ziya güney
16 yıl önce - Pts 08 Oca 2007, 14:01
AB 17 Aralık 2004 Brüksel zirvesi sonuç bildirgesinin yayınlandığı günlerde Bursa Ekohaber gazetesindeki köşemde 28 Aralık 2004 de yazdığım ÖNCE TÜRKİYE'NİN BİRLİĞİ başlıklı yazımı aynen koyuyorum.
AB’liğinin 17 Aralık zirvesinde Türkiye ile 2005 Ekim ayında müzakerelere başlama kararı almış olmasının yankıları çeşitli zeminlerde devam ediyor..
Başta siyasi iktidar olmak üzere görsel ve yazılı basının malum korosu kararı bir zafer olarak gösterirken muhalefet ile kararı daha serinkanlı ve objektif olarak değerlendiren bazı çevreler ise bunun bir zafer sayılamayacağı noktasında birleşiyorlar..
17 Aralık Brüksel zirvesinden çıkan karar gerçekten ülkemiz için zafer mi yoksa ...
Alınan kararlarla ilgili sağlıklı türkçe metinlere üzülerek ifade edelim ki kendi medya ve resmi kurumlarımızın internet sayfalarında ulaşmak mümkün olamadı!.
Gerek 15 Aralıktaki Avrupa Parlamentosu gerekse 17 Aralıktaki zirve kararlarına ait metinlere Alman internet sayfalarından ulaşabildik..
17 Aralık zirve kararlarını doğru yorumlayabilmek için öncelikle 15 Aralık’taki Avrupa Parlamentosu kararlarına göz atmakta fayda görüyoruz..Kaldı ki zirvede de bu kararlara atıfta bulunuluyor..
İşte 15 Aralık parlamento kararlarından kısa pasajlar;
Yeni etnik ve dini azınlıklar yaratılması,bu azınlık dillerinde yayın ve eğitim yapılması, Güneydoğu’da silah bırakmayı seçmiş kürt güçleriyle uzlaşma sağlayacak adımların atılması, köy koruculuğu sisteminin sona erdirilerek korucuların silahsızlandırılması, uluslararası bağımsız uzmanların danışmanlığında Ermenistan ile uzlaşma çabalarının sürdürülmesi ve Ermenistan sınırının bir an önce açılması,AB liği parlamentosunca 1987-2004 arasında alınan kararlara istinaden tarihi bir gerçek olan 1915 Ermeni soykırımının tanınması,İran,Irak,Suriye gibi komşuların su taleplerine duyarlı olması, bu ülkelerle ortak çalışma grupları kurarak adil ve eşit dağılımın sağlanması,Heybeliada Ruhban Okulunun derhal açılması,Fener Rum Patriğinin ekümenik sıfatının tanınması,alevilerin dini azınlık olarak tanınması ve korunması,cem evlerinin dini merkez olarak tanınması,İstanbul,İmroz ve Bozcaada rumları dahil olmak üzere hıristiyan azınlık ve cemaatlerin korunması,Kıbrıs Rum yönetiminin “ Kıbrıs Cumhuriyeti”olarak tanınması,Türkiye’ nin komşuları ile olan bütün sınır anlaşmazlıklarını derhal çözmesini bu anlaşmazlıklarda nihai olarak Lahey Adalet Divanı kararlarının kabul edilmesi.. vb..
Bilindiği gibi gerek görsel gerekse yazılı medyada bunların hiçbirine tek cümle dahi yer verilmedi..
Şimdi de kısaca 17 Aralık zirvesinde alınan kararların bir bölümünü özetleyelim;
5.maddede; ilk paragrafın ilk cümlesi AB nin genişleme sürecinin devam edeceğini belirtirken ikinci cümle şöyle; Bu bağlamda AB nin yeni üyeleri hazmetme kapasitesi önemli bir mülazahadır.
19. maddede Türkiye’nin müzakerelerin başlamasından önce 1963 Ankara anlaşmasını 10 yeni AB üyesine teşmill edecek ek protokolü imzalayacağı belirtiliyor. Bu maddenin açık olarak Kıbrıs Rum yönetiminin Türkiye tarafından de facto tanınması anlamına geliyor.
21. madde’de AB liği Parlamentosunun 15 Aralık - yukarıda özetlediğimiz- kararların dikkate alındığı vurgulanıyor.
23. madde de; müzakerelerin aday ülkelerle ayrı ayrı yapılacağı, AB liğinin uzun geçiş dönemleri,özel düzenlemeler veya kalıcı tedbirler gündeme gelebilir diyerek ne olduğu anlaşılmayan bir ifade ile başlamakta ve serbest dolaşımın kısıtlanması vb. istediği her konuda Türkiye’ye yeni ve kabul edilemeyecek hususların yolu açılıyor.
23. maddenin son fıkrasında “müzakerelerin ucu açıktır sonucu önceden garanti edilemez “ diyerek önce Türkiye’nin üyeliği konusundaki inançsızlığını ortaya koyuyor Daha sonra da “ aday ülke üyeliğin bütün yükümlülüklerini yerine getirme durumunda olmazsa mümkün olan en güçlü bağlarla AB yapılarına bağlanması sağlanmalıdır” diyerek gerçek niyeti olan özel statünün kapısı aralanıyor..
Fransa ve Avusturya karar açıklandıktan sonra “ Türkiye’nin üyeliğini referanduma götüreceğiz “ diyerek üyelik kapılarının kapanmasının yol ve yöntemini gösteriyorlar..
Üyelik prosedürü ile ilgili gerek her bölüm için gerekse genel olarak komisyon ve her ülkenin ayrı ayrı onama yetkisinin bulunması da üyeliğimizi adeta imkansızlaştıracak başka bir emniyet tedbirini oluşturuyor..
Bütün bu parlamento ve zirve kararlarında bizden istenen tavizlerin hiçbirisinin diğer ülkelere şart koşulmaması da AB liğinin bugüne kadar çeşitli vesileler ile gündeme getirdiği gibi Lozan’ı tartışılır hale getirerek Sevr’in kapılarını aralamasının açık bir göstergesidir..
Bütün temennimiz zamanın bizi haklı çıkarmamasıdır..
|