musalla Mezarlığı’nda meslektaşları tarafından anılmaktadır. Telgrafçı Hamdi Bey’in ismi, Konya’da halen bir caddede yaşatılıyor.
Konya ve Mevlâna hayranı
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, Manastırlı Hamdi Bey çeşitli görevlerde bulundu, Mevlâna’ya ve felsefesine hayranlığı nedeniyle Konya’ya yerleşti. Manastırlı Hamdi Bey, 9 Aralık 1945 günü, Konya’da sonsuzluğa göç ederken yakınlarına, İstiklâl Madalyası ile taçlandırılmış, baştan başa şan ve şerefle dolu bir yaşam öyküsü bırakıyordu....
Bu arada Telgrafçı Hamdi Bey'in kabrinin Konya musalla mezarlığında bulunmasına , uzun yıllar PTT teşkilatı tarafından her yıl anılmasına ve Konya'da büyük bir caddeye isminin verilmesine vesile olan Selçuk Üniversitesi emekli Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Özönder bey'e şükranlarımızı sunuyoruz .
|
 |
yaşar81
14 yıl önce - Pzr 16 Ksm 2008, 01:03
İpsiz Recep
İpsiz Recep nihayet hatırlanarak dizi filmi halinde TRT ekranlarında gösterime başladı.TRT'de Salı akşamları saat 7:30 da gösterime başlayan dizinin bu hafta 7. bölümü oynayacak.
Oyuncu Kadrosu
Kadir İnanır (İpsiz Recep),Hakan Ural (Ahmet),Nihat Nikerel (Hasan),Burcu Kara (Ayşe)
Murat Kahraman Özalp (Henry),Sema Atalay (Halide),Akasya Asıltürkmen (Malika)
Ali Çoban (Mehmet),Hilmi Erdem (Bilal),Celil Yağız (Ali),Erdinç Tok (Hamza),Haluk Yüksel (Kemençeci Hamza),Mesut Izgi (Şerif),Öner Ateş (Osman),Murat Göktepe (Putputoğlu İlyas)
Necmettin Görgün (Şaban),Kerem Süsler (İlyas),Nurullah Çelebi (Nurullah),Hayal Garip (Leyla)
Beyti Engin (Benet),Kamil Güler (Yüzbaşı Ziya)
Senaryo
Ayça Öksüm
Yönetmen
Erhan Baytimur
Yapımcı
ARS YAPIM (Murat Arslaner)
Müzik
Melih Görgün
|
 |
sayfa 2  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|